GeriSahrap SOYSAL Yeşil halkayla birlikte kaybolan tat
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeşil halkayla birlikte kaybolan tat

Domatesin mevsimi ama yine de eski domateslerden eser yok.

Ne tadı bundan elli sene önceki gibi, ne kokusu. Tohumdan toprak yapısına kadar pek çok sebebi var o eski tadın yerinde yeller esmesinin. Aslında pek bilinmeyen bir sebep daha var. Bundan yetmiş yıl önceye kadar domates yapraklarının çevresinde yeşil bir halka olurmuş. Ancak daha sonra üreticiler, tüketicilerin de böyle tercih ettiklerini fark edip, o halkayı yok etmeye ve kıpkırmızı domatesler üretmeye başlamışlar.
Geçen yıl Science dergisinde yayınlanan bir makaleye göre üreticilerin yok etmek için çabaladığı o yeşil halka, domatese tadını ve kokusunu veren şeylerden biriymiş. Yani aslında o halkayla birlikte domatesin tadı ve kokusu da gitmiş haberimiz yok.
Kaynak: Açık Bilim Dergisi Ağustos 2012

Derya’nın yazlık makarna salatası

Makarnayı bol tuzlu suda haşlayıp süzün. Haşlama suyundan 1 su bardağı kadar ayırın ve makarnayı bol miktarda soğuk suyla çalkalayıp iyice süzün. Yeşil soğanı ayıklayıp incecik doğrayın. Salatalığı kabuğunu soymadan tavla zarı formunda doğrayın. Havucu rendeleyip dereotunu incecik dilimleyin. Sebzeleri derin bir kaba alıp makarnayla karıştırın.
Sosu hazırlamak için; yoğurdu derin bir kaba boşaltın. Üzerine mayonez, makarna suyu ve isterseniz dövülmüş sarmısağı ekleyip çatal ya da tel çırpıcı yardımıyla iyice çırpın. Tuz, kırmızı pul biber, nane ve kekiği serpiştirip tekrar harmanlayın.
Hazırladığınız bu yoğurtlu sosu, makarnanın üzerine gezdirip karıştırın. Sosu çekmesi için oda sıcaklığında 2-3 dakika kadar bekletin. Servise sunmadan önce, üzerine ince kıyılmış maydanozu serpiştirip ılık olarak servise sunun. (Bu salata hiç bekletilmeden servise sunulmalıdır)

Malzem listesi

* 1 paket kelebek veya burgu makarna (küçük boy herhangi bir makarna kullanabilirsiniz)
* 2 adet taze yeşil soğan
* 2 adet orta boy salatalık
* 1 demet dereotu
* 1 adet orta boy havuç
Sos için;
* 3 su bardağı yoğurt
* 2-3 diş dövülmüş sarmısak (isteğe bağlı)
* 3 yemek kaşığı dolusu mayonez (diyet mayonez de kullanabilirsiniz)
* 1 su bardağı makarna haşlama suyu
* 2 çay kaşığı tuz, kırmızı pul biber, kuru nane, kuru kekik

X

Konya'da yıldızların seyrettiği yemek

Türk mutfağının en romantik yemeğini Konya’da yedim. Bu yüzden ülkemizin yemek kültürüne yepyeni bir kategori eklemenin gururu ve mutluluğu içindeyim.

Evet, yanlış okumadınız. Yıldızların gece boyunca seyrettiği bu romantik yemeğin adı “Ekşili Kabak”. Konyalılar armut şeklindeki uzun et kabağını pişirdikten sonra gece boyunca toprak damda, yıldızların altında demlenmeye bırakıyorlar. Çünkü bu yemek dinlendikçe lezzetine lezzet katıyor. Ertesi gün üzeri, kadife çiçeklerin yapraklarıyla süslenip, servise sunuluyor.
Anadolu’nun pek çok yöresinde su kabağı, uzun kabak olarak da bilinen bu lezzetli kabak, et, nohut ve koruk ekşisiyle pişirilir. Yiyenler, “bu muhteşem yemeğin lezzetini anlatmaya gökteki yıldızlar bile yetmez” diyorlar. Ancak bu yemeği layıkıyla hazırlamak için en iyi malzemeleri bulup, mutlaka kalaylı bir bakır kapta pişirmek gerekiyor. Bu şahane bilgileri, Konya şehrinin yemek kültür elçisi olarak gördüğüm Harun Reşit Dönmez Bey anlattı. Sahibi olduğu Lokmahane Restoran, tarih ve kültür kokan geleneksel yemekleri yiyebileceğiniz en doğru adres.

Lokmahane restoranının sahibi Harun Reşit Dönmez ile hatıra fotoğrafı çektirdik.

Özellikle Anadolu Selçuklularının yemek kültüründen kalan, yerli kayısıyla yapılan etli kayısı yahnisi ve Konya ev mutfağının vazgeçilmezi olan terhun çorbasının lezzeti mükemmeldi. Benim tatlı tercihim ise ballı, cevizli höşmerim oldu.

GEÇMİŞİ 8 BİN YIL ÖNCESİNE DAYANIYOR

Türkiye’nin en büyük yüzölçümüne sahip, tahıl ambarımız olarak da bilinen Konya’nın geçmişi 8 bin yıl öncesine kadar uzanıyor.

Yazının Devamını Oku

Kütahya - Denemeniz gereken iki tat

“Hayatta karnımı kandırmam, her gün ne yiyeyim diye plan yaparım” diyen insanların memleketi Kütahya’dan iki tarif paylaşıyorum. İnce bulgur ve tarhanayla hazırlanan sıkıcık çorbası ve kuru köfte... Bu köftenin alameti farikasıysa kurutulmuş yufka...

SIKICIK ÇORBASI

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

* 2 su bardağı ince bulgur * 1 su bardağı toz tarhana * 2 su bardağı sıcak su

* 1 adet büyük boy kuru soğan

* 1/2 su bardağı un * 1 yemek kaşığı kuru nane * 1 çay kaşığı tuz, karabiber

Çorba sosu için;

Yazının Devamını Oku

İç Ege’ye farklı bir yolculuk

Arabayla giderken gözün alabildiğine uzanan bağlar karşısında insan şaşkınlığını ve hayranlığını gizleyemiyor. Manisa’ya çok gittiğim halde bir üzüm cenneti olan Alaşehir’e hiç yolum düşmemişti.



Bölgede Sultaniye başta olmak üzere yetişen üzümlerin büyük bir bölümü en çok yenilerek tüketiliyor, sirke, pekmez ve suma yapılıyormuş. Ancak İç Ege ya da Batı Anadolu aynı zamanda anasonun da yetiştiği yer. Bu ikili bir araya gelince tabii ki ilk akla gelenlerden biri de rakı oluyor.
Kısacası Alaşehir, rakı üretimi için de hammadde açısından çok önemli bir coğrafyada konumlanıyor. Tekel’in özelleşmesinden sonra Mey, 1995’te Alaşehir fabrikasını kurmuş.
Fabrika içinde, İnhisarlar İdaresi’nden günümüze uzanan 150 yıllık köklü bir geçmişin, deneyimlerin sonucunda ortaya çıkan ‘Yenilikhane’ adını verdikleri inovasyon merkezi de bulunuyor.
Üniversitelerle ortak projeler yürütüyorlar.

Yazının Devamını Oku

Hava, su ve toprak kirlendi

Annem, “Niye yemeklerimiz çocukluğumuzdaki gibi lezzetli değil, sebzeler artık çok tatsız” deyince hemen sözünü yapıştırırdı: “Evladım artık toprak, su, hava çok kirlendi. Hiçbir şey bizim zamanımızın tadında değil. Yine sizi doğal besledik ama Allah torunlarımın yardımcısı olsun...”

Annem, büyük bir felaket olarak depremi çok iyi bildirdi de gitgide artan sel felaketlerine, kasırgalara, büyük yangınlara bir türlü akıl erdiremezdi. Hele biz “Annecim küresel ısınma, iklim değişiklikleri, kuraklık” dedikçe şaşkınlıkla yüzümüze bakardı. “Yoksa kızım kıyamet mi yaklaşıyor” derdi.

2019 yılı insanlık tarihinde yaşanmış olan en sıcak ikinci seneymiş. Şimdi ise daha da sıcak günler bizi bekliyor.
Dünya gitgide ısınıyor. Felaket habercisi gibi oldum ama bir diğer sorunumuz da her geçen gün artan dünya nüfusu.
Eh nüfus arttıkça gıdaya olan talep de yoğun bir biçimde artıyor.
Buna bir de, tarım alanlarının azalması, verimsizleşen toprak, her geçen gün artan su ihtiyacımızı katarsak, çözüm bekleyen problemlerimiz çoğalarak karşımıza çıkıyor.

Anadolu kadını atalık tohum yetiştiriyor

Peki, çözüm var mı ve geç kalmadan neler yapabiliriz?

Yazının Devamını Oku

Kuzu etine çok yakışır!

Anadolu coğrafyasına en uyumlu meyvelerden biri armut! Türkiye’nin çoğu bölgesinde rahatça yetişir. Bugün genellikle tatlılarda kullanılsa da Osmanlı döneminde, yemeklerde de çokça yer aldığı bilinir...

ARMUTLU KUZU ETİ

(2-4 kişilik)

NE LAZIM?

* 500 gr kuşbaşı kuzu eti * 4 orta boy kuru soğan * 6 küçük ya da 3 büyük boy sert armut

* 2 yemek kaşığı tereyağı * 6 su bardağı ılık su

* 1 yemek kaşığı bal * 2 yemek kaşığı nar ekşisi * 2 çay kaşığı tuz, karabiber

NASIL YAPARIM?

Yazının Devamını Oku

Gıdanı koru, sofrana sahip çık

“Gıdanı koru, sofrana sahip çık”, “İsraf etme”, “Atıksız mutfak” gibi birçok kampanya tüketicide farkındalık yaratmaya çalışılıyor. Uzmanların ifadesine göre tarladan toplanıp satış ve tüketim aşamasına gelen gıdalarımızın üçte biri israf olup çöpe atılıyor...

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) desteği ile hayata geçirilen “Gıdanı koru sofrana sahip çık” projesi kapsamında İzmir’e gittik. Gıdada kayıp ve israfla mücadele yapılmasını, toplumsal bilinç ve farkındalığın attırılmasını amaçlayan bu sosyal sorumluluk projesini Türkiye’de Tarım ve Orman Bakanlığı yürütüyor.
Bu arada çok beğendiğim bir sloganları da var: “İhtiyacın kadar al, geleceğe çöp atma.” Uzmanların ifadesine göre tarladan toplanıp satış ve tüketim aşamasına gelen gıdalarımızın üçte biri israf olup çöpe atılıyor.
Sonuçta bu hem ekonomik bir kayba yol açmakta hem de çevre üzerinden olumsuz etkilere sebep olmakta. Neyse ki ülkemizde gıda israfı dünya ile kıyasladığımızda daha alt seviyelerde.
Ne mutlu ki Türk mutfağı atıksız kategorisinde çok iyi bir noktada. Çünkü bizim kültürümüzde arta kalan her yiyecek başka bir ürüne dönüşebiliyor. Kurutulur, konserve yapılıp kışa saklanır ya da her şey bir tencere yemeğinde buluşabilir.
Bu etkinlik kapsamında Gümüldür mandalinasıyla lokum, kolonya, reçel, komposto, tatlı ve mandalinalı erişte yapan kadın üreticilerle tanıştım. GÜMÖZ Kadın Kooperatifi’nin kadınlarının emeği, gücü ve motivasyonu beni çok duygulandırdı.

Her şeyi sapına kadar değerlendirmeliyiz

Hafif ezik, büzük, buruşmuş diye bir tek domatesi çöpe attığınızda, onu yetiştirmek için harcanan emek, su, gübre ve toprağı da çöpe atmış oluyorsunuz. Bir de üstüne ekonomik kayıp. Halbuki onu robotta çekip sos yapabilir, çorbaya katabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Denizli: Yemekleriyle büyüleyen bir şehir...

Ekşi tatları sevenler için limon çorbası... Karamelize soğan sosuyla servis edilen taze fasulye yoğurtlaması... Denizli’ye özgü bu iki yemeği mutlaka denemelisiniz.

ŞEHRİYELİ LİMON ÇORBASI (4-6 kişilik)

NE LAZIM?

- 2 iri boy limon (Bodrum veya Çeşme limonunu öneririm)
- 2 su bardağı arpa şehriye
- 2 litre su (10 su bardağı kadar)
- 2 çay kaşığı tuz

Kestirme için;

- 2 yumurtanın sarısı

Yazının Devamını Oku

Coğrafi işaretli mor soğan

Kapıdağ yarımadasında yetişen mor soğanlar coğrafi işaret alarak tescillendi. Soğan kısmının rengi kıpkırmızı ve oldukça sulu bir lezzete sahip bu soğanın tadına doyulmaz.

Kapıdağ yarımadası, Balıkesir ilinin Erdek ilçesinin kurulduğu bir kara parçası. Benim içinse 1970 ve 1980’lerde Ankara’dan yaz kamplarına gittiğimiz bir tatil beldesidir.
Canlı müzik gruplarının çaldığı, en lezzetli mısırları yediğimiz bu eğlenceli çay bahçelerini çok severdim. Yıllar sonra bir manavdan mor renkli soğan alırken, yanındaki tabela dikkatimi çekmişti.
“Kapıdağ-Erdek soğanı” yazdığını görünce merak edip manava sormuştum. O da “Abla dünyanın en lezzetli balık salatası bu mor soğanla yapılır” demişti.
O gün bugündür, kabuğu koyu mor renkli olan Kapıdağ soğanını görünce hemen alırım. Kabuğu 6, 7, 8 katmanlı, soğan kısmının rengi kıpkırmızı ve sulu bir lezzete sahip bu soğanın tadına doyulmaz.
Yöresel ürünler ve coğrafi işaretler araştırma derneği YÜCİDER ve Prof. Dr. Orhan Tekelioğlu’nun yayınladığı ansiklopedik bir dergide mor soğanın öyküsüne rastladım.
Çok sevdiğim bu soğanın coğrafi işaret almasını yani tescillenmesi ve markalaşmasını heyecanla okudum.
Erdek Ticaret Odası Başkanı Özlem Sarı’nın 2014 yılında, yol arkadaşım dediği 9 kadınla birlikte kurduğu Bereketli Eller Kooperatifi de mor soğanın ilham veren yolculuğunu başlatmış.

Yazının Devamını Oku

Sarması da tatması da mutluluk

Sarma; Osmanlı’dan dünyaya yayılmış, Akdeniz ülkelerinde de sevilerek yenen özel bir lezzet. İstanbul mutfağından Anadolu’ya, en sevdiklerimden iki tanesini seçtim.

ETLİ MARUL SARMASI (4 kişilik)

NE LAZIM?

- 250-300 gr orta yağlı kıyma
- 25-30 marul yaprağı
- 1/2 demet maydanoz
- 2 orta boy kuru soğan
- 1 çay bardağı pirinç

Yazının Devamını Oku

İstanbul: Herkesin gözü onun üstünde

Tüm yurdun en özel tatlarını İstanbul’da bulmak mümkün. Nasıl olmasın; birçoğu sentezlenerek zamanla kente özgü birer lezzete dönüşmüş... Kentin mutfağı, kültürü kadar zengin.

ANUŞABUR (8-10 kişilik)

NE LAZIM?

- 2 su bardağı aşurelik buğday
- 12 su bardağı içme suyu
- 1 su bardağı çekirdeksiz kuru üzüm
- 20-22 kuru kayısı 
- 2 su bardağı tozşeker

Üzeri için:

Yazının Devamını Oku

KAPI AÇIK LOKMA HELALDİR KARAMAN’DA

“Kapımız açıktır girene, lokmamız helaldir yiyene” diyen kadim şehir Karaman, aldığı göçlerle sürekli değişmiş, yenilenmiş ve yepyeni hikayeler yazmış. Elbette bu kaynaşma, sofra başında yemeklerini paylaşarak başlamış...

Anadolu mutfak gönüllüsü ve sevdalısı bir yemek yazarı olarak, mutfak kültürümüzle ilgili her kitabı dikkatlice okur, özenlice değerlendiririm. Bugüne değin elime geçen kitaplar arasında beni en çok etkileyen, heyecanlandıranlardan birisi de “Gelenekten Aşene’ye Karaman Mutfağı” kitabı oldu. Yazarı Rıza Duru, Karaman mutfak kültürünün tarihi yolculuğunu şiirler, maniler, deyişler ve hikayelerle aktarmış. Yaşanan göçlerin mutfaktaki yansımasını, sofralardaki kaynaşmasını sevgi ve hoşgörü diliyle anlatmış. Yani tam da Anadolu mutfak kültürümüze yakışır bir üslupla ifade etmiş. Geçmişine sahip çıkarak, geleceğe adım atan kültür mirası niteliğindeki bu kaynak kitapların sayısının artmasını çok isterim. Kitabın hazırlanmasında emeği geçen herkesi gönülden kutluyorum. Bu muhteşem eserden kendi üslubumla derlediğim bilgiyi de sizinle paylaşmak istedim.



Yüzyıllar boyunca, tarihe damgasını vuran onlarca medeniyete verimli topraklarıyla kucak açan Larende’nin, bugünkü bilinen ismi Karaman’dır. Birçok uygarlığın çekim merkezi haline gelen Karaman’ın Hititlerle başlayan konukseverliği, Frigler, Lidyalılar ile devam edip, Roma ve Bizans’a kadar uzanmıştır. Türklere Anadolu’nun kapısını açan 1071 Malazgirt Savaşı’yla beraber Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında parlak günlerini yaşamaya devam ediyor. 13. yüzyılda ise uzun süren Karamanoğulları hakimiyetine giren Larende, artık başkent oluyor.
Ancak coğrafi ve stratejik konumu, karasal ve ılıman iklim çeşitliliği, sulak, verimli toprakları nedeniyle Karaman’ın göçleri hiç bitmiyor. Çünkü bu topraklar her zaman yeni konuklarına kucak açıyor.


Yazının Devamını Oku

Aydın: Dağından yağ, ovasından bal

Aydın, doğası ve denizinin yanı sıra inciriyle, narenciyesiyle de ilgi çekiyor. Böyle bir yerin mutfağının da zengin olması kaçınılmaz. Şehre özgü dolmayı ve nohutlu böreği denediniz mi?

OP KABAK DOLMASI

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

650-750 gr top kabak

İç harcı için;

100 gr dana kıyma

1 kuru soğan (yemeklik doğranmış)

Yazının Devamını Oku

Rize'de çay umuttur

Dünyanın en çok çay tüketen ülkesiyiz. Çayla tanışıklığımız ve geçmişimiz 75-80 yıl öncesine kadar gidiyor. Avrupalılar çayı, 18. yüzyılda tüketirken biz ancak 20. yüzyılda çaya “merhaba” demişiz...

Çayın en yakın arkadaşı olan kahveyle ahbaplığımız, sohbetimiz çok daha eskilere dayanıyor. Ama çayı o kadar sevip, içselleştirmişiz ki sabah, öğle, akşam, gece yarısı bile içmeye devam ediyoruz.
Üstelik bardak bardak, teklifsizce, sürekli ve keyifle içiyoruz. Çayın uzmanlarına göre; Türk kahvaltı geleneğimizin zenginliği ve çeşitliliğinin en önemli etkenlerden biri çay kültürü. Benim gibi sabah kalkar kalkmaz çayla gözünü açanların sayısı eminim ki çoğunluktadır. Beyaz Ezine peyniri ve domates ikilisine tutkunsanız, çaysız asla sofraya oturmazsınız. “Ben kalender meşrebim güzel çirkin aramam” diyen çay aynı zamanda büyük küçük herkesin gönlünü fetheden bir halk içeceği.



Türkiye’nin ekonomik sorunlarının ilk defa masaya getirildiği İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat 1923 tarihinde yapılmıştır. Yeni Türkiye’nin kalkınma planları, ülkenin dört bir yanından gelen 1135 delege ile konuşulup, bir sonuç bildirgesi yayınlanmıştır.
İşte bu bildirgeye göre çay tarımının başlatılması önerilmiştir. Rize’de de ilk defa çay yetiştiriciliği başlamıştır.

Yazının Devamını Oku

Trabzon - Kuzeyin gözde mutfağı

Bu defa hamsiyi ve sütlacı es geçelim. Yeşilin ve asi denizin bir araya geldiği Trabzon’dan tadına doyulmaz Laz böreği ve patlıcanın en lezzetli hallerinden biri olan patlıcan tava...

LAZ BÖREĞİ

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

20 adet hazır baklavalık yufka

Kreması için

1 lt süt

1 su bardağı mısır nişastası

Yazının Devamını Oku

Antalya Köklü ve kozmopolit...

Kültür çeşitliliği ve özgün lezzetleriyle Antakya, gastronomi seyahatlerinin vazgeçilmez adreslerinden biri... Yöreden tadı damağınızda kalacak iki tarif: Mercimekli kabak ve katıklı pide.

MERCİMEKLİ KABAK MAALE

(4 kişilik)

NE LAZIM?

4 adet orta boy kabak

2 su bardağı haşlanmış yeşil mercimek

2 adet orta boy kuru soğan

2-3 adet orta boy domates

Yazının Devamını Oku

Tarihi kadar güçlü lezzetler

Kahramanlıklarla dolu tarihiyle akıllara geliyor ama Çanakkale’nin yemek kültürü de bir o kadar önemli. Kente özgü nohutlu ve kıymalı mantıyı ve şerbetli mafiş tatlısını denediniz mi?

NOHUTLU KIYMALI  AVUNYA MANTISI(4 kişilik)

NE LAZIM?

* 2 adet hazır yufka 

* 3 su bardağı haşlanmış nohut 

* 2 adet orta boy kuru soğan 

* 250 gr orta yağlı dana kıyma

* 2 adet yeşil sivri biber 

* 5 yemek kaşığı sızma zeytinyağı  

Yazının Devamını Oku

Novi Pazar'da boşnak mutfağı

Osmanlı İmparatorluğu’nun 1461 yılında egemenliği altına aldığı Novi Pazar ya da nam-ı diğer Yeni Pazar, Avrupa’da Müslüman nüfusun en yoğun olduğu şehirlerden. Bu sıcak insanların Müslüman Boşnak mutfakları da muhteşem...

Güneydoğu Avrupa’nın parlayan yıldızı Sırbistan’ın, Kosova ve Saraybosna’yla sınır komşusu olan Novi Pazar, tarihi boyunca ticaret yolları üzerinde çok önemli bir kavşak noktası olmuş.
Marina Nicifarovic, Novi Pazar’da doğmuş, büyümüş Sırbistanlı bir arkadaşım. Uzun süredir beni Novi Pazar’a götürüp, arkadaşlarıyla tanıştırmayı ve kökleri yüzyıllar öncesine uzanan Müslüman Boşnak mutfağını göstermek istiyordu.



Marina’yla Belgrad’ta buluşup, 4 saatlik bir araba yolculuğuyla Novi Pazar’a ulaştık.
Yol boyunca kesintisiz süren yemyeşil bitki örtüsü nedeniyle gökyüzünü bile yeşil görüyorsunuz. Dağlardan fışkıran, derin vadilerden akan suların bolluğu göz kamaştırıcı.
Yükseklerdeki yayla evleri, meralarda serbest otlayan hayvanlar, evlerin dışına kurutulmak üzere asılmış biberler, renkli heybeli çobanlar, eşarp bağlamış kadınlar, bakkalda satılan tahta kaşıklar gibi birçok ayrıntı sizi şaşırtabilir. Sanki Karadeniz’de veya Ege Bölgesi’nde yolculuk yapıyormuş hissine kapılabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Mardin Süryani mutfağı

Dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Süryani toplumunun muhteşem bir mutfağı vardır. Mezopotamya’nın bu kadim halkının, binlerce yıllık birikiminden gelen ve zenginleşen mutfak kültürü günümüzde de devam ediyor.

Tüm aile, anne, baba, gelin, torun hep bir arada yaşardık. Ben 16 yaşında evlendim ve 17 yaşında anne oldum. Annemden, kayınvalidemden ve görümcemden masa düzeni ve yemek pişirmekle ilgili çok şey öğrendim...
Bu sözler, 1950’lerde Mardin’den İstanbul’a göç eden Süryani bir ailenin kızı olan Dilek Hanım’a ait. Bu topraklarda doğup büyüyen ama zorluklar nedeniyle yurtdışına göç eden Süryanilerin bir kısmı da İstanbul’a yerleşmiştir.
Ancak yüzlerle ifade edebileceğimiz ufak bir nüfus da Urfa, Mardin, Midyat, Elazığ, Diyarbakır ve Adıyaman’da kalmıştır.
Mezopotamya Ovası’nda yerleşik, kökenleri Asurlulara kadar giden, dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Süryani toplumunun muhteşem bir mutfağı vardır. Mezopotamya’nın bu kadim halkının, binlerce yıllık birikiminden gelen ve zenginleşen mutfak kültürü gelenekleri devam ediyor.
Ancak, Dilek Hanım çok emekli, çok işçilikli, çok zaman alan ve el oyalayan bu yemeklerin devam ettirilmeyeceği düşüncesinde.
Aynı coğrafyada yaşamamıza rağmen pek çoğumuzun varlığından bile haberdar olmadığı Süryanilerin mutfağı, aslında gizli kalmış bir kültür hazinesi gibi.
Evde pişen yemeklerin yanı sıra, dini inanç ve ibadet merkezleri olan manastırlarda, rahipler tarafından pişirilen yemeklerin de bu kültürde önemli bir yeri vardır.

Yazının Devamını Oku

Malatya’ya 44 kere maşallah

Anadolu’nun ilk yerleşimlerinin doğduğu topraklar üzerinde kurulan Malatya, aynı zamanda pek çok medeniyete, kültüre de ev sahipliği yapmış. Bir kültür hazinesi niteliğindeki mutfağı ise çok renklidir...

Hitit dilinde “bal, şeker” anlamına gelen “melit, melid” kelimesinin zamanla Malatya’ya dönüşmesi efsanesi, tatlı dilli, konuksever Malatyalıların karakterlerini de çok iyi ifade ediyor.

44 numaralı il plakasının uğur getirdiğine inanan Malatyalılar, kendilerini “dört dörtlük” olarak tanımlıyor.

“Hayat çiçek açıyor” temasıyla düzenledikleri “Kayısı Çiçeği Festivali”nde de misafirlerini “44 kere maşallah” diyerek, 44 çeşit kahvaltı sofrasıyla ağırladılar.

Şehir planlaması açısından örnek gösterilecek kadar düzenli, estetik ve modern planlanmış bir şehir.

Geniş caddeleri, kilometrelerce uzayan parkları, doğa güzellikleri ve tarihsel birikiminin yanı sıra Malatya, çok önemli bir kavşak noktası.

Anadolu’nun ilk yerleşimlerinin doğduğu topraklar üzerinde kurulan Malatya, aynı zamanda pek çok medeniyete de ev sahipliği yapmış.

Anadolu Selçukluları döneminde ise Doğu Anadolu’nun ticaret merkezi olmuş ve çok zenginleşmiş.

Malatya, baharda kayısı çiçeklerinin beyaza boyadığı, dünyanın en çok kayısı üreten şehri olarak da bilinir.

Yazının Devamını Oku

Bayram pilavı geleneği

Beni nazikçe karıştır, başımda durarak pişir ama uzun uzun demlendir. İşte o zaman tadı damağından silinmez.” Herhalde pilav dile gelse bu hassas püf noktalarını bizimle paylaşırdı. Bir de pilav, su konusunda çok titizdir. Ne çok lapa ne çok diri kalmak ister. Bazen 1’e 2, bazen 1’e 3 su kaldırır. Ehh bu da bir tecrübe ister.



Bugün 97 yaşında olan kayınvalidem Hatice Soysal, Divriği Alatlı pilavını müthiş bir efor, dikkat, titizlik ve törenle pişirirdi. Et ayrı pişer ve pirince katılırken mutlaka yenibahar dövülürdü. “Pilavın ziyneti yenibahardır” derdi.
Pişerken sandalyesini ocağın önüne çeker ve saatlerce başında bekleyip, adeta yemekle pişerdi. Sonrasında bakır tencereyi üç kat sofra beziyle sarar ve bir baş köşeye oturtur, demlenmeye–dinlenmeye bırakırdı.
Bayramın 1’inci gününde herkes akşama yenilecek pilavın önünden, arkasından geçip, sabırsızlıkla pilavın demlenip, lezzetlenmesini beklerdi.
Bayram sofrasında baş köşeye oturtulan pilav tenceresinin etrafındaki sofra bezleri açılır ve tahta bir kaşıkla hafifçe alttan üste doğru karıştırılıp tabaklara koyulurdu. Sonuçta herkes çok lezzetli bir yemek yemenin mutluluğuyla neşeli sohbetler yapardı.
Bayramların yemek kültürümüzde de çok özel bir yeri vardır. Çünkü misafirle paylaşmak için yapılan bayram yemeklerinin hepsi Türk mutfak kültürünü de zenginleştirmiştir.


Yazının Devamını Oku