Birbirini kadınlı–erkekli öpen yapılar!

BÖYLE bir “yapılanmanın” varlığını Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın konuşmasından öğrendim.

Haberin Devamı

Yarım yüzyıldan fazla bir süredir Türkiye’de yaşıyorum ve bir devlet yetkilisi değişik “yapılanmalardan” söz ettiğinde bundan ürkmek gerektiğini öğrenmeme yetecek bir süre bu.
Haliyle sırtım ürperdi, tüylerim diken diken oldu.
Birbirlerini “kadınlı–erkekli öpen yapılanmalar” varsa bunun antitezi de bu toplumda mutlaka vardır.
Birbirlerini “erkekli–erkekli öpen yapılanmalar” ile “kadınlı–kadınlı öpen yapılanmalar” da olmalı ki Bozdağ niye bu konuya girmedi bilemiyorum. Belki o yapılanmaların konuşulmasından bile hoşlanmıyordur, olabilir, homofobi yaygın bir sorun çünkü.
Bozdağ’ın sözünü ettiği birbirini öpen kadınlı–erkekli yapılanmalar olmaz ise Büyük Usta Başbakanımızın önümüze koyduğu “en az üç çocuk” hedefine nasıl ulaşabiliriz, bunu da doğrusunu isterseniz pek bilemiyorum.
Gerçi hikmetinden sual olunmaz ama canlılar âleminde böyle “yapılanmalara” yüz vermeyip, işini kendi kendine görenler de var, kim bilir belki de Bekir Bey’in ideal toplum özlemi böyle bir şeydir diye de düşünmedim değil.
Poeciliopsis adını taşıyan bir cins “dişli sazan” ile kamçıkuyruklu çöl kertenkelesi böyle mesela.
Kimseyle öpüşmeleri gerekmiyor, bunlara “jinojen” diyor bilimadamları, kendi kendilerini klonlayarak ürüyorlar.
Bir “yapılanma” kurmaya kalkışmadıklarından kendi toplumları için bir tehlike de oluşturmuyor olmalılar, canlılar âleminin istihbarat örgütlerinin bunları takip etmesi de gerekmiyor haliyle.
Hatta kendini bu konulara hizmete adamış grupların sizi takip etmesi ve “Aman günaha girersin, kaydın yapılır, vazgeç bu işlerden” uyarısında bulunmasına da gerek kalmaz.
Bir de “Amazon Molisi” adı verilen minik bir balık cinsi var o da jinojen, kendisini klonlayarak ürüyor ama nedense iki değişik tür küçük balık cinsinin erkekleriyle ilişkiye girmekten de kaçınmıyor.
Bu erkek balıkların istenmeyen bir çocuk sahibi olma tehlikeleri yok, bu işi sadece çapkınlık için yapıyorlar. Üstelik Amazon Molisi ile ilişkiye giren bu balıklar kendi türlerinin dişilerine daha çekici geliyormuş, bilimadamları bunu da tespit etmişler. Ki bu dişi cinsinin Âdem ve Havva torunları arasında da örneklerine rastlanmıyor değil.
Bir de argonot balıkları var. Bunların da öpüşmeleri gerekmiyor. Erkek balıkların cinsel organları vücutlarından ayrılıyor ve kendi kendine gidip bir başka kayalıkta saklanan dişiyi bulup döllüyor ve geri geliyormuş.
Hayli yorucu bir yolculuk olmalı, sonra geri dönüp yine aynı yere takılıp kalmaları da gerekiyor ki bu da bana bu yolculuğun biraz turistik olduğunu düşündürtüyor.
Turistlik böyledir çünkü döner dolaşır aynı yere gelirsiniz, elinizde sadece fotoğraflar kalır.
Toprağı bol olsun, tam bu noktada gel de Arthur Schopenhauer’i anma!
Çirkinliği ile ünlü filozof, Göttingen Üniversitesi’nde öğrenci olduğu yıllarda bir kır gezintisi için arkadaşlarıyla birlikte plan yaparken gruptakilerden biri şöyle diyor:
“Geziye getirecek (hayır Gezi Parkı değil, bildiğiniz sıradan bir piknik gezisi) birkaç kadın bulmalıyız.”
Schopenhauer
bu talep üzerine geziyi iptal eder ve şöyle der: “Hayat o kadar kısa, tahmin edilemez ve uçucu ki böyle büyük bir çaba göstermeye hiç değmez.”
Şu sözü de o söylemiş artık anlayın ne kadar çirkindi ki hiçbir kadın ile yakınlaşamamış:
“Bir tek, cinsel güdülerle bulanıklaşmış erkek zekâsı, bu ufak tefek, dar omuzlu, geniş kalçalı ve kısa bacaklı cinsi, cins-i lâtif diye adlandırabilir.”
İtiraf edeyim, zekâm biraz bulanık!
“Yapılanlamalardan” ürktüğümü söylemiştim ama hayatında bir kadın olmayan bir erkek, kötü bir sosise benzer!
Bu “sosis” benzetmesini bir şey ima etmek için yapmadım, ilginçlik olsun diye yazdım, kim bilir bakarsınız yıllar sonra “kotasyon” kitaplarından birinde benim bu sözüm de yer alabilir: “Hayatında kadın olmayan erkek kötü bir sosise benzer–İmza: Mehmet Y. Yılmaz.”
Şaka bir yana kotasyon kitaplarındaki bazı sözleri okuyunca bunu düşünüyorum: Kendi başına hiçbir anlamı olmayan bir söz ve sonra birileri bundan bir hikmet çıkarıp kitaplara alıyor! Sonra da birileri bu sözleri alıp, gül–çiçek–böcek resimlerini altına döşeyip internette dolaşıma sokuyor!
Bu işin uzmanlarından birisi de bizim Samim Baki’dir ki böyle sözlerden oluşan e–postalardan her gün elli tanesini yollayabilir!
Fransız Elle dergisinin yayın yönetmeni Sophie Fontanel, Bekir Bey için ideal bir örnek olabilir.
27 yaşına geldiğinde artık erkeklerden uzak durmaya karar vermiş, 12 yıl süreyle sekse ara vermiş ve bu sürede yaşadıklarını anlattığı bir kitap yazmış.
Geçenlerde Türkiye’ye de geldi ve Defne Samyeli ile bir söyleşi yaptı. Defne Hanım’ın yazdığına göre “bu süre içinde sekse de tamamen uzak durmamış, hayal gücü ve fantezilerle bedenini daha iyi tanıma yoluna girmiş”.
Yatılı okuldaki belletmenler “hayal gücü ve fantezilerle bedenimizi daha iyi tanımaya çalışırsak” ellerimizin içinde kıllar çıkacağını, verem olabileceğimizi, yüzümüzü sivilcelerin basacağını, beynimizin sulanıp akacağını filan söylerlerdi.
Kuru tehdit tabii! Ama lise bitince hiçbirimizin aklına bunları bir kitapta toplamak da gelmedi, oysa artık kendimizi de iyice tanıyorduk!
Acaba Bekir Bey’in “kadınlı–erkekli öpüşme yapılanmalarından” korkmasının nedeni, gençliğinde ona böyle acayip şeyler anlatılmış olması mıdır diye de merak ettim.
Tahminime göre Bekir Bey, böyle bir yapılanma için belediye başkanından izin alınmasından yana.
Belediye izniyle “öpüşme yapılanması” kurmanın
bir avantajı da düğünde konukların altın vs. takmalarıdır ki buna kim itiraz edebilir? Düğünlerde takılan altınları filan satarak bir bisküvi dağıtım şirketi de kurabilirsiniz, biliyorsunuz Türkiye’de en çok para getiren işlerden biridir.
Sanıyorum Bekir Bey, daha çok illegal öpüşme yapılanmalarına karşı.
İllegal örgütlerde bulundunuz mu bilmiyorum ama çok heyecanlı bir şey olmalı!

Yazarın Tüm Yazıları