Ezgi Başaran

Ergenlik çağındaki çocuklar neden yalan söyler?

4 Eylül 2015
Her konuda ailesine kesin ve net bilgi vermek istemeyebilir. Çünkü...

Kaç yaşında olursak olalım her zaman sorunların dışında kalmak ister ve başımıza iş açacak durumlardan uzak kalmaya çalışırız. Yani durumun bize getireceği sonuçlardan kaçınmak isteriz. Örneğin bir iş adamı, yetişmemiş bir iş için müşterisini karşısına almak istemediğinde, sekreterine ofiste olmadığını söyletebilir. Bir davete katılmak istemediğimizde çeşitli bahanelerle ufak beyaz yalanlar söyleriz. Yetişkin birinin bu davranışları kaçamak cevaplar vermesi olarak adlandırlırken, ergenlik çağındaki bir gencin ailesine eve daha geç gidebilmek için söylediği yalan çok daha endişe vericidir. Oysa her iki durumda da nedenler birbirine çok benzerdir, nahoş durumdan kaçınmak arzusu ile doğru olanın ifade edilmemesi durumudur.

Ergenlik çağındaki çocuklar ve gençler, yetişkinler kadar yaşam deneyimine sahip olmadıkları için ne zaman ve hangi durumlarda söyledikleri yalanın nasıl bir sonuç yaratacağını kestiremeyebilirler. Ergenlik çağındaki çocuklar ortaya çıkacak tatsız durumu engellemek veya ertelemek için yalan söylerler ve kısa bir zaman için de olsa sonucundan kaçınmış olurlar. Yeterince gerçekçi ve tecrübeli olmamaktan kaynaklanan yalan söyleme durumunda, gerçeğin ortaya çıkmayacağına inanırlar.

Ergen bireyler, bağımsızlığını ortaya koyma arzusu ile genellikle kaçamak cevap verir veya arkadaş ortamlarında dalga konusu olmamak için ailesine yalan söyleyerek bağımsızlık alanını genişletmeye çalışırlar.

“Nereye gidiyorsun?” sorusunun cevabı bazen belirsiz ve spontan gelişen durumlarla değişkenlik gösterebilir. Bunu bilen ergen, anne babasının izin vermesi için hamburgerciye gideceğini söyleyebilir. Oysa oraya gittikten sonra, sonu henüz belirli olmayan başka bir plan yapılmıştır ancak ailesinin daha sonra izin vermesi için sadece ailenin güvende olacağını düşündüğü hamburgerciye gittiğini söyler.

Ergenlik çağındaki çocuk çeşitli seçenekleri ucu açık bırakarak her konuda ailesine kesin ve net bilgi vermek istemeyebilir. Çünkü artık hesap verme yaşını geçtiğini düşünerek, tüm çocukluk boyunca anne babanın kural ve seçenekleri ile hareket ettiği için artık özgürlük alanını kısmen kendi belirlemek isteyebilir.

Anne babalar bu konuda bir açık yakaladıklarında, çocuklarının kendilerine yalan söylediklerinin üzerinde durup baskı yapmak yerine, çocuklarını anlayarak neden bu konuda eksik veya yanlış bilgi verdiğini sormaları gerekir. Bu davranış çocuğun suçluluk duymasına, onaylanmayan ve saygı duyulmayan bir birey olduğunu düşünmesine engel olacaktır.

Yazının Devamını Oku

Sınav kaygısını beraber atlatın

30 Nisan 2015
Çocuğunuza başaracağı konusunda güven duyduğunuzu hissettirin.

Sınav kaygısını başarı için bir güç olarak kullanmak yaşam boyu başarıyı getirir. Kaygı düzeyi, doğru ve iyi kullanılırsa başarılı olmak için gerekli olan güvenin, ilgi ve isteğin itici gücü olur. Her genç öğrenim çağında bu kaygı, endişe ve korkuyu yaşar. Anne baba tutumlarından kişisel kaygı düzeyine kadar pek çok faktör sınav kaygısının düzeyini etkiler. Kaygıyı azaltmak için öğrencilerin yapması gerekenlerin yanı sıra ailelere de çok büyük sorumluluk düşer.

Psikolog Ezgi BaşaranKolektif Psikoloji

Yazının Devamını Oku

Kararsızlık nasıl yenilir?

17 Şubat 2015
Kaygı, yapacağımız seçime karşı duyduğumuz heyecanı pasifleştiriyor.

Kararsızlığın en temel nedeni kişinin ihtiyacını karşılamak için coşku ve heyecan yerine korku ve kaygı duymasıdır. Bir seçim yaparken eğer seçimimize karşı yeterince heyecan duyuyor ve motive oluyorsak onu seçiyoruz. Heyecanın yerine endişe ve korku alıyorsa seçemiyor yani kararsız kalıyoruz.

Mesela bir tercih yapmamız gerekiyor ama kararsız kalıyor ve yapamıyoruz. Aslında tercihimizi yapamıyor değiliz. Yapacağımız tercihin bize getireceği olumsuz sonuçlar, yaşantılar ve deneyimler ile baş edecek motivasyona sahip olmadığımız için kaygı duyuyor ve seçimden kaçınıyoruz. Bu sebeple de neyi tercih edeceğimizi, hangi seçimin bizim için daha az olumsuz sonuç doğuracağına odaklanıyoruz.

Kaygı ve korku enerjimizin bloke olmasına, o seçime karşı duyduğumuz heyecan ve coşkuyu pasifleştiriyor. Özellikle depresyon ve kaygı bozukluğu olan kişiler coşku ile seçim yapmada zorlanıyor ve olumsuz sonuçlarla mücadeleden kaçındıkları için kaygıları artıyor ve kararsızlığı daha sık yaşıyorlar.

Bir seçim yapmakta zorlandığınızı fark ettiğinizde özellikle tercihlerimizin arkasında nelerden korktuğumuzu veya endişe duyduğumuzu bulmalıyız. Kaybetmekten veya seçimin doğuracağı olumsuz sonuçlar neler olabilir, bunları düşünmeliyiz.

Bizde kaygıyı oluşturan sebepleri görmek ve tanımak bu kaygının ne kadarının iç dünyamıza ait, ne kadarının dış faktörlerden etkilendiğini de bulmamızı sağlar.

Bir örnek: 2 iş tercihi arasında kaldığımızı varsayalım. Kararsızlık duyduğumuz kaygı ve korkular ile ilgili olduğuna göre neden kaygılanıyor olabiliriz? A işinde yeterli derecede başarılı olamamaktan, maddi olarak getirisinin yeterli olmamasından, işin uzun mesai süresinin olmasından veya çalıma arkadaşları veya ortamından kaçınıyor olabiliriz. Ya da eğer belirsizliklerden rahatsız olan bir kişiliğe sahip isek B işine kıyasla daha fazla bilinmezliğe ve belirsizliğe sahip A işinden, tüm iyi imkanlara rağmen kaçınabiliriz. Önce belirsizlikleri ve bilinmezleri netleştirip somutlaştırarak her iki tercihin imkanlarının bizde hangi duyguları uyandırdığına bakmalıyız. Hangisinin içinde duygusal olarak kendimizi daha rahat hissedeceğimizi bulmalı, kararsızlığın ardındaki endişelerimizi görünür hale getirmeliyiz.

Bizi kaygılandıran durumun bizdeki önceliklerini keşfetmek, başkasının gözündeki değeri değil bizde uyandırdığı duygu ve düşüncesine odaklanmak, ne istediğimizi keşfetmemize yardımcı olacaktır. Endişelerimizi görünür kılıp kabul etmek ve tercihimizin netleşmesinde fayda sağlayacaktır.

Yazının Devamını Oku

Dizi aşkları neden gerçek oluyor?

22 Ocak 2015
Aşık gibi bakışmalar, sarılmalar mutluluk hormonu salgılanmasına neden oluyor ve...

Diziler ve filmlerde senaryo icabı var olan aşklar nasıl oluyor da gerçek hayata geçebiliyor? Psikolog Ezgi Başaran, dizi aşklarının nasıl gerçeğe dönüştüğünü anlatıyor.

Televizyonda her gün yayınlanan onlarca dizinin ortak noktası ise aşk. Bazen heyecanla ve hevesle, bazen ise öfkeyle izlediğimiz dizilerin başrol oyuncularının çekimler başladıktan bir süre sonra gerçek hayatta da sevgili olduklarına sıkça rastlıyoruz. Güzel Köylü dizisindeki rol arkadaşları Gizem Karaca ve Berk Cankat’ın dizi aşkının gerçek aşka dönüştüğü ve sessiz sedasız bittiği haberinin üzerine bu konu yeniden gündeme geldi.

Nasıl oluyor da senaryo aşk gerçek oluyor?

Diziler ve filmler için yazılan senaryoyu gerçekmişçesine hayata geçirmeye çalışan ve yoğun bir emek sarf eden oyuncular sadece birbirleri ile çok fazla vakit geçirme şansı buldukları için mi birbirlerine aşık oluyorlar yoksa bu işin de içince bilinç dışı bir süreç mi işliyor? Nasıl oluyor da senaryo olan bir hikaye gerçekleşiyor? Psikoloji gözlüklerimizi takıp kısaca bir göz atmaya ne dersiniz?

Oyunculuk, önceden senaristler tarafından hazırlanmış senaryoların veya metinlerin, kişilerce gerçeğe uyarlanması esasına dayanıyor. Aslında ‘bir senaryonun eylem ile gerçeklik kazandırılmaya çalışılması’ da diyebiliriz.

Eylem, hayatta her yerde karşımıza çıkıyor aslında. Bunun sebebi ise kişinin varlığını devam ettirmesini sağlayan ve onu diğer canlılardan ayıran duyguların dışavurum şeklinin eylem oluşu. Tüm başkalığın ve farklılığın hayata geçiş biçimidir diğer bir ifadeyle. Eylemsiz bir hayat düşünülemez. Doğum, insanın ilk eylemidir ve eylemlerimiz hayat boyu devam eder.

Küçük bir şaka bile tüm duygu durumunu değiştirebilir!

Yapılan tatsız şakaların dahi eylem durumunda oldukları için gerçek olarak zihinde kodlandığı ve gerçekmişçesine yaşandığı, olayın şaka olduğu öğrenildikten sonra dahi beynin olayı gerçek olarak algılayarak hormonal dengeyi değiştirdiği ve anıları bu şekilde tamamladığı araştırmalarla ortaya çıkmıştır.

Yani kısacası birine şaka da olsa kaza haberi verdiğimizde o kişinin tüm duygu durumu değişmekte ve şaka olduğunu belirttiğiniz halde bilinç bu olayı gerçek gibi kodlayarak korku, endişe vb. tepkileri ve beraberindeki hormonal değişimleri tetiklemektedir.

Eylem ile yaşanan her şey beden ve zihin tarafından gerçekleşmiş olur ve hatıralarımıza kodlanır. Eylem, zaman zaman duygularımızı bile değiştirebilir. Zorla da olsa gülümsediğinizde ve bu eylemi devam ettirdiğinizde; bir süre sonra beden bunu gerçek olarak algılamakta ve serotonin salgılamaya başlamaktadır. Ve beraberinde kendinizi bu gerçek olmayan yapmacık eylemden sebeple de olsa iyi ve daha mutlu hissetmeye başlarsınız.

Aşk oyunu gerçeğe dönüşebilir

Peki ama eylem ile yaşanan her şey beden tarafından gerçek olarak algılanıyor ise bir insana aşıkmış gibi rol yaparken aşık olmak mümkün mü?

Evet, mümkün. Her zaman eylem aşkı doğuracak diye bir durum olmasa da, aşk oyununun aşkı beraberinde getirme olasılığı çok yüksek. Aşk sözcükleri, seviyormuş gibi dokunuşlar, aşık gibi bakışmalar, mutlu gibi sarılmalar... İşte tüm bunlar serotonin (mutluluk hormonu) ve aşkın beraberinde gelen endorfin salınımını sağlayacaktır. Eylem de eş zamanlı devrede olduğundan bilinciniz yaşanan bu olayı gerçek bir deneyimmişçesine kodlayacak ve anılar haznesine kaydedecektir.

Aşk oyunu, bilinç dışınızın ve hormonlarınızın size oynadığı küçük bir oyun olarak gerçeklikte yerini bulacaktır. Psikolojimizi de kısa sürede değiştirerek bizi bu mutluluk oyununun içine çekecektir.

İşte bu sebepledir ki dizilerde veya filmlerde çok etkileyici bir aşık çifti oynayan iki başrol oyuncusunun gerçek hayatta da yakınlaşmalarına hatta çekimler esnasında ilişkilerinin başladığına, evlendiklerine dahi şahit oluyoruz.

Zaman zaman yalancı eylemin mutluluğu getirdiği etkileyici anları yaşarken bu oyunu çözümleyen zihinler ise ilişkilerin gerçeklikten biraz kopuk olduğunun farkına varıp aşklarını sorgulamaya başlıyorlar. Bu sebeple de sette başlayan aşk hikayeleri çok uzun sürmüyor.

Peki aksi de mümkün mü?

Mutsuz veya travmatik bir hikayeyi canlandıran oyuncuların psikolojileri de bu durumdan etkileniyor mu? Elbette bu da mümkün. Özellikle depresif duygu durum eğilimi olan oyuncular veya çocuk oyuncular bu durumlardan daha hızlı etkileniyorlar. Setlerde üst üste aksilikler yaşayabiliyor, çekimler sırasında psikolojilerinin bir yansıması olarak eyleme dönen hikayeyi kaldıramayan bedenler sık sık hasta oluyorlar.

Bedenimiz, zihnimiz, duygularımız ve fizyolojimiz ile bir bütünüz. Bunları birbirinden ayrı değerlendirmek mümkün değil. Aşkı da, felaketi de eylem ile yaratabilme gücüne sahip olduğumuz ise varlığımızın bir geçeği. 

Televizyonda her gün yayınlanan onlarca dizinin ortak noktası ise aşk. Bazen heyecanla ve hevesle, bazen ise öfkeyle izlediğimiz dizilerin başrol oyuncularının çekimler başladıktan bir süre sonra gerçek hayatta da sevgili olduklarına sıkça rastlıyoruz. Güzel Köylü dizisindeki rol arkadaşları Gizem Karaca ve Berk Cankat’ın dizi aşkının gerçek aşka dönüştüğü ve sessiz sedasız bittiği haberinin üzerine bu konu yeniden gündeme geldi.

Diziler ve filmler için yazılan senaryoyu gerçekmişçesine hayata geçirmeye çalışan ve yoğun bir emek sarf eden oyuncular sadece birbirleri ile çok fazla vakit geçirme şansı buldukları için mi birbirlerine aşık oluyorlar yoksa bu işin de içince bilinç dışı bir süreç mi işliyor? Nasıl oluyor da senaryo olan bir hikaye gerçekleşiyor? Psikoloji gözlüklerimizi takıp kısaca bir göz atmaya ne dersiniz?

Oyunculuk, önceden senaristler tarafından hazırlanmış senaryoların veya metinlerin, kişilerce gerçeğe uyarlanması esasına dayanıyor. Aslında ‘bir senaryonun eylem ile gerçeklik kazandırılmaya çalışılması’ da diyebiliriz.

Eylem, hayatta her yerde karşımıza çıkıyor aslında. Bunun sebebi ise kişinin varlığını devam ettirmesini sağlayan ve onu diğer canlılardan ayıran duyguların dışavurum şeklinin eylem oluşu. Tüm başkalığın ve farklılığın hayata geçiş biçimidir diğer bir ifadeyle. Eylemsiz bir hayat düşünülemez. Doğum, insanın ilk eylemidir ve eylemlerimiz hayat boyu devam eder.

Yapılan tatsız şakaların dahi eylem durumunda oldukları için gerçek olarak zihinde kodlandığı ve gerçekmişçesine yaşandığı, olayın şaka olduğu öğrenildikten sonra dahi beynin olayı gerçek olarak algılayarak hormonal dengeyi değiştirdiği ve anıları bu şekilde tamamladığı araştırmalarla ortaya çıkmıştır.

Yani kısacası birine şaka da olsa kaza haberi verdiğimizde o kişinin tüm duygu durumu değişmekte ve şaka olduğunu belirttiğiniz halde bilinç bu olayı gerçek gibi kodlayarak korku, endişe vb. tepkileri ve beraberindeki hormonal değişimleri tetiklemektedir.

Eylem ile yaşanan her şey beden ve zihin tarafından gerçekleşmiş olur ve hatıralarımıza kodlanır. Eylem, zaman zaman duygularımızı bile değiştirebilir. Zorla da olsa gülümsediğinizde ve bu eylemi devam ettirdiğinizde; bir süre sonra beden bunu gerçek olarak algılamakta ve serotonin salgılamaya başlamaktadır. Ve beraberinde kendinizi bu gerçek olmayan yapmacık eylemden sebeple de olsa iyi ve daha mutlu hissetmeye başlarsınız.

Yazının Devamını Oku

Ergenlikte cinsel eğitim şart!

25 Mart 2014
Katı ebeveynlerin çocukları cinsellikle daha erken tanışıyor!

Ergenlikte ortaya çıkan biyokimyasal değişimlerin en önemli etkilerinden biri cinsel dürtülerdeki ve duygulardaki artıştır. Birçok ergen için yeni keşfedilen bu duygular ve dürtüler şaşkınlık ve kaygıya sebep olabilir. Cinsellik sadece cinsel ilişki demek değildir; “cinsellik, bir kültürün ahlaki ve dinsel inançlarıyla, çocuk yetiştirme uygulamalarıyla” yakından ilişkili olan eril veya dişil oluşun keşfidir. Peki, bu dönemde gençlerin sağlıklı bir cinsel gelişim yaşamaları için aileler onlara nasıl yardımcı olabilir? Psikolog Ezgi Başaran anlatıyor.

Bir insanın cinselliği anne babalarından, yaşıtlarından, basın ve televizyondan, kültürel beklentilerden etkilenir. Cinsel dürtüleri ön planda olan ergen, cinselliği tanıma konusunda esnektir. Ama anne babaların cinselliğe bakışı çocukları için yeterli ölçüde esniyor mu? Ebeveynlerin kalıp yargılarının ve sınırların zaman zaman gençleri olumsuz etkilediğini de söyleyebiliriz.

Halen birçok ailede cinsellik konuşulmuyor ve bir tabu olarak kabul ediliyor. Televizyonda yayınlanan öpüşme sahnelerinde dahi hızla kanal değiştiriliyor. Sevgili olmak kız çocukları için ebeveynler tarafindan ayıp kabul ediliyor, tepki gösteriliyor. Ebeveynlerin bu panik hali ve kapalılığı sadece cinsel kimliği, kadın ve erkek olmayı keşfetmek isteyen ergenin cinselliğe olan merakını arttırıyor. Bu konuda bilgi sahibi olmak tek başlarına öğrenmeleri gereken bir süreç haline geliyor. Bu tek başınalık; arkadaş ortamlarında kim daha bilgili konusunda bir rekabete sebep oluyor. Böylece ergen yanlış yaşantılara ve deneyimlere karşı daha savunmasız, hatalara daha açik hale gelebiliyorlar. Masum bir arayış, bazen ailelerin katı tutumu sebebiyle yasak olanı cezbedici kılarak hazır olunmayan cinsel ilişkiyi beraberinde getiriyor.

Cinsellik eğitimi çok küçük yaşlardan itibaren verilmeye başlanmalıdır.  Ailenin istenmeyen yaşantılar konusunda çocuğunu bilgilendirmesi gerekir. Ülkemizde çocuklar ve ergenler tacize uğrama konusunda da savunmasızdırlar. Tacize uğramış çocuk zaten yoğun suçluluk duygusu yaşar, isteği dışında gelişen bu durumun ne kadarını aile ile paylaşması gerektiğini bilemez ve korkar. Cinsellik içeren temaların konuşulmadığı bir aile ortamda tacize uğradığını paylaşmak neredeyse imkansızdır.

Her yaş için uygun bir dille ve yeteri kadar verilen cinsellik eğitimi bedenini tanıma, dişi ve erkek olmanın farklarını kavramasını sağlar. Olumlu beden imgesine sahip ergen olumlu kişilik özellikleri geliştirir. Bu da zamanında ve sağlıklı bir cinsel gelişimi beraberinde getirecektir.

Kadın ve erkek olmak nasıl ki doğal olgular ise sevmek, aşık olmak, flört etmek, öpüşmek ve birbirine dokunmak da öyledir. Mastürbasyon ergen cinsel gelişiminin bir parçasıdır. Birçok ebeveyn halen cinsellikle ilgili sorulara cevap vermekten kaçınmakta, sorular karşısında utanmakta veya nasıl cevap vereceklerini bilmedikleri için panik olmaktadır. Ebeveynlerin paniği, cinselliğin yasak bir şey olduğu düşüncesi ile gençlerin zihinlerinde daha cazip, merak uyandıran, keşfe açık bir hale gelmektedir. Ergenlik yasakları delme dönemi olarak nitelendiren ve birey olmaya çalışan çocuğunuzun deneyimler ile öğrenmeye çabaladığı bir dönemdir. 

Doğal olanı doğal karşılama eğiliminde olmak, çocuğunuzun yanlış yaşantıları daha kolay fark etmesini sağlar. Bilgi sahibi olduğu konuyu deneyimleyerek öğrenmek yerine, yeterli duygusal olgunluğa erişip erişmediğini, yani hazır olup olmadığını sorgulamaya başlayacaktır.

Cinsel kimlik arayışı ayıp veya günah değil, çocuğunuz sağlıklı olduğunu gösteren bir gelişim sürecidir. Bunun “yasak olan”dan çıkıp “doğal olan, meşrulaşan gelişimsel süreç” olarak kabul edilmesi yanlış deneyimi de engellemiş olacaktır.

Yazının Devamını Oku

Gençler meslek seçimi konusunda kaygılı!

10 Mart 2014
Psikolog Ezgi Başaran, gençlere meslek seçimi konusunda tavsiyelerde bulunuyor.

Çocukken hepimize büyüyünce ne olacaksın diye sorulmuştur. O zamanlar hazır yanıtlarımız vardı. Ama lise öğrencisiyken işler oldukça karmaşık bir hal aldı. Çünkü meslekleri, ne getirileri olduğunu, aldığınız eğitimi de düşünerek karar vermek gerekliliği doğdu.

Yapılan araştırmalarda bir ergeni en çok kaygılandıran şeylerden birinin “ Liseden mezun olduğunda hangi mesleği seçeceğini bilmemek” olduğu ortaya çıktı. Sürekli değişen sınav sistemleri, üniversite puanlarının değişkenliği, popüler meslekşerin farklılaşması da belki bu kaygının daha çok artmasına sebep oldu. Peki ama gençler hangi mesleği seçeceğine nasıl karar vermeliler? Psikolog Ezgi Başaran gençlere meslek seçimi konusunda tavsiyelerde bulunuyor.

Öncelikle aklınızda olan birden fazla meslek grubu var ise mesleklerin getirdiği fırsatlardan ziyade hangisinin sizin kişilik özellikleriniz ile daha çok örtüştüğünü keşfetmeye çalışmalısınız. Çünkü mesleklerin popülaritesi ve sağladığı fırsatlar değişkenlik gösterebilirken, sizin eğilimleriniz ve ilgi alanınız daha az değişkenlik gösterir.

“Ben ne tür bir iş yapabilirim?” diye düşünerek bilgi, beceri ve yeteneklerini sıralayarak işe başlayabilirsiniz. Sonra ilginiz olan alanlarla ilgili meslek gruplarını araştırarak devam etmelisiniz. Başarılı olabileceğiniz birçok alan vardır ama sizin keyifle yapacağınız meslek sizi en çok mutlu eden olacaktır.

Yaratmak ve üretmek sizi mutlu ediyorsa bu alana yönelik meslek gruplarını tercih etmelisiniz; Sanat ağırıklı, mimarlık, tasarım alanına yönelebilirsiniz.

Analitik düşünce yapısına sahipseniz, analiz yapmak, her teferruatı hesaba katmak ve incelemek ilginizi çekiyorsa; bankacılık, ekonomi, ekonometri ve tekik bölümleri tercih edebilirsiniz.

Yerinde bilgi edinmek şart!

Her meslek grubu hakkında bilgisi olmayan gençler için en doğru olan yerinde araştırmadır. İlgi duyduğunuz veya pek tanımadığınız meslek grubundan bir kişi ile tanışarak yerinde yapılan işi gözlemlemek ve o mesleği yapan birinden mesleğin iyi ve kötü yanlarını dinlemek görüşlerinizi çeşitlendirecektir.

Her mesleğin inkanları her ülkede aynı olmayabilir. İçinde bulunduğumuz kültürde ve şartlarda mesleğin uygunluğu da çok önemlidir. Filmlerden ve kitaplardan etkilenerek yapılan seçimler neticesinde hayal kırıklığı oluşabilir.

Ailelerin kendini telafi çabası gençleri yanlış yönlendirebilir!

Anne babaların seçmek isteyip seçemedikleri meslekleri çocuklarının seçmesi konusunda küçük yaşlardan itibaren yönlendirme yaptığını gözlemliyoruz. Bu da gençlerin seçimlerinde ailelerinden etkilenmelerine sebep oluyor. Ailenin üzerine düşen asıl görev çocukları için yetenek ve ilgileri bakımından en doğru mesleği seçmeleri için çocuklarını yüreklendirmek, gerekli desteği vererek meslekleri tanımalarına sağlamak olmalıdır.

Mesleğin saygın olmasından daha çok kişinin kendini bu meslekle gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği önemlidir. Mutlu çalışan, kendi sektörü de bir numara olabilirken, bir alanda mutsuz çalışan kişiler her zaman kariyer sahibi olmada arka planlarda kalmaktadır.

Yapılan araştırmalarda bir ergeni en çok kaygılandıran şeylerden birinin “ Liseden mezun olduğunda hangi mesleği seçeceğini bilmemek” olduğu ortaya çıktı. Sürekli değişen sınav sistemleri, üniversite puanlarının değişkenliği, popüler meslekşerin farklılaşması da belki bu kaygının daha çok artmasına sebep oldu. Peki ama gençler hangi mesleği seçeceğine nasıl karar vermeliler? Psikolog Ezgi Başaran gençlere meslek seçimi konusunda tavsiyelerde bulunuyor.

Öncelikle aklınızda olan birden fazla meslek grubu var ise mesleklerin getirdiği fırsatlardan ziyade hangisinin sizin kişilik özellikleriniz ile daha çok örtüştüğünü keşfetmeye çalışmalısınız. Çünkü mesleklerin popülaritesi ve sağladığı fırsatlar değişkenlik gösterebilirken, sizin eğilimleriniz ve ilgi alanınız daha az değişkenlik gösterir.

“Ben ne tür bir iş yapabilirim?” diye düşünerek bilgi, beceri ve yeteneklerini sıralayarak işe başlayabilirsiniz. Sonra ilginiz olan alanlarla ilgili meslek gruplarını araştırarak devam etmelisiniz. Başarılı olabileceğiniz birçok alan vardır ama sizin keyifle yapacağınız meslek sizi en çok mutlu eden olacaktır.

Yaratmak ve üretmek sizi mutlu ediyorsa bu alana yönelik meslek gruplarını tercih etmelisiniz; Sanat ağırıklı, mimarlık, tasarım alanına yönelebilirsiniz.

Analitik düşünce yapısına sahipseniz, analiz yapmak, her teferruatı hesaba katmak ve incelemek ilginizi çekiyorsa; bankacılık, ekonomi, ekonometri ve tekik bölümleri tercih edebilirsiniz.

Her meslek grubu hakkında bilgisi olmayan gençler için en doğru olan yerinde araştırmadır. İlgi duyduğunuz veya pek tanımadığınız meslek grubundan bir kişi ile tanışarak yerinde yapılan işi gözlemlemek ve o mesleği yapan birinden mesleğin iyi ve kötü yanlarını dinlemek görüşlerinizi çeşitlendirecektir.

Her mesleğin inkanları her ülkede aynı olmayabilir. İçinde bulunduğumuz kültürde ve şartlarda mesleğin uygunluğu da çok önemlidir. Filmlerden ve kitaplardan etkilenerek yapılan seçimler neticesinde hayal kırıklığı oluşabilir.

Yazının Devamını Oku

Sevdiğinizle aranızı düzeltmenin kolay yolu

7 Mart 2014
Karşımızdaki insanı doğru anlamamıza yardımcı olan ilişki terapisinin faydaları…

İlişkide en temel beklenti anlaşılmak ve değer görmektir. Eşi tarafından anlaşılmadığını ve değer görmediğini hisseden bireylerin öfkeyi yoğun olarak yaşadığını söyleyen Psikolog Ezgi Başaran, bozulan ilişkilerin terapi ile atlatılabileceğinin altını çizdi. Başaran, ilişki terapisinin faydalarını madde madde sıraladı.

    Olumsuzlukları düzeltir: İlişki içerisinde kişiler yanlış anlaşıldığını veya anlaşılmadığını hissedebilir. Bu sebeple ilişkiye olan güveni zedelenir. En zor olan duyguları doğru ifade edebilmek ve karşısındakinin duyguları üzerine düşünebilmek, onu gerçekten anlayabilmektir. Terapide sağlıklı ve olumlu olan duygu ve davranışların üzerine giderek olumsuzları düzeltme üzerine çalışılmaktadır. Karşımızdakini doğru anlamak ve kendimi doğru ifade edebilmek çok önemlidir.Duygularımızı anlamlandırmaya yardım eder: İlişkide kendini anlamak aynı zamanda karşımızdakinin kim olduğunu anlamakla başlar. Kişi karşısındakini keşfetmeye başladığında, bir süre sonra enerjiyi kendisine de döndürerek kendisinin kim olduğu ve duygularımızı anlamlandırma sürecine girer.Geçmişe takılmadan bugünü yaşayabilmeyi sağlar: İlişki kurma biçimimiz bebeklik döneminden itibaren öğrenilerek bugünkü halini alır. Geçmiş yaşantıların ve anıların etkisi bu sebeple oldukça önemlidir. Örtük bellekten ifade edilerek hafızaya gelen duygular, düşünce ve davranışlarımızı da anlamlandırmamızı sağlar. Bu sebeple geçmiş, terapide önemli bir alana sahiptir. Hem ilişki ile bağlantılı hem de ilişkiden bağımsız olan geçmiş deneyimlerin ilişkideki etkilerini görmek ama geçmişte takılmadan bu günü yaşayabilmek, iyileştirici bir etki sağlamaktadır.Yanlış davranışları görmeyi sağlar: Bozulan ilişkilerde, ilişkinin bir döngüye girmesi söz konusudur. Bu durum çiftlerin değişimi nasıl gerçekleştireceklerini bilmemelerinden kaynaklanmaktadır. Öğrenilmiş olan davranış bir değişiklik meydana getirmediği ve ilişkiyi bir döngüye soktuğu halde farkında olmadan tekrar edilmektedir. İlişkinin döngülerini terapist gözetiminde keşfetme imkanı bulduğunuzda ise tekrar eden yanlış döngü sonlandırılmış olur, yeni davranış biçimleri gelişir.Kişilerin kendilerini tanımasına yardımcı olur: İlişki terapisi aynı zamanda kişisel olarak da bir gelişim ve değişim sürecidir. Bu süreçten geçen bireylerin benlik algılarında farklılaşmalar meydana gelmektedir. Kişiler kendilerini daha iyi tanıma fırsatı yakalayarak, ilişki terazisinde kendilerini tartmaya başlarlar. Bu terazinin dengesini bozan hatalar iki taraflı fark edilince terazi denge seviyesine daha rahat gelecektir.Kişiye yeni bir bakış açısı kazandırır: İlişki terapisinde deneyimlenen yeni iletişim şekilleri çiftin ilişkisinde bir olgunlaşma oluştururken aynı zamanda sosyal yaşamda diğer kişilerle kurdukları iletişimin sağlıksız olan kısımlarını da iyileştirecek, kişiye yeni bir bakış açısı kazandıracaktır.

Yazının Devamını Oku

Ergenlik dönemi sorunları kolay atlatılabilir mi?

6 Şubat 2014
Hata yapmaması için engelleri ortadan kaldırmak kesinlikle bir çözüm değildir.

Ergenlik dönemini, çocukluk ve gençlik arasındaki fırtınalı bir geçiş sürecidir. Hem fizyolojik hem de psikolojik değişimler bir arada sürerken, duygu durumunda inişler çıkışlar ve kendini bulma çabası baş gösterir. Bu dönemde ergen anlaşılmadığı duygusunu çok yoğun yaşadığı, duygularını anlamlandırmada ve öfkesini kontrol etmekte zorlandığı çalkantılı bir döneme adım atmış sayılır. Peki, bu dönem nasıl daha sorunsuz ve kolay atlatılır? Psikolog Ezgi Başaran anlatıyor.

Bu süreci her ergen farklı atlatır. Ergenlik çağındaki çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamak veya başka örnekleri değerlendirmek yerine, bir birey olma yolunda değişen duygu durumunun ona has olduğunu kabul etmek süreci kolaylaştıracaktır.

Çocuğunuzun duygularını bildiğinizi sanmak ve akıl vermek yerine neler hissettiğini sorarak duygu ve düşüncelerini ifade etmesi için alan oluşturabilirsiniz.

Geliştireceğiniz empati onun duygularını fark etmenizi sağlayacaktır. Empati kurma çabanızı çocuğunuz ile paylaşırken “Ben bu yaşlardayken…./Ben de aynı şeyleri yaşadım” şeklinde başlayan cümleler yerine “Neler hissettiğini anlamaya çabalıyorum, ….. konusunda ne düşünüyorsun? Seni anlamam konusunda bana yardımcı olur musun?” şeklinde ifadelerle daha yapıcı bir hale gelecektir. Çocuğunuzun duygularının ona özel olduğunu, benzerlerini yaşamış olsanız dahi aynı duygular ve süreç olmadığını göz önünde bulundurunuz. Böylece çocuğunuzun kendisini daha özel hissetmesini sağlayabilir ve onun duygu/düşüncelerinize saygı duyduğunuzu aktarabilmiş olursunuz.

Çocuğunuzun en çok ihtiyacı olan konulara kısaca göz atalım. Böylece çocuğunuz daha kolay bir ergenlik süreci geçirmesine yardımcı olmak aranızdaki bağı kuvvetlendirecektir.

Çocuğunuzun değiştiğini ve büyüdüğünü kabullenmek her anne baba için zordur. Ama değişen bu sürece ayak uydurmalı ve yeniliklere açık olmalısınız. Düşünceler ve duygular ile birlikte talepleri ve beklentileri de değişen çocuğunuz karşınıza her seferinde farklı taleplerle çıkabilir.

Sınırlarınızı esnetin, hattı belirginleştirin

Çocukluktaki özgürlük alanından daha geniş bir alana ihtiyaç duyan çocuğunuz artık kendi kararlarını vermek isteyecek, sözünün daha fazla önemsendiğini ve ailede söz sahibi olduğunu hissetme ihtiyacı duyacaktır. Rutin aile toplantıları yapabilir bu toplantılarda çocuğunuzun talep ve ihtiyaçlarını gündeme getirerek konuşabilir, ondan beklentilerinizi dile getirebilirsiniz. Demokratik kararların alındığı bir ortamda daha fazla söz sahibi olduğunu hissetmek bireyselleşme sürecine olumlu katkı sağlayacaktır.

İzinler, arkadaş buluşmaları vb konularda da istekleri artacak olan çocuğunuz için daha esnek olmaya özen gösterirken eve .dönüş saatleri konusunda da sınırlarınızı belirginleştirmelisiniz. Belirsiz ve sınırsız imtiyazlar da, en az verilmeyen özgürlük alanı kadar negatif etkiye yol açar. Daha önce arkadaşlarıyla anne baba yanında görüşen çocuğunuz artık okul çıkışı planlarını arkadaşları ile baş başa yapmak isteyebilir. Buluşma yeri veya süre konusunda limiti belirleyerek ortak kararlar verebilirsiniz.

Dinleyin ve değerlendirin

Ergenlik çağı çocuğunuzun taleplerini ve yeni beklentilerini dinlemeden reddetmek onu öfkelendirerek bazı şeyleri sizden gizlemesine yol açabilir. Yeniliklere açık olmanız ve her türlü talebi değerlendirmeye açık olmanız çocuğunuzu sizinle paylaşıma açık hale getirecektir.Değerlendirmenizin sonucu olumsuz da olsa taleplerini değerlendirdiğinizi bilmesi önemlidir.

Sadakat sözleşmesi yapın

Alınan ortak kararlara sadık olunması konusunda anlaşma yapın. Ortak kararlara uyulmadığı taktirde sonucunda neler olabileceğini, vazgeçmesi gerekli olan durumları beraberce konuşup kararlaştırın. Davranışlarının sonuçlarını biliyor olması sorumluluk bilincinin de gelişmesine katkıda bulunacaktır.

Yanlışlara büyük tepkiler vermeyin

Hataları görmek ve sebeplerini beraberce değerlendirmek tekrar etmeme konusunda olumlu bir dönüşüm yaratır. Ancak çocuğunuzun yaptığı yanlışları öfke ve kızgınlıkla, büyük cezalarla ve tehtitlerle karşılarsanız sizin ulaşılmaz olduğunuzu düşünüp kendisini yalnız hissedecek ve benzer hataları bu kez size belli etmeden tekrarlayacaktır. Anlayışlı ebeveyn olmalı ve herkesin hatalar yapabildiğini unutmamalısınız.

Hata yapmaması için engelleri ortadan kaldırmak kesinlikle bir çözüm değildir. Hata yapmak öğretici ve gelişimi destekleyen bir süreçtir. Hataları yok saymayın ve olumlu kazanımları üzerine konuşun.

Çocukluk çağında olduğu gibi ergenlik çağında da çocuğunuz sizi model alacaktır. Bu sebeple söyledikleriniz ile yaptıklarınızın tutarlı olmasına dikkat edin.

Bireyselleşme döneminde ona saygı duyduğunuzu hisseden çocuğunuz size ve diğer insanlara aynı şekilde yanıt verecektir.

Bu süreci her ergen farklı atlatır. Ergenlik çağındaki çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamak veya başka örnekleri değerlendirmek yerine, bir birey olma yolunda değişen duygu durumunun ona has olduğunu kabul etmek süreci kolaylaştıracaktır.

Çocuğunuzun duygularını bildiğinizi sanmak ve akıl vermek yerine neler hissettiğini sorarak duygu ve düşüncelerini ifade etmesi için alan oluşturabilirsiniz.

Geliştireceğiniz empati onun duygularını fark etmenizi sağlayacaktır. Empati kurma çabanızı çocuğunuz ile paylaşırken “Ben bu yaşlardayken…./Ben de aynı şeyleri yaşadım” şeklinde başlayan cümleler yerine “Neler hissettiğini anlamaya çabalıyorum, ….. konusunda ne düşünüyorsun? Seni anlamam konusunda bana yardımcı olur musun?” şeklinde ifadelerle daha yapıcı bir hale gelecektir. Çocuğunuzun duygularının ona özel olduğunu, benzerlerini yaşamış olsanız dahi aynı duygular ve süreç olmadığını göz önünde bulundurunuz. Böylece çocuğunuzun kendisini daha özel hissetmesini sağlayabilir ve onun duygu/düşüncelerinize saygı duyduğunuzu aktarabilmiş olursunuz.

Çocuğunuzun en çok ihtiyacı olan konulara kısaca göz atalım. Böylece çocuğunuz daha kolay bir ergenlik süreci geçirmesine yardımcı olmak aranızdaki bağı kuvvetlendirecektir.

Çocuğunuzun değiştiğini ve büyüdüğünü kabullenmek her anne baba için zordur. Ama değişen bu sürece ayak uydurmalı ve yeniliklere açık olmalısınız. Düşünceler ve duygular ile birlikte talepleri ve beklentileri de değişen çocuğunuz karşınıza her seferinde farklı taleplerle çıkabilir.

Sınırlarınızı esnetin, hattı belirginleştirin

Çocukluktaki özgürlük alanından daha geniş bir alana ihtiyaç duyan çocuğunuz artık kendi kararlarını vermek isteyecek, sözünün daha fazla önemsendiğini ve ailede söz sahibi olduğunu hissetme ihtiyacı duyacaktır. Rutin aile toplantıları yapabilir bu toplantılarda çocuğunuzun talep ve ihtiyaçlarını gündeme getirerek konuşabilir, ondan beklentilerinizi dile getirebilirsiniz. Demokratik kararların alındığı bir ortamda daha fazla söz sahibi olduğunu hissetmek bireyselleşme sürecine olumlu katkı sağlayacaktır.

Yazının Devamını Oku