Huysuz İhtiyar

Haberin Devamı

Göbeğinizin kıymetini bilin

Herkes şişmanlarken gayet güzel her tarafından şişmanlıyor. Ama ben sadece göbeğimden şişmanlıyorum. Hatta, göbeğim şişmanlarken başka taraflarım zayıflıyor. Kollarım ve bacaklarımdaki etler sanki göbeğimin içine kaçıyor. Üstüne 4 adet kürdan sokulmuş Mustaabey armuduna döndüm. Göbek sahibi olan talihsiz erkekler bilir; göbeğini pantolonunun içine soksan bir dert, dışına yerleştirsen ayrı derttir. Ya pantolon düşer ya paçası dizine çıkar. Yürürken her yere senden önce gider. Gözün hep göbeğine takıldığı için ikide bir de oraya buraya, ona buna çarparsın.

Aylardır gözümü televizyondan ayıramıyorum. Her kanalın mucizeli demir boruları var. Boruları büküp birtakım aletler yapmışlar. Kiminin üstüne çıkıp Kan-Kan dansı yapar gibi bacaklarını sallıyorsun. Bu ara kolların da vites değiştirir gibi ileri geri oynuyor. Kimine sırt üstü yatıyor, kadın-doğum doktorunun muayene masasında olduğu gibi bacaklarını da havaya kaldırıp birtakım askılara asıyorsun. Tependeki boruları da kollarınla aşağı yukarı itip çekince, akordeon misali uzayıp kısalıyorsun. Tabii, bunları günde 5 dakikacık yapınca vücudunda bir gram yağ kalmıyor, sırım gibi oluyorsun. Göbeğin sırtına yapışıyor. İçeride mide, bağırsak gibi tatlavatın olmasa orta yerinden koptuğunun resmidir. Bunları nereden mi biliyorum? Televizyonda her gün uzun uzun gösterip anlatıyorlar. Göbekli bir adam gösteriyorlar, adam boruları azıcık itip kakıyor, göbeği cuvvt diye içeri kaçıyor. Zaten, ekranda bu borulara binen kızlı-erkekli gençlerin vücutları filinta gibi olmuş. Sırf adale... Hani sarışın, sakallı ve herkese tekmeler atan Rambo'nun 2 numara küçüğü bir oyuncu var ya, meğer o da kuvvetini bu borulara borçluymuş. Her akşam çıkıp aletlerin reklamını yapıyor.

Bu aletlerin benim için en avantajlı yanı da bir telefonla şıp diye evine getirilmesi. Yani, almak için sokağa çıkmak zorunda değilsin. Kendime günde 5 dakika ayırıp televizyonda gördüğüm o, göçük karınlı adamlardan biri olmaya karar verdim.

*

Borulu aleti getirip salona monte ettiler. Adı Şeypır'mış. Adamların çekip gitmelerini dört gözle ve heyecanla bekledim. Herifler gider gitmez de hemen soyundum. Şeypır'ımın yanına sigara, çakmak, kül tablası, bir bardak rakı ve sadece leblebi koydum. Spor yaparken meze yemem yakışık almazdı.

Şeypır'a sırtüstü yatıp bacaklarımı kaldırdım ve ayaklarımı apış aramdan yükselen bir borunun tepesindeki yuvalara yerleştirdim. Ama kafam, Şeypır'dan dışarı halının üstüne çıktı.

‘‘Çıkarsa çıksın!..’’ deyip iki yandaki kollara asıldım. Sonra bir daha asıldım. Ama alette hiç hareket olmadı. Oysa, televizyonda gördüğüm gibi Şeypır'ın ortadan katlanması, belimden yukarısının da yukarı aşağı kalkıp inmesi gerekti. Benimki ise yere vidalanmış gibi kımıldamıyordu.

‘‘Yahu bunu televizyonda sıskacık kızlar beceriyor. Biz, bu kadar mı elden ayaktan düştük!.. Yazıklar olsun kalıbımıza!..’’ deyip Zaloğlu Rüstem Pehlivan öfkesiyle tutma borularına bir asıldım, paldır küldür yana devrildim. Ayaklarımı soktuğum yuvalardan kurtaramadığım için Şeypır benim üstüme çıktı, burnum da leblebi tabağına girdi.

Ben öyle bir tekerlenmeyle göbek eritmekten vazgeçecek adamlardan değilim. Kumral olmama rağmen bende sarı inadı vardır. Bir sigara içip ve bir fırt rakı çekip Şeypır'la yeniden güreşe tutuştum. Bir hayli debelendikten sonra arızanın nerede olduğunu anladım. Şeypır'da hata yoktu. Hata benim sırık gibi uzun boylu olmamdaydı. Aleti normal insanlar için yapmışlardı. Herkesin sırtının geldiği yere benim popom geliyor ve alet ortadan katlanamadığı için de ben cılız kollarımla 90 kiloluk vücudumu ve Şeypır'ı aynı anda yerden kaldırmaya çalışıyordum.

Burnumu dizlerimin arasına sokunca sorun ortadan kalktı. Her ne kadar sırtüstü alaturka bir tuvaletteki çökme pozisyonundaysam da artık Şeypır'ı yukarı aşağı oynatıyor ve göbeğimi eritebiliyordum. Tabii arada bir aynaya koşup göbeğimin ne kadar eridiğini de kontrol ediyordum. Daha şimdiden en az 2 parmak küçülmüştü. Tekrar Şeypır'a koşarken tuttuğum nefesimi geri veriyordum.

*

Bir ara, donçak ve çıplak ayakla Şeypır'ın üstünde eğilip bükülürken kendime acıdım. Televizyondaki Şeypır'cıların kılık kıyafetleri ne güzeldi. Oysa, bu deprem kaçkını halim benim gibi bir sporcuya yakışmıyordu. Ekmek almak için bile sokağa çıkmayı göze alamayan ben, göbek uğruna yollara düştüm. Kendime Adidas pabuçlar, streç mayolar, kırmızılı-yeşilli eşofmanlar aldım. Hatta, boruları çekerken ellerim incinmesin diye bir çift bisikletçi eldiveniyle, iki tane tenis bilekliği bile satın aldım. Bunca masraftan sonra bu göbek artık elimden kurtulamazdı.

*

Şeypır'ın gelişinin ikinci günü ayna karşısında içeri çekmemeye çalıştığım göbeğimin ne kadar eridiğini mezurayla ölçerken Tarzan Celal geldi. Celal, benim delikanlılık arkadaşımdır. Hepimiz uzayıp giderken, o 160 santimde kaldığını fark edince vücut yapmaya karar vermişti. Önce bahçesindeki ağaçlara asılıp sallandı, sonra da halterler kaldırdı. En sonunda Amerika'dan kitaplar getirtip işkence aletine benzer birtakım aletlerle çalıştı. Biz, ona ağaçlarda sallandığı için Tarzan diyorduk ama, o boyuma yakın genişlikteki omuzları, kısa bacakları ve dizlerinin hizasındaki kollarıyla Tarzan'ın sevimli maymunu Çita'ya daha çok benziyordu.

Tarzan Celal, benim Şeypır'a biraz alaycı biraz da acıyarak baktı.

‘‘Göbek eritmeye mi çalışıyorsun?’’

‘‘Ne yapayım, pantolonsuz ve gömleksiz kaldım.’’

‘‘Bunlar göbek yağını değil, tereyağını bile eritemez.’’

‘‘Niyeymiş? Bak iki günde 4 parmak eridi bile.’’

‘‘Göbeğini biraz daha içeri çekerken kalpten gidersin. Soluğunu tutmaktan suratın kızardı. Karın kasları nah böyle çelik gibi olmalı!.. İnanmazsan bir yumruk at da anla!..’’

Tarzan Celal bunları söylerken pantolonunu fora etti. Gömleğini ve atletini yukarı çekip çıplak karnını ortaya çıkardı. Gerçekten herifin göbeği kıvrım büklüm tahta gibi adaleyle doluydu.

‘‘Tamam, taş gibi karnın var. Ama ben yine de vurmayayım.’’

Tarzan küçümseyen bir sırıtışla:

‘‘Korkma be vur... Ben duymam bile... Ama elinin acımasından korkuyorsan o başka!..’’ dedi. Ben de Tarzan'ın midesine şakacıktanmış gibi bir aparkat geçirdim. Zaten, biz ırgat gibi çalışırken onun sadece vücuduyla uğraşmasına bozuluyordum. Celal, gülümsemesini hiç bozmadı. Ama gözleri bir an belerdi ve suratını mor bastı. Ağzını açıp bir şeyler söyledi. Fakat sesi yarım dakika sonra çıktı.

‘‘Karın adalesi neymiş gördün mü?.. Bu adaleleri yapmak için gidon hareketli bir bisiklet alacaksın. Bacaklar oynamazsa karın erimez.’’

*

Uzun yıllarını verdiği için ben Tarzan Celal'in vücut konusundaki bilgisine gerçekten inanırım. Verdiği adresteki mağazadan bisikleti gidip aldım. Pedal çevirirken bisikletin gidonu da öne arkaya gidip geldiği için her tarafım hareket ediyordu. Bu hareketlere en babayiğit göbek bile bir hafta dayanamazdı. Ama pedal çevirirken kıçım da ileri geri gittiği için hafif bir bel kaymasından bir hafta sırtüstü yatmak zorunda kaldım.

Ama benim inadım inattır dedim ya... Ben, bu göbeğe taktım bir kere!.. Bu kez de televizyondaki sallabacak borulardan getirttim. Adı Eyr Volkır'mış. Yani havada yürüyen...

Havada yürüyüşümün ikinci günü Tonguç'la karısı Fatoş uğradılar. Fatoş'la bir araya gelince hep mutfaktan konuşur, yeni öğrendiğimiz yemekleri birbirimize anlatırız. Sevimli, canlı ve hayli bıngıl bir kadındır. Benim aletleri görünce sevinç çığlıkları attı. Sonra da bana,

‘‘Şunlardan bir tane alması için Tonguç'a aylardır yalvarıyorum. Kendi sıska olduğu için umursamıyor bile!..’’ diye kocasını çekiştirdi.

*

Fatoş, ertesi günü eşofmanlarını giyinmiş olarak geldi ve benim aletlerde bir hayli ter attı. Birkaç gün sonra Macide ve Sibel adlı komşularını da yanına alıp öyle geldi. Hep birlikte aletlerin tepesine çıkıp kanter içinde çabalarlarken benden müzik çalmamı istediler. Ben de onlara Hafif Süvari Üvertürü'nü çaldım. Sonra da portakal suyu servisi yapmaya başladım. Birkaç gün sonra Fatoş, televizyonda reklamını gördüğü elektrik titreşimli yeni bir kalça eritme bandını hálá niye almadığımı kırgın bir ifadeyle sordu. Ardından da duştaki suyun yeterince ısınmadığından yakındı.

*

Şu anda iki güzellik ve sağlık salonum var. 6 Spor Akademisi mezunu çalıştırıyorum. Aradığım büyüklükte bir bina bulabilirsem, gazeteden ayrılmayı ve kendimi tamamen bu göbek işine vermeyi düşünüyorum. Tabii, bu arada göbeğime de bebekler gibi bakıyor, karbonhidratını, vitaminini, proteinini ve rakısını eksik etmiyorum.

Ben kadir kıymet bilir bir adamımdır.

Yazarın Tüm Yazıları