219 numaralı odadaki görmemişin doğumu

Dubai’deki Amerikan Hastanesi’nin 219 numaralı odası...2 artı 1 artı 9...12 ediyor.

Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir.

12 benim uğurlu sayım.

Demek ki, doğum problemsiz geçecek...

Amin.

PİŞMANİYELER KONUMUZLA ALAKASIZ

Olayın bütün unsurları tamam...

Her şeye hazırız.

Sağımda sevgilim...

Solumda annem ve ablam...

Karşımda doğum fotoğrafçısı Şengül var.

Pişmaniyeler, tamamen konumuzla alakasız.

Tam arkamdaki rafta pufuduk pufuduk kabartılmış yastık gibi duruyorlar.

Aklımı başımdan alıp, konsantrasyonumu bozuyorlar.

Boşuna değil tabii bir fonksiyonları var, sadece zevk nesnesi değiller, doğumdan sonra süt yapacaklar.

Bu çok önemli:

Bir pişmaniye yiyeceğim, bir su içeceğim; bir pişmaniye yiyeceğim, bir su içeceğim...

Süt yapsın diye pişmaniye yemek...

Ben ve süt vermek...

Aman Allah’ım!

Daha önce hayal bile edemediğim bir şey...

KARNIMI AÇIP BİRCANLI ÇIKARACAKLAR

Dur zaten, hiçbir şeyi hayal etmemem gerekiyor.

Önce şu doğum olayını aşmalıyım...

Ne yalan söyleyeyim, biraz korkuyorum.

Karnımı açıp içinden bir canlı çıkaracaklar.

Sürreal geliyor.

Aslında bir taraftan da merak ediyorum, insan ne hissediyor.

Allah’tan ayık olacağım.

Karnımı ‘deştiklerini’ görmemem için araya bir perde koyacaklarmış, epidüral sezaryende öyle oluyor, ‘Perdesiz olmaz mı? Ben kandan rahatsız olmam, çocuğumun içimden çıkışını en ince ayrıntısına kadar görmek istiyorum’ diyorum.

Doktor son derece kararlı bir ses tonuyla ‘Hayır’ diyor.

İyi peki tamam.

Zaten herkes bana deli muamelesi yapıyor!

Annem ve ablam ne desem ‘Tabii canım, haklısın’ diyorlar.

Eminim içlerinden ‘Sen hele bir doğur, çocuğun da 40’ı çıksın, görürsün sen, bu kadar alttan alır mıyız bakalım!’ diye geçiriyorlar.

Şimdilik bana bir ayağı çukurda ya da her an çıldırabilecek bir anne adayı muamelesi yapıyorlar.

Olsun, iyi ki yanımdalar...

Sizi koşulsuz seven insanlar yanınızda olmadan asla doğurmayın!

219 NUMARALI ODANIN SAKİNLERİ

219 numaralı odada herkes şu an başka bir şey düşünüyor...

Annem, camdan dışarı bakıyor.

Güya çaktırmıyor ama endişeli.

Doğacak bebeği değil, beni düşünüyor.

Çünkü onun yavrusu da benim.

Yavrusunun yavrusunu kazasız belasız doğurmasını istiyor.

‘20 dakika sürüyormuş, çabucak geçer’ diyor.

Benden çok kendini inandırmaya çalışıyor.

Mami’yle fazla göz göze gelmemeye dikkat ediyorum.

Bir ağlamam eksik şimdi...

Ablam sessizliği ‘Bakın şimdi, ilk akşam ben kalıyorum Ayşe’nin yanında...’ diyerek bozuyor.

O sürekli plan yapıyor.

Çünkü o bir problem çözücü...

Hayatı boyunca öyle oldu.

Yeryüzüne geliş sebebi bu mudur nedir, elinden geldiğince insanların hayatını kolaylaştırmak istiyor.

Ve bunu beceriyor.

Şengül ise tamamen farklı bir telden çalıyor.

Ne yalan söyleyeyim, o ne beni, ne etrafı, ne de ailemi düşünüyor.

Onu ilgilendiren ana konu ameliyathanenin ışıkları:

Acaba fotoğraf çekmek için yeterli mi?

E kız kalkmış doğum fotoğraflarımı çekmek için İstanbul’dan gelmiş, haliyle iyi iş çıkarmak istiyor.

Ve sevgilim... Benim güzel sevgilim...

Hem beni hem de yeni doğacak kızını düşünüyor.

Korkuyor.

Benim için, kızı için, kendisi için.

Meğer bizimkilere ‘Nasıl hissedeceğimi bilmiyorum, giremeyebilirim ameliyathaneye’ demiş. Ama bana çaktırmıyor. Son derece sağlam duruyor. O sırada muhtemelen yağlasam mı acaba şu tabanları diye düşünüyor...

UNITED COLORS OF BENETTON

Yok hayır, kimse kaçmadı.

İndik ameliyathaneye.

Ben sedyede yatıyorum, eşlikçilerim de yanımda dikiliyor.

Birinin elinde kamera, diğerinde fotoğraf makinesi var.

Ve tabii kostümler değişik...

Sevgilime o yeşil ameliyat önlüğü ve şapkası öyle yakışıyor ki...

Keşke doktor mu olsaymış...

Elimi tutuyor.

Birbirimize güç veriyoruz.

Ve karşımda United Colors of Benetton...

Sezaryeni gerçekleştirecek ameliyat ekibinden söz ediyorum.

Doktorların ve hemşirelerin her biri farklı milliyetten.

Benim kendi doktorum Mısırlı, onun yardımcısı Avustralyalı. Bana bakan hemşire Güney Afrikalı. Pediatrist Hintli. Narkozitör İngiliz, yardımcısı Afrikalı. Bir de Asya kökenliler var.

Görüntü çok hoşuma gidiyor.

Hepsi de son derece pozitif.

Anlayacağınız bu olayda evrensel bir gerçeği çözmüş bulunuyorum:

Sen bir ameliyata mı gireceksin, narkoz mu alacaksın, oranı buranı mı kesecekler, herkes sana pek bir hoş davranıyor.

Amaç senin kendini bir yaz akşamı bardaymış gibi hissetmen.

Kötü duygulara izin yok.

Korkulara, endişelere, şüphelere, sıkıntılara, dertlere...

O yüzden sen sormadan neyin ne olduğunu, adım adım ne yapacaklarını açıklayıveriyorlar.

KORKULACAK BİR ŞEYDEĞİLMİŞ SEZARYEN

Ve olay başlıyor...

Sen şimdi yan durmuş bir ceviz kabuğusun.

Belinden bir iğne yapıyorlar.

Hayır, canın hiç acımıyor.

O iğne senin belden aşağını hissetmemeni sağlıyor.

Sonra yatıyorsun.

Perdeyi koyuyorlar.

Sevgilin arkana geçiyor.

Elini tutuyor, saçını okşuyor. Fısır fısır kulağına güzel şeyler söylüyor.

Önde ise United Colors of Benetton tam faaliyet çalışıyor.

Ve ve ve....

Güle oynaya karnını açıp, bebeğini illegalden legale çıkartıyorlar.

Hissettiğin tek şey baskı. Üzerine biraz abanıyorlar. Ama katlanılmayacak bir şey değil. Zaten göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor.

Ve sen onu havada görüyorsun.

Bebeğini...

Bir mucizeye tanıklık ediyorsun.

Ağlıyorsun...

Zaten o da ağlıyor.

9 ay boyunca içinde olan o minik şeyin sesini ilk kez duyuyorsun.

Ve yanına getirdikleri an artık biliyorsun ki, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...

Hayatta bir kademe daha atlamış oluyorsun...

Tabii bu arada biraz kafayı da yiyorsun!

O bölümler haftaya...

HAMİŞ: Bu yaşadıklarım sırasında gördüm ki, insanın içinden bir canlının çıkması dışında bir mucize daha gerçekleşiyor. Bebeğini yanına verinceye kadar her şey normal. Memelerin ve sen, sıradan herhangi bir kadınsın. Hemşire kapıdan giriyor, biraz önce doğurduğun bebeğini yanına veriyor, memelerin birdenbire sütle doluyor... E bu mucize değilse ne?
Yazarın Tüm Yazıları