GeriEzgi Başaran Iraklı Picasso’larla başımız dertte
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Iraklı Picasso’larla başımız dertte

10 gün önce Adana’da bir eve baskın yapıldı ve Picasso imzalı bir tablo bulundu. Adana Emniyet Müdürü Salih Kesmez ve operasyonun başındaki Kaçakçılık Şube Müdürü Ahmet Mithat Dobur’dan bakın neler öğrendim.

Adana Emniyet Müdürlüğü’ne bir ihbar telefonu gelir: Gülbahçe Mahallesi’ndeki bir evde Bizans dönemine ait altın sikke ve Picasso tablosu var!
Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürü Ahmet Mithat Dobur bu telefonu aldıktan kısa süre sonra, yani öğle saatlerinde bir ekibini nakliyecilik işiyle uğraşan Celal Erdoğan’ın evine gönderir.
Nakliyeci Erdoğan yakın zamanda bu tablo ve sikkelerden birilerine bahsetmiş olmalı ki polisleri kapıda görünce hiç şaşırmaz, zorluk da çıkarmaz. 3 adet altın sikkeyi, yine aynı döneme ait bir papaz kolyesini sûkûnetle teslim eder. Peki Picasso nerede?
Yatak odasını işaret eder. Polisler gardırobun içinde sırtı dönük bir şekilde, kuzu gibi bekleyen tabloyu çıkarırlar. Üstünde Picasso’nun imzası, arkasında Kuveyt Müzesi’nin üç damgası vardır.
BİR DE GÜZELCE DAMGALIYORLAR
Peki bunlar gerçek mi? Cevabı bulmak için sikkeler Müzeler Müdürlüğü’ne, tablo da Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne gönderilir. Aynı gün içinde tahlil sonucu Emniyet’e bildirilir: “Sikkeler ve kolye gerçek, tablo sahte!”
Hikâyenin gerisini Ahmet Mithat Bey’den dinleyelim:
“Aslında tablo konusunda bizim nakliyeci şahıs dolandırılmış. Çünkü Picasso’dur umuduyla satın aldığı tablo meğer Irak’ın yerli Picasso’larının elinden çıkmaymış! I. Körfez Savaşı’ndan sonra Kuveyt Müzesi yağmalanmış ve birçok Picasso tablosu Irak’a getirilmişti. Irak’ın işgalinden sonra bu tabloların büyük bölümü dağıldı. Yani Irak’ta bir Picasso kaynağı olduğu kesin ama hangisinin gerçek, hangisinin sahte olduğu artık çok şüpheli. Çünkü savaşın karmaşasından istifade eden dolandırıcılar oturup Picasso tabloları yapmaya başlamış. Büyük ihtimalle Kuveyt Müzesi’nin damgalarını da çalmışlar ya da aynısından yaptırmışlar. Çünkü bu sahte Picasso’ların üstüne bir de güzelce müze damgası basıyorlar!”
Anlayacağınız, Irak’ta Picasso üreten bir çeteden şüpheleniliyor.
Haklılar da...
Çünkü bu Irak’tan gelen ve Türkiye’de ortaya çıkan kaçıncı sahte Picasso. Örneğin 10 yıl önce yine Adana’da yine Kuveyt Müzesi damgalı bir Picasso bulunmuştu. İzmir ve Urfa’da da birer tane. Hepsi de son tahlilde sahte çıktı. İşte o yüzden araştırmayı genişletmek, tablonun asıl kaynağını bulmak önemli. Bu da ne demek? Sahte Picasso bir süre daha Emniyet’te misafir edilecek.
Gelişmeleri sizlerle paylaşacağım.

Yaşlanmanın mutluluğu ve rahatlığı

İki sebepten dolayı içimdeki bir hissi baskılıyor, yüksek sesle söylemiyordum.
Birinci sebep; şahsen bu hissin gelip geçici bir hezeyan olduğunu düşünmemdi.
İkincisi de, samimiyetimden şüphe edilmesinden endişe duymam... O yüzden susuyordum. Ama Meryl Streep’in “It’s Complicated” adlı son filmini izledikten sonra ne hezeyan şüphesini ne de muhtemel “Hariçten gazel okuma, kızım!” uyarılarını takacak halim kaldı:
Yaşlanmak kadar mutluluk verici, 55-60 yaşında olmak, hayatın ortalarına gelmek kadar insanın içine huzur salan, rahatlık getiren bir şey olamaz bana göre...
Gençlik strestir. Aile kurmanın, kariyer yapmanın, eski arkadaşları muhafaza etmeye çalışmanın, çok deneyip hep yanılmanın stresi...
Yaşlanmaya özeniyorum...
Ve eğer gençliği tapılacak bir ilah gibi sunmayı şiar edinmiş Hollywood bile Meryl Streep yaşındaki bir kadını “It’s Complicated” gibi bir romantik komedinin başrolüne uygun gördüyse bu fikrimde yalnız da değilim.
55 YAŞ TERMİNALİ
Artık paha biçilmez ve rağbet gören pazarlama malzemesi gençlik değil, para değil, yaşlanmanın huzuru bence.
Filmde Meryl Streep, 3 çocuk yapmış, çocukları okutmuş, hatta birini evlendirmek üzere olan bir kadını canlandırıyor.
Sahip olduğu pastaneyi rayına oturtmuş, onu gerçekten anlayan üç-beş dostundan kemik bir çember oluşturmuş... Kafasında döndürdüğü en temel konu, zaten harika olan evinin mutfağını ne kadar genişletmesi gerektiği...
Streep’in eski kocasını canlandıran Alec Baldwin’in çok doğru bir sözü var filmde: “10 yıl önce ne kadar gergin iki insandık. İşimizle ve çocuklarla öyle meşguldük ki birbirimizi dinleyemez olmuştuk. Eğer şimdiki rahatlığımız olsaydı emin ol boşanmazdık.”
İddia ediyorum; 55 yaşına sağ salim varan biri hayatın en süper terminaline ayak basmıştır.
Yaşlanmak insanlık için “kurtarılmış bir bölgedir.”
Ne dersiniz?

Bu hataya nasıl düştünüz

Oldu mu şimdi bu?
O ki, Galatasaray Lisesi’nin meşhur müzik hocasıydı... O ki, zamanında biraz da bizlere o dilin zarafetini ve görgüsünü anlatmak için tamamı Fransızca şarkılardan oluşan bir albüm yapmıştı...
Peki şimdi?
Şimdi bir markanın reklamında ünlü “Si tu savais combien je t’aime” parçasını “Sütüseven insanlar için” şeklinde söylüyor. Ha bir de fikir yeni olsa, peki eğlenelim...
Bundan dört yıl önce Bates Motel adlı genç bir prodüksiyon ekibi “Sütüseven Kamyon Şoförü” diye bir video hazırlamıştı. O zaman gülmüştük.
Peki şimdi? Hiç ilginç değil.
Reklam marka açısından kendi içinde başarılıdır belki, onu takdir edebilecek bilgiye sahip değilim.
Ve fakat şu kadarını söyleyebilirim: Bunca yıl ülkemizin mesafeli ve temkinli Frankofon Prensesi mertebesine erişen Candan Erçetin için hiç de doğru olmayan bir proje. Tam da harika bir yeni albüm çıkarmışken... Candan Hanım bu hataya nasıl düştünüz?

X