’Fasıl’ konusunda zaruri bir açıklama

HİLTON’daki "Fasıl" hakkında bir şey yazmamaya kararlıydım...

Fakat Yeni Şafak’ta televizyon yazıları yazan "Gazeteci yazar / Bekir Hazar" kardeşim, "Ahmet Hakan beni fasıla davet edecekti... Sözünde durmadı..." falan diye yazınca...

İki satır çiziktirmek farz-ı áyın oldu...

Doğrudur...

"Gazeteci yazar / Bekir Hazar"ı fasıla davet edecektim...

Doğrudur...

Sözümde durmadım...

Ama bu işin sorumlusu ben değilim...

Bu işin sorumlusu, Bekir Hazar’ın yazarlık yaptığı gazetenin başyazarı "Beyefendi"dir...

"Beyefendi", fasıla davet işi konusunda öyle bir akreditasyon uygulamasına imza attı ki...

Böyle bir akreditasyonu ne Genelkurmay Başkanı akıl edebildi, ne de Akif Beki...

Adamcağız davet öncesi öyle heyecanlandı, öyle galeyana geldi, öyle bir ihtiras geliştirdi ki...

Resmen, "Salona benden habersiz sinek bile giremez" terörü estirdi...

Hilton’un girişinde misafirlerden sabıka kaydı isteyecek diye korktum vallahi...

İhtirasın bu denli büyüğü karşısında ne yapılır?

Ne yapılacak, tabii ki hemen sıvışılır...

Ben de öyle yaptım...

"Al, hayrını gör" dedim...

Sözün kısası şudur:

Bekir Hazar kardeşim, altı üstü birkaç şarkı dinleyip hoşça vakit geçirme amaçlı bir eğlenceyi, "kolordu komutanlığı tatbikatı" havasına çeviren bu "Beyefendi"nin kurbanı olmuştur...

Yine b.k’lu şiir üzerine

HADİ "bizim Sayım" gibi söyleyeyim:

Ben sokaklardan geliyorum...

"Muhallebi çocuğu" değilim yani...

"Cici çocuk" hiç değilim...

"Molla Kasımlık" taslamak karakterime uymaz...

Şaraba ihtiram eylemeyen zahitlerden de değilim...

Yani demem o ki:

İsteyen şair, şiirinde "b.k" kelimesini kullanabilir...

Ne b.k’u yahu? İsterse çok daha ayıp, çok daha kusturucu, çok daha irkiltici kelimeler kullanabilir...

Hatta en el değmemişinden kalayı da basabilir.

Türk şiirinin şanlı tarihinde kalay basan nice baba şair de bulunur nitekim...

Fakat...

Şair Ahmet Güntan’ın "Kitaplık" dergisinde yayınlanan "b.k’lu şiiri"nde yaptığı, mide bulandırarak dikkat çekme çabasından başka bir şey değildir.

Necaset maddesinin tasvir edildiği felaket kötü bir metne, sırf kifayetsiz muhteris bir edebiyat gettosuyla iyi geçinmek uğruna, "Şahane bir şiir... Fevkalade yaratıcı... B.k’u ne de güzel anlatmış" falan diye alkış mı tutacağım?

Tabii ki tutmayacağım...

Diyebilirsiniz ki:

"Bir metnin şiir olup olmadığına sen mi karar vereceksin? Biz bu b.k’u anladık... Ama sen anlamamışsın."

Ben de derim ki:

Kardeşim, ben bu metinden bir b.k anlamadım...

Siz anlıyorsanız, gidin oynayın...

Ama lütfen beni karıştırmayın...

Yazarlık tarihimin ilk kişisel duyurusu

BUGÜN Bursa’dayım...

Uludağ Üniversitesi, Bursa Gazeteciler Cemiyeti ve Nilüfer Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği etkinlik kapsamında saat 16.00’da Ataevler’deki Uğur Mumcu Salonu’nda olacağım.

Yapmaya çalışacağım şey, şu hayatta en yapmak istemediğim şey olacak: Kalabalık karşısında konuşmak...

Nelerden mi söz edeceğim?

Şunlardan:

"Döneklik üzerine tezler", "Ivır zıvır sosyolojisi", "Masonlar hakkında hiç bilinmeyen beş şey", "Kişisel gelişim kitaplarının zararları", "Polemik yaparken dikkat edilmesi gereken hususlar", "Tayyip Erdoğan’ın üç günü" ve "İslam’da cihat ederken küfür etmenin hükmü"...

Tahammül edebilecekleri beklerim...

Hatta tahammül edemeyecekler de gelsin, bir güzel cebelleşiriz.
Yazarın Tüm Yazıları