"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Ali Erbaş: Vefat edene dua edilir, beddua değil

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş’ın Ayasofya hutbesinde şöyle bir cümle geçti:

 

“Fatih Sultan Mehmet Han, gözbebeği olan bu muhteşem mabedi kıyamete kadar cami olmak kaydıyla vakfedip müminlere emanet bırakmıştır. Bizim inancımızda vakıf malı, dokunulmazdır. Dokunanı yakar. Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar”.

*

İşte hutbede geçen bu bölüm nedeniyle özellikle CHP ve İYİ Parti’den isimler, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş’a büyük tepki gösterdiler.

*

Mesela CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Ali Erbaş ant olsun ki, o koltukta oturup Atatürk’e lanet okumanın bedelini ödeyeceksin” dedi. Mesela CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, “Türkiye’nin hiçbir memuru Atatürk’e hakaret edemez. Hele Atatürk sayesinde işgalden kurtarılan Ayasofya’da bunu yapmak sadece ahlak değil akıl bozukluğudur” dedi. Mesela CHP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi, “Atatürk’e lanet, vatana ihanettir” dedi. Mesela İYİ Parti TBMM Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, “Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş bugün Atatürk’e lanet okuyarak, birilerine selam çakmış olabilir. Ama unutulmamalı ki gün gelir bunun siyasi ve hukuki sonuçları olur” dedi. Mesela İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Atatürk’e dil uzatan Ali Erbaş Fatih’in vakfiyesinde ne yazdığını bile bilmiyor. İstifa istifa!” dedi.

*

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş’la konuştum.

“Atatürk’e lanet ettiğiniz şeklinde bir eleştiriyle karşı karşıyasınız. Bu konuda ne söylemek istersiniz?” dedim.

*

Ali Erbaş, yazılı bir açıklamayla konuya açıklık getirmeyi tercih etti.

Ali Erbaş’ın gönderdiği açıklamayı, noktasına virgülüne dokunmadan aynen yayınlıyorum:

Ali Erbaş: Vefat edene dua edilir, beddua değil

*

Merhaba Ahmet Bey.

Ayasofya hutbemde temas ettiğim “Vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar; vâkıfın şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar” ifadesiyle ilgili şu açıklamayı yapabilirim:

Genel olarak vakfiyelerin sonu, vâkıfın bedduasıyla biter.

“Bu vakfımı kimler amacı dışında kullanırsa Allah’ın, meleklerin, peygamberlerin, tüm Müslümanların laneti onların üzerine olsun” şeklinde.

Ben de hutbede buna atıfta bulundum.

Sadece Ayasofya’yı değil tüm vakıf mallarını kastettim.

Geçmişi değil, bundan sonrasını kastettim. “Uğramıştır” demedim, “Çiğnerse lanete uğrar” dedim.

Atatürk 82 sene önce vefat etti. Vefat eden insanlara dua edilir, beddua değil. Geçen geçmiştir, Allah Teala da “tilke ümmetün kad halet, lehâ mâ kesebet ve leküm mâ kesebtüm” (Onlar gelip geçen bir ümmettiler. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz) (Bakara 141) ayetiyle bizi uyarmaktadır.

Biz geçmişe takılmadan geleceğe bakmalıyız.

Kaldı ki Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi hususunda Atatürk’ün dahlinin olup olmadığı da tarihçiler arasında tartışmalı bir konudur.

Velhasıl bizim millet olarak vakıf mallarını koruma konusunda çok titiz olmamız gerekir. Bunu sağlamanın tek yolu kanunlarla korkutarak olmamalı. Farklı yollarla vicdanlar harekete geçirilmeli ve inanç ilkeleri de devreye sokulmalı.

Diyanet İşleri Başkanı olarak bunu Müslümanlara hatırlatmak benim görevim. Ben görevimi yapıyorum.

Ama birileri benim görevim gereği hatırlattığım hususlar üzerinden bilerek ya da bilmeyerek tefrika çıkarıyor.

Bizim inancımızda vâkıfın (vakfedenin) vasiyeti nass hükmündedir. Ona uymak gerekir.

Bunu Müslümanlara Diyanet İşleri Başkanının camide, hutbede hatırlatması son derece normal bir davranıştır, polemik konusu yapmak iyi niyetli bir tavır değildir.

Allah yar ve yardımcımız olsun.

*

Benim konuyla ilgili yorumum şudur:

Bu tartışmayı sürdürmek tabii ki mümkün. Ama tartışmayı sürdürürken Prof. Ali Erbaş’ın yaptığı bu son açıklamayı dikkate almak şart.


ATATÜRK VE AYASOFYA İÇİN BEŞ MADDELİK MANİFESTO

- MADDE BİR: Atatürk, verdiği o muazzam kurtuluş mücadelesiyle İstanbul’u düşman işgalinden kurtarmıştır. Atatürk’ün önderlik ettiği o mücadele olmasaydı bugün belki de Ayasofya’yı ibadete açabilecek bir irademiz olmayacaktı.

Ali Erbaş: Vefat edene dua edilir, beddua değil
Atatürk, açıldıktan 5 gün sonra Ayasofya Müzesi’ni ziyaret etmiş, incelemelerde bulunmuştu.

*

- MADDE İKİ: Ayasofya’yı ibadete açmak, Atatürk’e karşı bir eylem değildir. Ayasofya’nın ibadete açılmasından memnun olanlar, Atatürk’le hesaplaşma içine girenler değildir. Ayasofya’da Atatürk için de dua edenler vardı, bunu biliyorum.

*

- MADDE ÜÇ: Vakıf hassasiyetine yapılan vurgudan yola çıkılarak “Atatürk’e lanetler okundu” diye atılan başlıklar, olaydan tam haberdar olmayanlar için kışkırtıcı bir nitelik taşıyor. Meselenin aslını faslını bilmeyenlerin kışkırtılması, kime ne fayda sağlayacak?

*

- MADDE DÖRT: Ülkenin bir kısmını Ayasofyacı, bir kısmını da Atatürkçü olarak bölerek ne elde edilecek? Ne yani? Atatürkçü olup da Ayasofyacı olanlar ya da Ayasofyacı olup da Atatürk’e şükran duyanlar yok mu?

*

- MADDE BEŞ: Kaşıyarak, didikleyerek, abartarak, olduğundan daha farklı yansıtarak, kışkırtarak, düşmanlaştırarak, kamplaştırarak, tahrik ederek, gereksiz tartışmalara yol açarak, karşı karşıya getirerek... Nereye kadar gidebiliriz ki? 

X