GeriYalçın BAYER Öğretmenleri kim koruyacak!?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Öğretmenleri kim koruyacak!?

HABER başlıkları dehşet verici, “öğrenci velisi tarafından öldürülen öğretmen”, “öğrenci yakınları öğretmene saldırdı”, “veli öğretmenin burnunu kırdı”, “öğretmene zayıf verdin dayağı”, “cep telefonunu isteyen öğretmenini darp etti”...

Önüne gelen, öğrenci, veli farketmiyor, öğretmene saldırıyor, bu cesaret nereden kaynaklanıyor. Tedrisat geleneğimizde, okula başlayan çocuk, “eti senin kemiği benim” güveni ve saygısı ile öğretmene teslim edilirdi. Öğretmenler arasında yapılan ankette, can güvenliği endişesi taşıyan öğretmenler önemli bir yüzde teşkil ediyor. Boş kağıt verdiği için sıfır alan öğrenci velisi tarafından darp edilen bir öğretmen, “sınav sonuçlarını başka bir kurul versin, biz sadece eğitelim, not vermekten korkuyoruz” dedi. Cumhuriyet’ten 2002’ye kadar yapılan derslik sayısını katladık diye övünenler, işin bu tarafına neden bakmazlar? Atanamayan öğretmenler, darp edilen, öldürülen öğretmenler ve okullaşma oranı (bakanlık verilerine göre tüm eğitim kademelerinde okullaşma oranı hızla artıyor, en yüksek artış oranı, %70’ten %76’ya yükselen liselerde), bir arada düşünüldüğünde garip bir tablo çıkıyor. Öğretmeni küstürülen, korkutulan bir toplumda, eğitimin kalitesi nasıl arttırılacak..
Atatürk, öğretmen sorumluluğunu, “Muallimler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, nesiller ister” düsturu ile tanımlamış. Kendileri her türlü baskı altında olan ‘muallimler’, nasıl, vicdanı hür nesiller yetiştirecekler? Bu sorun, çözüm süreci denilen “ucube”ye sarfedilen mesaiden çok daha fazla bir ilgiyi hak ediyor.
Amber KORKMAZ


1933’te Rusların çektiği 4 filmi izler misiniz?

Garibanlık ve coşku...

MEHMET Fatih Öney’den:
Cumhuriyetin 10. yıl Kutlamalarına katılan Rus heyetiyle birlikte gezen film ekibinin çektiği görüntüler çok ilginç. Bu günlere nerelerden geldiğimizi belgeliyor. Cumhuriyetimizi kuranlara dil uzatanlara da izlettirmek gerek.
1933’te Rusların çektiği film, birbirini takip eden belgesel nitelikte kıymetli bir yapıt.
İstanbul, Ankara, Türkiye, Atatürk...
Neredeeen nereye... Görüntü ve ekleriyle tarihi bir hazine.
‘Türkiye’nin Kalbi Ankara (1, 2, 3, 4 bölüm)
http://www.youtube.com/watch?v=WaM2SmHkZe8
http://www.youtube.com/watch?v=b_O5TkG3P4o
http://www.youtube.com/watch?v=genL8V8qgPA
http://www.youtube.com/watch?v=genL8V8qgPA
“Akıl başta, utanma yüzde, bilgi gözde olur öfke gelince akıl gider, tamah gelince utanma gider, haset gelince bilgi gider.”
Öney
bu notunun altında “Mustafa Kemal Atatürk’ün 27 Aralık 1919 da Ankara’ya gelişinin 95. yılı kutlu olsun” diyor.


Üç tiyatromuz var: Osmanlı sezaryen ve doğum kontrolü

SON günlerde yolsuzluk komisyonu çalışmaları ön plana çıktı. Oylamanın geciktirilmesi ve olayın üstünün örtülmesi çalışmaları yapılıyor. Bu meyanda hem Sağlık Bakanı hem de Cumhurbaşkanı hiç yeri değilken Osmanlıcadan sonra sezaryen, doğum kontrolü konularını ortaya attılar. Millet artık bu gündem değiştirme manevralarını yemiyor, karnı da böyle basit manevralara tok. Olay şudur: Hırsızlık, yolsuzluk tohumu ana rahmine düştü. Aradan yeteri kadar zaman da geçti, hamilelik ilerledi. Artık bu durumda kürtaj yapılamaz, doğum kontrolü olayına ise çok geç kalınmış durumda. Tek çare kalmıştır o da doğumdur. Oğlan doğacak bu kesin, mesele sezaryen mı, normal doğum mu olacağıdır. Sezaryeni Sağlık Bakanı yasakladığına göre diğer ihtimal kalıyor “normal doğum”. Vatana millete hayırlı olsun! M.G.


Ermeni kampanyasına karşı ne yapıyoruz?

2015 yılında dünyayı ‘soykırım’ yalanları ile Türkiye’nin karşısına dikmek isteyen Ermeni Diyasporası yıllardır bunun hazırlığını yapıyor. Türkiye’nin buna karşı nasıl bir tavır ve strateji geliştirdiğini bilemiyoruz. Eğer var da saklanıyorsa yanlış. Çünkü bu konuda Türk kamuoyu hazırlıklı olmadığı gibi kafa karışıklıkları da mevcuttur. Mesela, diyasporanın baskın propagandası ve içimizden devşirdikleri bazı odakların da etkisiyle “Belki de soykırım yapmışızdır!..” diye tereddütlere düşülebilmektedir. Şayet bu konuda bir hazırlığımız yoksa daha vahimdir. Bu, diyasporanın yalanlarına teslim olmaktır. Devletimize bir teklifimiz olacak: Ermenistan’ın ilk başbakanı Ovanes Kaçaznuni’nin itiraflarını içeren “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok” kitabı ile ABD’li Prof. Dr. Justin McCarty ve Carolyn McCarty’nin ‘Türkler ve Ermeniler’ adlı eseri dünyanın belli başlı dillerine çevirtilerek bilgilendirme kampanyasını seri bir şekilde başlatabilir. Ayrıca bu iki kitap Türk kamuoyunu dış kaynaklı dokümanlarla aydınlatma bakımından ülke genelinde azami ölçüde yaygınlaştırılabilmeli. (Her iki eser de Yılmaz Batıbay’ın çevirisi ile Türk Dünyası Mühendisler ve Mimarlar Birliği’nce yayınlamıştır.) Geçen yıl New York’ta bu konuda bir panel düzenleyen Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) şimdi de “Asılsız Ermeni İddiaları Karşısında Türkiye’nin ve Türk Dünyasının Duruşu” ana başlıklı bir panelin hazırlıkları içerisindedir. Yahya AKENGİN TÜRKSAV Başkanı


İsmet İnönü’yü 41 yıl önce kaybetmiştik

ÖNDERİMİZ Atatürk’ün silah arkadaşı, Kurtuluş Savaşımızın Batı Cephesi Komutanı, Lozan Kahramanı, Cumhuriyetimizin ilk Başbakanı, CHP’nin 2. Genel Başkanı, 2. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’yü ölümünün 41. yılında saygı ve özlemle anıyoruz.
Osmanlı devletinin son yıllarında Harp Okulunu bitiren be başarılı bir subay olan İsmet Paşa, Kurtuluş Savaşımız başlamadan hemen önce Anadolu’ya geçmiş ve Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ile buluşmuştur.
İsmet Paşa, Batı Cephesi Komutanlığına atanmış ve yeni kurulan düzenli Ordu ile I. ve II. İnönü Savaşlarında büyük başarı kazanmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın telgrafında belirttiği gibi İsmet Paşa “Orada yalnız düşmanı değil, Milletimizin makûs talihini de yenmiştir.”
Kurtuluş Savaşı zaferle bitirildikten sonra, Mudanya Mütarekesinde ve Lozan görüşmelerinde heyet başkanı olarak gösterdiği başarı onu Lozan Kahramanı yapmıştır.
Cumhuriyet’in ilan edilmesi ve sonrasında ilk Başbakan olan İsmet İnönü, gerçekleştirilen devrimlerde Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Paşa’nın her zaman yanında yer almıştır.
İsmet İnönü; 1923–1924, 1925–1937 ve 1961–1965 arasında üç dönem Başbakanlık, 1938–1950 arasında Cumhurbaşkanı olarak görev yapmıştır.
Atatürk’ün ölümünden sonra, II. Cumhurbaşkanımız seçilen İnönü, Cumhuriyet aydınlanmasını ve devrimlerini sürdürmüş, ulusumuzu II. Dünya Savaşı gibi büyük bir yıkımdan uzak tutmuştur.


2. DÜNYA SAVAŞI

Kurtuluş Savaşı sonrasında olağanüstü yokluk ve sıkıntılara rağmen, üstelik de İkinci Dünya Savaşı gibi büyük bir yangın kapıya dayanmışken; ülkemizde bir aydınlanma ve sanayileşme dönemini başlatan İnönü, önemli fabrikaların kurulmasını ve önemli işlerin başarılmasını sağlamıştır…
Tüm bunlara karşın, AKP döneminde İsmet Paşa’nın kimliğinde Cumhuriyetin devrimci ve aydınlanmacı dönemine karşı sürekli öfke duyulmuştur.
Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde sata sata bitiremediği devlet mallarının çoğunun inşasını Başbakanlığı ya da Cumhurbaşkanlığı döneminde İnönü gerçekleştirmiştir.
Aşağıya bazılarını aldığımız fabrikalar İnönü döneminde kurulmuş, AKP döneminde elden çıkarılmıştır:


NELER SATILDI

- 1936’da Sümerbank Kâğıt ve Karton Fabrikası olarak kurulan, 1955’te ismi SEKA’ya çevrilen fabrikaların bugün hepsi satılmıştır.
- Karabük’teki kurulacak Türkiye’nin ilk entegre demir çelik tesisinin temeline ilk harcı, 3 Nisan 1937 tarihinde dönemin Başbakanı İsmet İnönü koymuş ve böylece ülkemizde çeltik tarımından çelik sanayine dönüşüm başlamıştır. Temele konan bu ilk harçtan sadece bir yıl sonra 1 Mart 1938 yılında makine montajlarına başlanılan Karabük Demir Çelik Fabrikaları, (KARDEMİR) Türk mühendis, teknisyen ve işçilerinin üstün çabaları sayesinde 2 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanarak, 6 Haziran 1939’dan itibaren peyderpey işletmeye alınmıştır.”
- İnönü döneminde; 1961 yılında başlayan ERDEMİR inşaat ve montaj çalışmaları 42 ay gibi kısa bir sürede tamamlandı ve 15 Mayıs 1965’te yaklaşık 0,5 milyon ton ham çelik ve 0,4 milyon ton yassı çelik kapasitesiyle üretim yolculuğumuz başladı.
- 1926’da Alpullu ve Uşak, 1933’te Eskişehir, 1934’te Turhal, 1962’de Ankara ve 1963’te Kastamonu şeker fabrikaları kuruldu. Bunların çoğu AKP döneminde satıldı.
- 1 Ekim 1925’te Bursa Dokuma Fabrikası’nın temeli atıldı. 2004’te kepenk indirdi.
- 14 Ağustos 1934’te İzmit Kâğıt Fabrikası’nın temeli atıldı. Fabrika, 17 Mart 2005’te belediyeye devredildi.
- 1938’de kurulan Bursa Merinos Fabrikası 2004’te belediyeye ücretsiz verildi.
- 1938’de kurulan Fiskobirlik, 2006’da özelleştirildi.
İsmet İnönü, 1946 sonrası ülkemizin çok partili yaşama geçmesinde yine çok önemli bir görevi yerine getirmiştir. 1950 sonrası CHP Genel Başkanı olarak ülkeyi yönetenlere, yapıcı muhalefetle, gerçekleri göstermeye çalışmıştır.
II. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü, hem Kurtuluş Savaşımızda, hem de daha sonraki Cumhuriyet döneminde üstlendiği görevlerle ulusumuzun Büyük Önderi Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra, ikinci büyük lideri olmuştur.
Bu duygu ve düşüncelerimle, İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’yü bir kez daha saygı, şükran ve özlemle anıyoruz.
Ali İhsan KÖKTÜRK-CHP Zonguldak Milletvekili


Boğaz’da yasadışı balık avı: 24 metre avlanma kuralına uyan da, uygulayan da yok!

İSTANBUL Boğazı’nda kontrolsüz bir biçimde yapılıp küçük, büyük her tür boyda balığın neslinin tükenmesine yol açan gırgır balıkçılığının yasaklanması için imza kampanyası başlatıldı.
‘Denizler müştereğimizdir’
Slow Food Fikir Sahibi Damaklar’ın change.org’da Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’e yönelik olarak başlattığı imaya açtığı kampanya metninde, denizlerdeki doğal hayatın denetim eksikliklerinden dolayı tehlikede olduğu belirtilerek, “Denizlerimiz müşterekimizdir. Sucul hayat bize çocuklarımızın emanetidir. İstanbul Boğazı gırgıra yasaklanmalıdır” denildi.
Kampanya metninde İstanbul Boğazı’nın bir biyolojik koridor olduğu belirtilerek, lüferin bu biyolojik koridoru kullanarak Karadeniz’e ulaştığı ve orada ürediği hatırlatıldı.
Lüferin yok olma tehlikesinde olduğu aktarılan metinde, “İstanbullu gırgır reisleri her sonbahar Karadeniz’den geri göçe geçen lüferleri avlamak için bir huni ağzı gibi daralan Boğaz girişine en genişinden ağlarını atar, sonarların, radarların yardımıyla balığa kaçacak yer bırakmamacasına avlanırlar” denildi.
Metinde sucul hayatın devamı için getirilen önlemlerin yeterince uygulanamadığı belirtilirken şunlar da söylendi: “İstanbul Yenikapı Su Ürünleri Hali’nde denetimin yetersiz olduğu, Sahil Güvenlik Kurumu tarafından denizlerin kontrolunun tam yapılamadığı da gene aynı tezgahlardan belli olmaktadır. Kimsenin korkusu olmadığı gibi, denetim yükümlülüğü bir kurumdan diğerine sürekli atılmakta, her kurumun ilgilisi tarafından yasadan imkanlara her türlü mazeret ilan edilmekte, ancak gene ve yine boy altı yani yavru boy lüferler tezgahlarda yer bulabilmektedir.”
change.org’daki kampanya linkine buradan ulaşılabilir
Boğaz’da yasadışı balık avı: 24 metre avlanma kuralına uyan da, uygulayan da yok!
PrintPocketGoogle+TumblrFacebookTwitter


TGB, üniversitelerde ‘Gericilikle Mücadele Haftası’

TÜRKİYE Gençlik Birliği (TGB), 84 yıl önce Menemen’de katledilen Şehit Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı anacak.
TGB Genel Başkanı Çağdaş Cengiz, son dönemde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eğitime ilişkin açıklamalarını hatırlatarak “Karma eğitim tartışılıyor. Yurttaşlık kavramını hedef alarak devrimle millet olan halkımızı yeniden ümmete dönüştürmek, tebaalaştırmak yani kullaştırmak düşüncesindeler” dedi.
Cengiz, üniversitelerde “Gericilikle mücadele haftası” başlattıklarını belirtti.
Anayasa gereği türbana karşı çıkan ve sonrasında tutuklanan Prof. Dr. Rennan Pekünlü’yü hatırlatan TGB Başkanı Cengiz, “Rennan hocamıza, üniversitelerimize ve eğitim sistemine yönelen saldırılar bunu açık olarak gösteriyor. Ancak başaramazlar. Türkiye’nin özgür ruhlu gençliği 68’den Haziran Ayaklanması’na hala aynı mayayı koruyor. Bizler karakteri özgürlük ve bağımsızlık olan cumhuriyet gençliğiyiz. Karanlığı yırtıp atarız” açıklamasında bulundu.
84 yıl önce Menemen’de katledilen Şehit Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı da anacak olan TGB’liler 27 Aralık 2014 Cumartesi günü “Gericiliğe ve Bölücülüğe Karşı Kubilay Kızılay’da” sloganıyla Kızılay’da olacak.


Bulgaristan komünizm döneminden beri değişmiyor;Türklere baskıyı sürdürüyor

RUBASAM Bulgaristan’da Todor Jivkov Başkanlığındaki baskıcı komünist rejim tarafından 24.12.1984 tarihinde ülke genelinde başlatılan ‘soya dönüş’, ‘bütünleştirme’ adı verilen “Türklere zorla ad değiştirme, dini vecibeler ile örf ve adetlerini yerine getirmelerinin yasaklanması” şeklindeki asimilasyon politikalarının 30’ncu yıldönümünde ŞİDDETLE KINIYORUZ.
Bulgaristan’da belirtilen dönemde Türklere uygulanan asimilasyon politikaları BM, ABD, AB ve diğer uluslararası forumlarda tespit ve kabul edilerek kınanmıştır. 11.01.2012 tarihinde Bulgaristan Cumhuriyeti Parlamentosu tarafından kabul edilen ‘bildiri’ile geçmişte “Bulgaristan’da Türk ve müslüman’lara” yapılan asimilasyon uygulamalarının yanlış olduğu ilan ve kabul edilmiştir. Ancak bu konuda bir süreç işletilmediği ve yargılama aşaması tamamlanmadığı için suçlular cezalandırılmamıştır.
Parlamento tarafından iyi niyetle başlatılan girişimlerin devamı beklenirken, Bulgaristan’da bazı Irkçı parti ve çevrelerin, Türk ve Müslümanlara karşı saldırıları her geçen gün devam etmektedir. Camiler kundaklanmakta, Müslüman cemaate karşı ırkçı gruplar tarafından fiziki saldırılar gerçekleştirilmekte, Müslüman cemaat vakıflarının mal varlıkları iade edilmekte zorluklar çıkartılmakta, faaliyette olanların da çalışmaları engellenmektedir. Bunun yanında anadilde eğitime yönelik kısıtlamalar hala devam etmekte ve tarihten gelen Bulgaristan’daki Türk izleri silinmeye devam edilmektedir.
En son 05.10.2014’de yapılan Parlamento seçimleri ırkçı grupların Türk aleyhtarı ortak çalışmalarına sahne olmuş ve sonrasında, bazı bölgelerde seçilen Türk asıllı Milletvekilleri aleyhine düzenlenen gösterilerde ‘Eşekler’ dahi kullanılmış, üzerine asılı tabelalara “Bunu da seçer misiniz” yazılarıyla, seçilen milletvekilleri aşağılanmış ve sözde demokratik söylem adına hakaret edilmiştir.
AB ülkesi olan Bulgaristan’da etnik düşmanlık halen körüklenmektedir ve komünist dönemdeki alışkanlıklar devam ettirilmektedir. Bütün bunlar, tarihten ders alınmadığını göstermekte ve bizi halen orada yaşayan Türk ve Müslüman kardeşlerimiz adına, bütün antlaşmalara rağmen yeterince güvencede olmadıklarını düşündürmekte ve derinden endişelendirmektedir.
Bulgaristan’da Türklere yapılanları unutmadığımızı ve unutturmayacağımızı saygı ile kamuoyuna duyuruyoruz.
RUBASAM (Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi- Süheyl Çobanoğlu)


Kimse gençleri düşünmüyor mu?

TURİZMİN başkenti Antalya, bu kez piyano severlerin gönlünde taht kurarken, yerli ve yabancı katılımcılar gerçek bir klasik müzik şölenine ev sahipliği yaptı. Konserler, konferanslar, performanslar ve atölye çalışmaları, yerli ve yabancı katılımcılar derken kuşkusuz gözler şef Gürer Aykal’daydı. Usta şefin yönetiminde kurulan Akdeniz Filarmoni Orkestrası’nda... Gerçi Fazıl Say’ın sözleri, kaotik bir ortam da yaratmadı değil. Ancak Gürer Aykal polemik sevmiyor. “Çalışmalı” diyor. Kimse gençleri düşünmüyor mu? Niçin genç müzisyenlere kimse sormuyor?
Nerdeyse tamamını izlediğim festivalde genç müzisyenleri tanıma imkanı da buldum.
Bu festivalde “eğitime” ayrı bir önem verilmiş. Atölyeler, ustalık sınıfları ve atölye çalışmaları.. Türkiye’deki bütün konservatuvar piyano bölümü öğrencilerden 72 genç tüm masrafları festival tarafından karşılanarak ustalık sınıfında Alexander Lonquich, Freddy Kempf, Paul Lewis, Christian Zacharias, Hüseyin Sermet, Gökhan Akbulus, Herbert Schuch, Emir Gamsızolu, gibi klasik müzik dünyasının dünyaca ünlü ustaları ile buluşturuldu.
Koro Atölyesi çalışmalarını Fabio Lombardo, Bülent Halvaşi ve Ahter Destan gerçekleştirdi. Koro atölyesinden bir koro kuruldu. 80 kişilik, performansları ise mükemmele yakındı…
Festivalin Onur Konuğu dünyaca ünlü piyanist, şair, yazar Alfred Brendel Schubert’in son üç sonatı ve konferansı da kaçırılmaması gereken bir etkinlikti.
Solistler arasında Türkiye’nin çeşitli kuşaklarından adını duyurmuş piyanistler de vardı. Hüseyin Sermet, Gökhan Aybulus, Kandemir Basmacı, Başar Can Kıvrak, Cem Babacan, klaslarını konuşturdular.
Genç yıldızlar gecesinde ayrıca genç yetenekler kendilerini gösterme fırsatı buldular.
Türk eserlerinin sahnelenmesine ayrı bir özen gösterilen festivalde Türk eserleri gecesi ise büyük ilgi çekti. Ferit Tüzün, Ulvi Cemal Erkin eserleri seslendirildi.
Festivalin başka bir yenilik noktası da eser siparişinde bulunulmuş olmasıydı. Festivale özgü çağdaş eserler dikkat çekiciydi.
Akdeniz Filarmoni Orkestrası vuruldu.
Klasik müzik dünyasının en prestijli ödüllerinden olan BRIT sahibi 1977 doğumlu Kempf, Gershwin’in Mavi Rapsody adlı yapıtı ve 1. Piyano Konçertosu ile orkestranın solistiydi. Kempf, 8 yaşında Kraliyet Filarmoni Orkestrası eşliğinde konser vermiş, BBC’de Yılın Genç Müzisyeni seçilmiş, ve Moskova Çaykovski yarışmasının birincisi olmuş.
Geç de olsa belirtmek zorundayım; sözün özüçok keyifli bir festivaldi. Kapanış konseri ise The 5 Browns kardeşler tarafından gerçekleşti.
Uluslararası ünlü müzik televizyon kanalı olan Mezzo’nun da konseri kayda alması ayrı bir anlam taşıyordu.
Nilhan AYDIN

X

Şişli Belediyesi’nde hıçkırıklar

Şişli’nin ‘Sevgili Fatma Abla’sının cenazesi, hava koşulları nedeniyle vefatından iki gün sonra ancak dün Teşvikiye Camisi’nde kılınan öğle namazından sonra kaldırılabildi. Havanın soğukluğuna karşın çok sayıda siyasetçi ve kültür insanı kendisini uğurlamaya gelmişti. Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin’in organize ettiği törenin en duygusal yönü kendisiyle birlikte çalışan Şişli Belediyesi çalışanların hıçkırıklarla ağıt yakmasıydı. Cemal Reşit Rey’deki anma toplantısında Hülya Koçyiğit hüzünlü bir konuşma yaparak “Aynı siyasette olmamamıza karşın o benim en candan dostumdu” dedikten sonra salondan ayrılması dikkat çekti. Ayrıca Koçyiğit, eşi Selim Soydan’la birlikte Teşvikiye’ye çelenk göndermişti.

Vali Ali Yerlikaya ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ayrı ayrı anlarda camiye geldiler. AKP iktidarını, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Beyoğlu Belediye Başkanı H. Ali Yıldız temsil etti.

Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP’li çok sayıda milletvekili, belediye başkanı ile parti üyesi cenazeye katılmıştı. Bunlar arasında Canan Kaftancıoğlu ve Gürsel Tekin de vardı. Meral Akşener de cenazeye çelenk göndermişti.

Cenazeye katılan ve çelenk gönderen bazı isimler şöyleydi: Müjdat Gezen, Türker İnanoğlu, Arif Keskinoğlu, Sezen Aksu, Nuri Alço, Esra Erol, Sibel Can, Kerem Alışık, Mehmet Ali Yılmaz, Canan Yaka.

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Fatma Girik’in kardeşi Günay Girik ve manevi kızı Ahu Turan’a başsağlığı diledi.

Keskin, 15.00’te bir ambulansla yola çıkarılan cenazenin Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras organizasyonu ile bugün öğle namazından sonra Torba’da torağa verileceğini söyledi. Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, “Şişli seni hiç unutmayacak” sloganının Şişli’de yaraşır şekilde temsil edilmesi için adının simgeleştirileceğini açıkladı.

11 BÜYÜKŞEHİR İKTİDARDAN DESTEK İSTİYOR

TÜRKİYE nüfusunun yarıya yakınını barındıran CHP’li 11 belediye başkanı, döviz kurlarındaki aşırı dalgalanmalardan kaynaklanan ekonomik belirsizlik ortamında ‘geçersiz bütçeye’ dönüştüğünü belirterek ekonomik zorluklar nedeniyle yerel yönetimlerin desteklenmesi çağrısında bulundu. “Kentlerimiz için hayati öneme sahip hizmetlerle ilgili ihaleler dahi yapılamayacak noktaya gelmiştir” denilen açıklamada, bazı vergi indirimlerine gidilmesi, hayati öneme sahip konularda sübvansiyon desteği gerektiği dile getiriliyor. Toplu ulaşımda KDV ve ÖTV istisnası isteniyor.

Ayrıca

Yazının Devamını Oku

‘Türkiye Balkanlar’da tehdit değildir’

‘Rumeli Kanaat Önderleri’nin Trakya Üniversitesi’de 17 Ocak’ta yaptıkları 6. toplantıda konuşulanlardan özet bir vurgulama yapmak istiyoruz:

Doç. Dr. Kaan Gaytancıaoğlu tarafından sunumu yapılan Avrupa Birliği Güvenli Araştırmaları Enstitüsü’nün (EUISS) resmi yayını olan CHAILLOT PAPERS’in Ağustos 2018’de yayınladığı 147’nci sayısında, “Balkanların Geleceği 2025 Yılı İçin 3 Farklı Senaryo” içeriğiyle kaleme alınan raporun geneli hakkında yer alan iddialara karşı değerlendirmeler yapıldı. İlk değerlendirmeyi yapan Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Serdar Çam, bu tip toplantıların böyle seçkin bir topluluk tarafından ele alınıp tartışılmasının ve üzerinde çalışılmasının çok olumlu bir faaliyet olduğunu özellikle ifade etti. Sunumu yapılan raporda görüldü ki; Avrupa Birliği özellikle yakın tarihimizdeki tüm yaşanmışlıklara rağmen huzur, barış ve kalkınmada bir tehdit olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni görmektedir. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Avrupa ve özellikle Balkanlar için bir tehdit unsuru değil, bilakis huzur ve barışın sağlayıcısı ve yegâne teminatçısı durumunda olduğu bir gerçektir. Bu tür toplantı ve değerlendirmelerin çok önemli olduğunu ve sık sık yapılması gerektiğini ifade etti.

- Kanaat Önderleri Topluluğu’nun kurucuları arasında bulunan, AKP 23. dönem milletvekili ve AB Bakan Yardımcısı Dr. Alaattin Büyükkaya ve ANAP döneminin bakanlarından Lütfullah Kayalar ile Avrasya Vakfı Başkanı Akkan Suver de Türkiye ile Avrupa ülkelerinin Balkanlar özelinde nasıl bir ilişki içinde olması gerektiği ile ilgili duygu ve düşüncelerini aktardılar ve yaşanmışlıklarından örneklerle Balkanlar’ın geleceğine ışık tuttular.

Ayrıca Prof. Dr. Adem Fazlıoğlu, Av. Burhaneddin Hakkgüder, Emekli Vali Selman Yenigün ve Yıldırım Ağanoğlu da konu ile ilgili duygu ve düşüncelerini dile getirdi. Son olarak Kanaat Önderleri Topluluğu’nun kurucusu olan işinsanı ve ‘Tek Rumeli TV’nin sahibi Atilla Baykal’ın ‘2022 yılının Rumeli Yılı’ olması ve içerisinde Rumeli ve Balkanlar’ın tartışıldığı, tüm yönleriyle konuşulduğu bir yıl olması yönünde sunduğu öneri, oybirliği ile kabul edildi.

GÜNÜN SÖZÜ

“ATATÜRK’ün siyasi iktidarını ve kuvvetini diktatörlük olarak değil, geri müesseseleri yıkma ve uygar bir düzeye çıkma aracı olarak kabul etmek gerekir.” Prof. Dr. Tarık Zafer TUNAYA

PROF. SÖNMEZ, 880 SAYFALIK KİTABINI 5 YILDA YAZDI
Sarıkamış ihmal edilmez

SARIKAMIŞ

Yazının Devamını Oku

‘Kenevir’in merkezi ‘Yozgat’ oluyor

Yozgat Bozok Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Kenevir Araştırmaları Koordinatörü Prof. Dr. Güngör Yılmaz, önceki günkü yazımızda keneviri gündeme almamıza sevindiğini ancak bazı eksikleri de bildirme gereğini duyduğunu bildirdi. Yılmaz’ın paylaşmak istediği bilgiler şöyle:

“Öncelikle bilmelisiniz ki kenevir konusunun son 5 yıl içinde gündeme gelmesi, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kamuoyuna beyanatları ile ivme kazandı, hatta kendisi YÖK Devlet Üniversiteleri’nden biri olan Yozgat Bozok Üniversitesini ‘Endüstriyel Kenevir’ alanında ihtisaslaşması için yetkilendirdi. Ocak 2020’de Yozgat Bozok Üniversitesi’ni kenevir alanında bölgesine ve hatta ülkemize katkı vermek üzere ‘İhtisas Üniversiteleri’ kapsamına dahil etti. Bu tarihten sonra Yozgat Bozok Üniversitesi, bünyesinde Kenevir Araştırmaları Enstitüsü’nü de kurarak, bilimsel araştırma faaliyetlerine çok yönlü bir şekilde başladı. Farklı araştırma alanlarında 100’den fazla akademisyenle kenevir esaslı AR-GE faaliyetlerini yürütmektedir. Bir taraftan da bu alanda insan kaynakları oluşturmaya, lisansüstü tezler yürütmeye, eğitim öğretim faaliyetlerinde kenevire daha fazla yer vermeye çalışmaktadır. Diğer taraftan kenevir esaslı yeni proje alanları oluşturarak, iç ve dış kaynaklı desteklerle farklı alanlarda (tarım, kimya, sağlık, tekstil, kozmetik, inşaat, mobilya, enerji, gıda vb.) 40 civarında aktif projeyle bilgi üretmeye devam etmektedir.”

GÜNÜN SÖZÜ

“YAŞAMI zorlaştıran sorunların çözümünde sen, ben ve o yoktur. Devlet ve milletle bütünleşmiş sadece kamu otoritesi vardır.” Faruk ÇEBİ

MEMURLAR DAHA DA YOKSULLAŞIYOR

BASK Genel Başkanı Bayram Zengin, memurlara ikramiye verilmesi için Cumhurbaşkanı’na 21 Ocak’ta 20. kez başvurduklarını ve kamu işçilerine olduğu gibi memurlara da ilave tediye (ikramiye) verilmesini istediklerini açıkladı.

Zengin, “Kamu işçilerine 65 yıldır ödenirken memurlara 1 kuruşluk ikramiye bile yok. İşçi sendikalarını ve konfederasyonlarını bu başarılarından dolayı tebrik ediyor, sendikalarına örnek olmalarını diliyoruz. Biz memurlar olarak ayrımcılığa ve haksızlığa isyan ediyoruz. Memurların satın alma gücünün düştüğünü ve hızla yoksullaştıklarını bildirmek istiyoruz” dedi.

Yazının Devamını Oku

11 milyon emeklinin günahı ne?

Muhtar maaşlarının net asgari ücret düzeyine çıkarılması, kamu işçilerine ek zam verilecek olması ile 11 milyona yakın işçi ve Bağ-Kur emeklisinin sahipsiz olduğu bir kez daha anlaşıldı.

Muhtar maaşlarının 4.253 liralık asgari ücret düzeyine yükseltilmesi ne denli yerinde ise en düşük emekli aylığının can yakan hayat pahalılığı karşısında son derece yetersiz 2.500 lirada kalması o denli üzücü ve vicdanları yaralayıcı.

1.500 liradan 2.500 liraya yükseltilen işçi ve Bağ-Kur emekli aylığı, elektrik ve doğalgaza yapılan zamlardan ötürü daha ceplere girmeden erimeye başladı. Taban aylıkları 2.500 liraya çıkarılan emekli, bir süre 6 aylık enflasyon artışından da yararlanamayacak. Beklentileri asgari ücrette olduğu gibi aylıklarına en az yüzde 50 zam yapılması yönündeydi.

İşçi, esnaf, çiftçi emeklisi, dul ve yetimden oluşan 11 milyonluk kitle, memur emeklisine verilen yüzde 2.5’lik ek zamdan da anlaşılmaz şekilde yararlandırılmayarak şoke oldu. Asıl yüksek zamma gereksinimi olan, satın alma gücü her geçen gün gerileyen milyonlarca dar ve sabit gelirli bu kitleydi. Kamu işçisine de ek zammın gündemde olduğu belirtiliyor.

Yaşlarından dolayı SGK hizmeti alan emeklinin cebinden ödediği katkı payı ilaca gelen yüzde 30 zamdan ötürü artacak. Şubat ayında kur güncellemesiyle ilaç fiyatları bir kez daha yükselecek, dolayısıyla sağlık harcamaları katlanacak. 2.500 lira alan emekli nasıl yetişsin pahalı ilaç fiyatlarına? Sağlık hizmeti kesintisine son verilmesini yıllardır haykırıyorlar. Lakin, ne duyan ne de gören var.

Muhtar maaşlarında gözleri yok ama kendi aylıklarının da en az bu tutar kadar olmasını bekliyorlardı. Memura, memur emeklisine ek zam, asgari ücretliye yüzde 50 artış, işçi ve Bağ-Kur emeklisinin en düşük aylığı 2.500 lira. Onların günahı ne?

Yılın ikinci yarısı için temmuzda yapılacak aylık artışına kadar bu hayat pahalılığında ne yapar, nasıl geçinir 2.500 lira alan gariban emekli? Ek zam analarının ak sütü gibi onların da hakkı. Kamu işçisi ile birlikte işçi ve Bağ-Kur emeklilerine de ek zam verilmeli.    Şükrü KARAMAN

MUMCU OLMANIN BEDELİ VAR

UĞUR Mumcu

Yazının Devamını Oku

Balkanlar nereye gidiyor?

‘Rumeli Kanaat Önderleri’ geçen hafta başında Rumeli Üniversitesi’nin Haliç’teki kampusunda bir araya geldi. Bu toplantının bir gerekçesi vardı: ’Rumeli camiası bu ülkenin mayasıdır, Rumeli topraklarını sahipsiz bırakmak istemeyiz.’ Bu ortak kanaati taşıyan kişilerin oluşturduğu Rumeli Kanaat Önderleri, altıncı defa buluşarak bölgede çıkan sorunları değerlendirdiler.

Sorunları kısa başlıklarla özetlersek; Rumeli ve Balkanlar’daki ülkelerde ciddi nüfus azalışı var. Avrupa pasaportu alan insanlar ülkelerini terk ederek Almanya’ya gidiyor; işsizlik oranı hayli yüksek, büyük borçları var, kurumlar düşük performans gösteriyor, etnosentrizm (etnik merkezcilik) tartışmaları sürüyor. Modası geçmiş ve yetersiz eğitim sistemi tartışılıyor.

KANAAT ÖNDERLERİ

Balkanlar’ın geleceği üzerindeki konuları masaya yatıran Rumeli Kanaat Önderleri şunlar: Atilla Baykal, Dr. Mehmet Müezzinoğlu, Lütfullah Kayalar, Alaaddin Büyükkaya, Recep Altepe, Melek Aras, av. Burhanettin Hakgüder, Bihlun Tamaylıgil, Prof. Dr. Adem Fazlıoğlu, Prof. Dr. Tamer Dodurka, Önder Matlı, Selman Yenigün, Süheyl Çobanoğlu, Akkan Suver, Bahri Sipahi, Yıldırım Ağanoğlu, Mükremin Duygun, Salih Akgül, Bayram Vardar, Metin Edirneli.

(Bir sonraki toplantı, Cavit Çağlar’ın ev sahipliğinde İstanbul’da yapılacak.)

Rumeli Kanaat Önderleri’nin amacı şöyle anlatıldı: “Anayasa’mızın öngördüğü esaslara ve yürürlükteki mevzuata uygun olarak, Rumeli camiasının her alanda gelişimi ve desteklenmesi, Sosyal, Ekonomik ve Siyasal (Politik) alanda söz sahibi olması ve dikkate alınması için gerekli tüm faaliyetleri yapmak. Bu konularda gerekli yol haritasını yaparak, yönetim erkleri ile temasa geçerek, Rumeli camiasını her alanda temsil edecek vizyonda bir ekip olmaktır.”

Vizyonu: “Topluluğumuz, Türkiye’nin ve Rumeli camiasının Ulusal ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel ilişki, iletişim, temsil ve iş birliği ağlarının geliştirilmesini amaç edinmiştir. Bugüne kadar kurulmuş dernekler bölgesel, bu nedenle; Balkanlar’daki sorunların birlikte değerlendirildiği, tüm Rumeli camiasını kapsayan bir çerçevede bütün sorunlara eğilebilen, bölgesel bakmayan ve her türlü etkinliğe lojistik destek sağlayan bir yapı olmak, yurtdışında ve Balkanlar’daki insanlarımızı bir araya getirip daha büyük bir sinerji ve daha büyük bir güç oluşturmak vizyonumuzdur.”

İleriki aşamalarda, bu topluluk bir ‘düşünce kuruluşu’ olarak konusu Balkanlar ve Rumeli olan hususların uluslararası bir boyuta taşınması hedeflenmektedir. Küresel hedefleri daha da kapsayabilir. Rumeli Kanaat Önderleri amaçlarına uygun olarak; 17 Ocak Pazartesi günü İstanbul Rumeli Üniversitesi ev sahipliğinde toplandı. Atilla Baykal’ın açılış konuşmasını takiben, Rumeli Üniversitesi Rektörü Tamer Dodurka, üniversite ve güncel konularda açıklama yaptı.

Doç. Dr.

Yazının Devamını Oku

Şimdi moda çarkıfelek ve papaya

Antalya’da başta muz olmak üzere 44 çeşit tropikal meyve yetiştiriliyor. Mango, avokado, çarkıfelek, liçi, ejder meyvesi ve longan meyveleri öne çıkmaya başladı. Bu meyveler Akdeniz’le uyum sağladı; özellikle de Alanya ve Gazipaşa yörelerinde.

Türkiye coğrafi olarak çok iyi durumda sayılıyor. İhracatın boyutunun birkaç yıl içinde 1 milyar dolara yükselebileceği belirtiliyor. Bir tropikal meyve üreticisi, “Bu Türk tarımının Akdeniz’de şahlanması olacaktır” diyor. Mısır turizm gelirlerinden sonra 1.5 milyon ton mango üretmesi, ‘tropikal meyve’ üretiminde de dikkat çekmeye başladı. Yukarıda isimlerini saydığımız meyveler içinde çarkıfelek (passion fruit) ve papaya, geçen yılın en atak yapan meyveleri oldu. Önümüzdeki yıllarda domates, biber, salatalık gibi ihraç ürünlerimiz arasına girecek bu meyveler... Bunların ekimini yapan Alanyalı bir çiftçi şu bilgileri aktardı:

ÇARKIFELEK: Tutku meyvesi de deniliyor. Çocuklar arasında daha iyi zihinsel esenlikle bağlantılı bir meyve. Birçok öyküsü konuşulmaya başlandı. Zihinsel sağlığın gelişmesi için çok önemli. Her 100 gram çarkıfelek meyvesi porsiyonu yaklaşık 30 gram potasyum içeriyor ve günlük ihtiyacın dörtte birini sağlıyor. Birçok antioksidan faydası var. Tek bir porsiyon, yaklaşık 30 gram C vitamini ve önemli miktarlarda karoten ve kriptoksantin içeriyor. Tutku meyveleri ayrıca bağırsak sağlığını iyileştirmeye yardımcı oluyor. Kabızlığı ve şişkinliği gideren büyük miktarlarda diyet lifi (önerilen günlük alımın yüzde 98’i) içeriyor. Kataraktları önleyebilir ve cildin yaşlanma ve kırışma oranını azaltabilir. Ayrıca kayda değer miktarda bakır, demir, magnezyum ve fosfor içeriyor.

PAPAYA: Birçok insanın sevdiği eşsiz bir tada sahiptir. Erken araştırmalar, papayadaki antioksidanların kanser riskini azaltabileceğini ve hatta belki de kanser ilerlemesini yavaşlatabileceğini düşündürmektedir. Yüksek C vitamini ve likopen içeriği ile kalp sağlığını iyileştirdiği ve kalp hastalığı riskini azalttığı araştırmalar sonunda ortaya çıkmıştır. Anti kanser özelliklerine sahiptir. Kanser tedavisi görenler için de faydalı olacağı belirtiliyor. Tadı soğukken en iyisidir, mümkünse buz dolabında tutulmalıdır. Sindirimi iyileştirebilir. Kahvaltıda meyveyi ikiye bölün, yoğurt ve yabanmersini ile kıyılmış fındıkla yiyin. Şeritler halinde kesin ve her şeridin etrafına bir dilim jambon veya salam sarın. Kanser gören kişiler için faydalı kabul ediliyor.

Her iki meyvenin güçlü antioksidanlardan olduğunu da bilmemiz gerekiyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“TÜRKİYE’de ortalama ömür 78, hekimlerde 58, dahili branşlarda 62, ortalama 60 yıl. Hekimler tedavi ettikleri insanlardan 20 yıl daha az yaşıyorlar bu ülkede.”

Dr. Mustafa ADIGÜZEL

SIHHİYE PARKINA NE YAPILMAK İSTENİYOR

Yazının Devamını Oku

Tıbbi kenevir trenini kaçırmayalım

Almanya başta olmak üzere Avrupa’daki birçok ülkede dört yıldan beri tıbbi kenevir üzerinde birçok konferans ve seminere katılan, kendisini artık ‘uzman’ kabul eden Dr. Hüseyin Demirtaş aynı zamanda Türkiye’de ilk kez medikal (tıbbi) kenevir şirketini (TURCANNABİS) 2018 yılında İzmir’de kurmuş...

Demirtaş, bu şirketi kenevirin anavatanı olan Anadolu’muzda tekrar dikkatleri çekmek, dünyada kenevirin ekim merkezi olması için bu ismi seçtiğini söylüyor ve “Böylece ülkemize yabancı sermaye getirerek büyük yatırımlar yapılmasını hedefledim. Çünkü kenevirin önemi daha fazla ağırlık kazanıyor, yeni hastalıklara çare olduğu bilimsel olarak ortaya çıktı ve tedavi ettiği hastalıklara her gün bir yenisi ekleniyor” diyor.

Başta Dr. Yalçın Koçak ve Abdurrahman Dilipak kenevir ekimi üzerinde önemli bir öncülük görevi gördüler. Bu süre içinde bizler de çok sayıda yazı yazdık. Koçak, keneviri gündeme getirmekle kalmadı ve elini taşın altına koyarak ASAM bünyesinde Türkiye’nin ilk Kenevir Enstitüsü’nü ve Kendir Kooperatifi’ni kurdu.

Dr. Koçak daha çok sanayi kenevirini öne çıkartırken, Dr. Demirtaş da kenevirin tıbbi boyutunun daha önemli ve kârlı olduğunu savunuyor. Çünkü dünya kenevir piyasasındaki tıbbi kenevirin pazar hacminin 2025 yılına kadar 148 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Tıbbi kenevir konusunda ilk sırada Kanada, sonra ABD, Avustralya, İsrail, Fransa ve İspanya gibi ülkeler yer alıyor. Almanya tüm medikal kenevir ihtiyacını Kanada’dan karşılıyor.

ALMANYA ESRAR İÇİMİNİ SERBEST BIRAKIYOR

“2017 sonlarında bir Alman dergisinde Almanya’nın bu bağımlılığını okuyunca ‘Almanya neden Kanada’dan almak yerine Türkiye’yi medikal kenevir ekim üssü yapmasın?’ düşüncesiyle yola çıktım ve şirketimi kurdum. Şimdiyse yeni kurulan koalisyon hükümeti Almanya’da 2022’nin sonuna kadar ‘keyfi kullanımlık’ esrarı da serbest bırakma kararı aldı. Kanunun hazırlanması çalışmaları sürüyor. Ama bu hazırlıklar sürmesine karşın Alman şirketleri ortaya çıkacak esrar talebini karşılamak için şimdiden hazırlıklara başladılar ve Afganistan’da Taliban’la bile pazarlık masasına oturdular. 10 Aralık 2021 tarihinde Almanya Bild gazetesinde, Alman CPharm şirketi Afganistan’da 400 milyon Euro’luk yatırım yapacağını duyurdu. Bu haber dünyada ‘şok’ etkisi yarattı, çünkü bu kadar esrarı karşılamak mümkün değil. Almanya’nın ‘esrar’ı serbest bırakmasıyla birlikte, komşu ülkelerle birlikte Avrupa’da 250 milyonluk bir potansiyel müşteri kitlesi ortaya çıkacağı hesapları yapılıyor. Ancak devasa ‘esrar pazarı’nı iç tedarik yöntemiyle Almanya’nın kapatması mümkün gözükmüyor. İşte burada gözler Türkiye gibi güney ve sıcak Akdeniz ülkelerine çevrilmiş durumda. Çünkü Almanya’da toprak ve iklim şartlarının olumsuzluğu, enerji ve emek giderlerinin yüksekliği nedeniyle Almanya kenevir ekimine girmek istemiyor. İşte bu nedenle bunun Türkiye için bir piyango bileti gibi avantaj olduğunu gördüm. Saray başta olmak üzere TBMM’deki partilere ‘Kenevir trenini kaçırmamak için acil eylem planı şart’ başlıklı 15 sayfalık raporumu ulaştırdım. Hatay Milletvekili Doç. Dr. Hüseyin Yalman bana ilgi gösterdi ve üzerinde daha çok çalışmamı ve ekip oluşturmamı istedi” dedi.

Özetle, biz sanayi keneviri ile uğraşırken, dünya işin medikal ve ‘keyfi esrar’ kullanımına geçti!

Yazının Devamını Oku

FETÖ’cü hâkim ve savcılara cezalar rücu ettirildi mi?

FETÖ’CÜ olduğu kanıtlanan hâkim ve savcıların verdiği kararlarla ceza alan ancak suçsuz oldukları ortaya çıkan kişilerin açtıkları tazminat davaları ve bu davalar sonrası ödeme yapılacak tazminatların, kararı veren FETÖ mensubu hâkim ve savcılara rücu ettirilip ettirilmediği Meclis’te gündeme geldi. Adalet Komisyonu Üyesi ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre’nin, Bakan Gül’ün yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesi şöyle: “AİHM başvuru hakkının tanınmasından itibaren Türkiye’den yapılan başvurusu sayısı, yıllar itibarıyla kaçtır?

Başvurulardan kaçı, ‘adil yargılanma hakkının ihlali’ne ilişkindir ve kaçında Türkiye tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir? Devletin ödemek zorunda kaldığı tazminat miktarı ne kadardır? Ödenen tazminatlarla ilgili Maliye Bakanlığı’na rücu davası açılması için kaç dosya gönderilmiştir? Hangi hâkim ve savcılarla ilgili, parasal olarak ne miktarda rücu davası açılması talep edilmiştir? Yurtdışına kaçan savcı ve hâkimlerle ilgili rücu davası açılması istenmiş midir? Bu kişilerle ilgili rücu işlemi yapılmamışsa gerekçesi nedir? Tazminatların rücu edildiği sulh ceza hâkimi ya da savcısı sayısı kaçtır?”

ÜÇ PORTRE
DÖNEMİN Denizli Valisi (İttihatçı kadrosundan) Faik Bey ve Halifeci (iade-i madalyalı) Denizli müftüsü Ahmet Hulisi’nin Denizli’nin 15 Mayıs 1919’da Yunan işgaline uğrayacağı haberleri sonrası manda/halife öncelikli ve arada kalıcı ikircikli kararsız tutumlarına karşın, 16 Mayıs’ta vilayete bağlı askeri cephaneliği basmak zorunda kalan ve silahlı 60 kişilik bir Çallı grupla ilk mücadeleyi başlatan Çal müftüsü Ahmet İzzet Çalgüner’in 16 Mayıs tarihli İstanbul’daki İtilaf Devletleri’ne gönderdiği “Geldiğinizde mukavemet ile karşılaşacaksınız” telgrafının orijinali, torun Çalgüner tarafından ilk kez Denizli basınında yayımlandı.

BİLİYOR MUSUNUZ?

HAZİNE VE TİGEM ARAZİLERİNE YÜZDE 80’E YAKIN KİRA ARTIŞI YAPILDI

CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. İlhami Özcan Aygun’un, Hazine ve TİGEM’den kiraladıkları arazilerde üretim yapan üreticilerin büyük şok yaşadığını kaydettiğini, Hazine ve TİGEM’in arazi kiralarına TÜİK’in açıkladığı enflasyonun iki katından fazla, yüzde 79.89 oranında zam yaptığını, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, özel okullara yüzde 36 zam sınırı getirirken, TİGEM ve Hazine’ye ait emlak ve arazilerde 2022 yılı kira bedellerine yüzde 79.89 oranında zam yapılmıştır. Bunun adı üretici düşmanlığıdır” diye tepki gösterdiğini...

KKTC’DE SEÇİM

Yazının Devamını Oku

Devrim Yasaları ve yaşadığımız günler

Son günlerde değil, son yıllarda, çok sayıda ‘tarikat, tekke’ ve benzeri okul, kurs gibi eğitim yerleri ve bu eğitimi alanlar için yurt, lojman gibi yerler açılmıştır. Bu yerlerde din dışı ağır eğitimler verilmekte, hukuka ve ahlaka aykırı birçok olaylar yaşanmaktadır.

Son günlerde değil, son yıllarda hacı, hoca, şeyh, derviş, mürit gibi isimler kullanılmakta ve hatta bu kişiler, bu isimler altında, yazılı ve görsel yayınlar yapmaktadırlar. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ‘İnkılap Kanunlarının Korunması’ başlığı altındaki 174. Madde’sinde, bu konulara ilişkin düzenlemeler ve yasaklar vardır.

Maddenin ‘İnkılap Kanunlarının Korunması’ başlığı altında, bu maddede yer alan düzenlemelerin amacı, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik niteliğini korumak olarak gösterilmiştir. Ayrıca bu Anayasa’nın halk oylaması ile kabul edildiği vurgulanarak, maddede yer alan İnkılap Kanunları’nı yani Devrim Yasaları’nı değiştirmek, kaldırmak bir yana, Anayasa’ya aykırı olduğu şeklinde dahi anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı esası getirilmiştir.

Bu 8 esas kanunun her birinde, kanuna aykırı davranılması halinde ağır yaptırımlar, hapis, para ve kapatma cezaları öngörülmektedir.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’sında yer alan bu düzenlemelerden hangisinin ne kadar uygulandığına bakmak gerekir. Yani Anayasa’nın ihlali suçu işlendiği açık değil midir?

Av. Ahmet Erdem AKYÜZ

GÜNÜN SÖZÜ

“SİZİ yıpratan insanlardan sessizce uzaklaşın.”    Albert CamusEĞİTİM MESELESİ

EĞİTİM

Yazının Devamını Oku

Atatürk’ün uyarısını unutma!

“Bütün ümidim gençliktedir!” diyen büyük Atatürk’ün gençliği bu çaresizliği hak etmiyor! Türkiye Cumhuriyeti tarikatlar, şeyhler ve müritler ülkesi olmayacak, diyor ÇYDD.

“Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi, 20 yaşındaki Enes Kara, kendi isteği ve özgür iradesi dışında ailesinin baskısıyla kaldığı cemaat yurdunda yaşamına son verdi. Ne acı ki Enes ilk değildi.

Gençlerimizin geleceğe dair umutları da siyasi çıkarlar, ekonomik sıkıntılar, ailevi ve toplumsal baskılarla karartılıyor. Kararan geleceğimiz karşısında üzgün olmak artık yeterli değil. Tarikat ve cemaat yurtları derhal kapatılmalı; sosyal devlet, çağdaş ve parasız yurtları tüm öğrencilerin kullanımına sunmalıdır.

Cumhuriyet değerlerini yok sayan, çağdaş, laik ve demokratik toplum düzenini yok etmeye çalışan bu tarikat ve cemaat yapıları karşısında önce gençlerimizi ve sonra da geleceğimizi kaybediyoruz.

ÇYDD olarak, Büyük Atatürk’ün gençlere emanet ettiği Cumhuriyet’imizi korumaya, laik, bilimsel ve ücretsiz eğitimi savunmaya, geleceğimizin güvencesi olan gençlerimizin dimdik şekilde yanlarında olmaya devam edeceğiz!”

ÇOK ÜZGÜNÜZ ENES

OKULLAR ve yurtlar, tarikat ve cemaatlerin örgütlenme yeri değildir. Devlet tarafından görmezden gelinemez. Devlet niye bu gençlere yurt yapmıyor... Medya bu olayları niye rahatça takip edemiyor, yazamıyor, çekim yapamıyor? Gazeteciler böyle bir olaya dayalı tehdit edilemez. Siyasetçiler bu intihara karşı neden konuşamıyor? Polis, savcı ve vali devletin temsilcisi sayıldığına göre niye birkaç laf etmekten çekiniyorlar? Toplum bu tarikatın ne olduğunu ve kimler tarafından oluşturulduğunu öğrenemeyecek mi? Ülkeye yazıktır.

ADD: TEKKELER KAPATILMALIDIR

ATATÜRKÇÜ

Yazının Devamını Oku

‘Kar bereket getirsin’

Sosyal medyada ‘Havadan Doğadan’ programı (kar, yağmur ve hava sıcaklıkları) ile Çorlu’dan dikkat çekici hava programları yapan çevre mühendisi Ozan Deniz, salı akşamından itibaren çarşambaya (bugün) kadar Trakya ve İstanbul’da kar yağışlarının olacağını müjdelerken “Az kar yağan ya da yağmayan yerler şansına küssün, bu da Allah’ın takdiri olacak. Herkesin kapısının önüne aynı derecede kar düşmez. Her sistemin kendine göre etkili olacağı ya da zayıf kalacağı yerler mutlaka olacaktır. Bundan sonrasını birlikte yaşayacağız” diyor.

Ozan Deniz’in aldığı mesajlardan birkaç örnek: “Dört gözle bekliyoruz, hayırlısı olur inşallah”, “Çocuklar için çok yağsın, her gün ne zaman kar yağacak diye soruyorlar.”, “Ozan Bey iyi ki varsınız, sizi takip ediyorum, güzel bilgilendirme yapıyorsunuz.”, “Hayırlısı ile yağar!”, “Rabbim, her kar tanesini her birimize bereket olarak nasip etsin inşallah...”, Çorlu’ya çok yağsın, tarlalar yağmur bekliyor”, “Ozan oğlum, ne dersen aynısı oluyor, çok teşekkürler.”

GÜNÜN SÖZÜ

“Para az değil, hırsızlar çok kalabalık.” Eduardo Galeano

KAZAKİSTAN’I ANLAMAK

KAZAKİSTAN, Türkiye için sıradan bir ülke değildir. Bağımsızlığın ilk döneminden beri ona yeraltı zenginliğinden değil, tarihi ve kültür yakınlığı ile odaklanmıştır. İpekyolu güzergahında iki ülke köprü vazifesi görmektedir. Yani Kazakistan Türkiye için hem bir kardeş ülke hem de jeo-stratejik kavşak noktasıdır. Türkiye dün olduğu gibi bugün de Kazakistan’dan vazgeçmeyecektir, Kazakistan devletinin yanında olacaktır.

Türk Dünyası ve Kazakistan’la ilgili çalışmalarıyla bilinen Prof.Dr. Kürşad Zorlu 2019’da yayımlanan ‘Büyük Bozkırın Yükselişi’ adlı kitabında “Tokayev ile başlayan bu dönemde siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan güçler dengesinin sağlanması hayati bir önem taşımaktadır” diye yazmıştı.

Türk Dünyası ile ilişkilerini nereye ve nasıl konumlandıracağını sorguluyordu.

Yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele edeceğini seçim öncesinde taahhüt etmişti. Göreve geldikten sonra “

Yazının Devamını Oku

3600 ayrımcılık olmaz!

Gündelik dile “3600” siyasi bir tartışma konusu olarak yerleşti. 3600, Devlet Memurları Kanunu uyarınca memurlara ödenen ücretlerin belirlenmesi ve hesaplanmasını düzenleyen mali sistemin, ‘ek gösterge’ denilen ölçütün bir kademesidir.

Birinciden onuncuya kadar derecelendirilmiş memur ücret kademeleri (barem dereceleri), mesleksel yetki ve sorumluluk, görevin özellikleri, öğrenim durumu, görevlinin kıdemi gibi kriterler değerlendirilerek, çeşitli derecelerdeki memur ve memur emeklilerine verilecek ek göstergeler kanunla tespit edilmiş ve uygulanmıştır. Yani her derece/kademenin ek göstergesi sebep ve gerekçelere dayanır. Bütünlüğü olan bir görevlendirme/ücretlendirme sisteminin maddi ölçüsüdür. Bir meslek grubu kamu görevlisinin ek göstergesinin 3600’e yükseltilmesi gerekebilir. Ancak bu sistemin yalnızca bir derece kademesindeki memurlar (görevliler) için ek göstergenin değiştirilip yükseltilmesi ayrımcılık sonucu doğurmuş olur. Dolayısıyla eşitlik ilkesine, liyakate aykırılık ve diğer kademedekiler için mağduriyet yaratır.

Bundan dolayı, 3600 ek gösterge verilmesi düşünülen görevliler için yapılacak iyileştirmenin, aynı şekilde diğer bütün ek gösterge kademelerinde çalışanlar ve emekliler için de ölçülü biçimde uygulanması, eşitlik ilkesi ve liyakat bakımından zorunludur. Aksi takdirde idari ve hukuki sorunların doğması kaçınılmazdır.

Bu nedenle yasada ayrımcılık yapılamaz.  Murat KATOĞLU

GÜNÜN SÖZÜ

CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin, vatandaşın borç sarmalını şöyle özetledi:

“Yoksul halkımız enflasyon altında daha çok eziliyor. Kredi kartı borçları 6.1 milyar lira arttı. Vatandaşın borcu 1 trilyon 83 milyar liraya çıktı. Vatandaş borç sarmalında. İcra dosya sayısı 22.5 milyon adet oldu.”

ALEVİLER: “BİZ ÜVEY EVLAT MIYIZ? ‘MELELER’ KADAR DEĞERİMİZ YOK”

EKREM İmamoğlu seçimi kazandıktan sonra İstanbul’da yeni cemevleri yapılması ve mevcutların onarılması ile ilgili olarak İBB’ye bir çok başvuru olduğu biliniyor. İmamoğlu’nun bu taleplerden haberi var tabii. Ancak 2.5 yıldır İBB tarafından tek bir cemevi yapılmadığını, yapılan ziyaretlerde de verilen sözlerin unutulduğunu belirten bir ‘Dede’,“Eksikleri tamamlayacağım”, dedi ancak gereğini yapmadı. İmamoğlu’nun bir huyu vardır; gelir gaz alıp gider” diye konuştu.

Yazının Devamını Oku

TÜİK neyi araştırıyor?

Bir okurumuz kendisine böyle bir mesaj geldiğini söylüyor:

“TÜİK 0000 Bölge Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen hane halkı yurtiçi ve yurtdışı turizm anketi için haneniz 0000 Ocak 2022 tarihleri arasında bölge müdürlüğümüz personeli tarafından ziyaret edilecek ya da hafta içi ve hafta sonu ALO 124 veya diğer kurumsal hatlarımızdan telefon aramaları yapılarak araştırma gerçekleştirilecektir. Bilgi için 00000 Dahili 151 veya 127 BOO1.”

Aralarda ‘0’lı şifreler var, ilk başta turizm araştırması deniliyor ama neyin araştırmak istendiği açıkça anlaşılmıyor.

Bu bir, seçim öncesi bir kamuoyu yoklaması olabilir mi?

TÜİK siyasi gelişmelere ilişkin böyle bir çalışma yapabilir mi?

Bir istatistik uzmanına sorduk: “Olabilir” dedi. Burada ilk sıfırlar araştırmanın yapıldığı ili; ikinci sıfırlar hangi tarihte ziyaretin yapılacağını, üçüncü sıfırlar da o bölgede ulaşılacak kişinin telefonunu içerdiğini söyledi.

Başka bir araştırma olasılığı nedeniyle niye şifre kullanıldığı sorusu akla geldiği için, araştırmanın turizm dışında bazı gelişmeleri tespit için yapılabileceği belirtiliyor haklı olarak. Gelişmeleri dikkatle izlemek gerekiyor.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

‘Kemalistler’ artıyor

2010 yılından bu yana Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın koordinasyonunda akademik bir ekip tarafından yürütülen ve 11 yıldır Türkiye’nin nabzını tutan ‘Türkiye Eğilimleri’ araştırmasının 2021 yılı sonuçları açıklandı. Türkiye temsiliyetine sahip 26 ilde yaşayan 18 yaş üzeri 1.000 kişiyle yapılan çalışmaya göre Türkiye’de halkın ana gündem maddesi ‘ekonomik sorunlar’. Geçtiğimiz yıla göre oranını üçe katlayan ‘mülteci sorunu’ 2. sıraya yerleşirken, “COVID-19 salgını” 3. sırada yer aldı.

Üniversitenin Türkiye Araştırmaları Grubu ile Global Akademi ortaklığında geliştirilen araştırmanın koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Aydın, “Bu çalışma ile Türkiye’nin sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel değişimleri ve halkın yaşam alışkanlıkları objektif bir şekilde ölçülüyor. Böyle bir araştırmayı gerçekleştirmekten büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

EKONOMİ İLK SIRADA

İki yılın sonuçları karşılaştırıldığında, “Kendimi/ailemi geçindiremiyorum” diyenlerin oranı yüzde 51.1’den yüzde 57.2’ye ve “Ekonomik olarak daha kötü durumdayım” diyenlerin oranı yüzde 51.8’den yüzde 55.4’e yükselmiş gözüküyor.

Tasarrufta, ‘Altın alırım” (yüzde 54.6) ve ‘Döviz alırım’ (yüzde 38) ilk iki sırayı paylaşıyor.

Siyasi görüş açısından ‘muhafazakâr’ yanıtı önde görünüyor (yüzde 27.5). Bu tanımı ‘milliyetçi’ (yüzde 19.9), ‘Kemalist’ (yüzde 19.2) ‘siyasal İslamcı’ (yüzde 9), ‘sosyal demokrat’ (yüzde 13.9’dan yüzde 8.3’e düşmüş) izliyor. Buna karşılık kendisini ‘Kemalist’ olarak tanımlayanlar yüzde 10.3’ten yüzde 19.9’a yükselmiş gözüküyor. Muhafazakâr-siyasal İslamcılar yüzde 41-55 yaş arasında; milliyetçi veya Kemalist olarak tanımlayanlar ise 18-20 yaş arasında öne çıkıyor.

Katılımcıların yüzde 55.7’si Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni tercih ederken, yüzde 44.3’ü Parlamenter Sistem’i benimsediğini belirtiyor. Bu oranların geçen yıla göre önemli bir değişiklik geçirmediği görülüyor.

Katılımcılar ‘Haziran 2023’te yapılması öngörülen seçimlerin öne alınmasına gerek var mı?’ sorusuna yüzde 64.5 oranında ‘Hayır’ yanıtını veriyor.

“İdeal bir cumhurbaşkanının sahip olması gerektiği düşünülen özellikler”

Yazının Devamını Oku

İnsanlığı çok zor günler bekliyor

Dünyada kaynaklar azalıyor. Dünya toplumunun yarısından fazlası için sürdürülebilir bir geleceğin altyapısı oluşturulamıyor.

Eski sömürü ve tekelcilik alışkanlıkları, bugün yeni bir kıyafetle küreselleşme adı altında daha sert bir şekilde yeni bir geleneğe dönüşüyor.

Türkiye çok dikkatli olmalı ve bu yeni kuşatmacı zinciri kendi geleceği için liyakat ve vizyon ile kırmalı.

Katma değer üreten, sinerji yaratan yeni bir sosyokültürel toplumsal mücadeleye başlamalıyız.

Bunun için en önemli olan varlığımız halen mevcut:

Dünyada ülkemizin sahip olduğu en önemli değer ve varlık olarak yüksek sayıda gençlerimiz gösteriliyor.

Onlar için kalıcı/katılımcı/paylaşımcı, çok boyutlu ve çeşitli vizyoner projelerin altyapısını oluşturmakta bu ‘siyaseti meslek edinmiş eski ve verimsiz kafalı siyasetçiler’ yüzünden çok geç kalıyoruz. Günlük çirkin ve kavgacı siyaset geleneği, yeni fikir ve çözümleri devamlı geri itiyor.

Bu verimsiz yerel ve ulusal, çıkarcı, menfaatçi, rantçı, çapsız siyasiler ne kadar günah ve suç işlediklerinin farkında bile değiller. Onlar hayatlarından mutlu!

Ben ise çok üzülüyorum, şimdi bu değerli gençlerimize tatmin edici gelecek projeleri sunamadığımız ve onları çaresiz bıraktığımız için bazıları kripto adında yeni bir tarz kumara alıştırılıyorlar, yattığı yerden aplikasyon ile zengin olabilecekleri düşüncesine itiliyorlar. Merdiven altı kripto ve mitingciler çoğalıyor.

Yazının Devamını Oku

TÜİK, çarşı-pazara yaklaştı

Önceki verileriyle hedef tahtası haline gelen TÜİK, bu kez piyasa beklentilerinin üzerinde, alev alev yanan çarşı pazar fiyatlarına yakın enflasyon oranını açıkladı.

Aralık ayı enflasyonu yüzde 13.58, 2021 yılı enflasyonu yüzde 36.08 olarak gerçekleşti. Bu oranlar son 19 yılın en yükseği. Temmuz-Aralık dönemini kapsayan son 6 aylık süreçte enflasyon yüzde 25.48 oldu.

Buna göre, temmuzda maaşlarına yüzde 3 oranında zam yapılan memur, memur emeklisi ve sözleşmeli personele 1 Ocak’tan itibaren geçerli olmak üzere yüzde 22.48 oranında enflasyon farkı ödenecek. Ağustos ayında bağıtlanan toplu sözleşme uyarınca memur, memur emeklisi ve sözleşmeli personel maaşına yine 1 Ocak’tan itibaren yüzde 5 zam yapılacak. Enflasyon farkı ile birlikte 6 milyonu aşkın kitlenin maaşında yüzde 27.48 artış olacak. Buna göre en düşük memur maaşı 5 bin 665 lira, en düşük memur emeklisi maaşı 4 bin 37 lira oldu.

Emekliler arasında en gariban kitleyi oluşturan ve en düşük aylığa talim eden işçi, esnaf, çiftçi emeklisi, dul ve yetim aylığına 1 Ocak’tan geçerli yüzde 25.48 oranında zam yansıtılacak. Bu artışlar doğrultusunda en düşük işçi emekli aylığı 2 bin 41, en düşük esnaf emekli aylığı 2 bin 214 ve en düşük çiftçi emekli aylığı da 2 bin 87 liraya yükseldi.

Lakin bu aylıklar net 4.253 liralık asgari ücretin oldukça gerisinde kaldı. Gariban kitlenin son zamlar karşısında rahat nefes alabilmesi için en düşük emekli aylıklarının asgari ücret düzeyine çıkarılması şart. Bu maaşlarla salt elektrik ve doğalgaza gelen yüzde 25 ile 130 arasındaki zamlarla baş etmek olası değil.

Kabine toplantısından sonra Erdoğan, memur maaşlarında 1 Ocak’tan itibaren %7.5 (2.5’u ek zam) oranında, yani toplamda 30,5 artış olacağını bildirdi. En düşük emekli aylığı da 2.500 lira oldu.          Şükrü KARAMAN

GÜNÜN SÖZÜ“KATILIM bankaları da, Bankacılık Kanunu’nun dini kurallara dayalı olmayan hükümleri çerçevesinde çalışırlar. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bankaları, şeriat bankacılığı yapmaz. Kutsal metinler, ticari bir iş olan banka işlemlerinde kullanılamaz. 92 yıl geriye giderek Türk harfleri yerine yeniden Arap harflerinin kullanılması söz konusu olamaz. Böyle bir geriye dönüş düşünülemez. İlgili bankanın yapılan yanlışı düzeltmesi gerekir.” Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK

DÜNYADA BİR ÖRNEK

TURİZM

Yazının Devamını Oku

‘Andımız’ temyize taşındı

Adana Milletvekili İsmail Koncuk, ‘Öğrenci Andı’nın kaldırılması ile ilgili açtığı temyiz davasına dair yaptığı açıklamada, “Öğrenci Andı’nın kaldırılması talebiyle açılan bir davada Andımız’ın içeriğini ve okutulmasını savunan idarenin, aradan birkaç sene geçtikten sonra bu kez Andımız’ın kaldırılması gerektiği yönünde görüş bildirmesi objektif/nesnel gerekçelerle açıklanamaz. Bu görüş değişikliğinin subjektif/siyasi olduğu ve bu bağlamda denetime tabi olması gerektiği açıktır” dedi.

“(Bu durum) Andımız’ın kaldırılmasının nesnel/bilimsel gerekçelere dayanmadığını, siyasi nedenlerle alınmış bir karar olduğunu gösteriyor. Ayrıca devlet dairelerinden ‘T.C.’ ibarelerinin çıkarıldığı, ‘Ne mutlu Türk’üm Diyene’ ifadelerinin kaldırıldığı, ‘Çözüm Süreci’ adı altında bölücü terör örgütünün siyasi temsilcileriyle doğrudan/dolaylı müzakere yapıldığı kamuoyunun malumudur” diyen Koncuk, Öğrenci Andı’nın kaldırılması ile ilgili idari işlemin ‘demokratikleşme süreci’nin (konjonktürel) bir parçası olduğunu ve andın sözde demokratikleşmenin kurbanı olduğunu söyledi.

Koncuk açıklamasının sonunda şöyle konuştu:

“Ant, ilkokulda gururla okutulan bir metindir. Andın kaldırılması değil, gururla okutulmaya devam ettirilmesinden yana olunması hem hukuki hem vicdani bir sorumluluktur, gerekliliktir. Bunun için davanın sonuna kadar takipçisi olacağım.”

GÜNÜN SÖZÜ

“İNSANLARIN hemen hemen her konuda kamplaştığı tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. Kamplaşmış insan dinlemez, dinlese de anlamaz. Her düşünceyi kendi düşüncesine hizmet eden bir tamamlayıcı ya da potansiyel bir düşman olarak görür.” Vedat MİLOR

‘BEYİN GÖÇÜ DEĞİL VÜCUT GÖÇÜ’

MAK Danışmanlık Başkanı Mehmet Ali Kulat, “Dile benden ne dilersen” konulu bir ankete, toplumun yarısının “Beni Türkiye’den başka bir ülkeye götür” cevabı verdiğini açıkladı. TV5’te yayınlanan ‘Ters Açı’ programında konuşan Kulat, “Artık sadece beyin göçü değil, vücut göçü de beden göçü de, her şeyin göçü var” dedi.

Kulat

Yazının Devamını Oku

TOGG’un daha 1 yılı var

Geçen haftanın en önemli olaylarından biri de Bursa Gemlik’te inşaatı süren Türkiye Otomobil Girişimi Grubu’nun fabrikasına düzenlenen basın gezisiydi. 70’ten fazla yayın ve 100’den fazla gazetecinin katılımıyla gerçekleşti.

Türkiye’deki TOGG oluşumunun başına Almanya’dan Gürcan Karakaş’ın geleceğini ilk defa köşemde duyurmuştum. Şimdi ise, dersini çok iyi çalışmış ve TOGG felsefesini çok güzel benimsemiş olarak bu sunumu gerçekleştirdi. Gazeteci arkadaşım Babür Gürel de ziyaretçiler arasındaymış. YouTube videosu beni çok etkiledi, kendisiyle konuştum, bilgilerini ve yorumlarını aldım.

Babür Gürel bana yolladığı notun başında şöyle diyor: “Neden bir otomobil fabrikası inşaatında üretilecek otomobilin prototipi ile fotoğrafım yok? Çünkü konu otomobil değil, otomobil orada üretilecek mobilitenin sadece dörtte biri.”

ETKİLENİLMEYECEK GİBİ DEĞİL

Bu sabah TOGG’un Gemlik’deki fabrikasına giderken, düşündüklerimle gördüklerim arasında çok fark vardı. Daha önce dedikodulara dayanan, yalan yanlış ya da kulaktan duyma bilgilerle yapılan yorumlardan çok farklı olduğuna tanıklık ettim. Dünyada gördüğüm birçok otomobil fabrikası kadar etkileyici ve büyük bir alana kurgulanan fabrika, yan tesisleri ile cidden çok büyük ve modern olacak. Bu fabrikaya otomobil fabrikası denemez. Konularına çok hâkim bir ekibin, Gürcan Karakaş yönetiminde çok inandıkları bir projede, her detayı düşünerek ve ayakları yere basarak ilerlemesi; kesinlikle Türk Otomotiv Endüstrisi için çok önemli bir mihenk taşı olacak. Dedim ya, şimdilik 694 kişiden oluşan bu ekip, üretim aşamalarının her detayına hâkim ve bilgili. Fabrikada kimle konuştuysam herkes üretilecek olan araca güveniyor ve en önemlisi de, kullanılacak donanımların ne kadar gerekli olacağını biliyor. Bu ekip bozulmaz ve güven devam ederse, evet, ortaya iyi bir otomobil çıkabilir.

LİYAKATİN ÖNEMİNİ ORTAYA KOYUYOR

Şu anda Gebze’de küçük bir yerde prototip modelleri üretilen ve bu üretilen otomobillerin testlerde ve deneme sürüşlerinde kullanılmasıyla gelişimini sürdüren TOGG, önümüzdeki sene üretime hazırlanıyor (önümüzdeki yıl bugünlerde bu aracı tartışıyor olacağız). 0-100 kilometre saat arası hızlanması 4.8 saniyede olan otomobildeki yerlilik oranı şimdilik yüzde 51. Üretimi takip eden 3 yıl içinde ise, yüzde 68 yerlilik oranına ulaşacak. Tüm gelişim enstrümanlarının zaman içinde kullanılacağını anlatan ve kendi konusuna çok hâkim olan TOGG CEO’su Gürcan Karakaş “Şu anda ortalama deneyimi 12 sene olan 694 kişilik bir beyin takımı ile hareket eden TOGG’un yüzde 25’i de kadın çalışanlardan oluşuyor. Konusunda deneyimli 469 mühendis aracın gelişimi için çalışıyor. Gemlik’in deprem bölgesi olması sebebiyle, kapalı alanları zemine 20 metre giren 44 bin kazık üzerine kurulacak olan fabrikanın tamamı olan 1.200 milyon metrekarelik deniz kıyısındaki alanda kurulum çalışmaları devam ederken, ihtiyaçların yüzde 75’i Türkiye’den tedarik ediliyor. Ve işin en önemli kısmı ise, tüm kararlar Türkiye’deki merkezden alınıyor” dedi.

AYRINTILAR

GEMLİK’

Yazının Devamını Oku

Türk futbolu da yaralandı

Dövizdeki baş döndüren gelişmeler, Türk ekonomisi gibi Türk futbolunu da ağır yaraladı. Türkiye’nin ve spor ekonomi dalındaki uzman ismi Tuğrul Akşar, Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada, Türk futbolunun müthiş bir kaynak sıkıntısı yaratacağına dikkat çekti.

Katarlı yayıncı beIN Sports ile ilk başta Amerikan doları üzerinden yapılan anlaşmanın 1.5 yıl önce TL’ye çevrilmesinin de futboldaki krizi katlayacağını söyleyen Akşar, yabancı oyuncu maliyetlerinin arttığına dikkat çekti.

Akşar diyor ki:

“Kurlardaki artışlar kulüpleri vurmaya devam ediyor. Son bir aylık sürede TL’nin yüzde yüze ulaşan devalüasyonu, kulüpleri adeta yakıyor. Giderleri ağırlıkla yabancı para, buna karşın gelirleri TL olan kulüpler ateş hattındalar. Şimdi tüm kulüp yönetimleri, devre arasında bu krize karşı ne yapabileceklerinin arayışındalar. Ekonomik olumsuzluklar kötü yönetimlerle de birleşince kulüplerin finansal yetersizlikleri daha da artmış ve kulüplerin faaliyetlerini tehdit eder boyuta gelmiştir. Kulüpler yüksek devalüasyon nedeniyle gelirlerinin önemli bir kısmını kaybetmişlerdir. Kulüplerin mali yapılarında oluşan büyük zararlar, öz kaynaklarını iyice eritmiş ve onları teknik iflasa sürüklemiştir. Kulüplerin mevcut TL gelirleri, onların yabancı para giderlerini karşılamakta yetersiz kalmış ve had safhada sıcak para ihtiyacı artmıştır. Kulüpler devlet yardımı bekler hale gelmiştir.”

GÜNÜN SÖZÜ

CUMHURBAŞKANI Erdoğan TÜBİTAK ve TÜBA Bilim Ödülleri Töreni’nde tüm dünyaya seslendi:

“Bizi izlemeye devam edin diyorum.”

Belediye Başkanı Keskin 1.000 günün hesabını verdi

Yazının Devamını Oku

Tarım alanına OSB kurulamayacak

Edirne Uzunköprü Ticaret ve Sanayi Odası ile Edirne İl Özel İdaresi ve Uzunköprü Belediyesi tarafından, Kavacık köyünde ‘halka rağmen’ işlemleri başlatılan Uzunköprü Karma Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulması için 10 üst ölçekli planlarda yapılan değişikliklerin iptali için Danıştay 6. Dairesi’nde açılan davada yürütmenin durdurulması kararı verildi.

Davayı yürüten Av. Bülent Kaçar yaptığı açıklamada, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kavacık köylülerinin haklı itirazlarını bugüne kadar hiç dikkate almadı” dedi.

Karma OSB’nin yapılması istenen 715 dönümlük Hazine arazisinin, Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nden dönümü yaklaşık 1.200 TL’den pazarlık usulü ile alındığı ortaya çıktı. Kavacık köyünün kullanımına ait olan Hazine arazisinin yürütme kararları gereği derhal kamuya iade edilmesi gerekiyor.

Kaçar, Bakanlık’ı ve Edirne Valiliği’ni derhal karma OSB projesini iptal etmeye çağırdı.

Yüzlerce Kavacık köylüsü başından beri göletlerine, meraya, tarım alanlarına, DSİ ormanına, cevizliklerine, tümülüslerine bitişik OSB kurulmasına şiddetle karşı çıkıyor. Ne yazık ki Bakanlık, köylülerin bu haklı itirazlarını görmezlikten geldi. Av. Bülent Kaçar, “Müvekkilim Mehmet Günay ve Kavacık köylüleri, muhtarlık ve Kavacık Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, köylülerin topraklarını, ormanlarını, su varlıklarını korumak için hukuksal ve toplumsal bir mücadele örneği gösterdiler” dedi.

Kavacık köylülerinin açtığı dört ayrı iptal davasında üç ayrı bilirkişi heyet raporu ve iki ayrı yürütmeyi durdurma kararı ile tarım topraklarının üzerine karma OSB kurulamayacağı kesinleşmiş oldu. Şimdi gözler Edirne Valiliği’nde.

GÜNÜN SÖZÜ

“BİZİM gerçek milliyetimiz, insanlıktır.” Herbert George Wells

YERLİ TANK UÇAK MOTORU

Yazının Devamını Oku