Yukardan bakmanın hazzı

Böyle günlerde beyaz Türk olmanın olağanüstü bir keyfi vardır.

Beyaz Kürt olmanın da.

Mesela bir Cole Porter şarkısı çalmaya başlar.
İçinizdeki harikulade maymun birden o yıllara döner.
Kendinizin dışına çıkar, hafif bir silûete dönüşürsünüz.
Kendinizi beğenirsiniz.
* * *
Türkiye’nin güneyinde, batısında bir yerdesinizdir.
Güneş sonbaharı atlayıp, kışı sollayıp ilkbahara ayarlanmıştır.
Hayatın harala gürelesi toz olmuş, yaşamanın ritmi, bossa nova jazz’a dönüşmüştür.
iPod’unuzun “Shuffle”ı, maymun iştahınızın masasını anında bin bir türlü mezeyle donatmıştır.
Bir oradan alırsınız, bir buradan.
O öyle demiş, şu böyle demiş, vız gelir tırıs gider.
Kulağınızın kenarında vızıldayan mayışık yaz sonu sineklerini kovmak için elinizi kımıldatmaya bile tenezzül etmezsiniz.
Böyle günlerde beyaz Türk olmanın keyfi daha da bir başkadır.
Beyaz Kürt olmanın da...
Hayatın tadını dibine kadar vurursunuz.
Vurdukça, size hayattan keyif alma duygusunu ve cüretini veren Yaradan’a daha da şükredersiniz.
İçinizdeki hergele, bayram sonrası yeni isyanlara hazırlanmak için kampa girmiştir.
Hayatın bazı hakikatlerini keşfedersiniz.
Mesela “yukardan bakmanın” dayanılmaz hazzını.
İçinden anlamıyorsanız, anlatamıyorsanız; dışına çıkmanın da bir yol olduğunu fark edersiniz.
Devler âleminin ceberutluğundan, korkusundan kaçarken; sürüngenler âleminin tiksintisine saplanmışsanız, yapacak tek şey kalkmıştır.
Uçmak, yükselmek, yukardan bakmak.
Hemen iPod’a dönüp, o şarkıya geçersiniz.
“Take these broken wings and fly away...”
Kırık kanatlarını tak, uç ve yüksel.
Böyle günlerde “beyaz Türk” dediğin şeyin etnik bir aidiyet; sınıfsal bir fark değil; basbayağı bir karakter olduğunu anlarsın.
Anladıkça daha da beyazlaşırsın.
Beyazlaştıkça da fark edersin ki; o senin derinin değil, ruhunun rengidir.
Çünkü yaşamayı seversin.
Hayat senin için “yaşamı idame ettirmekten” ibaret, alelade bir şey değildir.
Gününü yaşamak da vardır.
Güzele düşkünsündür.
Müziksiz bir hayatı, gustosuz bir yaşamı tahayyül bile edemezsin.
Kadını seversin, kadına saygılısındır.
Kadınsan; eteğin kısa da olsa uzun da olsa, aklın hep uzundur.
Erkeğine biat etmez, ona boyun eğmezsin; ama sapına kadar sevmeyi de bilirsin, sevişmeyi de.
Böyle günlerde beyaz Türk olmanın keyfi başkadır.
Beyaz Kürt olmanın da.
Çünkü 9 günlük bir tatil seni kendinle baş başa bırakmıştır.
Bir kere daha kendi farkını anlamış, ona iman etmişsindir.
Hasedinden çıldıranları bile anlamışsındır.
Haset, kıskançlık denen o yükle yaşamanın nasıl bir ıstırap olduğunu hissetmişsindir.
Acımışsındır.
* * *
İşte bu yüzden, böyle günlerde her şeye, herkese yukardan, çok yukardan bakarım.
Büyüklüğü, ferahlığı görürüm.
Küçüklük ve pespayeliği de...
Büyük gözüme daha büyük görünür, küçükse bit kadar küçük.
Böyle günlerde bir kere daha anlarım ki, bu ülkeye gerçek barışı; kıskançlıktan azade, hasetsiz bir kardeşliği, huzuru beyaz renk getirecektir.
Beyaz, umut vaat eden bir renktir.
Umut renginin bir adı da “AK”sa;
Arkadaş; o renge de gönlümüz ardına kadar açıktır.
Yazarın Tüm Yazıları