Çokçocuklu aile babası (IV)

İşte üç pazardır anlattığım gibi, bir yandan en ceberrut Prusya kışlası nizamnamesine taş çıkartan apartman yönetmeliğim kedi - köpek türü evcil hayvanlar beslememi yasakladığından; diğer yandan, ben, bu yasağı kısmen delebilecek kanarya - papağan cinsi kafes kuşlarına karşı sempati beslemediğimden, nihayetinde ‘son çare’ olarak, akvaryum balığını ‘yalnızlık yoldaşı’ diye aldım.

Fakat yine söylediğim gibi, solungaçlı yaratık ‘derdime deva’ olmadı.

Hálá suyun içinde yüzüp duruyor ama, doğrusu ‘kuyruğu titretse’ zerre kadar umursayacak değilim.

Peki, geriye ne kaldı ?

Hanemi hangi ‘alternatif hayvan’la paylaşabilirim?

Amiyane tabirle, düşün taşın, boktur işin...

*

SONRA, aklıma aniden ‘hamster’ geldi.

Oğlum küçükken, annesinin evinde bunlardan bir tane edinmiş olduğunu harıl harıl anlatırdı. Hafta sonları için bende de beslemek istediğini söylerdi.

O zaman işi duymamazlığa vermiştim.

*

HANİ şu ‘faregiller familyası’na mensup olan ve günlük dilde ‘kobay’ diye anılan, ama ilkin Latin Amerika’da keşfedildiği için, kodamanına İspanyolların ‘Hint domuzu’ dediği hayvan var ya, işte birden onu hatırladım.

Boyu yarım karışı birazcık geçiyor ve ‘pet shop’larda iki kuruşa satılıyor.

Ancak burada derhal bir parantez açmak ihtiyacını hissediyorum.

Sakın ola, ‘fare’ ve ‘domuz’ sözcüklerini duyunca da anında irkilip ‘Ayy, bula bula pislik numunesi bu murdarları mı buldun’ demeyin.

*

BİLİNE ki, birincisi gibi doğal kemirgenlik içgüdüsü hariç, ‘hamster’ın yukarıdaki iki mahlûkla da hiçbir benzerliği bulunmuyor.

Zaten sonraki gözlemlerim de doğruladı, temizlik bab’ında en hamarat ev kadınlarına; süslenme bab’ında ise en nazánde tazeciklere taş çıkartır.

Çişini ve kakasını kulübeciğinin en uzak mıntıkasına yapıyor ve sonra üzerini talaşla iyicene örtüyor. Bal dök, yala...

Ardından, ne zaman vakit bulsa, patisiyle yüzünü, tüyünü, gıdısını hiç durmadan pırıldatıyor. Haspanın bir tek aynası eksik!

Yediği şey ise fındık fıstık cinsi kuru yemiş ki, bunun neresinde kirlilik olacakmış?

Dolayısıyla, ‘hamster’in veya ‘kobay’ın zoolojideki fasile benzerliği ve Cervantes lisanındaki yanılgı kelimesi dışında ne fareyle, ne de domuzla uzak - yakın bir ilgisi var!

*

TABİİ, bütün bunları ancak şimdi böyle ayrıntısıyla söyleyebiliyorum.

Çünkü, ‘Acaba bir hamster mı alsam’ sorusunu kendi kendime sorduğumda, Yeni Dünya kökenli hayvan hakkında hemen hemen en ufak bir bilgi sahibi değildim.

Ve yine tabii, ben öyle hevese ve gargaraya gelip canlı bir yaratık alacak; sonra da maymun iştahım kaçtığı an kuytu bir kaldırım köşesinde ‘Hadi, artık ne halin varsa gör’ diye başımdan def eyleyecek laubali ve gaddar bir insan olmadığımdan, önce ince eleyip, sık dokumaya ve işin üstesinden gelip gelemeyeceğime dair bir kanaat edinmeye karar verdim.

İlkin ansiklopediyi açıyordum ki, birden dank etti!

Tekrar kendi kendime, ‘Efendi, bilgisayar ve internet çağında yaşıyoruz! Sen hálá ‘aydınlamacılık’ın ‘ansiklopedist’ler döneminde mi emekliyorsun? Şu ‘örümcek ağı’na bir göz atsana’ dedim.

Derhal kutuyu açıp arama motorunun hanesine ‘hamster’ ibaresini düştüm.

*

NİTEKİM, yanılmamışım.

Yanılmak ne kelime, aman Allahım, ‘faregiller’ familyasından canlının ne kadar da fazla meraklısı varmış?

Ne kadar da çok insan ‘yalnızlık yoldaşı’ olarak Amerika Kıtası’ndan göç ettirilmiş hayvancığı besliyormuş?

İnanılacak şey değil, bilgi üstüne bilgi ve site üstüne site ki, kimisi envai çeşit pozlarda fotoğraflarını koyduğu ‘hamster’ının nasıl böyle ‘formda kaldığını’ (!) açıklamak için ‘cimnastik dersi formülü’ (!) öğretiyor; kimisi de hangi mevsimde hangi fıstığın verilmesi gerektiğine dair ‘diyetisyen reçetesi’ (!) veriyor.

*

NEYSE, káh bıyık altından müstehsi müstehsi; káh da kasıklarımı tuta tuta gülerek bütün bunları okudum ve esas öğreneceğim şeyi öğrendim.

Yani, üç, dört, beş gün kafesinde yalnız bırakmakta bir sakınca yokmuş.

Yemini ve suyunu koyduğunuz takdirde kendi kendine oyalanabilirmiş ki, ‘Sahibim nerede’ diye ağır depresyona girip intihara kalkışmazmış.

Tamam, benim de istediğim bu, çünkü kısa iş gezisine çıktığım veya hafta sonu kaçamağına tüydüğüm takdirde, dönüşte, nalları değil ama küçümen pençeciklerini dikmiş bir ‘hamster’ bulursam, kendimi affetmem!

İşte bu kadar ‘aydınlanma’ (!) yeter ve de hadi bakalım Hadi Bey, teoriyi pratiğe geçirmek ve yeni ‘yalnızlık yoldaşı’nı almak için şu ‘pet shop’lardan birisinin yoluna revan ol!

Oldum ki, gerisi gelecek pazara kalsın...
Yazarın Tüm Yazıları