MHP ne zaman dava açacak?

Bir süredir HDP’nin kapatılmasını gündeme getiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 11 Ocak tarihli yazılı açıklamasında, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bilhassa 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili hazırlanan ve hukuken açık ihbar niteliği taşıyan iddianameyi temel alarak HDP hakkında acil ihtiyaç olan kapatma davasını süratle açabilecektir. Şayet kapatma davasının açılması tavını kaybedip tavsamaya havale edilirse Milliyetçi Hareket Partisi Siyasi Partiler Kanunu’nun 100’üncü maddesine müzahir olarak gereğini zamanı geldiğinde inanmışlıkla yapacaktır” dedi.

Böylece HDP’nin kapatılmasıyla ilgili tartışmalarda yeni bir sürece girildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın parti kapatmaya sıcak bakmadığı biliniyor. AK Parti’nin önemli isimlerinin de bu yönde açıklamaları oldu. O nedenle MHP’nin, HDP’yle ilgili tutumunun cumhur ittifakının politikası olmadığı anlaşılıyor. Ancak AK Parti’nin, MHP’nin bu girişimini engelleme gibi bir çabası olmayacağı belli.

MHP’DEKİ HAZIRLIK

Soru 1: MHP’de, HDP’nin kapatılmasıyla ilgili bir çalışma var mı? Var.

Soru 2: Kimin başkanlığında yapılıyor?

Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız başkanlığında HDP’yle ilgili bir dosya hazırlanıyor.

Soru 3: MHP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na HDP’nin kapatılması için müracaat edecek mi?

MHP, öncelikle Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili iddianame üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP hakkında kapatma davası açmasını bekleyecek.

Soru 4: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı dava açarsa MHP ne yapacak?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP hakkında kapatma davası açarsa MHP, mükerrer bir başvuru olur gerekçesiyle ayrıca müracaat etmeyi düşünmüyor.

Soru 5: Eğer Yargıtay, HDP hakkında kapatma davası açmazsa MHP ne yapacak?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı adım atmazsa MHP, Siyasi Partiler Yasasının 100. Maddesi’ne göre HDP’nin kapatılması için yazılı başvuruda bulunacak.

Soru 6: MHP ne kadar bekler, başvuruyu ne zaman yapar? Bir tarih var mı?

Belirlenmiş bir tarih var. MHP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dava açması için 1 ay bekleyecek. Eğer bu süre zarfında adım atılmazsa harekete geçecek.

Soru 7: MHP’nin HDP dosyasında ne var?

MHP’nin HDP’nin kapatılmasıyla ilgili hazırlığını yaptığı dosyanın ana temasını, “HDP, PKK’nın siyasi uzantısıdır” tezi oluşturuyor. PKK’nın 1978 yılındaki kuruluşundan bu yana meydana gelen terör eylemleri yer alıyor. Ayrıca 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili olarak Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianame dosyaya girecek.

HDP’nin eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere milletvekillerinin PKK ve Öcalan’la ilgili açıklamalarına yer verilecek.

SICAK GÜNDEM BEKLİYOR

Siyaset yeniden şekillenirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ittifak girişimleri ve HDP’nin kapatılması konusu nedeniyle siyasette sıcak bir gündem bizi bekliyor. Hem de ateşin üzerindeki kestane gibi. Elini uzatanın elini yakacak bir gündem.

WHATSAPP İŞİNİN MİLLİ GÜVENLİK BOYUTU

WHATSAPP
, gizlilik politikasıyla ilgili güncellemenin özel hayata ilişkin mesajları kapsamadığına ilişkin açıklama yaptı. Ama ikna edici olmadı. Çünkü WhatsApp kullanıcılarına gönderdiği sözleşmede tüm verilerin Facebook’la paylaşılabileceği bilgisi yer alıyor. Bunun için de son tarih olarak 8 Şubat belirlenmiş. WhatsApp, 2014 yılında Facebook tarafından satın alındı. Facebook, Instagram’ı da bünyesinde bulunduruyor.

FACEBOOK’UN SABIKASI

Facebook bu konuda sabıkalı bir şirket. 2016 ABD seçimlerinde 87 milyon kullanıcının bilgisini siyasi danışmanlık şirketi Cambridge Analytica ile paylaştığı tespit edilmişti. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, bu skandalın ortaya çıkması üzerine ABD Kongresi’nde özür dilemek zorunda kalmıştı.

WhatsApp’ın yeni uygulamasının milli güvenliği ilgilendiren boyutu ise önceki günkü kabine toplantısında gündeme geliyor. Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu, WhatsApp’ın yeni sözleşmesindeki açıklara dikkat çekiyor. WhatsApp’tan, Telegram ya da Signal gibi başka uygulamalara geçmenin çözüm olmadığı, onların da başka ülkelerin uygulamaları olduğunun altı çiziliyor. Yerli ve milli uygulamanın yaygınlaştırılması üzerinde duruluyor. Zaten devletin belirli birimlerinde bir süredir, yerli ve milli uygulama olan BİP kullanılıyor. Ama BİP bir türlü yaygınlaştırılamadı. WhatsApp’ın kullanıcıların bilgilerini Facebook’la paylaşılacağı yönündeki yeni sözleşmesinde kullanıcıları en çok rahatsız eden, özel bilgilerin, yazışmaların Facebook’un eline geçecek olmasıydı. İnsanlar mahremlerinin paylaşılmasını istemedi. En doğal hakları.

MİLLİ GÜVENLİK SORUNU NEREDE?

WhatsApp’ın dayattığı sözleşmede en çok üzerinde durulan noktayı ise “meta bilgisi” oluşturuyor. WhatsApp kullanıcılarının meta bilgisinin Facebook’la paylaşılmasının milli güvenlik sorunu oluşturabileceğinin altı çiziliyor. Gerçekte WhatsApp, ücretsiz olarak sunduğu birçok hizmeti bizim kara kaşımız ya da kara gözümüz için yapmıyor. Zaten meta bilgimiz WhatsApp’ın elinde. Ama endişeye neden olan, bu bilgilerin Facebook tarafından siyasi ya da istihbari amaçla kullanılacak olması.

META BİLGİSİ KAYGISI

WhatsApp’la ilgili tekil kullanıcılar özel hayatlarına ilişkin kaygılar taşırken, kamu daha çok META bilgisi üzerinde yoğunlaşıyor. Çünkü META bilgisi istihbari ve ekonomik bir değer ifade ediyor. “Sosyal medyamız, bizim güvenlik sorgulamamız, GBT taraması ya da adli sicil kaydımıza dönüşüyor” deniliyor. Meta bilgisi kabaca WhatsApp kullanıcısının yazıştığı kişilerin profilini, yazışmalarında ilgi duyduğu konuları, daha çok kimlerle ve hangi maksatla görüşmeler ya da yazışmalar yaptığı ya da hangi kurumlara gittiği, hesap bilgileri, mesajlar, durum bilgisi, konum bilgileri gibi güvenlik, siyaset, istihbarat alanları açısından kıymetli bilgileri içeriyor. “Bu bir bilgi alınması değil, iki çarpı iki, üç çarpı üç gibi bir kuvvet çarpanı doğuruyor” deniliyor.

TRUMP UYGULAMASI

ABD’de 6 Ocak’ta Trump yanlılarının Kongre binasını basması üzerine Twitter, ABD Başkanı Trump’ın hesaplarını kullanıma kapatmıştı. Şiddet çağrısı ya da terör propagandası gibi şartlara ihtiyaç duymadan Trump’ın Twitter hesabının askıya alınmasının ardından, WhatsApp’ın gizlilikle ilgili yeni sözleşmesi Türkiye’de yerli ve milli platformların güçlendirilmesi konusunu gündeme getirdi.

WHATSAPP GERİ ADIM ATMAZSA

Kullanıcıların başlattığı, “Kavimler Göçü”ne rağmen WhatsApp geri adım atmazsa ne olacak? Kullanıcılara seçenek hakkı tanımayan WhatsApp’a, ilk aşamada Rekabet Kurulu tarafından soruşturma başlatıldı. Ama WhatsApp geri adım atmadığı takdirde bazı yaptırımlar devreye girebilecek.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Muhalefetin sistem önerisi

Muhalefet artık işi öğrendi. Sadece tenkit etmiyor, çözüm önerisi getiriyor.

Demokrasimiz açısından önemli bir gelişme. CHP ile İYİ Parti, “güçlendirilmiş parlamenter sistem” önerisini kendi içinde tartışmaya açtı. Önümüzdeki ay muhalefet partileri ortak bir platform oluşturup sistem önerisini netleştirecekler.

CUMHURBAŞKANLIĞI ÖNERİLERİNDEKİ FARK

CHP ile İYİ Parti’nin cumhurbaşkanı önerisinde küçük ama önemli bir fark bulunuyor. CHP sembolik cumhurbaşkanlığını, İYİ Parti ise tarafsız ama yetkili cumhurbaşkanlığını esas alıyor. İYİ Parti, Cumhurbaşkanı’nı günlük siyasi tartışmaların dışına çıkarıp, sistemin tıkandığı noktalarda ise etkili olmasını esas alıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetilmesinde yetkili olması gerektiğine inanıyor. İki partinin önerisinde de Cumhurbaşkanı, Meclis tarafından seçilecek ve Cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisiyle ilişkisi kesilecek. Cumhurbaşkanı temsili konumunda olacak.

CUMHURBAŞKANI’NIN YETKİLERİ

Cumhurbaşkanı ile başbakanın yetki çatışmasına girmemesi için üçlü kararname yeniden düzenlenecek. Devletin birliği ve bütünlüğünü temsilen yapılacak atamalarda Cumhurbaşkanı’nın onayı gerekecek. Onun dışında başbakan çalışacağı isimleri seçmede kimi atamaları tek imza ile gerçekleştirebilecek.

HÜKÜMET MECLİS’TEN KURULACAK

Hükümet, parlamentodan çıkacak. Güvenoyu zorunluluğu getirilecek. Başbakan ve bakanlar, Meclis’e karşı sorumlu olacak.

CHP İLE İYİ PARTİ 

Yazının Devamını Oku

Enis Berberoğlu işi ne olacak?

Anayasa Mahkemesi, oybirliği ile Enis Berberoğlu hakkında ikinci kez ihlal kararı verdi. Anayasa Mahkemesi 17 Eylül 2020 tarihinde de ihlal kararı vermiş ancak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararını uygulamamıştı.

GEREKÇELİ KARARA DİKKAT

O nedenle bu kez Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararının gerekçesinde Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının kesin olduğu ve yerel mahkemeler tarafından uygulanmasının zorunlu olduğuna güçlü bir vurgu yapılması bekleniyor.

Enis Berberoğlu’nun avukatı Yiğit Acar’la konuştum. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararından sonra İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nden öncelikli olarak dosyanın durdurulma kararı vermesini beklediklerini söyledi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi yine kararında ısrar edebilir. Az bir ihtimal ama o takdirde tekrar başa dönmüş olunacak.

BERBEROĞLU’NUN MİLLETVEKİLLİĞİ

Ya da bu kez İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararı doğrultusunda yeniden yargılama sürecini başlatacak. Bu aşamada yeniden yargılama ve milletvekilliğinin iadesi için “dosyanın durdurulması” kararı istenecek.

MADDE MADDE

Hukuku ayrıntılara girmeden anlatacak olursak:

Yazının Devamını Oku

Çelebi’den Kılıçdaroğlu’na yanıt: ‘Mektup arkadaşı aramıyoruz’

CHP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi ve Karabük milletvekili Hüseyin Avni Aksoy’un yayınladığı mektup ses getirmeye devam ediyor. Çelebi ve Aksoy’u, Yalova milletvekili Özcan Özel’in de desteklediğini ifade etmeliyim.

Ben CHP’de bir karışıklık olsun düşüncesiyle hareket eden bir gazeteci değilim. CHP’yi önemsediğim için CHP’deki gelişmeleri de takip ediyorum. CHP gibi köklü partilerin istikrarını korumasının, demokratik istikrar açısından önemli olduğuna inanıyorum.

Muharrem İnce’nin partide kalmasını sağlanması için Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun adım atması gerektiği yönünde çağrılar yaptım. Yine aynı şekilde üç milletvekilinin istifa etmemesi için Kılıçdaroğlu’nun çaba göstermesi gerekiyor.

KILIÇDAROĞLU’NUN TEPKİSİ

Ama Kılıçdaroğlu “Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkana mektup yazılmaz. Genel başkandan randevu alınır” dedi. Mektup yazan milletvekilleriyle görüşmeyeceğini açıkladı. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları üzerine İzmir milletvekili Mehmet Ali Çelebi ile konuştum. Mektup yazmadan önce 27 Ekim tarihinde Kılıçdaroğlu ile görüştüklerini hatırlattı. Görüşmede daha sonra mektupta yer alan rahatsızlıklarını ilettiklerini söyledi. “Bu durum böyle devam ederse müsaade isteriz” dediklerini hatırlattı. Çelebi ve Aksoy, sadece Kılıçdaroğlu ile görüşmediler. 14 Ekim’de CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’le, 14 Aralık’ta CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ile bir araya geldiler. Bir ilerleme sağlanamadığını gördükleri için bir de mektup yazmak suretiyle görüşmelerini iletmeyi tercih etmişler.

2 YILLIK BİR SÜREÇ

Dünkü konuşmamızda Mehmet Ali Çelebi ısrarla bu işin 2 yıllık bir süreç olduğunun altını çizdi. 24 Haziran 2018 seçim gecesinden başlayan bir süreç... Kılıçdaroğlu, CHP’yi “dostları”na göre yapılandırınca Muharrem İnce ve Mehmet Ali Çelebi gibi kendisini Cumhuriyetçi-Atatürkçü olarak tanımlayan isimlerin, parti politikalarından rahatsızlıkları başlamış.

RAHATSIZ OLDUKLARI İKİ BAŞLIK

Burada CHP ile HDP arasındaki ilişkilere bir parantez açmak gerekiyor. Kürt halkıyla HDP üzerinden ilişki kurulmak istenmesinden rahatsızlar.

Yazının Devamını Oku

CHP milletvekili Çelebi: ‘Muharrem İnce ile görüşüyoruz’

CHP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi ile Karabük milletvekili Hüseyin Avni Aksoy imzasıyla bir mektup yayınlandı. İki milletvekiline Yalova milletvekili Özcan Özel’in de destek verdiği söyleniyor. Mektubun içeriğine geçmeden önce tarihine dikkat çekmek istiyorum.

10 ARALIK SANCISI

Çelebi ve Aksoy’un mektubu, 10 Aralık 2020 tarihini taşıyor. Belli ki 10 Aralık tarihi özel olarak seçilmiş.

İki milletvekili kendilerini, ‘29 Ekim Gücü’ olarak isimlendiriyorlar. Mehmet Ali Çelebi’nin Ergenekon sürecinde 41 ay tutuklu yargılandığını hatırlatırsam, neden 29 Ekim’i referans aldıkları daha iyi anlaşılır.

Peki 10 Aralık rahatsızlığı ne?

Burhan Şenatalar ve Süleyman Çelebi’nin sözcülüğünü yaptığı 10 Aralık Hareketi, CHP’nin kapatılıp vakfa dönüştürülmesini, solda yeni bir parti kurulmasını savunan, “ikinci Cumhuriyetçi” çizgiye yakın isimlerden oluşuyordu.

CHP yönetiminde Oğuz Kaan Salıcı ve Canan Kaftancıoğlu ‘10 Aralıkçı’ olarak biliniyorlar.

CHP’de kendini Atatürkçü ve Cumhuriyetçi olarak tanımlayan isimler partinin son dönemde 10 Aralıkçıların çizgisine çekildiği kaygısını taşıyor.

ÜÇ İTİRAZ

Yazının Devamını Oku

Bahçeli’nin sokak çıkışı

Doğru olanı desteklemek, yanlışı ise eleştirmek gerekiyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “MHP’nin sokakta işi yoktur” açıklamasını da o yönde görüyorum.

Bahçeli, Ülkücüleri sokaktan çekmiş, ellerinde silahın değil, bilgisayarın olması gerektiğini söylemişti.

Darbelerin hazırlık süreçlerinde sağcı-solcu örgütleri sokaklara sürüp, terör olaylarının üzerinden demokrasiyi kuşatanlar, Bahçeli’nin bu tavrı karşısında memnun olmamışlardı. Ama millet sokaktan çekilen MHP’ye güven duymuş, Bahçeli’nin liderliğinde girdiği 18 Nisan 1999 seçimlerinde MHP, yüzde 18 oy oranına ulaşmıştı.

Doğru olanı desteklemek, yanlış olanı ise eleştirmek gerekiyor.

BAHÇELİ’NİN TAVRI

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ve gazeteci Orhan Uğuroğlu’na yapılan saldırı nedeniyle gözlerin MHP’ye çevrildiği bir sırada Bahçeli’nin bu çıkışı önemliydi.

Bahçeli, “MHP’nin sokakta işi yoktur. Kavga ve karışıklıkta hayır görmesi imkânsızdır” dedi. Bahçeli’nin sözleri kadar zamanlaması da önemliydi. Yerindeydi. Ama devamındaki gazetecilere ve siyasetçilere gelen tehdit dilini nereye koyacağız?

İKİNCİ MESAJIN ADRESİ

Yazının Devamını Oku

Erdoğan bu işin peşini bırakmayacak gibi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, seçilmiş Cumhurbaşkanı’na “sözde Cumhurbaşkanı” demesi büyük bir tepkiye neden olmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu hakkında 1 milyon liralık tazminat davası açarken, “Bizzat kendisi bir kaset komplosu ile işbaşına gelen, partisi içinde taciz, tecavüz, hırsızlık hadiselerini görmezden gelen sözde genel başkanın sancısının sebebi budur. Bunların derdi millet, milli iradedir” diye tepki göstermişti.

Gelinen noktada ne Kılıçdaroğlu geri adım atıyor ne de Erdoğan bu işin peşini bırakmaya niyetli görünüyor. AK Parti MKYK toplantısında “sözde Cumhurbaşkanı” konusu açılınca Erdoğan, “CHP böyledir. Bunların sorunu milli iradeyle. Bu CHP’de tecavüzcüler var. Sahtekârlıklar var. Bizim bu partiye karşı tavırlı olmamız lazım” diyor.

SELÇUK ÖZDAĞ’A SALDIRIÖNCELİKLE Selçuk Özdağ’a ve gazeteci Orhan Uğuroğlu’na yapılan saldırıyı kınıyorum. Selçuk Özdağ’la doktorlar müdahale ettikten kısa bir süre sonra konuşmuştuk. Silahlı ve sopalı kişilerin saldırısına uğradığını anlatmıştı. “Cuma namazı için evden çıkmıştım. Şoförümün başına silah dayamışlardı. Biri bana silah çekti, diğerleri arkadan sopalarla saldırdı. Bir süre yumruklarla kendimi korumaya çalıştım” diye anlatmıştı.

Selçuk Özdağ’a yapılan saldırıya çok üzüldüm. Ama başkentin ortasında önemli bir siyasetçinin silahlı, sopalı saldırıya uğramasına daha çok üzüldüm. Böyle bir Türkiye istemiyoruz. Fikirlerin silahla, sopalarla susturulduğu bir Türkiye’nin mücadelesini vermiyoruz.

Selçuk Özdağ’ın kırılan iki parmağı ve koluna operasyon yapıldı. Dün hastaneden evine geçti. İçişleri Bakanı Soylu, Selçuk Özdağ’la sürekli temas halinde. Dün saldırganların ikisinin yakalandığı haberini alınca Selçuk Özdağ’ı aradım. Doğruladı. Teşhis için şoförünün Emniyet’te olduğunu söyledi. “Önemli olan onların arkasında kimlerin olduğu” dedi.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ARAMIŞ

Selçuk Özdağ, “Ne kadar sevildiğimi anladım” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan aramış kendisini. Olayın nasıl olduğunu sormuş. Geçmiş olsun dileklerini iletmiş. İçişleri, Adalet ve Sağlık Bakanı başta olmak üzere bakanlar, milletvekilleri, siyasi parti liderleri ve eski Meclis başkanları aramış. Selçuk Özdağ, MHP ve Ülkü Ocakları davasından idamla yargılanmış, bu uğurda 7 yıl hapis yapmış, çile çekmiş bir insan. Ona saldıranlar hangi bedeli ödedi acaba?

BAHÇELİ’NİN 

Yazının Devamını Oku

Özdağ’dan ‘İkinci kez ihraç edemezler’ itirazı

İYİ Parti’den ihracı yargıdan dönen Ümit Özdağ’la konuştuğumuzda Muğla’ya ulaşmak üzereydi. Ancak Ümit Özdağ, Muğla’ya hareket etmeden önce bir gece yarısı yapılan operasyonla İYİ Parti Muğla İl Başkanı İncilay Gezgin Şekerdağ’ın başkanlığı düşürüldü.

İl yönetimi istifa ettirilince İncilay Gezgin Şekerdağ, başkanlığı kaybetmiş oldu. Gece yarısı Muğla il yönetiminin istifa ettirildiği, hatta il başkanlığının kapısının anahtarının değiştirildiği iddiası söz konusu. Bizde parti içi mücadele çok sert geçiyor. Kadın genel başkanın yönettiği partide Ümit Özdağ’ın ihracına imza vermediği için kadın il başkanı tasfiye ediliyor.

İKİNCİ İHRAÇ OLMAZ İDDİASI

Ümit Özdağ’la bundan sonraki süreci konuştuk. Ben yeniden ihraç edileceği yönündeki izlenimimi paylaşmıştım. Ümit Özdağ, “Hukuki olarak aynı konuda ikinci kez ihraç edilemem” dedi. Hukukçulardan bu yönde görüşler almış.

“Mahkeme usul yönünden ihraç kararını iptal etti ancak dosyanın esasını da incelemek suretiyle böyle bir karara vardı” dedi. Yazımdaki “Yeniden ihraç edilecek” ifadesi üzerine Ümit Özdağ ile irtibat kuran hukukçular “İhracı gerektirecek yeni bir açıklama olursa ancak o zaman ikinci kez ihraç edebilirler” diye görüş bildirmişler.

BİR DE LATİNCE ANLATTI

Ümit Özdağ, aynı gerekçeyle ikinci kez ihraç edilmesinin mümkün olmadığını Roma hukukundan örneklerle savundu. “Non bis in idem” dedi. Aynı fiilden dolayı ikinci kez yargılanamaz anlamına geliyor. Ama İYİ Parti işi Roma hukukuna kadar götürmeye niyetli değil.

YENİDEN İHRAÇ

Çünkü İYİ Parti,

Yazının Devamını Oku

Ümit Özdağ: ‘Sözlerimin arkasındayım’

Ümit Özdağ’ı aradığımda sesi neşeliydi. “Kurucusu olduğum partime döndüm” dedi.

Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Ümit Özdağ’ın İYİ Parti’den ihraç kararının iptaline karar verildi. Ümit Özdağ bugün Meclis’te, saat 11.00’de düzenleyeceği basın toplantısında geniş açıklamalar yapacak. Ancak dünkü konuşmamızda, “Adalet yerini buldu. Hiçbir açıklamamdan dolayı pişman değilim. Bugüne kadar ne söylediysem, bundan sonra da söylemeye devam edeceğim. Şimdiye kadarki tüm sözlerimin arkasındayım” dedi. Ümit Özdağ, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ’cü olduğunu iddia etmişti.

İYİ PARTİ NE YAPACAK?

Bu karar karşısında İYİ Parti ne yapacak? Mahkeme usul açısından bir karar verdi. Öncelikle 1 hafta-10 gün içinde çıkması beklenen gerekçeli kararı bekleyecekler. Nerelerde usul hatası yapıldığı ortaya çıkacak. İYİ Parti kaynakları, “Ümit Özdağ’ın ihracına ilişkin esas hakkındaki gerekçelerimiz geçerliliğini koruyor. Mahkeme sadece usul açısından iptal kararı verdi. Zaten esas açısından karar verme yetkisi yoktur. Gerekçeli karar çıktıktan sonra yetkili kurullarımız yeniden değerlendirme yapacak” dedi.

Edindiğim izlenim, Ümit Özdağ hakkında yeniden ihraç düğmesine basılacağı yönünde. Özdağ, disipline sevk yetkisinin genel başkan ya da genel idare kuruluna ait olduğu, ancak kendisiyle ilgili işlemin genel sekreterlik tarafından yürütüldüğü itirazında bulunmuştu. Değişen tek şey, bu kez ihraç işlemi genel başkan tarafından yürütülecek.

AYHAN BİLGEN HDP’DEN KOPUYOR

ESKİ Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen, tutuklandığında “tersine Türkiyelileşme” başlığı altında HDP’ye esaslı eleştiriler yöneltmişti.

Ayhan Bilgen

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’ın sosyal medya talimatı

WhatsApp’ın dayattığı sözleşme beni iki açıdan rahatsız etti. Biri, özel hayata ilişkin bilgilerimizin Facebook’la paylaşılacak olması, ikincisi ise AB üyesi ülkeler bu sözleşmeden muaf tutulurken Türkiye’ye ikinci sınıf ülke muamelesi yapılmak istenmesi.

 WhatsApp’ın uygulaması hepimizi karar almaya zorlarken, sosyal medya ile siyaset ilişkisine bakmak istedim. Ha, bir de sosyal medya konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın değerlendirmesi var. Sosyal medya, özellikle algı yönetiminde etkin bir şekilde kullanılıyor. Bu durum siyasetin de sosyal medyaya daha çok ilgi duymasına yol açıyor.

Peki hangi parti hangi sosyal medya platformunu tercih ediyor? Hilmi Daşdemir’in başkanı olduğu Optimar’ın bu konuda bir anketi var. Tek eksiği TikTok olan anketi  paylaşıyorum.

PARTİLERE GÖRE SOSYAL MEDYA

AK Partililer Facebook’cu, CHP’liler Twitter’cı, MHP’nin önceliği ise Facebook. HDP’liler ise ezici bir çoğunlukla Twitter’cı. İYİ Partililerin tercihi ise Facebook. AK Parti ve İYİ Partililerin ikinci tercihi Twitter’dan yana. CHP, MHP ve HDP’liler ikinci sırada Instagram diyor.

Tabii siyaset de sosyal medyaya ilgisiz değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Twitter’daki takipçi sayısı 17 milyon 356 bin. Kılıçdaroğlu’nun ise 7 milyon 304 bin takipçisi var. Bahçeli’nin takipçi sayısı 5 milyon 459 bin olurken, Akşener’i 4 milyon 267 bin kişi takip ediyor.

CİNSİYETE GÖRE

Kadınlar daha çok Instagram’ı tercih ediyor. Gençlerin seçimi de o yönde. Erkekler ise Facebook ve Twitter’ı etkin bir şekilde kullanıyor. YouTube’da ise kadınlar ve erkekler eşit seviyede yer alıyor.

SOSYAL MEDYA İÇİN NE DEDİ?

Yazının Devamını Oku

AK Parti ile Saadet ittifakı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Oğuzhan Asiltürk’ü ziyareti, Saadet Partisi’ni dalgalandırdı.

Saadet Partisi’nde genel başkan Temel Karamollaoğlu ve onun etrafındaki bir grup, AK Parti ile ittifaka karşı. Zaten ittifakla ilgili haberlere en sert tepkiyi onlar gösteriyor. Amaçları AK Parti ile bir ittifak ihtimali olsa dahi onu engellemek. Ama bu denli telaş etmelerinin nedenini anlayamıyorum. Çünkü resmi bir ittifak görüşmesi yok.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaretle ilgili olarak, “Oğuzhan Asiltürk geçmişte beraber olduğumuz, benim bir büyüğümdür. Benim bu ziyaretim hem bir nezaket, hem de bu ittifak meselesinde bir seçim ittifakı mı olur geleceğe yönelik, biz terörle mücadele verirken her türlü desteğin bizim yanımızda olması lazım. Biz yalnızlığı hissetmememiz lazım” dedi.

İKİ MESAJ

Erdoğan’ın konuşmasında iki mesaj öne çıkıyor:

1- Saadet Partisi’yle seçim ittifakı.

2- Saadet Partisi’nin desteğinin terörle mücadele veren AK Parti iktidarından yana mı olacağı, yoksa terörle mücadeleye karşı çıkanların safında mı olacağı.

Saadet Partisi’nde, “Erdoğan bizi bir tavır almaya zorluyor” diye düşünenler var.

İKİ İTTİFAK GÖRÜŞMESİ

Yazının Devamını Oku

Trump’tan önce Trump’tan sonra

Tarihi milattan önce-milattan sonra diye ikiye ayırdığımız gibi, galiba Amerika’yı da “Trump’tan önce-Trump’tan sonra” diye ayırmak gerekiyor.

1)Amerikan Kongresi 1814 tarihindeki işgalci İngiliz birliklerinden 207 yıl sonra Trump destekçileri tarafından baskına uğradı.

2) Dünyaya demokrasi ihraç eden Amerika’nın asıl kendisinin demokrasiye ihtiyacı olduğu ortaya çıktı. Bu aşamadan sonra herhangi bir Afrika ülkesi “ABD’ye demokrasi ihraç edeceğim” diyebilir.

3) Trump seçildiğinde “Bir ülkenin seviyesi devlet başkanına göre ölçülür” denilmişti. Bu sözün hakikat olduğu kongre baskınıyla ortaya çıktı.

4) Trump, Amerika’yı dünyaya rezil eden başkan olarak tarihe geçti. Şimdi onu rahat bir emeklilik değil, yargılanıp hapse girme akıbeti bekliyor.

5) ABD Başkanlığı tescil edilen Biden, Kongre binasının basılması üzerine, “Bu bir protesto değil, kalkışmadır” dedi. Biden, 252 kişinin şehit olduğu 15 Temmuz darbe girişiminden uzun bir süre sonra Türkiye’yi ziyaret etmiş ve “İnternet oyunu zannettik” demişti. Ama biz ABD’deki kalkışma için “İnternet oyunu zannettik” demedik. Bu da onlara ders olsun.

6)15 Temmuz’da ABD’nin desteklediği FETÖ’cü hainler Meclis’i bombalarken, bizim milletvekillerimiz meydan okumuştu, Kongre baskınında ise Temsilciler Meclisi üyeleri tam siper yaptı.

7)Dünyayı kasıp kavuran kanlı darbelerin hâmisi olan ABD, ilk kez darbeyi yakınında hissetti.

8)“ABD’de neden darbe olmaz? Çünkü orada Amerikan büyükelçiliği yok”

Yazının Devamını Oku

Yeni haberler var

Boğaziçi Üniversitesi üzerinden yaşanan gerilim, İlker Başbuğ, Can Ataklı ve Fikri Sağlar’ın sebep olduğu başörtüsü ve darbe tartışmalarının neden olduğu tepki ikliminde reform çalışmalarından söz etmenin güçlüğünün farkındayım.

Kış ortasında bahardan söz etmek gibi bir şey.

Biden’ın ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte yeni bir dünya kuruluyor. ABD-AB ittifakı yeniden sağlanıyor. ABD başkanlarının seçimi dünya başkanı seçimi gibidir. Baba Bush’un, Bill Clinton’ın, oğul Bush’un, Obama’nın, Trump’ın başkanlığının ülkemizle ilişkilere ve bölgemize etkileri farklı farklı oldu. Darbeler tarihimiz incelendiğinde 12 Eylül darbesini destekleyen Carter’ı, 15 Temmuz’un arkasındaki Obama’nın adamlarının siluetini görürüz.

Biden, Türkiye’yi en yakından tanıyan ABD Başkanı. Ancak Türkiye’ye yönelik olumlu bir düşüncesinin olmadığı da bir gerçek. Peki biz Biden’la 4 yılı nasıl geçireceğiz.

Buna hazırlanmalıyız. Ankara’da yeni döneme göre kendini yapılandırıyor.

REFORMLAR

YEni sürecin kutup yıldızının reformlar olması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir süredir ısrarla 2021 yılının reformlar yılı olacağını söylüyor. Ama ülke öyle bir kutuplaşma içinde ki göz gözü görmüyor. Kutuplaşma iklimi her şeyi esir alsa da reformlarla ilgili mutfak çalışması tamamlandı. Uzak olmayan bir süreçte reform iklimine gireceğiz.

Bu süreçte birbirine karıştırılmaması gereken iki çalışma söz konusu.

Biri Adalet Bakanlığı’nın kapsamlı reform hazırlığı, ikincisi ise AK Parti ve MHP’nin şimdilik ayrı ayrı çalıştığı ama daha sonra ortak bir çalışmaya dönüştürülecek olan seçim yasasıyla ilgili hazırlıklar.

Yazının Devamını Oku

Erdoğan-Bahçeli görüşmesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi evinde ziyaret etmesi kulisleri hareketlendirdi.

Erdoğan’ın Bahçeli’yi ziyaretinden 1 gün önce AK Parti’de MYK toplantısı vardı. Erdoğan orada ziyaretten söz etmediği için sürpriz bir ziyaret olarak karşılandı. Oysa Erdoğan ile Bahçeli, bu görüşmeyi 30 Aralık günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Kültür-Sanat Ödülleri töreninde kararlaştırmışlar. Görüşme öncesi iki lider baş başa sohbet edip kahve içmişlerdi. Erdoğan orada Bahçeli’ye, “Sizi ziyaret etmek istiyorum” diyor. MHP Lideri memnuniyetle karşılıyor. Erdoğan’ın yeni yılda Ankara’ya geldiği gün ziyaret saati kesinleştiriliyor.

GÜNDEM MADDELERİ

1 saat 15 dakika süren görüşmede ne konuşuldu? İki liderin de yakın çevresine herhangi bir bilgi vermediği söyleniyor. Sadece “devlet görüşmesi” denildi. 2021’le birlikte yeni bir döneme girildi. Biden’la ve ABD ile ilişkiler, AB ile açılmak istenen yeni sayfa ve içeride reformlar... Bir yanda AİHM’nin Demirtaş kararı ve HDP’nin kapatılması tartışması, diğer yanda ise reformlar... Peki birbiriyle çelişkili başlıklar hakkında nasıl bir yol izlenecek? Cumhur ittifakının iki liderinin 2021’in kaderini belirleyecek önemli başlıkları değerlendirmeleri yadırganmamalı.

Yeni dönemde ABD ve AB ile ilişkiler, reform süreci ilk ele alınan başlıkları oluşturuyor. Erdoğan, 2021 yılını reform yılı olarak ilan etti ama bunu MHP ile birlikte gerçekleştireceğinin de altını çizme gereği duydu.

27 MAYIS’IN GÖLGESİNDE İLKER BAŞBUĞESKİ Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, “Erken seçim olsaydı 27 Mayıs darbesi olmazdı” şeklindeki açıklaması kadim bir derdimiz olan darbe tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

AK Parti MYK’da İlker Başbuğ hakkında çok sert eleştiriler yöneltiliyor. Erdoğan konuşulanları başıyla onaylıyor ama kendisi ayrıca bir değerlendirme yapmıyor. Bu Erdoğan’ın konuşmayacağı anlamına gelmez. Çünkü AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “Darbe milletine silah çekmektir. Darbe emri alçaklıktır” sözlerini ilgiyle takip ediyor. Bence Erdoğan ilk konuşmasında esaslı bir cevap verecek.

TARİH BAŞBUĞ’U 

Yazının Devamını Oku

O fotoğraf eksi 20’de çekildi

Süleyman Soylu İçişleri Bakanı olduğu günden bu yana hiçbir bayramı, yılbaşını evinde geçirmedi. Mutlaka bir üs bölgesinde Mehmetçikle birlikte oldu. Soylu, bu yılbaşında da Belbuka üs bölgesinde Mehmetçikle birlikteydi.

Belbuka Üs Bölgesi; Van, Şırnak ve Siirt’in kesiştiği noktada yer alıyor. Şimdiye kadar 27 şehit verdiğimiz bir mıntıka. Kuzeyde Beytüşşebap Faraşin bölgesi, Kato Dağları, doğuda Bestler Dereler ve Siirt Kör Kandil ile Hereke bölgesini görüyor.

Yapımı 3 ay önce tamamlanmış. Üssün yapımı sırasında PKK’nın döşediği mayının patlaması sonucu iki işçi şehit olmuş. Ancak 1980’den bu yana Jandarma ilk kez kalıcı üs bölgesine sahip olmuş. Önceden yazın çadır kuruluyor, kışın ise hava sıcaklığının eksi 25-30 dereceye düştüğü bölge boşaltılıyormuş. Kalıcı üs bölgesinin yapılmasıyla Jandarmamız 365 gün orada, Kartal Yuvası’nda PKK’nın geçişine izin vermiyor.

İçişleri Bakanı Soylu’nun yılbaşında Mehmetçikle birlikte olduğu yerin hemen üstünde açık gözetleme kulesi varmış. O gece hava sıcaklığı eksi 20 derece olarak ölçülmüş. Soylu, açık gözetleme kulesini ziyaret ettikten sonra yılbaşı gecesinde Mehmetçikle birlikte olduğu kapalı gözetleme kulesine geçmiş. Soylu, en düşük rütbedeki askerle dahi birlikte olmak istemiş. O nedenle ortamdaki masalar çıkarılmış, Mehmetçiğe yer açılmış. Soylu, daha çok askerle bir arada olabilmek için masaların çıkarılıp, yer açılmasını istemiş. Ayakkabılar çıkarılıp bağdaş kurulmuş. Bakan-er ayrımı yapılmadan sohbet edilmiş. Çok sıcak ve samimi bir ortam oluşmuş.


İşte karlı dağların zirvesindeki Belbuka üssü

Orada gecenin kör karanlığında eksi 20 derecede baş başasın. Yılbaşında eşinden, çocuğundan ayrı vatan nöbetindesin. Ziyaretine bakanın geliyor, komutanların bulunuyor. Aynı yerde diz kırıp oturup, sohbet ediyorsun. Bu büyük bir moral olmaz mı? Cumhurbaşkanı telefonla bağlanıyor, senin yeni yılını tebrik ediyor. Bu mesaj üs bölgelerindeki askerlere ulaşıyor. Onlar “Benim bakanım yanında. En zor gecede dahi Cumhurbaşkanım beni unutmuyor. Devletim arkamda” diye düşünüyor. Bu tablo üs bölgesindeki askerin moralini yükseltirken, belli ki Bodrum’daki villalarında yılbaşı kutlaması yapan birilerinin moralini bozmuş. Süleyman Soylu ve askerlerin ayakkabılarını çıkarıp oturması gibi korkunç bir tehlikeyi tespit etmişler! Ayakkabı çıktı ya, rejim elden gidecek demektir.

Şehitlere değil, ayakkabıya bakan kafa.

Yazının Devamını Oku

Fikri Sağlar’ın değişimi

Başörtülü hâkimle ilgili yasakçı sözleri nedeniyle eleştirilen Fikri Sağlar, aslında bir dönemler özgürlük mücadelesiyle anılan bir isimdi.

Fikri Sağlar DYP- SHP koalisyon hükümetleri döneminde Kültür Bakanlığı yaptı. 49. hükümette Başbakan’ı Demirel, 50. ve 52’nci hükümette ise Tansu Çiller’di. Sultan Kara başörtülü bir gazeteciydi. Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın basın toplantısına alınmak istenmemişti. İtiş kakış üzerine basın danışmanı İsmet Demirdöğen müdahale etmiş, Sultan Kara’nın basın toplantısını izlemesini sağlamıştı. Başörtüsü yasağının en sert uygulandığı bir dönemdi. Fikri Sağlar’ın başörtülü gazeteciyi yanına oturtup basın toplantısı yapması ilgi uyandırmıştı.

NECİP FAZIL’LI, SAİD NURSİ’Lİ KAMPANYA

Sağlar, Said Nursi’nin, Necip Fazıl’ın, Nâzım Hikmet’in kitaplarını kütüphanelere sokan bir kampanyaya da öncülük etmişti. Bunu bir kampanyaya dönüştürmüştü. Çünkü onun Türkiye’nin “yasaklı kitaplar” tarihine geçecek bir öyküsü vardı. Fikri Sağlar Kültür Bakanı, Emre Kongar ise müsteşardı. Devlet Tiyatroları’na ait Ankara Macunköy’deki sahnenin bulunduğu yerde bir depoda 25 bin yasaklı kitap bulunmuştu. Kültür Bakanı Sağlar, “Kitaplara özgürlük” diye bir açıklama yaptı. “Kitapları özgürlüğüne kavuşturuyoruz” diye bir kampanya düzenledi. 25 bin yasaklı kitap depolardan çıkarılıp, kütüphanelere gönderildi. Sağlar bu açılımı ile saygınlık kazandı.

YASAKLI KİTAPLAR LİSTESİ

 Bir de kütüphanelere girmesi yasak olan, “yasaklı kitaplar listesi” bulunmuştu. Ne günlerdi... Aralarında Süleyman Demirel’in Zincirbozan’da yazdığı mektuplardan oluşan kitap bile vardı. Demirel Başbakan ama Demirel’i anlatan kitap hâlâ yasaklı yayınlar listesindeydi. Demirel Başbakan olarak kütüphanelere girebiliyor ama onu anlatan kitap kütüphanelere sokulmuyordu.

SAĞLAR’IN KAMPANYASI

Kültür Bakanı Sağlar, yasaklı kitaplar listesine tepki gösterip karşı bir kampanya düzenlemişti. Kendi mahallesinden sert tepki gösterilmişti. Ama o geri adım atmadı. “Said Nursi kütüphanede sizi bekliyor”, “Necip Fazıl kütüphanede sizi bekliyor”, “Nâzım Hikmet kütüphanede sizi bekliyor” diye afişler hazırlatıp, reklam kampanyaları yaptı.

Özgürlükçü

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’a Ecevit örneğini hatırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın DSP Genel Başkanı Önder Aksakal’la görüşmesi, “Adında sol olan bir parti Erdoğan’la görüştü” şeklinde haber yapıldı. Sanki adında sol olan bir parti ülkenin cumhurbaşkanıyla görüşemezmiş gibi. Sanki ülkenin cumhurbaşkanı adında sol olan bir partinin genel başkanını kabul edemezmiş gibi. 15 Temmuz’dan sonra Kılıçdaroğlu da Erdoğan’ın davetine katılmıştı. İyi de olmuştu. O parti DSP.

Erdoğan’la görüşen ise DSP Genel Başkanı Önder Aksakal.

O partinin kurucu lideri Bülent Ecevit’ti. Ecevit yıllarca mücadele ettiği Demirel’in ikinci kez Cumhurbaşkanı seçilmesi için mücadele vermişti.

Bunda yadırganacak bir şey yok. Ayrıca Önder Aksakal diyaloğa önem veren birisi. Son bir ay içinde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Lideri Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ve Abdulhamit Gül’le görüştü. Yılbaşından sonra da Meclis Başkanı Mustafa Şentop’la bir araya gelecek. Önder Aksakal liderlere, ekonomi, hukuk, demokrasi ve insan hakları reformu konusunda DSP’nin önerilerini sunuyor. Sorumlu bir muhalefet ülkenin ihtiyacı olan konularda katkı yapar. Aksakal da onu yapıyor.

ERDOĞAN NASIL KARŞILAMIŞ?

O nedenle Aksakal’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesine, “sol parti” parantezinin dışına çıkarak bakmakta yarar var. Erdoğan, 2020 yılının son günlerindeki sıkışıklığa rağmen DSP Genel Başkanı ile görüşmesine önem vermiş. Önder Aksakal, “Samimi bir görüşme oldu” diye anlatıyor. DSP’nin önerilerinin yer aldığı paketi sunmuş. Ana başlıkları hakkında bilgi vermiş. Erdoğan ilgiyle dinlemiş. Sorduğu sorularla ilgisini hissettirmiş. Aksakal, “Bizim çalışmalarımız süreklilik arz eden çalışmalar. Çalışmalarımızı paylaşmak için zaman zaman görüşmek isterim” demiş. Erdoğan, not aldırmış. DSP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde sıcak karşılanmış, ilgiyle uğurlanmış.

Şimdi gelelim görüşmenin içeriğine.

ABD YAPTIRIMLARI

Cumhurbaşkanı’yla görüşen Kıbrıs Fatihi

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu’nun sorunu ne?

CHP, Türkiye’nin en önemli partilerinden biri. Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde de darbeler tarihinde de özel bir yeri var.

Ama CHP bir süredir taciz, tecavüz ve istismar haberleriyle gündeme geliyor. Koronavirüs sürecinde günlük olarak vaka sayısının açıklanması gibi, CHP’yle ilgili taciz tablosu gündeme getiriliyor. CHP’lilerin bunu hak ettiğini zannetmiyorum.

SAVCININ DEĞİL, CHP’NİN İŞİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, taciz iddiaları karşısında susuyor. Konuşunca da iktidarı suçluyor. “Gündemi değiştirmek istiyorlar” diyor. “Bu ülkenin savcısı yok mu?” diye soruyor. Bu ülkenin savcısı var da Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı yok mu? Savcı zaten gereğini yapıyor. Ama bu olay sadece adli bir vaka değil. Taciz, tecavüz ve cinsel saldırı gibi olayların bir de siyasi yönü var. Atatürk’ün partisi olan CHP’nin tacizle anılması iyi bir şey mi? Kılıçdaroğlu, cinsel saldırı iddiasıyla tutuklanan eski CHP Maltepe İlçe Yöneticisi hakkında ne diyor?

“Gündemi değiştirmek istiyorlar. Gereği yapılıyor, bu ülkenin savcısı yok mu? Tutuklandı ve biz hemen partiden ihraç ettik. Bir olay çıkar ve parti ilkeleriyle çelişirse o kişiyi partiden atarız”

Bu mu yani?

‘CHP TACİZCİLERİ KORUYOR’ ALGISI

Tacizle suçlanan CHP Konya İl Başkanı’na genel merkez sahip çıktı. Barış Bektaş’ın görevinin başında olduğu açıklandı. Elbette ki suçsuzluk karinesi esastır. Ben burada CHP yönetimi ve Kılıçdaroğlu’nun cinsel taciz suçlamaları karşısındaki tavrını yansıtıyorum. Bunun CHP’ye verdiği zarara değiniyorum. CHP’liler bunu hak etmiyor. Çünkü CHP’liler onurlu insanlardır. Ancak Kılıçdaroğlu’nun bu tür çirkin iddialar karşısında kararlı tavır koymaması nedeniyle, CHP tacizcileri koruyor gibi bir algı oluşuyor.

İSKİ REZALETİ

Yazının Devamını Oku

AİHM’nin Demirtaş kararı ve muhalefet şerhleri

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AİHM’yi ikiyüzlülükle suçlamış ve Demirtaş için 6-8 Ekim olayları sırasında Yasin Börü başta olmak üzere 53 kişinin katili olduğunu belirterek, “Kobani teröristi” demişti.

AİHM’nin Demirtaş hakkında iki kararı bulunuyor. AİHM İkinci Daire’nin 20 Kasım 2018 tarihli kararı ile yeni tartışmaya neden olan 22 Aralık tarihli Büyük Daire kararı. AİHM’nin Selahattin Demirtaş’ın “derhal serbest bırakılması”yla ilgili kararı şimdiye kadar avukatların attığı tweet’ler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert tepkisi üzerinden tartışılıyor. 160 sayfadan oluşan AİHM kararını ve iki muhalefet şerhini inceleme fırsatı buldum. Gürcistanlı hâkim Lado Chanturia ile Türk hâkim Saadet Yüksel’in muhalefet şerhleri dikkatle incelenmeye değer. Bunları başlıklar halinde aktarmak istiyorum.

ÖNCE AİHM KARARI

1) Türkiye’nin ‘parlamentolar arası birlik kararı bulunması’ nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğu yönündeki itirazı oybirliği ile reddedilmiş.

2) Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunun tüketilmediğine ilişkin itiraz oy çokluğu ile reddedilmiştir. Muhalefet şerhlerinde bu cümle önemli bir yer tutuyor.

3) Tazminat yolunun tüketilmediğine ilişkin itiraz ise Demirtaş hakkında etkili bir hukuk yolu olmadığı gerekçesiyle reddedilmiş. Ancak muhalefet şerhinde bu karara ilişkin itirazlar da yer alıyor.

MAKUL ŞÜPHEYİ KARŞILAMAYAN DELİL ELEŞTİRİSİ

AİHM Büyük Daire’nin kararını incelerken yargımızın ciddi olarak tartışması gereken bir hükümle karşılaştım: “Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nce sunulan delillerin, sözleşmenin 5’nci maddesinin gerektirdiği makul şüphe kıstasını karşılamadığı, objektif bir gözlemcinin bu delillerle başvuranın (Demirtaş) tutuklandığı suçları işlediğine ikna edilemeyeceği gerekçesiyle sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir” deniliyor.

MİLLETVEKİLİ OLMASI

Yazının Devamını Oku

AİHM’den çarpıcı çıplak arama kararları

FETÖ’cüler yargıda, poliste etkili oldukları zaman öyle adaletsizlikler, zulümler yaptılar ki hak, hukuk, adalet denilince en son konuşacak kişiler. Ancak en çok onlar konuşuyorlar.

Firari FETÖ’cüler çıplak arama iddialarını bir kampanyaya dönüştürünce, insanlar bu FETÖ’cülerin yine hangi hesapları var acaba diye düşünmeye başladı. Çünkü yalan bunların mesleği. Yalan ve takiye ile herkesi aldatıp 15 Temmuz’da darbe yapacak güce ulaştılar.

FETÖ’CÜLERİN ÇARPITMASI

FETÖ’cüler “çıplak arama” derken bilinçli bir çarpıtma yapıyor ve insanların ahlaki yaklaşımlarını istismar etmeye çalışıyorlar. Bazı ülkelerin düzenlemelerinde, detaylı arama, derin arama, kapsamlı arama olarak da ifade edilen çıplak arama, aslında insanların giysilerinin tamamen çıkartılması suretiyle yapılan bir arama değil. Birçok ülkede olduğu gibi bizdeki mevzuatta da giysilerin kademeli olarak çıkartıldığı, çıkartılan giysiler giyildikten sonra diğer kısım giysilerin çıkartıldığı, sıkı kurallara bağlanmış bir arama şekli bu. Erkek veya kadın olsun, insanların tamamen giysilerini çıkarttıkları bir arama türü yok.

Belli ki cezaevlerinde güvenlik nedeniyle çıplak aramaya ihtiyaç duyulan durumlar oluyor. O nedenle ceza ve infaz kurumlarıyla ilgili yönetmeliğin 34. maddesinde çıplak aramanın nasıl yapılacağı belirlenmiş.

ÇIPLAK ARAMADA BULUNANLAR

Çıplak arama sırasında adli mahkûmlarda iç çamaşırına saklanmış uyuşturucu, SIM kart, bıçak, delici alet bulunmuş. FETÖ ve PKK’lılarda ise örgütsel doküman, ByLock var mı yok mu şeklinde mesajlar, kâğıt üzerine çizilmiş kroki ve şifreli yazışmalar tespit edilmiş.

MECLİS DÜNYA ÖRNEKLERİNİ İNCELEMİŞ

Çıplak aramayla ilgili tartışmaların sürdüğü bir sırada milletvekillerinin talepleri üzerine Meclis Araştırma Hizmetleri Başkanlığı ABD ve AB üyesi ülkelerdeki durumu inceleyen bir rapor hazırlatmış. Bu çalışmadan bazı bölümleri paylaşmak istiyorum:

Yazının Devamını Oku