"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Sizin de içiniz yanıyor mu?

CUMHURİYETİMİZ kurulurken Atatürk’ün etrafındaki bazı uçuk akıllılar Mustafa Kemal’e önerilerde bulunurlar.

Bir grup der ki: “İngiliz mandası olalım”, diğer grup da buna itiraz eder: “Alman mandası olalım”.
Mustafa Kemal tartışmaları izler, elini masaya vurur, “Efendiler” der, “biz bağımsız bir devlet kuracağız”.
Sonrasını biliyorsunuz, o devlet Türkiye Cumhuriyeti olur.
Yıl 1936, yer Çankaya Köşkü, Atatürk dış basını izlerken Le Monde’un başlığı görür. İtalyanların faşist diktatörü Mussolini, Antalya’nın görüş alanları içinde olduğunu söyler.
Atatürk, Kılıç Ali’yi çağırır, “Yarın Köşk’te yabancı diplomatlara yemek vereceğim” der. Kılıç Ali olağanüstü bir durum olduğunu anlar, “Hayrola Paşam bir şey mi oldu?” Atatürk’ün cevabı nettir: “Yarın akşam görürsün.”
Resepsiyonun verildiği akşam Atatürk elinde Le Monde gazetesiyle girer, doğrudan İtalyan Büyükelçisi’ne yönelir ve gazeteyi gösterip elçiye sorar: “Bu haber doğru mu?” Elçi mırın kırın eder zayıf bir sesle “Evet ekselansları” der. Bunun üzerine Atatürk der ki: “Şimdi derhal elçiliğinize gidiniz ve Mussolini’ye şu mesajımı iletiniz, Antalya yerinde duruyor, gelip alsın. Eğer bunu yapmazsa onu dünyanın en korkak lideri ilan edeceğim.” İtalyan büyükelçisi şaşkındır. “Ekselansları bu bir savaş ilanıdır” der. Atatürk’ün cevabı nettir “Evet aynen öyle”. Bu yaşanmış olayın sonucu ne olmuştur? Yaklaşık 3 saat sonra İtalyan Büyükelçisi Atatürk’ün yanına gelir. “Ekselansları” der, “yanlış anlaşılma var”. Atatürk elçinin lafını keser, “Bu yanlış anlaşılma 48 saat içerisinde Le Monde gazetesinde yayınlanacak” der ve yayınlanır. 13 senelik Türkiye Cumhuriyeti’nin kararlılığıdır bu. Suudi Araplar peygamberimizin mezarında yer değişikliği yapmak ister. Bunu öğrenen Atatürk, Suudi Arabistan Kralı’na telgraf çeker. “Peygamberimizin mezarının tek taşıyla oynarsanız Türk ordusu güneye iner.” Suudiler tek taşla oynayamaz. Sene 1964, Kıbrıs’ta sorun var. ABD Başkanı, İnönü’ye mesaj gönderir ve Türkiye’yi tehdit eder. İsmet İnönü hemen cevap verir: “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye o dünyadaki yerini alır.” Amerikalılar mesajı geri çeker. Türk savaş uçakları Kıbrıs’ı bombalar.
Sene 1974, Türkiye Kıbrıs’a çıkarma kararı alır. ABD ve İngiltere buna şiddetle karşı çıkarlar. 20 Temmuz sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a çıkarma yapar. Deniz, karasularını ve hava sahasını Türk bayrağı taşıyanların dışındaki bütün ülkelere yasaklar, herkes bu yasağa uyar. Yunan kuvvetleri bir girişimde bulunur ve Yunan savaş uçağı anında vurulur.
Bu örnekleri size neden yazdığımı anlamışsınızdır. Yıl 2014 bütün kırmızı çizgilerimiz çiğnendi. Bayrağımız yerlere düştü. İçim çok acıyor, içimiz çok acıyor. Utanıyorum, utanıyoruz. Abidin AYDOĞDU


Mesaj panosu


-EKMELEDDİN İhsanoğlu, İslam bilimini ve kültürünü desteklemektedir, Tayyip Erdoğan İslamcı teröristleri... İhsanoğlu seçilirse Türkiye’nin kavgacı değil uzlaşmacı bir cumhurbaşkanı olacak... İhsanoğlu ile Erdoğan’ın yolları bir olsaydı, Tayyipçiler Ekmeleddin’e saldırmazdı.... İhsanoğlu’a saldıran Atatürkçüler yeterince Atatürkçü olsalardı, bugün Ekmeleddin’e muhtaç olmazdık. Gökçe FIRAT
-SAYIN Cemil Çiçek, destek hizmetleri müdürlüğünde burnuma çok pis kokular geliyor. Orada üçlü sacayağı var mı? Bir duman çıkıyor. Mahmut TANAL
-BU hapishanelerin yeniden dolacağı kesin de, kimlerle dolacağını CB seçiminden sonra öğreneceğiz. Ateş İlyas BAŞSOY

128 mi, 107 km mi büyük


BİNALİ Yıldırım “Atatürk rakamlarına ulaşamadık” demişti. “1400 kilometre yeni demiryolu çalışması yapılıyor.
1923–1946 arasında bir yılda yapılan demiryolu uzunluğu 128 kilometreydi.
1946–2003 yılları arasında bu oran, yılda 11 kilometreye düştü.
2003’ten sonra, şu anda yıl başına düşen demiryolu yapımı 107 kilometreye ulaştı.
Hâlâ Atatürk döneminin rakamlarına ulaşamadık” diye konuşmuştu.
Sayın Başbakanım; Anadolu’da “Söz gümüş ise sükût altındır” derler... Takdir sizlerin.
Ömer Faruk GÜRZ

Ekmel Bey yıpratılmasın

CUMHURİYET’in ilk yıllarını ve bütün değişimleri yaşamış insanlar olarak Sayın Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bugünün şartları için uygun bir seçim olduğunu düşünüyoruz. Eşi de medeni görünümlü, iyi eğitim görmüş ve iyi bir aileden gelen prezantabl bir hanımefendi. Ekmeleddin Bey’in geçmişinde hiçbir şaibeli iş, zimmet vs görülmemiş, namuslu biri olmasaydı karşısında olanlar bunu ortaya çıkarmak için yarışırlardı... Atatürk’e de karşı değil. Eğitimi ve bulunduğu görevler itibariyle, Cumhurbaşkanlığı makamına yakışır, o koltuğu dolduracak, protokolü bilen değerli bir kişi olarak resim veriyor.
Prof. Dr. Siber GÖKSEL

Tarım alanlarını koruyalım

ZİRAAT Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık’ın bu sözünü unutmayın:
“Domates, biber, patlıcan, gelecek nesiller sadece resimlerini görebilir. Tarıma elverişli alanların tarım dışı kullanımı geleceğimize indirilmiş büyük bir darbedir. Bu gidişe siz de dur deyin. Ülkemizde yeterince uygun alan var. Binalar tarım alanlarına değil, imara uygun alanlara yapılmalı. Tarım alanlarına yapılacak tarım dışı faaliyetlere ruhsat verilmeyeceğini kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.”

İki sınav arasındaki haksız puan farkı oluştu


ŞİŞLİ Nilüfer Hatun Ortaokulunda 8.sınıfta okuyan (8/D-512 nolu) Görkem Işıl Demirci’nin velisiyim. 28/29 Kasım 2013 yılında yapılan TEOG sınavına girenler ile Mazeret Sınavına girenler arasında haksız puan farkı olmuştur. Şöyle ki asıl TEOG sınavına girenlerin yanlış bir sorusundan dolayı 5.26 puan eksilirken Mazeret Sınavına girenlerin yanlış bir sorusu karşılığı 5 puan eksilmiştir. MEB’nın hazırladığı soruların cezası öğrencilere ödettirilmemelidir. Çok önemsiz gibi görülen bu küsurattan dolayı eksik puan farkı çoğu öğrencinin birçok kişinin arkasında kalmasına yol açacak ve lise yerleştirmelerinde haksızlığa uğrayacaklardır. Benim kızım da bu mağduriyeti yaşayacak öğrenciler arasındadır. ÖSYM’nin üniversite sınavlarında yaptığı hesaplama sistemi kullanılarak aradaki haksız not farkı okul tercihleri yapılmadan ivedilikle düzeltilmesi gerekir. 2013 yılındaki SBS’de yapılan yanlışlıktan dolayı milletvekili Aydın Ayaydın ‘ın açmış olduğu ve kazandığı mahkemede olduğu gibi bizlerin de açacağı mahkemenin uzaması dolayısıyla geç gelen adalet mağduru olmak istemiyoruz. Fakat İstanbul‘da ikamet ettiğimiz için mahkemenin ise Ankara İdari Mahkemesi’nde açılması gerektiğinden sizin gibi değerli gazetecilerimizin bu konuyu gündeme taşıyarak Ankara’da ikamet eden ve bizim gibi mağdur olan öğrenci velilerimizi harekete geçirmenizi acilen ısrarla rica ediyoruz. Aynı konuyu BİMER’e de yazdık. Ancak bize hiçbir şekilde geri dönülmedi.
Şemsinur DEMİRCİ- Öğrenci velisi.

Sigorta almıyoruz, sadece sağlık hakkından yararlanabiliyoruz


21.06.2014 tarihli yazınızı çok taktir ederek okuduk. Bizler ve çevremiz bu yazınız için sizlere özellikle teşekkür etmek istedik. Yalnız yazınızda ki ufak bir eksiği belirtmek isterim müsadenizle.
Genel Sağlık Sigortası çok yanlış bir kullanım adıdır.
Neden mi? Çünkü bizler her ay çalışmadığımız üniversite okuduğumuz halde ödemeye zorunlu bırakıldığımız bu ücret karşında SİGORTA almıyoruz. Sadece SAĞLIK HAKKINDAN yararlanabiliyoruz. Günümüz de devlet sadece yetişkinleri değil öğrencileri soymak için uğraşıyor. Ben 26 yaşında üniversite son sınıfta okuyan bir öğrenci olarak devlete üniversite harcı, sınav parası, yurt parası verirken devletin bana sağlaması gereken en doğal sağlık hakkımı neden ücretsiz alamıyorum. Babam çalıştığı için öğrenci olup onun himayesinde olduğum için benden aylık 256 TL sağlık parası alması gerçekten basiretsizliktir. Ki bu paranın karşılığında SİGORTA PRİM GÜN SAYIM DOLMUYOR tam tersine belki de yılda bir defa bile gitmediğim hastane için borç çıkartıyor. Şu an ki ödeyemediğim borcum 3 bin TL üstündedir.
Sizlerden başka sesimizi duyan ve duyuran başka büyüklerimiz kalmadı. Lütfen bizlere kulak verin yararlanılmayan hakkın borcunun çıkarılması ne kadar doğrudur. Sizlerden ricam Diğer yazınızda bunları da vurgulamanız. Şimdiden teşekkürlerimi sunarım.
Bilal EMEN

Ama artık yeter!

CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; ‘Açılım Süreci’ ile ilgili değerlendirmelerin yapıldığı ‘Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği ‘TİGRİS Diyalogları’ toplantısında CHP’nin programı ile bağdaşmayan açıklamalarda bulunduğu gibi “Bizi hala 1930’ların CHP’si gibi görmeyin. Dünya değişiyor, biz de değişiyoruz. Yeni şeyler söylüyoruz. Demokrasi ve özgürlüğü savunuyoruz” şeklindeki sözleri ile CHP’nin devrimci, ilerici, özgürlükçü geçmişini reddettiği gibi cumhuriyetimizin ve CHP’nin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında talihsiz açıklamalarda bulunmuştur.
Bu sözler büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinde üye olan hele hele genel başkanlık makamını işgal eden bir kişiye hiç yakışmayacak sözlerdir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun inkar ettiği, inkarla da kalmayıp izlerini yok etmek istediği 1930’ların CHP’si, her türlü ekonomik ve siyasi olumsuzluklara karşı devrimleri peşi sıra yaşama geçirmiştir.
Bu yıllarda dünya 1928 yılında başlayan ekonomik krizle boğuşmaktadır. İtalya’da Mussolini faşismi, Almanya’da 1933’den itibaren Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalizmi, 1939’dan itibaren İspanya’da Francisco Franco’nun flanjizmi, 1933’den itibaren Portekiz’de Slazar diktatörlüğü hüküm sürmektedir.
Atatürk’ün önderliğindeki genç Türkiye Cumhuriyeti ise bir taraftan emperyalistlerin kışkırttığı Şeyh Sait, Dersim, Menemen olayı gibi bölücü ve irticai iç ayaklanmalarla uğraşırken bir taraftanda ekonomik ve siyasi devrimleri yaşama geçirmektedir.
Başta Atatürk olmak üzere 1930’lu yılların devrimcileri “Demokrasi ve özgürlüğü savunuyoruz” gibi sadece sözde kalan söylemlerle hareket etmemişler; o günlerin ağır koşullarında imkansız gibi gözüken yasalarla demokrasi ve özgürlüğü inşaa etmek için çaba göstermişlerdir.
Kılıçdaroğlu’nun sadakat yemini ettiği Anayasanın 174’üncü maddesinde yazılı olan devrim yasaları işte bu çabalar sonucu yaşama geçirilmiş yasalardan sadece bir kaçıdır.
Demokrasi ve özgürlük için mücadele eden Atatürk’ün genel başkanlığındaki CHP, bu yasalarla da yetinmemiştir. Fransa, İtalya, Romanya, Yugoslaavya, İsviçre ve Çin başta olmak üzere bir çok ülkede kadının seçme ve seçilme hakkı bulunmazken, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını veren iki ayrı devrim yasasını yaşama geçirmişlerdir.
Eğitim, sağlık, hukuk alanındaki devrim yasaları hep bu döneme aittir.
Hatay, 1930’lu yıllarda demokrasiye ve özgürlüğe kavuşmuş ve ana vatanla birleşmiştir.
Türkiye Cumhuriyetinin 1930’lu yıllardaki demokrasi ve özgürlükle ilgili kazanımları saymakla bitmez. Bununla ilgili bilgi ve belgeler devlet arşivinde bulunmakla birlikte; CHP’nin Söğütözündeki Genel Merkez binası arşivinde de bulunmaktadır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha önceki ‘Dersim İsyanı’ ile ilgili sarf ettiği sözlerin bir gaflet ve dalalet ürünü olmadığı, Atatürk’lü 1930’lu yılların dolayısıyla Atatürk devrimlerinin Kılıçdaroğlu tarafından da benimsenmediği Diyarbakır’da sarf edilen sözlerle de artık iyice açıklığa kavuşmuştur.
Son dönemlerde Atatürk karşıtlarına prim ve güç verilmesinin, tutarsız ve ilkesiz siyaset izlenmesinin nedenleri artık bellidir. Cumhurbaşkanlığı makamına Atatürk’ün katli için fetva veren son şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ile birlikte Kahire’ye gittiği iddia edilen Yozgatlı müderris İhsan Efendi’nin oğlunun day gösterilmesi de Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu anlayışının ürünüdür.
Ama artık yeter!
CHP’nin Genel Başkanının ayrılıkçı akım yanlıları ile irtica yanlılarına hoş görünmek gibi bir görevi bulunmamaktadır.
CHP’nin, ülkenin daha fazla zarar görmemesi için Kılıçdaroğlu’nun Türk halkından derhal özür dilemesi ve CHP Genel Başkanlığından istifa etmesi zorunludur.
Av. H.Tayfun İÇLİ- Devlet Eski Bakanı, 21 ve 23 Dönem Milletvekili

Karın ağrı’sının sırrı!


1 Haziran 2014’te tekrarlanan seçimde Ağrı Belediye başkanlığını kazanan Sırrı Sakık, mazbatasını alışının ardından verdiği ilk demeçte utanç abidesi olarak tanımladığı Cumhuriyet Caddesi üzerindeki Hava Şehitleri anıtının kaldırılacağını açıkladı. 1930’larda düşen ve içindeki iki pilotun şehit olduğu uçağın Kürtleri bombalamak için havalandığını iddia eden Sakık; “Mustafa Muğlalı Kışlası da parlamentodaki tepkiler, halkımızın tepkisi nedeniyle kaldırıldı. Mustafa Muğlalı’nın Muğla’da bir caddede hâlâ ismi var. Biz, bunlara müsaade etmeyeceğiz. Kürt çocukları o abideleri gördüklerinde, ‘eğer çare yoksa yol çaredir’ diyerek kendilerini isyanın adresi olan dağlara atıyorlarsa, barışı inşa edeceksek bunları bir an önce ortadan kaldırmalıyız. Herkes barışı büyütecek adımlar atmalıdır. Bu kentte buna benzer caddeler var. Kazım Karabekir gibi, onlarcası var. Bu coğrafyanın ruhu ile örtüşmeyen cadde ve sokaklardır, bu tür utanç abidelerinin kaldırılmaları gerekir” dedi.
Sırrı’nın karın ağrısına yeniden dönmek üzere sözü Cumhuriyet’in ilk çeyreğinde art arda patlayan ‘Kürtçü isyanlara’ getirmenin zamanıdır.

İNGİLİZLERİN OYUNLARI

İsmet Paşa, Kasım 1922’de Lozan Konferansı’na 14 maddelik bir hükümet talimatıyla gider. Talimat’ın ikinci maddesi Musul’la ilgilidir: “Irak sınırı: Süleymaniye, Kerkük ve Musul livaları istenecek, konferansta başka bir durum ortaya çıkarsa hükümetten talimat alınacak.“ Misak-ı Milli sınırları içinde addedilen Musul, İngilizlerin diretmesi sonucu Lozan’da çözümlenemez. Lozan sonrasına bırakılan Musul için taraflar arasında İstanbul’da 19 Mayıs 1924 tarihinde başlayan müzakere sürerken İngiltere Türkiye’ye ültimatom vererek masadan kalkar. Türkiye-Irak sınırının belirlenmesi için İngiltere’nin 6 Ağustos 1924 te Milletler Cemiyeti’ne başvurusunun ertesi günü Hakkari yöresinde Nesturi ayaklanması başlar!
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Musul ısrarına, İngilizlerin dolaylı cevabı peş peşe patlayacak Kürt İsyanlarıyla verilecektir. Nesturi isyanının ardından 13 Şubat 1925’te başlayan Kürtçü dinci Şeyh Sait ayaklanmasının ardında yine İngilizler vardır. İsyanın çapı ve yayılma tehlikesi göz önüne alınarak isyan bölgesinde sıkıyönetim ilan edilir. Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarılır. Genç’te (Bingöl) başlayıp Elazığ’a sıçramasının ardından Diyarbakır surlarına dayanan isyan alınan önlemler ve devletin kararlığı sonucu iki ay içinde bastırılır. İsyanın önderleri yargılanıp çeşitli cezalara çarptırılır.
Şeyh Sait ayaklanmasının en önemli sonuçlarından biri İngiltere’nin Musul konusunda elini güçlendirmesidir. Milletler Cemiyeti’nin Cenevre’de Musul Komisyonu raporunu ele alacağı 7 Aralık 1925’te isyancılar Garzan’ın kuzeyinde askeri birliğe cephane götüren kafileye saldırır, Hazro’da bulunan askeri birlik kuşatılır. İngiliz politik geleneğinde tesadüflere yer yoktur! İngiltere, Musul’u isteyen Türkiye’nin kendi ülkesindeki Kürtleri yönetmekten aciz olduğunu cümle aleme göstermek istemektedir. İngiliz kurgulu ayaklanmalarla Türkiye’yi pes ettirmek amacındadır. Zamanlama gerçekten manidardır!
Böyle bir atmosferde yürütülen müzakereler sonucu Milletler Cemiyeti Meclisi 16 Aralık 1925 tarihinde Musul’un İngiltere’ye bırakılmasına karar verir. Dönem koşulları Türkiye’nin İngiltere ile savaşmasına elverişli değildir. Milletler Cemiyeti kararı sineye çekilir. Musul’un Milletler Cemiyeti üzerinden kaybı sonrası 5 Haziran 1926’da Ankara’da Türkiye- İngiltere ve Irak arasında ‘Hudut ve İyi Komşuluk İlişkileri Anlaşması’ imzalanır. İngiltere’nin Türkiye’ye yönelik düşmanca davranış ve kışkırtmalarında göreceli bir azalma olur. Türkiye-Irak sınır güvenliği belli ölçüde sağlanmış gibidir.
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Musul duyarlılığına İngilizlerin cevabı Nesturi, Şeyh Sait, Hazro başta olmak üzere bir dizi Kürtçü isyanla verilmişti. Hatay duyarlılığı ise Fransız kışkırtmalı Kürtçü ayaklanmalar olarak karşımıza çıkacaktır.

PKK-ASALA DAYANIŞMASI

1930’lardan itibaren Kürtçü isyanların arkasında Fransız gölgesi daha belirgindir. Adeta nöbeti İngiltere’den devralmış gibidir. 1930 Ağrı İsyanı bu bakımdan dikkat çekici özelikler göstermektedir. Fransa’nın arkaladığı, İran’ın bazı hesaplarla göz yumduğu Ağrı ayaklanması, 1930’lardan günümüze uzanan kirli bir ittifakın Miladı olması açısından da ilginçtir. Türkiye’ye karşı Kürtçü Hoybun ile Ermeni Taşnak örgütünün 1930’lardaki ortaklığının 1980’li yıllarda ASALA-PKK dayanışmasıyla yeniden gün yüzüne çıkması sürmekte olan ihanet geleneğinin çarpıcı göstergesidir.
Kürtçü Hoybun örgütü ile Ermeni Taşnak örgütünün Türkiye’ ye karşı ortak mücadelesinin ön hazırlıkları Fransız mandası altındaki Suriye’de yapılır. Britanya laboratuarlarının ürünü Hoybun’un fikir babası Irak’taki İngiliz uzmanlardır. Ebeliğini İngilizlerin yaptığı örgütün merkezini Irak’tan Şam’a taşımasıyla birlikte Fransız vesayeti başlayacaktır.
21 Haziran 1928 tarihli anlaşma Hoybun adına Celadet Ali Bedirhan, Taşnak adına Vahan Papazyan tarafından imzalanır. Anlaşmaya göre Türkiye’den koparılacak topraklar üzerinde bağımsız Kürdistan ve Doğu Anadolu bölgesini Kafkasya’ya kadar içine alan, Rize limanıyla Karadeniz’e uzanan birleşik Ermenistan kuruluncaya kadar birlikte mücadele edilecektir. İskenderun körfezi ise Güney Ermenistan’ın limanı olacaktır!
Hoybun - Taşnak ittifakı isyan için Ağrı bölgesini seçmiştir. İsyan önderleri Celali aşiretinden İbrahim Ağa ile 1924’te Türk ordusundan firar edip Irak’taki İngiliz Ordusuna sığınan Yüzbaşı İhsan Nuri’dir. Hoybun, İhsan Nuri’ye paşalık ünvanı vererek Ağrı ayaklanmasının başkomutanlığına tayin eder. Türkiye – İran sınırının mevcut hali ile denetlenememesi asilerin vur kaç taktiği uygulamasını, sıkıştıklarında da İran’a geçmelerini kolaylaştırmaktadır. Türkiye Cumhuriyet’i yurt içinde güvenliğin ihlaline ve sınırlarında yeni bir Makedonya oluşmasına izin vermemeye kararlıdır! Ankara’nın içerde isyancılara, dışarıda kışkırtıcılara karşı ödün vermez tavrı fesat ateşini büyümeden söndürecektir.

İRAN’DAN DESTEK GÖRDÜ

Fransız yapımı uzun hikayenin kısacık özetini dönemin İngiliz büyükelçisi Mr. Clerk’in Londra’ya gönderdiği kriptodan okuyalım: “1930 yılının ilk aylarında bazı Kürt hareketleri görüldüyse de bunlar kolayca bastırıldı. Nisan ve Mayıs aylarında Ağrı yöresinde ayaklanma çıktı ve asiler İran’dan destek gördü. Türk hükümeti bölgeye 12-15 bin kadar asker yığdı ve uçakların da desteğiyle saldırıya geçti. Bunun hemen ardından Barzani Kürtleri Irak’tan Türkiye’ye girdiyse de temizlendiler. Suriye’den Türkiye’ye girmeye kalkışan Kürtler de geri püskürtüldü.”
Tarihin diyalektiği, Türkiye’nin bütünlüğüne kasteden etnik kalkışmaların manevi mirasçılarının karın ağrısının Ağrı’da yeniden uç vermesinin tesadüf olmadığını göstermektedir. Türk milletinin bağımsızlık sembollerinin birilerinde şiddetli karın ağrısına yol açmış olmasının sırrı iyi anlaşılmalıdır. Kürdistan Teali Cemiyeti’nin fideliğinde yetişen Hoybun’ cu Celadet Ali Bedirhan ile Taşnak’ çı Vahan Papazyan gibi ihanet simgelerinin anıtlaştırılmasının ilk adımları küstahça atılmaktadır.
Av. Hüseyin ÖZBEK

X