Baykal’ın bahsettiği Atatürk’e suikast girişimcilerinin gizli mektupları

Deniz Baykal’ın, parti içerisinde muhalefet bayrağını açan eski arkadaşlarını ihanetle suçlaması ve işi 1926 yılında İzmir’de Mustafa Kemal Paşa’ya karşı hazırlanan suikast girişimine kadar götürerek ‘Arkadaşları, Atatürk’e bile suikast düzenlemişlerdi’ diye konuşması, bana kütüphanemde senelerden beri titizlikle sakladığım bazı evrakı hatırlattı: İttihad ve Terakki Partisi’nin, hayatları

‘İzmir Suikasti’ hadisesinden sonra darağacında noktalanan iki önemli isminin, Maliye Nazırı Cavid Bey ile Dahiliye Nazırı İsmail Canbolat’ın birbirlerine Avrupa’da sürgünde yaşadıkları yıllarda gönderdikleri bir dosya dolusu yayınlanmamış mektuplarını... Mektupları günün birinde yayınladığım zaman, İttihad ve Terakki’nin genç Cumhuriyet’e bakışı daha bir açıklık kazanacak.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, durup dururken, İzmir’de 1926’da yaşanan tatsız bir olayı gündeme getirdi. Baykal, Ankara’da bazı kurultay delegeleriyle yaptığı toplantıda, muhalefet saflarına geçen arkadaşlarının kendisi ile fikir ayrılığına düşmelerini ‘ihanet’ diye niteleyip ‘Bunlar ihanet kotası’ dedi ve sözü tááá 1926 yılında İzmir’de Mustafa Kemal Paşa’ya karşı hazırlanan suikast girişimine kadar götürerek ‘Arkadaşları, Atatürk’e bile suikast düzenlemişlerdi’ diye konuştu.

Baykal’ın konuşması, bana kütüphanemde senelerden beri titizlikle sakladığım ama yayınlama fırsatını bir türlü bulamadığım bazı evrakı hatırlattı: İttihad ve Terakki Partisi’nin hayatları ‘İzmir Suikasti’ hadisesinden sonra darağacında noktalanan iki önemli isminin, Maliye Nazırı Cavid Bey ile Dahiliye Nazırı yani İçişleri Bakanı İsmail Canbolat’ın birbirlerine gönderdikleri ve Türkiye’de yeni kurulmuş olan cumhuriyetle ilgili düşüncelerinin yazılı olduğu bir klasör dolusu mektuplarını...

SAVAŞ SUÇLUSU OLDU

Cavid
ve İsmail Canbolat Beyler, İttihad ve Terakki’nin önde gelen isimlerindendi ve 1920’lerin başında her ikisi de Avrupa’da sürgündeydi. Cavid Bey, Damad Ferid Paşa Hükümeti’nin İttihadçıları yargılamak için kurduğu hususi mahkemede gıyabında idama mahkûm olunca İsviçre’ye yerleşmiş; İsmail Canbolat Bey ise İngilizler tarafından ‘savaş suçlusu’ olarak tutuklanıp Malta’ya gönderilmiş, burada iki sene esarette kaldıktan sonra serbest bırakılmış ve İtalya’ya yerleşmişti. Bir devrin bu iki güçlü adamına ait olan mektuplar, işte bu Avrupa sürgününde yazılmışlardı.

Ben, Cavid Bey ile İsmail Canbolat Beyler’in yazışmalarını Fransa’da yaşayan bir dostumdan, geçmişin meşhur paşalarından birinin torunundan aldım. İsmail Canbolat kendisinde bulunan bazı belgeleri ve yazdığı mektupların kopyalarını Türkiye’ye dönmeden önce Avrupa’daki bir dostuna emanet etmiş ve evrak 70 küsur sene boyunca orada saklanmıştı. Evrakı daha sonra, İsmail Canbolat Bey’in dostu olan eski zaman paşasının çocukları bana hediye ettiler.

İstiklál Mahkemesi’ndeki yargılanmaları sırasında her ikisinin de darağacına yollanmasını isteyen savcı Necib Ali Bey suikastin Avrupa’da planlandığını söyleyip durmuştu ama mektuplarda suikasti çağrıştıran bir ifade bile yoktu. Cavid Bey, Türkiye’nin yeni rejiminden gerçi biraz hafif bir üslupla ve biraz da şaşkınlıkla bahsediyordu ama bırakın suikasti, darbeyi bile hatırlatacak bir cümle kullanmamıştı fakat tarihin garip cilvesini gösteren bazı satırları vardı.

TARİHİN CİLVESİ

Meselá, Cavid Bey, o sırada Roma’da bulunan İsmail Canbolat Bey’e Güney Fransa’nın Manton kasabasından gönderdiği bir mektupta, Türkiye’de tarihe ‘gazeteciler davası’ diye geçen bir hadiseden, bazı gazetecilerin ‘Divan-ı Harb-i Örfi’de, yani ‘Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanmalarından bahsederken ‘Bu mahkeme başka bir mahkeme. Akıl erdirmek kabil değil’ diyordu. Sözünü ettiği mahkemenin ‘İstiklál Mahkemesi’ olduğunu, Türkiye’deki yeni yönetimin eski rejimle burada hesaplaşacağını ve aynı mahkemenin çok değil, sadece üç sene sonra hem kendisinin, hem de arkadaşı İsmail Canbolat Bey’in canını alacağını nereden bilecekti ki?

İsmail Canbolat Bey darağacına 1926’nın 13 Temmuz’unda İzmir’de, Maliye Nazırı Cavid Bey de aynı senenin 26 Ağustos’unda, Ankara’da çıktılar. Onlardan geriye kalan mektupları birgün yayınladığım zaman, İttihad ve Terakki’nin genç Cumhuriyet’e bakışı daha bir açıklık kazanacak.

Cavid Bey’in savunması hitabet şáheseriydi

İSTİKLAL Mahkemesi’nde idamı istenen Cavid Bey’in, mahkemenin 25 Ağustos 1926 günü yapılan son oturumundaki savunması, sonraları bir ‘hitabet şaheseri’ olarak nitelendi. Cavid Bey savunmasında hakkındaki suçlamaları reddediyor ve ‘Hiçbir şeyden haberim yok’ diyordu.

İşte, bu ünlü savunmadan bazı cümleler:

‘Muhterem hákimler, ...ağır bir cürümle suçlanmış olarak, altmış üç gündür adaletinizin emriyle mevkuf (tutuklu) bulunmaktayım.

...Hiçbir zevke tutkun değilim. En sıradan zamanlarda bile hayatımın düzeni herkesin málumudur. Böyle şeyler benim hayatımda hiçbir zaman yer almamıştır.

...Bir partinin başına musallat olan haşarat, yaptıklarının sorumluluğunu hem partilerine, hem de millete çektirir.

...Hayatta káğıt değil, milyonlarca altın ile oynayan benim gibi bir adamın, bugün dikili bir taşı yoktur. ...Şimdi karar sizin ve yüksek heyetinizindir. Vereceğiniz karar, mesut zamanlarınızda bir soru işareti şeklinde vicdanınızı rahatsız etmesin. Sözlerime inanmış iseniz, pekálá. İnanmamış iseniz ne yapayım, mukadderat!’

Cavid Bey’
i yargılayan İstiklál Mahkemesi, sábık Maliye Nazırı’nın söylediklerine inanmayacak ve Cavid Bey’in hayatı, ertesi gün darağacında niháyete erecekti.

Siláhlı baskını anlatan telgraf ancak böyle yazılır

Cağaloğlu yokuşunda 1913’ün 23 Ocak’ında yaşanan hadise, tarihlere ‘Babıáli baskını’ diye geçti.

Beyaz ata binmiş genç bir subay, sonraları ‘Enver Paşa’ diye bilinecek olan Enver Bey 200 kişiyle beraber o zamanın başbakanlık binası, bugünün İstanbul Valiliği’ni bastı. Enver Bey, 84 yaşındaki Sadrazam Kámil Paşa’nın odasına dalıp Paşa’ya siláh tehdidiyle hükümetin istifasını yazdırdı ve İttihad ve Terakki’ye iktidarın yolları bu baskın sayesinde açıldı. Sadrazamlığa, Kámil Paşa’nın yerine Mahmud Şevket Paşa getirildi.

Yeni hükümette yer alacak kişilerden biri, sonraların meşhur Maliye Nazırı Cavid Bey, o sırada Viyana’daydı. İttihadçılardan Arif Naşir Bey, Fransız imlásıyla yazılmış bir telgrafla Cavid Bey’i İstanbul’a davet etti.

Orijinali şimdi bende bulunan telgrafın metni gayet kısaydı ve sadece yedi kelimeden ibaretti: ‘Kámil düştü. Mahmud Şevket Sadrazam. Serian (çabuk) geliniz’.

İktidarın bir baskınla elde edilmiş olduğunu bundan daha açık şekilde gösterecek bir diğer ifade tarzı herhalde yoktur!

Genç yaşta çabuk yükselip yaşlanmadan öldüler

Cavid Bey

SELANİK’
te, 1875’te doğdu. Mülkiye’yi bitirdikten sonra bankacılık ve iktisat hocalığı yaparken, İttihad ve Terakki’nin ilk üyelerinden oldu. 1908 Meşrutiyet’inde milletvekili seçildi, İttihatçı hükümetlerde uzun yıllar Maliye Nazırlığı’nda bulundu. Partinin önde gelen birkaç yöneticisinden biriydi ve Avrupa’da, ‘Türkiye’de hesaptan ve kitaptan anlayan tek kişi’ diye tanınıyordu. Damat Ferid Paşa tarafından gıyabında idama mahkûm edildi. Avrupa’ya gitti, sonra yeniden İstanbul’a döndü, ‘Düyun-ı Umumiye’de, yani ‘Genel Borçlar İdaresi’nde çalıştı. Mustafa Kemal Paşa’ya karşı hazırlanan suikast girişiminde yeraldığı iddiasıyla tutuklandı ve 1926’nın 26 Ağustos’unda Ankara’da idam edildi. Geride bıraktığı küçük oğlu Şiar’ı en yakın dostu Hüseyin Cahit Yalçın yetiştirdi.

İsmail Canbolat

İSTANBUL’
da, 1880’de doğdu, 19 yaşında Harbokulu’ndan mezun oldu. İttihat ve Terakki’nin Selanik’teki ilk kurucularındandı. Bir ara Harbokulu’nda tarih öğretmenliği yaptı, 1909’da Büyükada kaymakamlığına getirildi, 1912’de İzmir’den milletvekili seçildi. Milli Emniyet ve Emniyet Umum Müdürlükleri’ne tayin edildi. İstanbul’un vali vekili ve belediye başkanı oldu, Stockholm’e büyükelçi olarak gönderildi ve iki ay İçiçleri Bakanlığı koltuğunda oturdu. 1919 Mayıs’ında İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü, 1921’de serbest bırakıldı, bir süre Avrupa’da yaşadı, daha sonra Türkiye’ye dönerek 1923 Ağustos’unda toplanan İkinci Meclis’e İstanbul Milletvekili olarak girdi. 1926’da İzmir suikastinin hazırlıklarına katıldığı gerekçesiyle tutuklandı, idama mahkûm oldu ve 13 Temmuz gecesi İzmir’de asılarak idam edildi.
Yazarın Tüm Yazıları