Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u

Onunki arkeoloji ve tarihi eserlere adanmış bir ömür. Karun Hazinesi, Elmalı sikkeleri, Yorgun Herakles... Bunlar gazeteci-yazar Özgen Acar’ın Türkiye’ye iade edilmesini sağladığı eserlerden yalnızca birkaçı. Listeye son eklenen geçen ay yurda dönen İmparator Lucius Verus heykeli. Acar’la buluşup hem eski albümleri karıştırdık hem kaçak eserlerin hikâyelerini dinledik.

Haberin Devamı

1) Neredeyse 50 yıldır bugünü bekliyordu! Burdur’un Bubon Antik Kenti’nden 1970’li yıllarda kaçak olarak ülke dışına çıkarılan Roma İmparatoru Lucius Verus’un insan boyutundaki bronz heykeli Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hummalı bir çalışması ile geçen ay anavatanı Türkiye’ye döndü… Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, önceki hafta düzenlenen törende heykelin getirilmesine katkılarından dolayı Prof. Jale İnan ile gazeteci yazar Özgen Acar’a teşekkür etti. Ankara’daki ofisinde, beş bin kitap bulunan kütüphanesi ve ödüllerle dolu rafların arasındaki çalışma odasında buluştuğumuz Acar’dan vatana döndürülen bu eserlerin hikâyelerini dinleyeceğiz. Ama önce kişisel albümleri açıyoruz!

Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u

Haberin Devamı

EŞEĞİ SÜRDÜK NİĞDE’YE...

Acar, 1938 yılında Niğde’nin Bor ilçesinde dünyaya geliyor. Ailesi aslen Çankırılı. Posta memuru olan babası Hilmi Bey Niğde’ye tayini çıkınca yeni evlendiği eşi Naciye Hanım yola koyuluyorlar. Özgen Bey, “Meşhur ‘Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye’ deyimindeki gibi eşekle yola çıkıyorlar. Niğde’ye varamadan Bor’da ben dünyaya geliyorum!’ diye gülerek anlatıyor. Oradan Kahta ve Kızıltepe’ye gidiyorlar. 1941’de de daha yerleşik olarak İzmir’e geliyorlar. Aileye burada bir de kız kardeş ekleniyor; Özden. Acar, “Babam İzmir Eşref Paşa posta müdürü oluyor. ‘Eşrefpaşalı eli maşalı derler!’ deyimindeki gibi İzmir’in külhanbeyleri oradan çıkarmış. Çocukluğumun ilk yılları İkinci Dünya Savaşı’nda denk geldi. Babam eve dört gazete alırdı. Mahallede sadece iki evde radyo vardı. Biri kahvehanede, diğeri bizde. Erkekler savaş haberlerini dinlemek için kahveye, eşleriyse bizim eve gelirlerdi. Her akşam saat 19.00 haberleri için olağanüstü bir kalabalık olurdu. Bu olay benim gazeteciliğe başlamam da etkili oldu” diye anlatıyor. 

Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u
Özgen Acar’ın kütüphanesinde sayısı beş bini bulan arkeoloji ve sanat kitabı var. Raflarıysa aldığı ödüllerle dolu; Yunanistan’dan aldığı, Venizelos’un Atatürk’ü Nobel Ödülü’ne aday gösterdiğinin duyurulması vesilesiyle aldığı ‘Abdi İpekçi Barış’ ödülü, İtalyan Devlet Nişanı Cavaliere, Portekiz’den ‘Avrupa Nostra’ ödülü… (Fotoğraf: Rıza ÖZEL)

Haberin Devamı

OYMAK BEYİ TARİH PEŞİNDE

Yazları babasının yanında postanede staj yapan Acar’ın ilk gazetecilik tecrübesi okuldaki duvar gazetesi oluyor. Acar, “Annem ilkokul mezunu, babam ortaokul mezunu olmasına rağmen hem benim hem kardeşimin okumamızda, üniversiteye gitmemizde büyük rolleri var” diyerek devam ediyor: “Ortaokulda kendime hedef meslek olarak valiliği, bunun eğitimi için de Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni belirledim.” Bu arada bir başka tutku daha genç Acar’ın içinde filizleniyordu; arkeoloji… Şöyle anlatıyor: “Ortaokulda öğretmenimiz Cahide Erkal bizi İzmir çevresindeki arkeolojik yerleri gezdirirdi. Ona bu aşılama için şükran borçluyum. Sonra lisede izciliğe merak sardım. Zamanla ‘Oymak Beyi’ mertebesine kadar yükseldim. Ben de izci arkadaşlarımı öğretmenim gibi İzmir civarındaki kazı yerlerine götürürdüm. Arkeolojinin en çok alışılmışın dışında olmasını sevdim. Arabanın, telefonun olmadığı, tamamen elle yapılan işlerin olduğu bir dünya!”

Haberin Devamı

Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u
Sene 1940/Anne Naciye, baba Hilmi Acar, Özgen ve Özden Acar 

2) RANZA ARKADAŞIM YALÇIN KÜÇÜK’TÜ

İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1956’da  ilk ve tek tercihi olarak kazandığı Mülkiye’ye girdi… Meşhur ‘1960 ihtilali’ kuşağındandı. Yurtta ranza arkadaşı Yalçın Küçük, sınıf arkadaşları Hikmet Çetin ve Ayla Kutlu’ydu. Üçüncü sınıftan sonra iktisat alanını seçti. Ancak aktif bir öğrenciydi; hem gazete çıkarıyordu hem dernek başkanlığı vardı. Araya bir de ihtilal girince öğrencilik uzadı. Bu arada kız kardeşi  Özden de Mülkiye’ye girdi. Anne ve babası çocuklarını okutma gayesini yerine getirmişti... Tek sorun; ikisini de okutacak maddi imkânlar yoktu...

Haberin Devamı

Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u
Sene 2000'ler/Hitit başkenti Hattuşa’da (Boğazköy)

GAZETECİLİK VİRÜSÜ

Hal böyle olunca Acar okul masraflarını çıkarmak için iş aramaya koyuldu. Bir arkadaşının referansıyla Cumhuriyet gazetesinde muhabirliğe başladı. Sabahları okula gidiyor, öğleden sonraları cumhurbaşkanı, başbakan takibi yapıyordu. Okul bittiğinde gazetecilik virüsü çoktan içine girmişti!  Valilik hedefi rafa kalktı, gazetecilikte kalmayı seçti. Bugün, ilkokuldaki duvar gazeteciliğini de sayarsak, meslekte 70 yılı geride bırakmış! Halen Cumhuriyet gazetesinde yazan Acar, 39 ülkede araştırmalar yapmış.

Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u

3) KARUN HAZİNESİ VATANA DÖNDÜĞÜNDE AĞLADIM

Arkeoloji tutkusunun mesleğiyle buluşmasıysa 1972 yılında çalan bir telefonla olmuş: “Arayan İngiliz bir gazeteciydi. Türkiye’den kaçırılıp Amerika’da sergilenen ‘Karun Hazineleri’ olarak bilinen Lidya eserleriyle ilgili haber yapıyordu. Bu telefon üzerine ‘İngiliz gazeteci bizim eserlerimizle bizden daha ilgili! Böyle şey olmaz!’ diyerek konuya eğildim. Önce Karun Hazinesi’ni öğrenmek için Uşak’a inceleme gezisi yaptım. Sonra New York’taki Metropolitan Müzesi’nde eserleri görüp haber yaptım. Kültür Bakanlığı, inceleme talimatı verdi. Dava açıldı. Müze, kaybedeceğini anlayınca eserleri Başkonsolosluğumuza kendi iade etti. Bu, yurtdışından Türkiye’ye getirilmiş ilk tarihi eserdi. Sene 1976’ydı. Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndeki törende bir ara dışarı çıktım ve ağladım. Müzeyi kuran Atatürk’ü düşündüm. Ona çok şükran borçluyuz. Karun hazinesi şimdi Uşak Müzesi’nde pek çok turisti çekiyor.”

Haberin Devamı

Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u

4) LUCIUS VERUS’UN HİKÂYESİ

Geçen hafta vatanına dönen Lucius Verus heykelinin hikâyesiyse tam 50 yıl öncesine dayanıyor! Acar’dan dinleyelim: “Amerika’da gezmediğim müze yoktu. Bir avcı, kaçak eser avcısı gibi geziyordum! Heykeli 1987 yılında California’daki Paul Getty Müzesi’nde gördüm ve ‘Özgen Acar, sen bu heykeli tanıyorsun!’ dedim. Prof. Jale İnan’ın 1970’li yıllarda Burdur’daki Boubon Antik Kenti’nden çıkardığı heykellere benziyordu. Hemen Jale Hoca’yı aradım. Bana ‘Taklit olabilir” deyince çok bozuldum. New York’tan İstanbul’a, Jale Hanım’ın evine gittim. Fotoğrafları görünce “Bunlar Burdur’daki ören yerimizden!’ dedi. Bu sözler üzerine araştırmaya koyuldum. Burdur’daki kaçakçılar üstünden çok zaman geçmesinin rahatlığıyla herşeyi anlatıyorlardı! Yöntem şu; heykelleri kamyonla ören yerinden kaçırıp Bodrum veya İzmir’de balıkçı teknelerine yüklüyorlar. Ege açıklarında başka teknelere aktarılıp Sicilya üzerinden Paris’e ve oradan Amerika’ya götürülüyorlar. Jale Hanım’la Amerika’da sıradan ziyaretçiler gibi müzeye girdik. O da teyit ettikten sonra davalar açıldı.”

Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u
‘Lucius Verus heykeli’/ABD Türkiye Büyükelçisi Jeffry Flake,Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy/Antalya Müzesi’nde, 50 yıl sonra getirilen eserler için Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, ABD Ankara Büyükelçisi Jeffry Flake ve ABD’nin Manhattan Bölge Savcı Yardımcısı Albay Matthew Bogdanus’un katıldığı tören düzenlendi. 

5) TARİHE DEVLET KADAR ÖZEL SEKTÖR DE SAHİP ÇIKMALI

Heykelin anavatana kavuşmasıyla ilgili Özgen Acar’ın duyguları nasıl? Yanıtı: “Rahmetli Prof. Jale İnan, ne yazık ki geldiklerini göremedi. Şimdi eserlerin Antalya’dan asıl evi olan, Jale Hoca’nın onları çıkardığı Burdur’a götürülmeleri gerekiyor çünkü tarih yerinde güzeldir!” Peki bugün Türkiye’deki müzeleri nasıl buluyor? Diyor ki: “Kültür Bakanlığı’nın kurulmasından sonra müzelere verilen önem de arttı ama bu yeterli değil. Hem müzelere hem de arkeolojik çalışmalara ayrılan bütçe artırılmalı. Bu konuda özel sektör de elini taşın altına koymalı. Amerika’daki Metropolitan Müzesi sadece kapıdaki ücretle yetinmez. Zenginlerin bağışlarıyla yaşar. Bakanlık zenginlerimizi teşvik etmeli.”

Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u
Sene 1970'ler/Gazeteci Özgen Acar: “Telefonla ihbarlar yağıyordu!”

TELEFONLA İHBAR YAĞDI

Karun Hazinesi’nin Türkiye’ye getirilmesinden sonra Acar’ın telefonları durmaz olmuş! Özgen Bey, “Dört bir yandan ihbarlar yağmaya başladı” diye anlatıyor: “Ben de belgelerle yerinde incelemelerle haber yapıyordum. Konu çok ilgi çekiyordu. Bu arada hem Kültür Bakanlığı’nda hem Emniyet Müdürlüğü’nde Kaçakçılık Şubesi kuruldu. Emniyet’e polis olarak arkeoloji mezunu gençleri aldılar. Halkta da bilinçlenme oluştu. Gençliğimdeki ‘Ne olacaksa olsun’ zihniyetinin yerine ‘Peşine düşelim!’ tavrı geldi. Bugün ufak olaylara rastlansa da bu alanda başarıya ulaşıldı.” 

Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u
Sene 1965/Atina ve New York’ta dörder yıl gazetecilik yaptı... Çin’de Mao’nun başbakanı Chu En Lai ile mülakat yaptı. 

‘ACAR AVCI’NIN GANİMETLERİ

Özgen Acar’ın vatana kavuşturulmasında emeği olan diğer önemli eserler; Metropolitan Müzesi’nde tespit ettiği Yorgun Herkül, New York’ta antikacı gezerken bir koleksiyonerde olduğunu öğrendiği Elmalı sikkeleri… Acar, “Bu bilgiyi bir dergide koleksiyonerin ‘Evet bu sikkeler bende’ demeciyle teyit ettim. Adam, eserin kaçak olduğunu bilmesine rağmen ‘Tarihi ben sahipleniyorum!’ diye övünüyor! Kaçırdıktan sonra geri getirmek hem uzun sürüyor hem de çok masraflı oluyor. Gitmeden önlemek lazım.”

Kaçak eserlerin Acar avcısı... Türk basınının Sherlock Holmes’u1984’te Antalya’nın Elmalı ilçesinde çıkarılıp yurtdışına kaçırılan sikkeler 25 yıl sonra Türkiye’ye döndü. / 1980 yılında Perge’den çıkarılıp üst kısmı yurtdışına kaçırılan Yorgun Herkül, 2011 yılında vatana dönmüştü.

DÜNYANIN EN KÖTÜ ŞÖHRETLİ MÜZESİ

Dünyada kaçak tarihi eserlere en çok hangi müzelerde rastlanıyor? Acar, “En kötü şöhret Amerika’daki Metropolitan Müzesi. Avrupa ve hatta Japon müzelerinde de kaçak eserler var” diyor. Ancak bir dipnot da ekliyor: “Yurtdışında sergilenen eserlere bakarken bir ayrım yapmalıyız. Mesela Berlin’deki eserlerimiz Osmanlı sultanlarının izinleriyle gittiğinden onlara ‘kaçak’ diyemeyiz. Bunlar hakkında dava açılamıyor çünkü padişah izin vermiş. Üstünden yüzyıl geçince de zamanaşımına uğramış.”

Yazarın Tüm Yazıları