Seminer konuları

ELİMDE bir belge. Balıkesir’in Mustafakemalpaşa İlçesi Milli Eğitim Müdürü Sadi Kurtulan, ilçe kaymakamlığına resmi bir yazı gönderiyor.

İlçede "Eğitim-Bir-Sen’in eğitim seminerleri yapılacaktır, öğretmenevi toplantı salonunun kullanılması için izin verilmesi..."

Kaymakam Adem Saçan aynı gün olur veriyor.

Her çarşamba günü devam eden seminerlerin listesi de yazının ekinde yer alıyor. İşte konular:

İbadetlerde içtihat. İslam’da tasavvuf ve tarikatler. İslam’da faiz, kredi. Sigorta meselelerine bakış. İslam’ın ilme verdiği değer ve Müslümanların dünya ilmine katkıları. Çocuğa din eğitimi. Üstad Sezai Karakoç’un eserleri, fikirleri. Kuran-ı Kerim’de bilim ve teknikle ilgili ayetler ve düşündürdükleri. Liselerde din öğretimi ve uygulamada karşılaşılan sorunlar. İslam’da fıkıh mezhepleri. İlahi dinler, özellikleri, ritüelleri. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un eserleri, fikirleri. İbadet ve dindeki emir ve yasakların hikmetleri. Elmalılı merhum Hamdi Yazır ve tefsiri."

Aynen böyle. Bunların dışında kalan sadece dört konu var. Ermeni meselesi, okuma alışkanlığı kazandırma, okul öncesi eğitim ve işitme engelliler okulları.

Bu dersleri verenlerin listesi de resmi yazının ekinde yer alıyor. Tamamı öğretmen ve çoğu Mustafakemalpaşa İlçesi’nde görevli.

Seminer konuları arasında Ermeni meselesi dışında bir tek yakın tarihimiz, Cumhuriyet, Atatürk, devrimler, ülke sorunu yok.

İlçenin Milli Eğitim Müdürü listeyi gönderiyor, kaymakam aynı gün olur veriyor ve öğretmenevi salonları açılıyor!.. Ve bu konular için öğretmenler kullanılıyor.

Burası İran değil, Afganistan değil, Suudi Arabistan değil.

Diyelim ki kaymakam bu yapılanı görmemiş, ya da görmezden gelmiş. Balıkesir Valisi ne yapmış? Acaba o da görmezden mi gelmiş?

Bunun adı Hüseyin Çelik önderliğinde eğitim kuşatması. Vah Türkiye Cumhuriyeti vah.

FAKAT O İŞSİZ DEĞİL!!!

Birileri güzelim ülkemizi buralara sürüklerken, milyonlarca insanımız işsizlikten kırılıyor. İstatistikler işsiz sayısının giderek arttığını gösteriyor. Bir genç kızdan aldığım faks mesajı hem "iş sahibi", hem de işsiz insanlarımızın dramını ve acısını yansıtıyor. Milyonlarca örnekten sadece biri:

"Yazılarınızı okuyorum. Benim de sizinle paylaşmak istediğim bazı acı gerçekler var. 2005 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden mezun oldum.

Bir iş bulabilmek için İstanbul’da akrabalarımın yanına geldim. Ancak uzun aramalar sonrasında ne yazık ki, şu anda bir özel şirkette sekreterlik yapmaktayım.

Hatta daha açık söylemek gerekirse burada çay dağıtıyorum, yemek sonrasında bulaşıkları yıkıyorum. Ayrıca şirketin temizliğini yapıyorum.

İnanın çok gücüme gidiyor. Bunları yapmaktan utanmıyorum ama ben üniversiteyi bulaşık yıkamak için okumamıştım demekten kendimi alamıyorum. Çünkü bu işi yapmak için üniversite bitirmeye gerek yoktu.

Ben ve bütün arkadaşlarım boşuna okumuşuz. Ailelerimiz bizleri binbir masrafla, bir sürü zorluğa göğüs gerip okuttu.

Bu arada size elime geçen parayı da söylemek istiyorum. Asgari ücret. Ayda 400 milyon. İşe gidiş geliş yol paralarımı çıkınca ayda elime tam 210 milyon kalıyor. Bazen işsiz arkadaşlarımı gördükçe buna da şükür diyesim geliyor.

Dayım, amcam milletvekili değil ki beni iyi bir işe soksunlar. Annem SSK emeklisi, babam küçük memur.

Acaba iyi bir iş bulabilmek için bizlerin de türbana girip AKP’li olmamız mı gerekiyor?

Keşke bizi duyan birileri çıksa. Ne olur yardımcı olmaya çalışın. En azından bizim sesimiz de sizin sayenizde bir yerlere ulaşsın.

Lütfen ismim sadece sizde kalsın. Buradaki bulaşık yıkama işimden de olurum. Okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum."

Dikkatinizi çekerim, bu mektubu yazan kişi işsiz değil! Devletin istatistiklerinde işsiz olarak değil, "çalışan" olarak görünüyor! Önüme her gün gelen böyle mesajları okudukça inanın, içim parçalanıyor. Bana bunları yazan genç kız zannediyor ki, bu konular yazıldığında birileri ilgilenir ve çözüm bulur! "Bizim sesimiz sizin sayenizde bir yerlere ulaşsın" diyor. Hiçbir yere ulaşmaz. Şunu hiç kimse unutmasın:

Türkiye’de "benim hırsızım iyidir, benim yandaşım, benim partilim ne yapsa yeridir, biz ancak kendi adamlarımıza iş veririz" dönemini yaşıyoruz.

Üniversite bitirenler dahil milyonlarca insanımız işsizlik yaşarken, sürünürken, kendi yandaşlarını nasıl ihya ettiklerini hep birlikte görüyoruz.

Utanıyoruz. Ne yazık ki elimizden başka bir şey gelmiyor.
Yazarın Tüm Yazıları