İslam dünyası ve gerileme sorunu

İSLAM dünyasının geri kalmışlığı, yaklaşık son yüz elli yıldan beri hem Batılı, hem de ülkemiz aydınları tarafından yoğun olarak gündeme getirilmiş olan bir meseledir.

Aslında İslam dininin ilme, eğitime ve iktisadi kalkınmaya verdiği değer ortadadır. Ancak, bu gerçeğin yeterince kavranamaması ve maddeci akımların da etkisi nedeniyle, bazı çevrelerce zaman zaman yanlış ve önyargılı bu yaklaşımlar ileriye sürülmektedir.

Osmanlı döneminde devletin üst makamlarında görev yapmış ve Tanzimat Devri şairlerinden olan Ziya Paşa,

‘İslam imiş devlete pábend-i terakki

Evvel yok idi iş bu rivayet yeni çıktı’

diyerek kendi devrindeki aydınların İslam hakkındaki yanlış kanaatlerinden şikáyetçi olmuştur.

* * *

İslam bilginleri, 19. asrın ikinci yarısından itibaren dinin terakkiye (ilerlemeye) engel olduğunu işleyen materyalist düşüncelere karşı mücadele etmişler, bu konuda eserler vermişlerdir.

İslam ve ilim konusunda bir konferans veren ve bunun metnini kitapçık halinde neşreden Fransız düşünürü Ernest Renan’ın İslam’la ilgili olumsuz iddia ve tezlerini ret için, Cemaleddin Efgani, Namık Kemal, Ali Ferruh ve Ataullah Bayezidof reddiye türünde eserler yazmışlardır.

Bu tür eserlerde İslam ana kaynaklarından (Kuran-Hadis) ve İslam medeniyet tarihinden somut örnekler getirilerek, muhalif iddialar çürütülmüştür. Aslında dini ilerlemeye engel görenlerin bu iddiaları, İslam’ın temel göstergeleri ve ana esasları ile bağdaşmaz. Bu iddia sahipleri konuyu çağdaşlaşma ve pozitivist tarih anlayışı açısından tek yanlı olarak değerlendiriyorlar, fatalist ve determinist bir mantık anlayışıyla dogmatik bir çerçevede inceliyorlar, bu anlayışla da modern çağda dinin önemi ve yerini inkár ediyorlardı. Halbuki son elli-altmış yıllık ilmi ve sosyolojik gelişmeler, dinin bütün toplumlarda yeniden önem ve aktüel değer kazandığı bir sürece yönelmiş, materyalistlerin iddiaları çürütülmüştür.

Ortaçağ boyunca Avrupa’da koyu bir baskı ve sindirme aracı olarak dinin kullanıldığı ve Hıristiyan din adamlarının bir sınıf halinde örgütlenerek, ruhani ve dünyevi sulta kurdukları hususu tarihi bir gerçek ise de, aynı vakanın İslam dünyasına ve İslam dinine izafe edilmesi hiçbir şekilde doğru değildir. Tam aksine, aynı dönemde İslam dünyası parlak bir medeni-ilmi kalkınma süreci yaşamıştır. Özellikle İslam’ın ilk dört asrı en parlak başarılarla geçmiştir. İslam bilim ve medeniyeti İspanya ve Sicilya yolu ile Avrupa’ya ulaşmıştır. 1258’de İslam dünyası ile İslam kültür ve medeniyetinin merkezi durumunda olan Bağdat’ın Moğollarca işgali, İslam medeniyeti tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bütün bu olumsuz şartlara rağmen, İslam dünyası yeni bir zinde güç olan Türklerin sayesinde Batı karşısında yeni bir canlanma dönemine girmiştir.

Selçuklu ve Osmanlı Türkleri, kurdukları güçlü devletler sayesinde hem siyasi, hem askeri ve hem de kültürel açıdan büyük başarılar göstermişlerdir.

* * *

İslam ülkelerinin geri kalmışlıklarına bakılarak, İslam dininin gelişmeye engel olduğu ve bütün ilmi-teknik gelişmelerin Avrupalılarca gerçekleştirildiği, Müslümanların medeniyete katkı sağlamadıkları iddiası tarihi hakikatlerle bağdaşmaz. İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, Farábi, İbn-i Miskeveyh, İbn-i Haldun, Cabir İbn-i Hayyan, Ebubekir er-Razi, Kindi, Nasırüddin-Tusi, Biruni, Ali Kuşçu, İsmail Gelenbevi, Hoca Tahsin, Hoca İshak, İbn-i Heysem ve yüzlerce bilgin, dünya bilim tarihine yerleşmişlerdir.

9., 10. ve 11. yüzyıllarda İslam dünyasında yaşanan ilmi, felsefi, teknolojik ve hukuki gelişmelerin çeşitli sebeplerle sonraki dönemlerde devam ettirilememiş olması, İslam medeniyetinin duraklamasına ve Batı medeniyeti karşısında geri kalmasına sebep olmuştur.

Bu sebepleri iç ve dış sebepler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Ticaret yollarının denizlerden okyanuslara kayması, o günün dünyası için kıymetli madenlerin bol olduğu Amerika kıtasının İspanyollar tarafından keşfi ve getirilen bol hammadde ile Avrupa’da gelişen yeni ekonomik anlayış, Moğol istilası, Haçlı Seferleri gibi İslam dünyası dışında meydana gelen gelişmeler dış sebeplerdir.

Müslümanların içtihat kapısını kapatmaları, bilimi ihmal etmeleri, dar kalıplar içinde kalarak şekilcilik ve detaylara bağlanmaları, mezhep taassubuna kapılmaları, Kitap ve sahih sünnete dayanan asli hükümler ile belirli imkán ve şartlara göre verilen içtihadi hükümleri aynı değerde tutmaları gibi hususlar da İslam dünyasının geri kalmasına sebebiyet veren iç sebeplerdir.

* * *

İslam dininin ilmi metodolojisi, ilerlemeye ve yeni gelişmelere teşvik eden unsurlara sahiptir. O, gecesi gündüzü aydınlık toleranslı, hoşgörülü, batıl ve hurafelerden uzak, insan fıtratına uygun bir dindir. Bugün İslam dünyası fikri uyanışını sağlamalı, ilim ve irfan meşalesini yakmalıdır.

Bugün, bütün toplumu ihata edecek, birleştirici ve aynı zamanda bilimsel nitelikli uzlaşıları da temsil eden bir konsensüsün oluşmasını sağlayacak hedefe yönelmenin zamanı gelmiştir.

SORALIM ÖĞRENELİM

Hayvanların hangi organları yenilmez?

Taştan Subaşı-İZMİR

Koyun ve sığır gibi hayvanların akan kanı, sidik torbası, tenasül organı, yumurtalıkları, öd kesesi ve bezeleri yenilmez.

Kadının ev işlerini görme zorunluluğu var mıdır?

Ayşe Tabak-SAMSUN

Kocanın mali durumu müsait ise eşine ev işlerini gördürme mecburiyeti yoktur. Eşine bir hizmetçi tutarak ev işlerini yaptırması gerekir. Bu, kadının kocası üzerindeki hakkıdır.

İmamımız namazı çok uzatıyor. Bu doğru mudur?

Ahmet Kılıçarslan İSTANBUL

İmamın cemaati bıktıracak şekilde namazı uzatması mekruhtur. Peygamberimiz ‘Kim insanlara imamlık yaparsa hafif kıldırsın. Çünkü içlerinde zayıf, hasta, yaşlı olan var. Kim kendi kendine kılarsa istediği kadar uzatsın’ buyurmuştur.

Abdest aldım, sonra saç tıraşı oldum. Tekrar başımı meshetmem gerekir mi?

Ahmet Uzun-TEKİRDAĞ

Yeniden baş meshetmek gerekmez, keza abdest aldıktan sonra sakal, bıyık ve tırnakların kesilmesi durumunda bunların tekrar yıkanması gerekmez.

İşim gereği yurtdışında bulunuyorum. Evliliğimi de ABD’de yaptım. Burada yaptırdığımız resmi nikáh, dini nikáh yerine geçer mi?

Fahrettin Kevin Kurt-ABD

Nikáh karşılıklı bir sözleşmedir. Eşler, şahitlerin huzurunda irade beyanlarında bulunur ve tescil edilirse akit yerine getirilmiş olur.

Tevatür ne demektir? Kuran bize tevatür yoluyla mı ulaşmıştır?

Fikret Özbek-ANKARA

Tevatür terim olarak bir bilginin, haberin her asırda yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan büyük bir topluluk tarafından nesilden nesile aktarılmasıdır. Kuran indiğinden itibaren bir harfi bile değişmeden nesilden nesile bu yolla aktarılarak bize kadar gelmiştir. Ayrıca vahyolunan Kuran ayetleri Müslümanlar tarafından ezberlenirken diğer taraftan peygamberimizin emri ile vahiy kátiplerince ince taşlar, kürek kemikleri, hurma dalları ve deriler üzerine yazılıyordu. Doğru yazılıp yazılmadığını kontrol etmek üzere peygamberimiz ayetleri okuyor ve vahiy kátiplerine okutuyordu. Hz. Ebubekir zamanında bu yazılar ve hafızların ezberledikleri karşılaştırılarak mushaf (kitap) haline getirilmiştir.
Yazarın Tüm Yazıları