Tolga Tanış Yazarın Tüm Yazıları

Mike Flynn hikâyesi

3dk okuma

ABD’de başkanlık seçimi günü yazdığı bir yazıyla Fetullah Gülen’i “karanlık bir İslami mollaya” benzeten, Amerikan Savunma Bakanlığı İstihbarat Teşkilatı DIA’nın eski direktörü emekli Korgeneral Mike Flynn’ı anlatacağım.

Haberin Devamı

Hafta içi Trump’ın geçiş dönemi ekibinde başkan yardımcılığına getirildi. Şimdi Trump’ın ulusal güvenlik ekibini oluşturuyor. Ve 20 Ocak’tan sonra da Ulusal Güvenlik Danışmanı ya da Ulusal İstihbarat (DNI) Direktörü olması bekleniyor. Önümüzdeki dönem Türk-Amerikan ilişkilerini de yönlendirecek Flynn’in öyküsü, aslında Trump’ın nasıl başkan seçildiğinin de bir özeti.

 

Adını ilk kez, bazı gazete yazılarından sonra yazıyı yazan kişilere telefon ettiğini öğrendiğimde duydum. O sıra DIA Direktörü’ydü. Ama ona rağmen beğendiği bir yorum olduğunda açıyor, uzun uzun fikir alışverişi yapıyordu. Afganistan ve Irak’ta yürüttüğü istihbarat operasyonlarıyla Pentagon’da bir efsane gibiydi. Ama aynı zamanda aksiydi. Bildiğini söylemekten çekinmeyen sert bir asker. Bu yüzden de 2014’te işinin başından gönderildi. Gönderen de, Türklerin iyi tanıdığı, 15 Temmuz’dan sonraki daha ilk hafta, gazetecilere darbe girişiminde Fetullah Gülen’in parmağı olduğuna dair suçlamaların “koku testini” geçmediğini söyleyebilen, Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper’dı.

 

*

 

Haberin Devamı

HEP merak ettim. Neydi Flynn’in içeride yarattığı tartışma, niye uzaklaştırdılar diye. Onun cevabını da 2015’te öğrendim. 2012 Bingazi saldırıları için açıklanan DIA belgelerini gördüğümde. Amerikalıların Libya’daki büyükelçileri dahil dört personelinin radikal gruplar tarafından öldürüldüğü olay. Çünkü DIA’yı Flynn’in yönettiği dönem üretilen belgeleri incelediğimde, Amerikan askeri istihbaratının Bingazi’de o gece neler yaşandığını dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın olayı örtbas etme çabalarına rağmen daha hemen başında doğru tespit ettiğini ve dahası, Suriye ve Irak’ta yaşanan çöküntüyü de ta 2012 sonbaharında öngördüğünü fark ettim. Kusursuz bir çalışmaydı. 100 sayfa tutan belgeleri detaylı bir biçimde inceleyip 24 Mayıs 2015’te “Libya belgeleri” başlığıyla bir yazı haline getirdim. İsim yazmadım. Ama Flynn’di.

 

Sonra uzun süre adını duymadım Flynn’in. Ta ki, Rusya’ya gidip Rusya Devlet Başkanı Putin’le aynı masada yan yana oturduğunu ve Rusların televizyon kanalı RT’ye bir mülakat verdiğini okuyuncuya kadar. Washington’daki neo-conlar köpürüyorlardı. Ve ABD Ordusu’na 33 yıl hizmet veren, sayısız madalya alan bir askerinin sadakatini sorguluyorlardı. Ancak sorun, 17 bin kişinin çalıştığı, 142 ülkede temsilciliği olan ABD askeri istihbaratını yönetirken, Flynn’in Beyaz Saray’ın onayıyla Rusya’ya gidip Rus istihbarat binasına ilk giren Amerikalı yetkili olduğunu, içeride Rus analistlere bir brifing verdiğini atlıyorlardı. Ayrıca başka bir çarpıcı ayrıntı Flynn, Türkiye’nin Kasım 2015’te Rus uçağını düşürmesi konusunun tartışıldığı, Aralık 2015’teki RT mülakâtında, Türkiye’yi de DEAŞ’ın yabancı savaşçılarının geçişini ve karaborsada petrol satmasını yeterince engellemediği için eleştiriyordu. Yani bu konuda da Obama Yönetimi’yle paralel bir çizgideydi.

 

*

 

Haberin Devamı

NEO-conların o Rus seyahati yüzünden Flynn’e saldırmalarının asıl başka bir nedeni vardı tabii. Çünkü Cumhuriyetçi Parti’de başkan adaylığı için önseçim sezonu yaklaşıyordu. Flynn de 2105 yazından beri ekibinden gelen bir teklifle Trump’a dış politika danışmanlığı yapıyordu. Yani politikaya girmişti. Nasıl buldu tüm bu insanları, kim akıl verdi bilmiyorum. Ama Trump, Washington’daki düzen yanlıların sevmediği, dışladığı, işinden ettiği ne kadar adam varsa toplamış, maverick’lerden (genel kabul gören kurallara uymayan) oluşan bir ekip kurmuştu kendine. Flynn de işte bu ekibin ulusal güvenlik lideri olmuştu. Sonra öyle alıştı ki Flynn de. O sert asker siyasete öyle bir giriş yaptı ki. Yüz yüze görüşemedik. Ama Cumhuriyetçilerin kurultayı için Cleveland’da olduğum hafta kürsüye çıkıp son derece provokatif bir konuşma yaptığına tanık oldum. Değişmişti. İçerideki insanlara “Hillary’yi hapsedin” diye tezahürat yaptırıyordu. Niye mi? Hayır, kişisel e-posta adresinde devletin gizli bilgilerini tuttuğu için değil. Bingazi yüzünden.

 

*

 

Haberin Devamı

HERKES bir tercihte bulundu bu seçimde. Gülenciler nasıl Hillary Clinton’ın kampanya direktörü John Podesta’nın kardeşi Tony Podesta’yı “Alliance for Shared Values” adlı örgütleri üzerinden 12 Mayıs 2016’da Kongre’de kendileri için lobi yapsın diye tuttularsa, Türk-Amerikan İş Konseyi’nin Başkanı Ekim Alptekin gibi işadamları da Flynn gibi Trump’ın ekibinden isimlerle anlaştı bu dönem. Flynn’in emekli olduktan sonra kurduğu Flynn Intel şirketiyle 15 Eylül 2016’da yaklaşık 100 bin dolarlık bir anlaşma yaptı Alptekin. Nitekim o anlaşmayı da, Flynn’in 8 Kasım’da Kongre yayın organı Hill’de yazdığı Gülen makalesinin ardından, neo-conları yayın organı Daily Caller duyurdu herkese. Lobicilere savaş açma vaadiyle gelen Trump’ın sağ kolu, Türklerle ticari anlaşma yapıp yazı yazıyor, suçlamasıyla.

 

*

 

Haberin Devamı

FLYNN’le çarşamba akşamı görüştüm. New York’taki Trump Tower’da. Ve yaklaşık 10 dakika kadar konuştuk. Yine son derece mütevazı, son derece kontrollüydü. Ama Gülen yazısını konuştuğumuzda hissettim. Seçimi kazanacaklarını bilseydi, o yazıyı yazar mıydı, emin olamadım. Hayır, içerikte hiçbir tereddütü yoktu. Flynn, Obama’nın uyarılarına rağmen “radikal İslam” ifadesini kullandığı için uzaklaştırıldı. Gülencileri de başından beri bir “terör ağı” olarak değerlendiriyordu. Ve şimdi Ankara’dakiler çok mutlu ama Suriye ve Irak’ta DEAŞ’ı büyüten faktörler konusunda da fikirleri hiçbir zaman değişmedi. Ama işte doğrusu Flynn gibi birinin de, parayla politik etki satın almaya çalışanlara daha farklı yaklaşması gerekirdi. Şimdi Flynn’le birlikte bambaşka bir dönem başlıyor Washington’da. Trump’ın kendine bir hanedanlık kurmasını, damadını, çocuklarını geçiş ekibine eklemesini, işin magazinini sonra konuşuruz. Ama öyle bir dönüşüm yaşanacak ki, o kadar insan Washington’da işsiz kalacak ki... Asıl hikâye, Flynn’in bu kentten alacağı intikam. Portresi de o yüzden önemli.