GeriGökhan Akalın Yaz geldiyse...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yaz geldiyse...

Yaz geldiyse...
Abone Olgoogle-news

Ahh ah yaz, ne güzel bir mevsimsin sen… Sıcak kumlardan serin sulara atlamaksın, sahilde içilen soğuk bir içeceksin, mangal keyfisin, güneşlenmeksin, şortsun, mayosun, bu liste uzar da gider. Söylerken bile insanın içi ferahlıyor değil mi? Gerçi çocukken ve gençken sanki daha bir anlamlıydı. Uzun yaz tatilleri, deniz, güneş, kum, sokaklarda akşamları oyunlar, çekirdek çitletmeler, hamak-salıncak sefaları, balık avı, yaz diskoları, ilk öpüşmeler, ilk flörtler, bahçe sohbetleri, yaz aşkları veee elbette yaz yemekleri… Hatıramda kalan pek çok şey var, hepsini burada anlatmasam daha iyi 😊

Çocukluğumun yaz aylarını, Tekirdağ yakınlarındaki yaz evimizde geçirirdik.  Doya doya 3 ay. O yıllarda tenha yerlerdi oralar, herkesin birbirini tanıdığı sakin huzurlu seneler. Hani çok eskiler derdi ya “Buralar eskiden dutluktu” aynı o hesap.  “Temelli geldim” derdik arkadaşlarımıza okul dönüşü yaz evimize gittiğimizde nedense, neticede 3 ay kalırdık ama çocuk aklı işte temelli demek daha bir iyi hissettirirdi herhalde.  Her Haziran-Eylül, Marmara denizinin keyfi çıkardı. Bahsettiğim seneler 80’ler. Elbette deniz nasıl berrak ve temiz olurdu o dönemde. Ellerim buruşana, annemin “Gökhaaaan hadi gidiyoruz” seslenişine kadar sudan çıkmazdım.

Evimizin bahçesinde çeşit çeşit meyveleri dalından yeme şansına erişmiş bir çocukluktu bu... Tekirdağ kirazı, kayısı, dut, armut, erik, şeftali... Allah’ım, nasıl lezzetliydiler! Organik diyorlar ya şimdi. O zaman öyle organik falan bilinmezdi, her şey doğal ve tazecikti. Dalından koparıp yerdik. Bu yazdıklarımı okuyup beni 70’lik sanmayın ha 😊 Demem o ki çok hızlı bir değişim yaşadık son 40 yılda.

Yoldan geçen seyyar satıcıların sesi hala kulaklarımda- “Dut ye bal ye” diye bağırırdı mesela bir tanesi. O en sevdiğim, Trakya şivesi de arada hooop çıkıverirdi... Babam karpuz seçerken, hemen bir dilim ikram edilirdi, mis gibi Tekirdağ karpuzu. “Vereyim kızanıma bir dilim” bakın bu da sabitleşmiş söylemlerden biriydi. Nasıl şerbet gibi gelirdi o kan kırmızısı karpuz.

Yaz evimizde çok kalabalık sofralar hatırlıyorum. Aile kalabalık olunca, misafirlerimiz fazla olurdu, haliyle kurulurdu o uzun masalar. Biz çocuklar tabii ki büyük masaya eklenen ufak açılır kapanır ek masada yerdik. Masada neler olmazdı ki? Yaz ayları olduğu için ana yemekte hep bir mangal hatırlıyorum. Babamın itina ile şişlere dizdiği, biber-soğan-kuzu etli şişler veya balıkçıdan alınmış tazecik barbunlar veya tekirler, ya da kendi tuttuğumuz kıraçalar, istavritler, kolyozlar... Yanında mutlaka ya çoban salata, ya da mevsim salatası. Elbette masada envai çeşit zeytinyağlılar ve mezeler. Masa kalabalık olunca muhabbeti de ona göre pek şenlikli olurdu. Muhabbetin sonunda dinlenen fasıllar, söylenen şarkılar..Belli ki alaturka müzik merakım oralarda çatılmış .. Ah çocukluğumun yaz akşamları, “Benim gönlüm sarhoştur, yıldızların altındaaaa…”

Ailem halen bu evde yazlarını geçiriyor, bahçede kendi sebzelerini yetiştiriyorlar, meyveler desen gırla… Ve benim için nasıl kıymetli bu anlatamam. Çok sık gidemesem de, her yerinde bir hatıram olan bir hazine, tanıdık yüzler ama biraz yaş alınmış ifadelerle... Olsun, o çizgilerin hepsi güzel anılar biriktiriyor.

Belki de bu yüzdendir bilmem, bu sene eylül ayında, tatil dönüşü hemen “Yaz bitmeden” konseptli bir yemek atölyesi planım var. İstiyorum ki atölyelere katılan dostlarla kuralım bu sofraları ister bahçede ister balkonda. Yapalım karnıyarık, domatesli pilav, cacık veya yaz türlüsü, zeytinyağlı barbunya. Yaz mevsimini güzelce uğurlayalım onun nimetlerini pişirerek.                                                     

Yaz deyince en sevdiğim meyvelerden olan şeftaliyi anlatmadan olmaz. Böyle sulu sulu ve olgun olacak, öyle ki kabuğunu sıyırarak ayıklayabileceksin. O kadar severim yani. Bu hafta istedim ki içinde şeftali olan bir tatlı tarifi paylaşayım sizlerle. Ama sağlıklı da olsun, içinde rafine şeker olmasın, efendim beyaz un olmasın. Bunların olmaması elbette lezzetsiz bir reçete olacağını aklınıza da sakın getirmesin. İnanın çok seveceksiniz bundan emin olun.

Hani Fransızların meşhur galette dedikleri bizim pideye benzeyen yuvarlak incecik hamurları ile şeftalinin uyumunu hayal ettim. İçinde badem kremasıda olsun istedim. Hepsi birbiri ile nasıl yakıştılar. Dilerseniz biraz serinlettikten sonra şeftalili galette’i servis ederken yanında bir top halis vanilyalı dondurma… “Üfff” diyorum, başka da bir şey demiyorum. Buyurun geçelim tarife.

Şeftalili Hafif Galette
(unsuz- şekersiz)

Hamuru için:
1,5 su bardağı badem unu
2 çay bardağı kinoa unu
Yarım çay bardağı chia tohumu
4 yemek kaşığı sadeyağ/tereyağı
5 hurmanın püresi
1 tatlı kaşığı sirke
1 fiske tuz ve tarçın
Yeteri kadar su

Üzeri için:
5-6 orta boy olgun şeftali
1 çay bardağı badem sütü/normal süt
1 çay bardağı badem unu
Yarım çay bardağı mascarpone/labne peyniri
3 yumurta sarısı
8 adet hurmanın püresi
Çeyrek limon suyu
Yarım limon kabuğu rendesi
1 kaşık sade yağ
1 kaşık file badem
1 çay kaşığı toz zencefil
1 kaşık fındık yağı
Vanilya

Yapılışı:

Hamuru için olan malzemelerin kuru olanlarını karıştıralım. Üzerine soğutulmuş sadeyağ veya tereyağı ekleyelim. Hamura kıvam vermek için çok az (1-2 kaşık) su ekleyelim. Hamur ele yapışmayan kıvama geldiyse strech filme sarıp buzdolabında dinlendirelim en az 1 saat.

2 tane yumurta sarısını, benmari usulü sıcak bir tencerenin üstünde çırpalım. 1 adet şeftalinin püresi ve 8 adet hurma püresini ilave edelim. Meyve pürelerini pürüzsüz olmasına dikkat edelim. Kıvam almaya başlayınca ocaktan alalım, 5-10 dakika serinlettikten sonra mascarpone peyniri / yoksa labne peyniri ekleyip katlayarak karıştıralım.

Küçük bir tencerede, sade yağ veya tereyağ eritelim. Badem ununu kavuralım. Kokusu çıkınca badem sütü, vanilya, limon suyu ve limon kabuğu rendesi ekleyelim. İyice kıvam alana kadar pişirelim.

İkisi de serinlemiş olan badem kreması ve yumurtalı peynirli kremayı karıştıralım.

Hamuru dolaptan alalım. İki fırın kağıdı arasında hamuru 26cm2'lik tavadan biraz daha büyük bir boyda açalım. Merdane yardımcı olacaktır size. Daire şeklinde açmaya gayret edelim.

Çok ince olmayacak bir inceliğe ulaşınca açmayı bırakabiliriz. Hamurun üzerine ilk olarak kremasını eşit olarak yayalım. Şimdi kenarlardan yaklaşık 4 cm ölçüsünde içeri doğru katlayalım. Eğer açtığınız hamur dair şeklinde değilse kenarlardan bıçak ile keserek şekil verebilirsiniz. Şimdi badem kremasının üzerine, kabukları soyulmuş ve boylamasına ince dilimlenmiş şeftalileri düzgünce dizelim.

Bir yumurta sarısı, 1 yemek kaşığı fındık yağı ve 1 çay kaşığı zencefili karıştıralım. Hamurun üzerine sürelim... Daha sonra hamurların üzerine file badem serpiştirelim.

200 derecedeki ısıtılmış fırında 20-25 dakika pişirelim. Ardından altının pişmesi için 5 dakikada sadece alttan pişirelim. Afiyetle, tadını çıkara çıkara tüketin sevdiklerinizle

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle