Atlılar ve imparatorlar!

FENERBAHÇE için tarihi bir dönemeç. Lorant’ın ayrılmasıyla boşalan teknik direktörlük görevine kulübün efsane ismi Oğuz Çetin getirilmiş.

Ligin ikinci yarısında takım en azından Şampiyonlar Ligi vizesi alsa Çetin, yeni sezonda da Fenerbahçe’nin başında olmayı garantileyecek.
İmparator’un ilk maçı Beşiktaş’a karşı Kadıköy’de. Yağışlı bir havada oynanan karşılaşmanın henüz 17. dakikasında taç çizgisindeki bir mücadelede Fatih Akyel, İbrahim Üzülmez’in ayağına basıyor ve kırmızı kartla oyun dışı kalıyor. 17. dakikadan itibaren 10 kişi oynayan Fenerbahçe şampiyonluk yolundaki en önemli rakiplerinden birine evinde 2-1 yeniliyor. O maçın hasarı bir türlü giderilemiyor, Oğuz Çetin 9 hafta sonra görevden ayrılmak zorunda kalıyor.
O maçın 17. dakikasında, ortada hiçbir pozisyon yokken kırmızı kart gören Fatih Akyel hafta içinde “şike yapmak” suçu sabit bulunduğu için tutuklanarak cezaevine gönderildi. Önceki gün bir gazetede çekilen, “sabıkalı” fotoğrafını gördüm. Ve aklıma o “sabıkalı” kırmızı kart geldi. Bir Japon atasözü vardır. Yalan atla gider, doğru ise yürüyerek. Ama doğru mutlaka bir gün yalanı yakalar ve geçer, diye. Oğuz Çetin, Euro 2008’deki büyük başarının perde arkasındaki isimlerden biriydi. Şimdi dünyaca ünlü bir başka isim Hiddink’in yardımcısı.
Biliyorum ki, bir gün tek başına sorumluluk aldığında ülkenin her köşesindeki yayalar daha hızlı yürüyor olacaklar. O zaman “imparatorlar” da evlerine dönecek. Tıpkı “kralların” döndüğü gibi.

Şike, ekşi, ekiş

ÇOK küçük yaşlardan beri futbol hastasıyım. Oynamasını, seyretmesini, yazmasını, okumasını severim. Playstation’da oynarım. Menajerlik oyunlarına bayılırım. Bilgisayar mühendisliğini bırakıp spor yazarı oluşumdaki en büyük etken babamın bana aşıladığı bu futbol sevgisiydi belki de. Benim gibi milyonlarca genç var Türkiye’de. Yüzmilyonlar da dünya üstünde futbolun ve futbol ürünlerinin peşinde. Peki ama futbol ne kadar temiz. Ya da kirlenmeye karşı ne kadar mücadele ediliyor.
Siyasetin karışmasını bir yere bıraktım, ona artık bütün dünya alışmış durumda. Ama ya şike. Yani maç satma. Yani para karşılığında arkadaşlarını, takımını, camianı satma. Milyonlarca bahis oynayanın parasını cebinden almaya araç olma.
Şike. Sadece futbola ve matematiğe değildi merakım. Türkçe’yi ve kelime oyunlarını da çok severim. Harflerin yerlerini değiştirip yeni kelimeler bulmaya bayılırım.
Şike. Biraz değiştirin, ekşi. Biraz daha zorlayın, ekiş. Ne kadar ilginç değil mi?

Paranızı dürüst kazanın

Birkaç örnek vereceğim size Declan Hill’in kitabından. Yakın tarihimize ait. Ama ondan önce uyarayım. Mümkünse bahis oynamayın. Çünkü matematiksel olarak toplamda kazanma şansınız çok az. Oynarsanız yasal, yani İddaa ile irtibatlı Türk sitelerinden oynayın. Vergi kaçakçılığına neden olmayın. Asla yasa dışı bahisle haşır neşir olmayın. Futbolcuysanız, terinizin son damlanıza kadar mücadele edin. Paranız ödenmiyorsa, bütün uğraşlarınız sonucunda alacaklarınızı alamıyorsanız. Getirin belgelerinizi, sözleşmelerinizi bize verin. Hakkınızı arayalım. Ama asla mafyanın kucağına düşecek o cahil adımları atmayın. İster Akyel olsun soyadınız, ister Karadeniz. Paranızı dürüst kazanın.

Satır araları

“İçinde bulunduğum durum inanılmazdı. 2006 Dünya Kupası finallerinin dört maçında, birileri bana hem maçlardan önce hem de maçlar oynanırken, nasıl bir skorla biteceğini söylemişti. Bu maçların üçü tam olarak söylenen skorla bitti, birindeyse bir gol eksik atılmıştı. Bunların hepsi tesadüf müydü? Hepsi büsbütün şans, Chin’in anlattığı bir hikaye miydi?” Declan Hill.
- “Marsilya’da oynadım. Bu işlerin nasıl yürüdüğünü bilirim.” Herve Gattegno
-“Herkes aşağıdakilerle ilgileniyor. Kimse yukarılarda ne olduğuna bakmıyor.” Ümit Ozan Kazmaz.
“Jerome sana birşey söyleyebilir miyim?
Evet.
Bu bilgiye ulaşmak için hayatımı riske attım. FIFA tarafından organize edilen maçlardan bahsediyorum. Çok ama çok üst düzey maçlardan..
Hangileri, finaller mi?
Evet, finaller..” ? Declan Hill

Benim bir anım!

1998 Dünya Kupası finalleri. Fransa’daki finaller öncesi Blatter, favori Johansson’u geçip FIFA Başkanlığı’na seçilmişti. Yarı final maçlarının olduğu gün Deniz Gökçe ve ben Şenez Erzik’le konuşmak üzere Johansson’un kaldığı otele gittik. Johansson’a sordum. Nasıl oldu da seçimi kaybettiniz, diye. Güldü. “Bir gece içinde bütün Afrikalı üyelerin kaldığı odalara 50 bin dolarlık zarf bırakacak kadar zengin değilim” dedi. Johansson’a söz veren Afrikalılar, bir gecede Blatter’i başkan yapmışlardı. 2010 Dünya Kupası sizce neden Güney Afrika’da. Güvenlik, sağlık, ulaşım problemleri ortadayken. Statların çoğu henüz yapılmamışken. Neden?
Yazarın Tüm Yazıları