Dünyaca ünlü şefimiz Gürer Aykal 80. yaşını kutluyor: Her başarımda Ata’ma koşarım

11 yaşında Ankara Konservatuvarı’na giriyor. Türk Çağdaş müziğinin öncülerinden Ahmet Adnan Saygun ve kendisine ‘çetebaşı’ diye takılan Ulvi Cemal Erkin’in öğrencisi oluyor. İlk bestesini 14 yaşında aşık olduğu bir balerin için yazıyor. 25 yıl Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı yöneten, dünyaca ünlü orkestra şefimiz Gürer Aykal’la albümleri karıştırdık. Bugünlerde kurucusu olduğu Borusan Filarmoni Orkestrası’nın kendisi için düzenlediği 80. yaş konserine hazırlanıyor…

Haberin Devamı

1) Onunki baştan sonra bir Cumhuriyet hikâyesi… Bugün dünya çapında tanınan orkestra şefimiz, devlet sanatçısı Gürer Aykal, 1942 yılında Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü’nde müzik öğretmeni bir baba ile ev kadını bir annenin beş çocuğundan biri olarak dünyaya geliyor. Aile kökenleri Kafkasyalı… Osmanlı-Rus Savaşı sonrası göçmen olarak önce Muş’a yerleşiyorlar. Babası Tevfik Bey 1903 yılında Muş’ta doğuyor. Oradan Urfa’ya geçiyorlar. Koşullar zor. Babası vefat edince Tevfik Bey Yetim Okulu’na veriliyor. Gürer Bey’e de miras geçecek müzik serüveni işte burada başlıyor… Aykal anlatıyor: “Sene 1920’ler… İşgal zamanı. O dönem Yetim Okulu’nun karşısında bir Fransız Okulu var. Bu okulun bahçesinde her sabah öğrenciler marşlar okuyor. Babam teneffüslerde yan bahçeden gelen bu marşları öğreniyor ve oyun oynarken kendi de mırıldanmaya başlıyor. Müziğe yatkınlığı öğretmenlerinin dikkatini çekiyor. Yetim Okulu’ndaki eğitiminden sonra Konya Öğretmen Okulu’na geliyor. Orada ilk defa piyanoyla tanışıyor. Babam daha 20 yaşına gelmeden Cumhuriyet’in coşkusunu yaşayan kuşaktan! Buradan da müzik öğretmeni olarak Eskişehir’de Çifteler Mahmudiye Okulu’na gönderiliyor. Bu okul, 1937’de Köy Enstitüsü’ne dönüştürülüyor.”

Haberin Devamı

Dünyaca ünlü şefimiz Gürer Aykal 80. yaşını kutluyor: Her başarımda Ata’ma koşarım

RADYO GÜNLERİ

Aykal, “Köy Enstitüleri, Cumhuriyet’in kazanımlarını hiç okul görmemiş köy çocuklarına çağdaş eğitimi üretimle veren dünyada eşi benzeri olmayan bir projeydi. ‘Bugün ülken için ne yapacaksın?’ bilinciyle yetiştirdiği için çok mutluyum” diye devam ediyor: “Ancak 1950’lerde Köy Enstitüleri kapatılmaya başlanınca öğretmenler de başka yerlere ‘tayin’ edildi.” Aykal Ailesi önce Maraş’a, oradan Diyarbakır’a geliyor. Bu arada evde de pek çok yenilikle tanışıyor. Bunlardan en heyecan verici olanı; radyo! Gürer Bey anlatıyor: “Çocukluğumdan beri evde her çeşit müzik aleti vardı. Babam öğrencilere özel ders verirken ben de yan odadan onları dinlerdim. Bu şekilde çok erken yaşta notaları öğrenmiştim. Diyarbakır’a gelince önce elektrikle sonra radyoyla tanıştık. Babam parazitlerin arasından çok güzel kanallar bulurdu; Ankara Radyosu, Moskova Radyosu… Moskova Radyosu’ndan ilk defa bir filarmoni orkestrası sesi duydum ve büyülendim. Yıllar sonra o orkestrayı yönettim!”

Haberin Devamı

Dünyaca ünlü şefimiz Gürer Aykal 80. yaşını kutluyor: Her başarımda Ata’ma koşarım

İLK NOTAM: RE!

Duyduğu seslerin en çok nesi onu etkilemişti? Gürer Bey, “Ben hayatımda hiç ses duymadım” diyerek yanıtlıyor: “Her şeyi hep notalarıyla duyarım. Sokaktan geçen ambulansı bile notasıyla duyarım. Sizin duyduğunuz sesler bana adlarıyla gelir. Birdenbire orkestranın çok sesli müziğini duymak müthişti! Sonra altı yaşımda Halkevi’nde piyanoyla karşılaştım. İlk dokunduğum sesi hatırlıyorum; Re!” Beşinci sınıftayken okula gelen müzik müfettişleri de Aykal’daki yeteneği fark etti ve aileye onu Ankara Konservatuvarı sınavlarına sokmalarını teşvik etti. Küçük Gürer, 11 yaşında babasıyla bir trene binip Ankara’nın yolunu tuttu. Aykal, “Müfettişlerden biri Ankara Marşı’nın yazarı Halil Bedi Yönetken, diğeri Şeref Çayıroğlu’ydu” diye anlatıyor: “Ankara’da sınav için uzun bir kuyruk olduğunu hatırlıyorum. Yönetken benim ‘mutlak kulak’ olduğumu zaten biliyordu. Ulvi Cemal Erkin de bana bazı sorular sordu. Yatılı keman bölümünü kazandım. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda eğitimime başladım.”

Haberin Devamı

Dünyaca ünlü şefimiz Gürer Aykal 80. yaşını kutluyor: Her başarımda Ata’ma koşarım
Sene 1952

2) İLK BESTEM, AŞIK OLDUĞUM BALERİNE 

Küçük yaşta ailesinden ayrılmak başta zor geldiyse de sonra hem öğretmenleri hem arkadaşlarıyla büyülü bir dünyanın içine girdiğini anlatıyor: “Öğretmenim Necdet Remzi Atak’tı. Atatürk’le bağ kurmuş, ona keman çalmış bir insanın öğrencisi oldum. Atak’ın öğrencileri; Ruşen Güneş, Ethem Ünöz, Koral Cangal, Cengiz Özkök, Engin Eralp ve ben tellerimizin adından esinle ‘Sol, Re, La, Mi’ diye ufak bir takım kurduk. Sonra ben 14 yaşındayken… Aşık olduğum balerine ufak bir eser yazdım. Arkadaşlarımı topladım. Ona çaldık. Böylece benim eser yazabiliyor ve çaldırabiliyor olduğum ortaya çıktı! O zamanlar aklımda orkestra şefi olmak yoktu. 16 yaşında daha büyük sınıflardan ağabey ve ablalardan bir orkestra kurduk. Konser olacaksa bana ‘Gürer sen yönet’ derlerdi. Benden büyük arkadaşlarıma ‘Biraz daha çalabilir misiniz?’ demek, onları yönetmek öyle zordu ki! ”

Haberin Devamı

Dünyaca ünlü şefimiz Gürer Aykal 80. yaşını kutluyor: Her başarımda Ata’ma koşarım
Sene 1954/Ankara, Gençlik Parkı. Remzi İnanç, ağabeyi Ergün Aykal ve Gürer Aykal

3) MÜDÜRE KARŞI AYAKLANIRDIK

Öğretmeni Atak da öğrencisindeki yeteneği fark ediyor. Kompozisyon eğitimi için adresi tek; Cumhuriyet’in birinci kuşak bestecilerinden Ahmet Adnan Saygun. Gürer Bey, bugün ondan bahsederken duygulanıyor. O günlerdeyse araları biraz ‘mesafeli’ymiş! Gülerek anlatıyor: “1960 öncesi ve sonrasında öğrenci olayları olurdu. Ben de hareketlerin başındakilerdendim. Müdüre karşı ayaklanmalar yapardık. Ulvi Cemal Erkin öğrencilerle daha samimiydi. Bana ‘çetebaşı!’ diye takılırdı. Adnan Bey’se daha ağırbaşlıydı ve beni bu ayaklanmalardan ötürü pek sevmezdi. Buna karşın beni öğrencisi yaptı. Derslerde başta hiç yüz vermedi. Sonra ‘Yavrum sen hiç fena bir insan değilmişsin’ dedi ve ısındık! Adnan Bey’in ben bir oğlu oldum. O da bana baba oldu. Bugün çeşitli ülkelerde orkestra yönetebiliyorsam bu Ankara Devlet Konservatuvarı’nın saygın öğretmenlerinden aldığım eğitim sayesindedir…”

Haberin Devamı

Dünyaca ünlü şefimiz Gürer Aykal 80. yaşını kutluyor: Her başarımda Ata’ma koşarım
Sene 1960/İsmet Paşa’nın evinin önündeki konserden...

4) CSO ANKARA’DA BİR NİMETTİ

Aykal, 1953’te girdiği konservatuvardan 1969’da mezun oldu. Gülerek, “Çok tembel bir öğrenciydim!” dese de bu uzun eğitimin sebebi hem keman hem kompozisyon bölümlerinde okumasıydı… Bu dönem pek çok konser de vermiş. O zamanlar Ankara’nın müzik dinleyicisi nasıldı? Bir anekdotla yanıtlıyor: “Perşembe akşamları küçük orkestrayla öğrenci konserleri yapardık. Bir gün ben bu konserlerden birini yönetirken içeri İsmet Paşa girdi! Hepimiz şoke olduk. Geldi, en öne oturdu, öğrenci orkestrasının öğrenciler için verdiği konseri dinledi ve ayrıldı… Bizim böyle değerli bir dinleyenimiz vardı. Atatürk, 1924’te saraydaki ‘Mızıka-i Humayun Orkestrası’nı daha oteli, lokantası olmayan Ankara’ya getirtiyor ve onlara ‘Siz bu müziği halka çalacak ve öğreteceksiniz’ diyor. Bir kenti başkent yapabilen en önemli konulardan biri sanat. Sanat olmadan ilerleme olmaz. İsmini ‘Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası’ yapıyor. Kendi unvanını orkestrayla paylaşarak halk önünde kendi kadar itibar görmesini sağlıyor. Şimdi adı ‘Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO)’. CSO, Ankara’da müziği her fırsatta halka kavuşturdu. Bu büyük bir nimetti. Halk da konserlere çok gelmiştir. Hâlâ da gelir.” 

Dünyaca ünlü şefimiz Gürer Aykal 80. yaşını kutluyor: Her başarımda Ata’ma koşarım
Sene 1964-65

MÜZİĞİN PEYGAMBERİ MOZART

“Çalmayı yönetmeyi en sevdiğim kişi müziğin peygamberi Mozart’tır. Öyle bir müzik yaratmış ki sürdürülebilirliği bugün bile devam ediyor. Yazdıkları her gün büyür ve çoğalır. Mozart yönetmeyi sevdiğim kadar dinlemeyi, dinletmeyi de severim.  Mozart dinleyen insanlar dürüst, saygılı, düzenli olurlar. Çocuklar başarılı olur. Anneler daha sabırlı olur. Tanrı sizi Mozartsız kılmasın!”

Dünyaca ünlü şefimiz Gürer Aykal 80. yaşını kutluyor: Her başarımda Ata’ma koşarım
Sene 1987/Oğulları Emre, Can ve Kerem ile...

80’İNCİ YAŞ KONSERLERİ

Aykal, kompozisyon eğitimini tamamladıktan sonra devlet bursuyla iki yıl İngiltere’de, ardından iki yıl İtalya’da orkestra şefliği eğitimi aldı. 1975’te Hikmet Şimşek’le birlikte ‘yardımcı orkestra şefi’ olarak CSO’ya girdi. 1988 yılında CSO birinci şefliğine getirildi. 1981 yılında ‘Devlet Sanatçısı’ unvanıyla onurlandırıldı. 1999’da kendi isteğiyle Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’ndan ayrılarak Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nı kurdu.  Gürer Aykal, bugünlerde kurucusu olduğu Borusan Filarmoni Orkestrası’nın 3 Kasım’da kendisi için düzenleyeceği ‘80. doğum günü’ konserini yönetmeye hazırlanıyor! Aykal, “Sanat alanında devletin görevi çok büyük ama eğer özel sektörünüz de buna katkı sağlamıyorsa, bir orkestra yaşatmayı düşünmüyorsa bu bir eksikliktir. Borusan Filarmoni Orkestrası bugün Avrupa standardında bir orkestradır. Özel orkestralar kent bilinciyle yaşar. Bir orkestranın benim 80. doğum günü kutlaması çok büyük bir mutluluk...” diyor. 1999 yılında kurulan ve 23 yıldır 350’den fazla konser veren BİFO’nun bu sezon programında Joonas Ahonen, Gautier Capuçon, Daniel Behne, Tine Thing Helseth, Alena Baeva, Denis Kozhukhin, Marlis Petersen gibi isimler de var.

Dünyaca ünlü şefimiz Gürer Aykal 80. yaşını kutluyor: Her başarımda Ata’ma koşarım
Sene 1998

ADNAN SAYGUN’A TELGRAF ÇEKTİM

“Yurtdışına gittiğim yıllarda İtalya, Siena’daki okulu bursla kazanınca hocam Adnan Saygun’a telgraf yazdım; ‘Hocam kazandım!’ diye. Bana cevap yazdı; ‘Çok güzel! Şimdi gel, bunu Ata’nla paylaş.’ Ankara’ya geldim, Anıtkabir’de Ata’mın huzuruna çıktım ve dedim ki; ‘Atam, ben sizin ilk Türk operası yazdırdığınız Ahmet Adnan Saygun’un öğrencisiyim. Açtığınız Konservatuvar’dan mezun oldum. Avrupa’da okudum ve şimdi en iyi okullardan birinin sınavını kazandım. Sene 1971’ti… O günden sonra her büyük başarımdan sonra Anıtkabir’e gidiyor ve Ata’mla konuşuyorum…”

Dünyaca ünlü şefimiz Gürer Aykal 80. yaşını kutluyor: Her başarımda Ata’ma koşarım
Suna Kan, Gürer Aykal ve Ayla Erduran Bach İki Keman Konçertosu, Ankara Oda Orkestrası

YAŞAMIN YONGASI MÜZİK

Bir el hareketiyle en az 200 kişilik orkestrayı yönetiyor… Bu işin püf noktası nedir? Aykal yanıtlıyor: “Sağlam bir kompozisyon eğitimi almış olmanız, piyano, keman çalmanız ve orkestra içinde bulunmuş olmanız gerekiyor. Ancak en önemlisi orkestraya elinizdeki değnekle yapacağınız hareketlerin anlamı… Bir de gözleriniz… Hep göz kontağı kurmalısınız. Böylece orkestraya güven verebilirsiniz. Herkese kendini eşit ve bütünün parçası olarak hissettirmelisiniz; ikinci kemanlar olmadan birincinin anlamı olmaz… Ne kadar hâkim olursanız vücudunuzla o eseri dışarı yani orkestraya o kadar aktarabilirsiniz. Şu an New York’tayım. Burada ‘New Manhattan Sinfionetta’ isimli bir orkestra kurdum. Bir yandan da hem Avrupa hem Türkiye’de konserlere gidip geliyorum. Orkestrayı iyi yönetebilmek için fiziğiniz iyi olmalı. Tempo ve vuruşlarda salise aksatsanız orkestra çuvallamaya başlar. Ben de eserlere çalışarak zinde kalıyorum. Yaşamın yongası müzik. Müzik beni yaşattı ve yaşatmaya devam ediyor…”

İSMET PAŞA’YA KONSER VERDİK

“Tarih; 2 Haziran 1960… İsmet Paşa’nın Bahçelievler’de oturduğu dönem, konservatuvardaki koromla onun bahçesine girdik. Birkaç parça yönettim. Paşa bana sarıldı, Ankara Radyoevi’ne gidip bu eserleri söylememizi istedi...”

Yazarın Tüm Yazıları