Düşük tansiyon tehlikeli mi

Tansiyonumuzun yükselmesinden hepimiz korkarız ama, düşük kan basıncı ne gibi sorunlar yaratır pek bilmeyiz.

Bugün ve yarın bu sorunun yanıtını vermeye çalışacağız. Eğer kan basıncındaki düşme çok fazla ise (özellikle kritik değerlere düşme ihtimali varsa) tansiyon düşüklüğünün tehlikeli sonuçları olabiliyor. Düşük tansiyon genellikle hiç belirti vermezken, bazen hayatın tadını kaçıracak sorunlara yol açabiliyor.

Düşük tansiyondan ne zaman söz edileceği hakkında ortak bir fikir birliği yok. Genel olarak büyük kan basıncının 90’dan (sistolik tansiyon) küçük kan basıncının ise 60’dan (diyastolik tansiyon) daha küçük olan değerleri "hipotansiyon" olarak kabul ediliyor. Hastanın büyük ve küçük tansiyonu birlikte azalabileceği gibi ayrı ayrı da düşebiliyor, bu durumlarda da bir klinik problemin olduğu kabul ediliyor.

BELİRTİSİ VAR MI

Durum her zaman bu kadar kolay ve açık olmayabiliyor. Büyük ve küçük tansiyonları yukarıdaki değerlerin altında olmasına rağmen hiçbir yakınması olmayanlar var. Bunların hasta sayılmamaları gerekiyor. Diğer taraftan kan basıncı normal hatta yüksek olmasına rağmen aniden düşüşler oluştuğunda ciddi belirtilerle sarsılanlarda da (örneğin 20-30 mm hg’lik düşüşlerde) tansiyon düşüklüğünden söz edilebiliyor.

Tansiyon düşüklünün farklı belirtileri olabiliyor. Halsizlik, yorgunluk, güçsüzlük, tekrarlayan baş dönmeleri, hatta bayılma nöbetleri, unutkanlık, kulak çınlaması, odaklanma güçlüğü en sık görülen yakınmalar. Düşük tansiyonlu biri olmak ömrü uzatıyor ama yukarıdaki belirtilere neden olursa o uzun ömrün hiçbir keyfi kalmıyor.

TANSİYON NEDEN DÜŞÜYOR

Kan basıncı düşüklüğünün çok farklı nedenleri olabiliyor. Böbrek üstü bezi yetersizliği, kalp yetmezliği, kalp ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları en sık görülen nedenler. Ağır ishaller, kan kayıpları, uzun süren kusmalar, dikkatsiz kullanılan idrar söktürücü ilaçlar, hipertansiyon ilaçları tansiyon düşüklüğüne neden olabiliyor. Ayrıca Viagra ve benzeri ilaçlar, göğüs ağrısı için kullanılan nitrat ve nitrit içeren ilaçlar, bazı Parkinson ve depresyon ilaçları da kan basıncının düşmesine yol açabiliyor. Düşük kan basıncının yol açtığı diğer problemlere ve tedavisine yarın değineceğiz. (Devam edecek...)

Hem sizi hem de sevenlerinizi yoran bağımlılıklar

Çay, kahve ve kola gibi kafeinden zengin içeceklerin aşırı miktarda tüketilmesi, yoğun sigara kullanımı, alkolizm, uyuşturucu ve/veya uyarıcı ilaç ve madde alışkanlıkları gibi bağımlılık başlığı altında inceleyebileceğimiz her durum yorgunluğa sebep olabilir. Bağımlılık yapan bu tür maddeler beyinde bulunan ve "dopamin" adı verilen maddenin daha fazla salgılanmasına yol açarlar. Dopamin "haz alma" duygusuyla ilişkilidir. Maddenin kullanılmasıyla oluşan haz alma duygusu yeniden yaşanmak istendikçe madde tekrar tekrar kullanılır. Eğer bağımlılık gelişmişse, kullanılan madde bırakıldığında kişide baş ağrısı, sinirlilik, gerginlik, huzursuzluk gibi yoksunluk belirtileri ortaya çıkacaktır.

Aşırı kafein alımı sizi yorar

Kafein, genellikle enerji verici ve uyku açıcı özellikleri nedeniyle tüketilmektedir. Oysa aşırı miktarda tüketildiğinde enerji vermekten çok yorgunluğa sebep olan kafein, aynı zamanda derin uykuya dalmayı engelleyerek yüzeysel ve dinlendirmeyen kalitesiz bir uykuya yol açar. İçinde kafein içeren gıdalar arasında kahve, çay, kola, çikolata, kakaoyu sayabiliriz.

Sigara ve alkolden uzak duralım

Yoğun sigara tüketimi hem fiziksel hem de zihinsel yorgunluğa neden olur. Alkol bağımlılığı ise, bir kişinin hem fiziksel ve ruhsal sağlığını hem de sosyal ve mesleki işlevselliğini bozacak kadar sık ve fazla miktarda alkol tüketmesi ve bireysel çabasıyla bunu engelleyememesidir. Bu durumda yapılması gerekenler:

Alkol bağımlılığı kesinlikle tedavi edilmesi gereken bir durumdur ve profesyonel yardım gereklidir.

Tedavi ilaç tedavisi, psikoterapi ve şiddetli durumlarda hastanede yatarak tedavi şeklindedir.

Tedavi için olmazsa olmaz şart kişinin tedaviye istekli olması, kendi iradesi ile tedavi talebinde bulunmuş olmasıdır.

Alkol, bilinenin aksine uykuyu kolaylaştırmaz, uyku kalitesini bozar.

Boyun fıtığı dışında kalan boyun ağrıları neden oluşur

Boyun ağrılarında akciğer tümörleri etkili olabilir. Bu nedenle hasta boyun ve omuz ağrısıyla geldiğinde bir akciğer grafisinin çekilmesi lazım. Yemek borusu iltihapları ve mide rahatsızlıkları da boyun ağrısı yapar. El uyuşmaları bilekteki bir dokunun kalınlaşmasına bağlı bir sorundan da kaynaklanabilir (Carpal Tunnel Sendromu). Boyun ve omurların bambu kamışı şeklini alması, hareket kabiliyetinde azalma gibi belirtiler varsa bu şikáyetlerin kaynağında muhtemelen bir romatizmal hastalık etkilidir (Ankilozan Spondilit). Bir de trafik kazalarına bağlı olarak boyun omurlarının üst üste kayması nedeniyle meydana gelen omur kayması ağrıya yol açar (Spondylolistezis). Araba kazalarında boyunda oluşan Kamçı manevrası (Whiplash). Fakat en sık karşılaşılan sorun boynun uygunsuz pozisyonda kullanılmasına bağlı kas tutulmaları. Uzun telefon konuşmaları, eğilerek yapılan ofis işleri, stres, depresyon bu tip gerilmelere yol açar.

Rooibos: Bir antioksidan bombası

Baklagiller ailesine ait bir bitkidir. Genellikle tisane adı verilen bitki çayı yapımında kullanılır. Fermantasyon süreci tadını zenginleştirir ve diğer bitkilerden ayıran en önemli özelliği yani yapraklarındaki o farklı kırmızı rengi verir (rooibos genellikle kırmızı çay olarak bilinir). Kafein içermez, tıbbi bitkilerde bulunan, cilt ve dolaşım sistemi rahatsızlıklarının tedavide kullanılan Aspalathin adı verilen flavonoidi içerir. Minerallerin emilimini engelleyen tanen içeriği düşüktür. Flor, kalsiyum ve manganezi az miktarda içerir. Yapılan araştırmalara göre, rooibosta bulunan oligosakkaritlerin viral enfeksiyonlarda bağışıklık sistemine yardımcı olduğu bulunmuştur. Rooibos esanslarının antikanserojen ve antimutajenik etkileri de olabilir. Rooibos, serbest radikallerle savaşan antioksidanlardan fazla miktarda içerir.

Yağsız olmaz

Çok az miktarda yağ yemek de sorun yaratabilir. Çok düşük yağlı bir diyet safra kesesini, safra salgılayarak boşalması için yeteri kadar uyarmaz. Bu da safra kesesinde taş oluşum riskini artırır. Çoğu düşük yağlı diyetler karbonhidrat açısından zengindir. Bu nedenle düşük yağlı diyetler kilo vermek için diyabet uzmanları tarafında da önerilmez. Düşük yağlı diyetler E vitamini de dahil olmak üzere bir çok besin öğesinden de yetersizdir. Günlük E vitamini alımı kadınlar için 8-10 mg. erkekler için 10-15 mg.’a kadar önemlidir.

En sık görülen rahim tümörü: Myomlar

Myomlar rahimde gelişen, düz kas ve bağ dokusu içeren, kanser olmayan tümörlerdir. Büyüklükleri 1 mm.’den 20-30 cm. çapına varabilir. 40 yaş üzeri kadınların yüzde 40’ında vardır. Tek bir tane de olabilir, sayılamayacak kadar çok da olabilir. Sebepleri tam olarak bilinmemekle beraber kadınlık hormonu olan östrojen etkisinde büyürler, menopozla beraber aynı kalır veya biraz küçülürler. Rahim duvarında olabilirler, rahimin iç boşluğunda olabilir veya rahim dışına büyüyebilirler. Muayene ve ultrasonla teşhis konur. Kanama, ağrı, karında şişlik ve organlara baskı gibi belirtiler myomların 4’de 1’inde görülür. Bazen kısırlık veya düşük, erken doğum sebebi, doğumda komplikasyonlara sebep olabilirler. Kanserleşme 100’de 1’den azdır, bazen dejenere olup ağrı yaparlar. Ağrı, kanama, hızlı büyüme, kalın barsak veya idrar baskısı şikayetleri olursa ameliyatla alınmaları gerekebilir. İlaç tedavisi bazen geçici bir çözümdür, tedavi sonunda kaldıkları yerden büyümeye devam ederler. Ameliyatta sadece myomlar alınabilir veya menopoza yakın çocuk isteği olmayan hastalarda rahim komple alınabilir. Gerek myom alınması, gerek rahimin tümüyle çıkarılması karın kesilerek yapıldığı gibi, artık laparoskopi veya histeroskopi denilen neştersiz-dikişsiz operasyonla da yapılabilmektedir. Hangi cins ameliyat yapılacağı doktor ile iyice tartışılarak, detayları öğrenilerek yapılmalıdır.

Akdeniz mutfağına göz atalım

Sebzeleri haşlayarak yağsız olarak pişiriyorum. Ancak diyetim sebzeler yönünden bu nedenle sınırlı kalıyor. Sadece salata yemek sebze bakımından yeterli olur mu?

Diyet uygulamalarında en çok karşılaşılan sorunlardan biri sebzelerin pişirilme yöntemleri. "Diyet" kelimesi ne yazık ki sebzeleri sudan çıkmayan, sadece haşlanarak tüketilen yiyecek grubu gibi algılatıyor. Unutmayın! Sebzeler diyetinizi kolay ve lezzetli bir şekilde çeşitlendirebileceğiniz, kalori bakımından oldukça düşük yiyeceklerdir. Pişirme yöntemleri olarak fırında, buharda, tost makinasında uygulamalar yapabilir, az yağlı yoğurt, zeytinyağ ilavesi ve baharatlarla çeşnilendirebilirsiniz. Bunun yanı sıra pişmiş tencere yemeklerinin de susuz kısımlarını kullanarak 4-6 kaşık kadar ana öğününüze ilave edebilirsiniz. Özellikle Akdeniz mutfağının gözdeleri sebze tariflerini deneyebilirsiniz.

Akdeniz usulü fırında sebze

(4 KİŞİLİK; 200 KALORİ)

Malzemeler:
6 adet salçalık kırmızı biber, 3 adet kabak, 5 adet patlıcan, 3 adet domates, 3 diş sarmısak, 6 dal maydanoz, 2 dal taze soğan sapı, 4 çorba kaşığı iri ufalanmış ekmek içi, 3 çorba kaşığı rendelenmiş az yağlı kaşar peyniri, 4 çorba kaşığı zeytinyağı, tuz

Tarif: Kırmızı biberleri, kabak ve patlıcanları boyuna ikiye ince ince dilimleyin. Domatesleri halka halka doğrayın. Sarmısak, maydanoz ve taze soğan saplarını kıyın ve derin bir kaba koyun. 2 kaşık ekmek içi, 2 kaşık kaşar peyniri, zeytinyağı ve tuzu ekleyip karıştırın. Salçalık biber, kabak, domates ve patlıcan dilimlerini aralarına peynirli karşımı ilave ederek diktörgen bir kalıba dizin. 20 dakika kadar fırında pişirin. Üzerine kalan ekmek içi ve kaşar peyniri karışımlarını dökün, 5 dakika daha pişirin. Ilık olarak servis yapın.

Hipoglisemi hastaları ve kilo sorunu

27 yaşında bir bayanım. Kilom 60 boyum 168 cm. Hipoglisemi teşhisi kondu. Diyet yaparken özellikle dikkat etmem gereken neler vardır?

Boyunuz ve kilonuza göre beden kütle indeksiniz (BKI değeriniz) hesaplandığında 18.5-25 aralığında yani sağlıklı aralıkta olduğunu görüyorum. Bölgesel şikayetler nedeniyle kilo vermek istiyorsanız, kaloriyle oynamak yerine güzel bir egzersiz programına başlayın. Kilo kaybı hipoglisemi hastalarında daha zor olabilir. Normalde sıklıkla bizden duyduğunuz "az az sık sık yemek yemelisiniz" önerisi hipoglisemi hastalarında tedavinin ilk adımını oluşturur. 2-3 saatte bir öğün ve öğünlerde aldığınız besinlerin içeriği ve glisemik indeksi çok önemlidir. Öğünlerde glisemik indeksi düşük besinler tercih etmek toplam diyetinizin glisemik yükünü düşürür ve rahat kilo vermenizi, kendinizi daha iyi hissetmeniz sağlar. Başlıca dikkat etmeniz gerekenler:

2-3 saatte bir öğünden oluşan bir beslenme programı olmasına özen gösterin.

Aç kalmayın.

Aralarda bol sıvı tüketin.

Öğünlerin protein-yağ ve karbonhidrat bakımından dengeli olmasına özen gösterin.

Tek besine dayalı diyetler yapmayın.

Egzersiz programınıza göre yemeğinizi ayarlayın ve aç karnına egzersiz yapmayın.

Glisemik indeksi yüksek olan üzüm, incir, kavun, karpuz, muz, havuç, mısır, patates vb besinleri daha az tüketmeye çalışın.
Yazarın Tüm Yazıları