Az yiyen çok yaşar

Yaşınız 50’li rakamlara ulaştığında hayatınızı etkileyen seçimleri yeniden gözden geçirmenizde yarar var. Bilinen yanlışlardan dönmenin, yeni ve güzel alışkanlıkları geliştirmenin virajı ellili yaşlardır.

Yapacağınız hayat tarzı değişiklerinden en etkilisi, beslenmeniz ile ilişkili olanlardır. Artık ‘orta yaşlı bir makine’ haline gelen bedeninizin sizden isteği de budur. 50’li yaşlarla birlikte bedeninize daha fazla ihtimam göstermeli, onu doğal, atık miktarı ve toksik yükü az besinlerle beslemeli, eskisi kadar çok üzmemelisiniz.

Orta yaşlar ve sonrasında sağlıklı kalmanın da, yaşam kalitesini artırmanın da en etkili yolu, ‘az kalorili bir beslenme planı’ yapmaktır. Özellikle 50’li yaşları tamamlamış ve gölge çizgisinin öbür tarafına adım atmışsanız bundan sonra ‘Can boğazdan gelmez, gider’ cümlesinin doğruluğundan kuşku duymamalısınız.

Yemek yeme insanın bedenen ve ruhen aynı hazzı aldığı nadir eylemlerdendir. Yiyeceklerle sadece karnımızı değil ruhumuzu da doyurur, bedensel açlığımız yanında duygusal açlığımızı da gideririz. Endişe, stres, gerginlik ve panik gibi duygulardan çoğu zaman bir şeyler yiyerek uzaklaşırız. Orta yaşlarda biraz daha iyileşen ekonomik olanaklarımızla da yemeye-içmeye daha çok zaman ve para ayırırız. Oysa, bilimsel veriler bize yaşlandıkça daha az kalori tüketmemizi ve besin seçimlerimizi basitleştirmemizi öğütlüyor. 50’li yaşlar sonrasında doğal organik ürünlere, sebze, meyve, bakliyat ve tahıl grubu besinlere ağırlık vermemizi hayvansal protein tüketimimizi azaltmamızı söylüyor. ‘Orta yaşlar ve sonrasında mezarımızı dişlerimizle kazıyoruz’ diyen 15. yüzyıl dönemi İtalyan papazı kesinlikle haklıdır!

ÖMRÜN UZUN OLDUĞU BÖLGELER

İş sadece yiyecekleri azaltmak, kalorileri kısıtlamak, hazzı azıcık ıskalamakla da bitmiyor. Araştırmalar ve gözlemler ortalama yaşam süresinin daha uzun, hastalanma olasılığının çok düşük, huzurlu bir yaşamın daha fazla görüldüğü yerlerin New York, Tokyo, Londra ve İstanbul gibi gelir düzeyi yüksek, sağlık teknolojisi ve eğitim seviyesi ileri metropoller olmadığını gösteriyor. Uzun yaşam hikayeleri çoğu kez Ekvador (Afrika), Abhazya (Kafkasya), Hunza (Pakistan), Okinawa (Japonya) gibi adını bile bilmediğimiz yerlerden çıkıyıor. Siz bu listeye Türkiye’den Ayvalık ve çevresini, Yunanistan’dan Girit ve Simi adalarını, İtalya’dan Sardunya Adası’nı, Çin’den Barma’yı da ekleyebilirsiniz.

UZUN YAŞAYANLARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ

‘Uzun yaşam bölgelerinde’ saptanan bazı özellikler var. Bu insanlar,

4 Bol sebze, meyve ve tahıl tüketiyorlar.

4 İşlenmiş besinleri kullanmıyor, fast-food yiyecekler yemiyorlar.

4 Protein ihtiyaçlarını sadece hayvansal kaynaklardan değil bitkisel besinlerden de temin ediyorlar, düzenli balık tüketip, kırmızı eti yağsız olarak pişiriyorlar.

4 Kişilik yapılarında aceleye, telaşa ve hıza pek yer yok. Stres düzeyi az, eğlenceli mizah yükü fazla, keyifli bir hayat sürüyor, sosyal örgütlenmelerinde sevgi ve saygıya, aile, akrabalık ve hemşerilik ilişkilerinde dostluk ve arkadaşlığa çok önem veriyorlar.

4 Emeklilik kavramını neredeyse hiç bilmiyor, yaşlılıklarında bile bir şeyler yapıp, üretiyorlar.

4 Yaşlandıkça daha az beslenip, daha düşük kalorili, daha hafif bir beslenme tarzına dönüyorlar.

4 Hareketli, aktif bir yaşam sürdürüyorlar.

4 İnancın gücüne güveniyor, mutlak bir itaat duygusu taşıyor, manevi inanç ve değerlerin oluşturduğu tam bir huzur ortamı içinde yaşıyorlar.

4 Olanla yetinmeyi, bardağı mümkün olduğu kadar dolu tarafından görebilmeyi, sadece temiz bir çevre değil temiz bir iç dünya geliştirebilmeyi, düşmanlık, kin, nefret, kıskançlık, endişe gibi duygulara pek yer vermemeyi iyi öğrenmişler.

4 Bu bölgelerden hiçbirinde kilo fazlalığı ve şişmanlık gibi sorunlar gözlenmiyor.

YAŞLILIK HASTALIKLARI AZALIYOR

Batı toplumunun korkulu rüyası yaşlılık hastalıklarından kalp-damar hastalığı, hipertansiyon, şeker hastalığı, kanser, romatizma-osteoartirit gibi sorunlarla bu insanların tanışmamış olmamalarının nedenleri bu doğru seçimlerdir. Düşük kalorili bir beslenme planını ısrarla sürdürmeleri önemlidir. Bilim de daha uzun yaşayabilme ile ilişkili teoriler içerisinde bugüne kadar sadece bir tanesini ispatlayabilmiştir: Daha az kalori tüketmek!

NASIL YAŞIYORLAR?

ŞEVVAL SAM (Sanatçı)


31 yaşındayım. Boyum 1.65 m, kilom 53. Kırmızı et ve tavuk asla yemem, gün içinde az ekmek (kepek) yerim. Balıkla aram çok iyi. Alkol kullanıyorum. Günde bir paket sigara içiyorum. Vitamin takviyesi kullanmıyorum; ama günde 4 kase yoğurt yiyorum ve doktorumun tavsiyesiyle her gün bir bardak kaynar su içinde maydanoz kaynatıp içiyorum. Günde 7 saat uyuyorum. Yazları spor yapmıyorum; kışları haftanın 5 günü spor merkezinde yürüyüş yapıyorum, haftanın 2 günü yüzüyorum. Yoğun bir tempoda çalışıyorum, yorucu bir işim var; fakat çalışırken rahatsızlandığım hiç olmamıştır, işler bittiğinde yorgunluğunu üzerimde hissederim. Geçen yıl bir böbrek enfeksiyonu geçirdim. Baba tarafımda alerjik hastalıklar var, bunun etkisi bende ve oğlumda da gözüküyor. Ablamın şeker hastalığı var. Düzenli olarak ilaç kullanmıyorum.

PROF. MÜFTÜOĞLU’NUN YORUMU

Sayın Şevval Sam’ın alkol ve sigara alışkanlıkları hakkında herhangi bir yorumda bulunmak bile istemiyorum. Egzersiz yapma alışkanlığını yeterli buluyor ama mümkünse yaz mevsiminde de aynı yoğunlukta sürdürmesini tavsiye ediyorum. Kaynar su içine maydanoz ilavesinin sağlık yararı olduğunu düşünmüyorum. Belki biraz tokluk hissi verebilir, azıcık detoks yapabilir ve vücuttan birazcık su kaybı sağlayabilir. Maydanozun kendisini mümkünse iyice çiğneyerek bol bol tüketmesinin daha yararlı olacağı kanaatindeyim. Yoğurt tüketimini onaylıyorum. Mümkünse yağı azaltılmış ürünlerden seçim yapmasını öneriyorum. Düzenli balık yeme alışkanlığını sürdürmesinde, yılda bir kez kan şekerini kontrol ettirmesinde yarar var. Sevgili Şevval Sam’a alkolsüz, sigarasız, uykusu, keyfi ve huzuru bol sağlıklı bir yaşam diliyorum.
Yazarın Tüm Yazıları