Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Recordad: So lo es futbol*

Hanımlar lütfen kaçmayın. Lütfeder kalırsanız yazı bittiğinde sizi futboldan daha ferah bir durakta indireceğim. Söz!

Memleketin gündemi el yakıyor; Reyhanlı faciası, yeni anayasa çalışma(ma)ları, barış sürecinin denge dramaturjisi… Siyasilerin bir kez daha bunca hayati meselede buluşacak bir katre asgari müşterek bulamayışları… Dahası var fakat bu yazının maksadı enseyi daha da karartmak değil, uzatmıyorum. Elbet görmek isteyene umut verecek gelişmecikler de yaşandı hafta boyu ama kötü haberlerin kasveti iyi haberlerin enerjisini emip tüketti yine. Başta siyaset olmak üzere toplumsal hayatın hemen her alanında, büyüklü küçüklü her tartışmaya sinek gibi yapışan yaralayıcı, yıkıcı bir dilin teneke sesi, kışa çevirdi yazımızı…
Bunca koyu kıvamlı meselenin arasından bana ayrılan malumatfuruşluk kontenjanını, ilgilenmeyen hatta hazzetmeyen okurların tadını kaçırmak pahasına, futbolu tüketme biçimimize ayırmak isterim bu hafta. Hanımlar lütfen kaçmayın. Lütfeder kalırsanız yazı bittiğinde sizi futboldan daha ferah bir durakta indireceğim. Söz!
Futbol sezonunun kapanmasına çeyrek kala geçen hafta sonu oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesinde; ülkemizin bu en seyirlik futbol düellosunun yeni sıfatlar kazanması için acı bir fırsatla karşılaştık. Maçtan bir gün önce, ülkenin gerilimli gündemine, Reyhanlı’da onlarca yurttaşımızın canına mal olan kıyamın moral bozukluğu ve öfkesi eklendi ne yazık ki.

DEEERBİŞİM (!)/images/100/0x0/55eb6118f018fbb8f8bd5032
Maç öncesi iki kulüp yöneticilerinin sağduyudan uzak demeçleri, fanatiklerin yarattığı yersiz gerginlikle buluşup koyu bir bulut gibi çöktü ‘dünya derbisinin’ (!) üstüne… Oysa bu maçın sonucuyla ilgili üç olasılıktan hiçbiri şampiyonun adını değiştirmeyecekti. Galatasaray bir hafta öncesinde kapanamayacak puan farkı nedeniyle şampiyonluğunu ilan etmiş, geriye Fenerbahçe’nin ikinciliği ve Şampiyonlar Ligi ön elemelerine katılmayı garantileyip garantilemeyeceği sorusu kalmıştı ki; bu soru da maça özel bir mânâ kazandırmaktan uzaktı. Bu maçta olmazsa son maçını kazanarak da ikincilik başarısını perçinleme şansı devam edecekti Fenerbahçe’nin. Ezcümle; sonucu itibariyle tarihe geçme potansiyeli taşımayan bir maç izlemeye hazırlanıyorduk biz futbolseverler.
Şimdi maç öncesi, maç sırasında ve sonrasında olup biten tüm vandallıkları -Anneler Günü’nde bir anneye evlat acısı yaşatacak denli gözü dönmüşlük de dahil- kısa bir süre için unutun ve paylaşacağım olay örgüsünü, zihninizde benim senaryom ve kendi rejinizle yeniden kurgulayın lütfen.

BUYURUN BAŞLIYORUZ
Galatasaray Fenerbahçe futbol takımları, Fenerbahçe taraftarının Saracoğlu dolusu alkışlarıyla sahaya çıkar. Oyuncular bu defa bir Fenerbahçeli bir Galatasaraylı olmak üzere; iç içe, omuz omuza sıralanır, milli marşlarını söyler, seyirciyi selamlar, orta yuvarlağa ilerler ve yine iç içe, omuz omuza bir daire oluşturur, Reyhanlı’da katledilen yurttaşlar için saygı duruşunda bulunurlar. 50 bin civarında seyirci saygıyla ritüele eşlik eder, acıyı paylaşmanın, birlikte yaşamanın, zorluk karşısında güçlü bir irade göstermenin duygusal ve akılcı (bunun ikisini aynı ritüelde birleştirebilenlere uygar toplum deniyor) bir örneğini dünyaya gösterirler. Sonra spor sazı alır, soluk soluğa bir mücadele gerçekleşir, tekmelere uzatılan kafalar, ciğer yakan deparlar, havayi fişekler gibi adrenalin patlamaları birbirini izler. Herkes bildiğini, yapa‘bildiğini’ ortaya koyar. Mücadele biter. Fenerbahçe yönetiminin bir günde nasıl yetiştirdiğine şaştığımız şık ve ölçülü bir organizasyonla Galatasaray’a geçen sene uzatılmayan el bu yıl kupasıyla birlikte takdim edilir. Şampiyon ile şampiyonu yenerek ikinci olan takım alkışlarla, birlikte yaşama kültürünün dünyaya parmak ısırtacak bir örneğini gösterir, acıyı paylaşma sorumluluğuyla sahneden çekilirler. Bir futbol maçı, sevinçte, acıda yan yana durabilen insanların ülkelerine teselli ve moral verdiği kültürel bir armağana dönüşür. Dönüşebilir…di!
Dönüşemedi. Bu kurgu yine içimizde kaldı. Yine şiddet pornografisi izledik, yine bir evlat yitti, yine anamız ağladı. Bizim coğrafyada futbolun, bir kez daha, futboldan başka bir şey olamadığını gördük. Kim bilir kaçıncı defa.
 
HANİ DE BENİM ZEKİ, ÇEVİK VE AHLAKLIM?

Yeterince zeki, olabildiğince çevik ve dişin kovuğuna yetecek kadar ahlaklı olamadık. Oysa yazıya yakıştırdığımız fotoğraftaki (İspanyol Marca gazetesinin Çarşamba günkü kapak fotoğrafıdır) küçük adamın itişen yetişkinlerin arasına girerek söylediği gibi; “Unutmayın: Bu sadece bir oyun.” Yine kızlarımıza, eşlerimize, sevgililerimize, futbolu bizim kadar önemsemeyenlere anlatabilecek iyi bir hikâye yazamadık. Yine ardımızda bir enkaz bırakarak ayrıldık sahadan. Futbolun sırtından inmedik, onu yorduk, küçülttük, marka değerini düşürdük. Bu sezon da sporun ruhundan, ekonomisinden, imecesinden nasibimizi alamadık.
Sanat ve spor birlikte yaşama kültürünü beslemek, geliştirmek için icat edilmiştir. Varlık nedeninden koparıldığı zaman hızla burnu büyüklüğe ve ahmaklığa dönüşür.
Önümüzdeki maçlara bakmak gelmiyor içimden. En azından bir süre…
*Unutma: Bu sadece futbol

 

 


 

X