Aktif yaşam şart

Ankara’da yayınlanan Popüler Bilim Dergisi, Işık Yayıncılık tarafından 26 yıldır yayınlanıyor. Geçen yıl çıkan 266’ncı sayısında bir yazı dikkatimizi çekti. “65 yaş üstü sağlıklı kişiler gençlerden daha verimli çalışabilir” yazıyordu.

Araştırmalar insanların artık geçmiş nesillerden daha uzun yaşayacağına işaret ederken, bu ekstra yıllar pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Nasıl sağlıklı kalabiliriz? Yaşlılığımızı nerede geçirmeliyiz? Bize kim bakacak?

Aktif yaşam şart

‘Yaşlanmanın Geleceği’ isimli raporda, daha uzun ve daha kaliteli yaşamamız için bilim ve teknolojinin neler sunduğuna değiniliyor, bu soruların cevapları aranıyor ve önemli bilgiler veriliyor. Bazı soruların sunuş başlıkları şöyle:

‘Yaşlanma hızında genler mi, yoksa yaşam tarzı mı daha etkili’, ‘Yaşlanmayı hızlandıran etkenler’, ‘Uzun yaşamın formülü de kişiye özel’, ‘Bağımsız yaşlanmak mümkün mü?’...

Sağlıklı bir yaşlılık için aktif yaşamı şart olarak görüyor doktorlar... Duke Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Daniel Belsky, “Hücrelerinizin yaşlanma belirtileri gösterip göstermediğini medikal bir tahlille anlayabilirsiniz” diyor.

İKİNCİ ERGENLİK

1935’te ABD’de emeklilik yaşı 65 olarak belirlenmişti. O zamandan bu yana, ortalama ömür beklentisi dünya genelinde onlarca yıl uzamış olmasına rağmen bizler emeklilik ve sonraki yaşamdan bahsederken 80 yıl önceki veriler gündeme getiriliyor.

Burada bir soru gündeme geliyor: Onlarca yıl uzayacak olan aktif yaşamınızda ne yapacaksınız? Şimdi ortaya konulan görüş şu: Uzun yaşam araştırmacısı Dr. Alex Kalache’ye göre bazı kişiler yepyeni hobilerin ve kişisel ilgi alanlarının peşine düşecek ve ve 50 ile 75 yaşları arasında ‘ikinci ergenliğini’ yaşayacak.

GÜNÜN SÖZÜ

“ERMENİ soykırımı iddiası emperyalist bir kurgudur.”

(‘Ermeni Sorununu Anlamak: Malta Yargılaması 1919-21’ kitabının yazarı, eski TBMM Başkanvekili Uluç Gürkan)

ZİMEN DEFTERİNİN ESASI ŞUDUR

İLHAMİ Nalbantoğlu, yerel ‘Ahlat’ gazetesinde ‘zimen’in ne olduğunu yazıyor: “Dedelerimiz ramazanda kılık kıyafetlerini değiştirerek bakkal ve manava sorarlarmış ‘Zimen defteriniz var mı?’ diye... ‘Zimen defteri’, o esnaftan veresiye mal alan mahalle sakinlerine ait hesap defteri demek. Borcu olanın adı ile ne kadar borcu olduğunun yazılı olduğu defter. Esnaf bu defteri çıkarınca gelen kişi şöyle dermiş: ‘Lütfen baştan, sondan ve ortadan bu kadar sayfanın toplamını çıkarınız.’ Esnaf, belirtilen kadar sayfanın toplamını yapıp çıkan miktarı gelen kişiye söyler, gelen kişi de kesesini çıkarıp belirtilen miktarı ödeyip gidermiş. Esnaf, gelen kişiye ‘Allah yardımınızı kabul etsin’ diye dua edermiş. Borcu ödenen borcunu kimin ödediğini, borcu ödeyen ise kimin borcunu ödediğini bilmezmiş; karşılıksız, riyasız, gösterişsiz, verdiğini unutarak...

Günümüzdeki sahtecilere, din istismarcılarına, göstere göstere güya iyilik yapan cennet ve cehennem simsarlarına, tüm hırsız, ahlaksızların kulağına küpe olsun! 

MESAJ PANOSU

HANGİ fıkıh kitabında, hangi muteber İslami kaynakta zekât ve diğer yardımların ‘ulusal düzeyde başlatılan kampanyalarda verilmesi’ kavramı var?”

Taha AKYOL

HER şeyin özünde ve kökeninde sadece iki düşmanımız var: Cehalet ve taassup.”

Dr. Ufuk AKYOL

BİLİYOR MUSUNUZ?

OSMANLI TORUNUNDAN ‘VİRÜS İLACI’!

SULTAN 2. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu’nun (kendisini şehzade olarak tanıtıyor), koronavirüsün tedavisi için ‘Osmanlı tıbbı’ndan faydalanarak ilaç çalışması yürüttüklerini belirterek “ilacın sadece virüse değil birçok hastalığa deva olacağı” iddiasında bulunduğunu...

ANTALYA Emniyeti’nde istihdam edilmek üzere alınan çarşı-mahalle bekçilerinin gerekli mesleki kursları almadan, tabanca kullanım eğitiminden geçmeden, kimlik kartları verilmeden resmi üniformayla koronavirüs tedbirleri amacıyla sebze pazarlarında ve 65 yaş üstü emekli maaşları ve kolonya-maske dağıtımında görevlendirildiklerini...

OKUYUNUZ 

TRAKYA ORMAN YANGINLARI İMAR İÇİN Mİ ÇIKARILDI

TRAKYA’daki orman yangınlarında 800 dönüm arazinin yanması üzerine soru önergesi veren Tekirdağ milletvekili Dr. İlhami Özcan Aygün, bakana “Toplam 800 dönüm ormanlık alanın imara çıkarıldığı iddiaları için ne diyorsunuz” diye sordu.

CHP Hatay Milletvekili Serkan Topal, yaşanan pandemi ve ekonomik kriz nedeniyle çalışan kesimin çok ciddi anlamda ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldığını ifade ederek, bu konuda yeni önergeleriyle hükümetin dikkatini çekmeye devam etti ve “İzlenen ekonomik politikalar, özellikle genç işsizliğin kronikleşmesine neden olmuştur” dedi.

TÜRKÇÜLÜK Bayramı’nda unutulmayanlar: Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Mehmet Külahlıoğlu, Orhan Şaik Gökyay, Zeki Velidi Togan ve Alparslan Türkeş. Bu aydın insanların hâkim önüne çıkarılmadan aylarca hücrelerde tutulduğunu biliyor musunuz? Evet, ne derler: Türklüğü tasfiye hülyaları beyhudedir.

 

CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. İlhami Özcan Aygün, geçe hafta köşemizden duyurduğumuz Saray’daki orman yangını ile ilgili olarak bir soru önergesi verdi ve şunları sordu:

“Ne yazık ki Kovid-19 salgını ile mücadele edilen süreçte şüpheli orman yangınlarının çıkması, düşündürücü ve üzücüdür. 8 Mart-29 Nisandaki süreçte Tekirdağ’da Malkara, Saray, Şarköy ve Çerkezköy’deki piknik alanları ve ormanlık alanlarda çok sayıda yangınlar çıkmaktadır.

29 Nisanda Kapaklı-Saray arasında bulunan Pınarça Mevkii’nde, Saray ve Ayvacık Mevkii’nde ve Malkara-Danişment Mevkii’ndeki ormanlık alanlarda henüz nedeni bilinmeyen nedenle yangın çıkmış ve yaklaşık 800 dekar alan yanmış, pek çok hayvan yaşamını yitirmiştir, ağaçlar kül olmuş, bitki örtüsü büyük zarar görmüştür.  Yangın nedeni saptanmış mıdır? Bu yangınların imar için çıkarıldığı iddiaları güçlenmektedir. Yanan yerlerde hemen ağaçlandırmaya gidilecek midir? Bundan sonra ne gibi tedbirler alacaksınız; helikopter ve uçak kiralama ya da satın alma açısından nasıl bir önlem alacaksınız.”

 

3 Mayıs’tan bugüne 

‘TÜRKÇÜNÜN, Turancının bayramı” demiş, Yeniçağ’dan Selcan Taşçı Hamşioğlu, yani 3 Mayıs için “Orhun’un kutlu yolunda, ilerleyen milletin bayramı! “diyor. Türk kimliğinin yapı taşı varsayılan değerlerin, esinlerin simgesi olan günleri örseleyenlere karşı isimler sıralıyor:

Nihal Atsız gibi vatan-millet aşığı bir “öğretmen”in, devlet nezdinde neredeyse bir terör örgütü lideri gibi konumlandırıldığı… Reha Oğuz Türkkan’ın, 40 cm genişliğinde, 50 cm uzunluğunda, 2.5 m. yüksekliğindeki  “tabutluk”ta, 500 mumluk ampul altında gördüğü işkencede bir gözünü kaybettiği… Mehmet Külahlıoğlu’nun, ağzından kan fışkırana kadar ölesiye dövüldüğü, tüberkülozun pençesine düştüğü…Orhan Şaik Gökyay’ın, sonradan “20 yy. Türkiyesini değil 14 asır evvelinde kızgın çöllere sokulan mazlum insanları gördüm” diye tarif ettiği gibi, diri diri fırınlandığı(!), Zeki Velidi Togan gibi bir alimin “özel emirle” günlerce aç susuz bırakıldığı, Alparslan Türkeş’in tırnaklarının sökülmeye girişildiği… Bu aydın insanların, askerlerin, askeri öğrencilerin, edebiyatçıların, doktorların, akademisyenlerin hakim önüne çıkarılmadan aylarca hücrelerde tutulduğunu biliyor musunuz?

Evet ne derler: Türklüğü tasfiye hülyaları beyhudedir. 

Çalışanlar dert küpü

CHP Hatay Milletvekili Serkan Topal yaşanan pandemi ve ekonomik kriz nedeniyle çalışan kesimin çok ciddi anlamda ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldığını ifade ederek, bu konuda hükumetin yeni önergeleriyle hükümetin dikkatini çekmeye devam ediyor ve “İzlenen ekonomik politikalar, özellikle genç işsizliğin kronikleşmesine neden olmuştur” diyor. Topal’ın dikkat çektiği konular şöyle:

- Son yıllarda artan genç ve eğitimli işsizlik oranı toplumsal dinamiklerimiz açısında ciddi bir problem olarak sorunlar sıralamasında ilk sıraya yerleşmiştir. İzlenen ekonomik politikalar, özellikle genç işsizliğin kronikleşmesine neden olmuştur.

- Küresel salgının önümüze koyduğu bir başka gerçek ise yurtdışında çalışarak ülkeye katkıda bulunan işçilerimizdir. Özellikle Ortadoğu ülkelerinde çalışan vatandaşlarımızın önemli kısmı da işini kaybederek ülkemize döndü. Yurtdışı işgünün önemli bir kısmı Hatay ilinde yerleşik vatandaşlarımızdan oluşmaktadır. Bu vatandaşlarımız şimdi ciddi anlamda ekonomik sıkıntı ile karşı karşıya kalmışlardır. Pandemi toplumun her kesimini mağdur etmiştir. Ancak İşçilerimizi ekonomik olarak mağduriyetten öte yok etmiştir.

Soruyorum; pandemi dolayısı ile işini kaybeden işçi sayımız ne kadardır? Bunlarla birlikte ülkemizin kayıtlı işsiz sayısı ne kadar olmuştur? İşsizlik ödeneği veya kısa çalışma ödeneği olarak kaç işçimize ödeme yapılmaktadır. Bu rakamlar ne kadardır. Örneğin asgari ücretle çalışan bir işçimiz ne kadar ödenek alacaktır? Bu ödemelerin süresi ne kadar olacak? 4 Kişilik bir aile için yapılan ödeme, açlık sınırının altında mıdır? Böyle ise, aileyi korumakla görevli olan bakanlığınız ne gibi tedbirler alacak?

Asgari ücreti vergi dışı bırakmayı düşünüyor musunuz? SGK primlerinde indirim yapmayı düşünüyor musunuz? Yani ortalama 45 yıl prim ödemekle yükümlü bir vatandaşımız 44 yıl ödese ne olur? Ekonomiye nasıl bir yük getirir. Bununla ilgili bir çalışmanız var mıdır?

Yurt dışından salgın nedeniyle ülkeye dönen işçi yurttaşlarımız için ne yapacaksınız? Bu ailelere destek vermeyi düşünüyor musunuz?

-Özellikle genç işsizliğe yönelik olarak Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

- Bu dönemde hiçbir çalışanı olmayan ailelere yönelik hangi koruyucu tedbirleri aldı. Bunlar nelerdir?

Ayakkabıcılık başta olmak üzere sosyal güvenceden yoksun olan ve aynı zamanda işsiz kalan işçilerimiz için ne gibi önlemler alındı?

Bakanlığınız bu hususta esnaf ve meslek odaları ile bir çalışma yapıyor mu? Faaliyeti durdurulan iş yerlerine destek için Fon benzeri bir kaynak oluşturmayı veya hükümete önermeyi düşünüyor musunuz?

X

Sebze ve meyvede ucuzluk hayaldir

Son günlerde medyada sürekli “Sebze ve meyve fiyatları neden ucuzlamaz?” haberleri yer alıyor. Genelde de döviz kurlarında olan gerilemeye bağlı bir beklenti var. Tabii ki bu haberleri yapan basın mensupları, dövizin sebze fiyatlarını ne kadar etkilediğini bilmedikleri için halkı da beklentiye sokuyorlar. Sorunu anlatalım:

Turfanda üretim, tesis kurulduktan sonra toprak işleme ile başlar. Bu işlem traktörlerle yapılır. Daha sonra toprakta kalıntı bırakmayan kimyasallar da kullanılarak toprak dezenfekte edilir. Bu işlemde kullanılan mazot, traktör ve kimyasal fiyatlarında düşüş oldu mu? Hayır!

Toprak hazırlandıktan sonra tohum veya fidan dikim işlemleri yapılır. Daha sonra da sulama, gübreleme ve ilaçlama işlemleri gerçekleşir. Fide, fideleri sulama için gereken elektrik, zirai ilaç ve gübre fiyatlarında düşüş oldu mu? Hayır!

Sert kış günlerinde ürünlerimizi dondan korumak için seralarımızı ısıtmamız gerekir. Yakıt olarak kullanılan mazot, fueloil, doğalgaz ve kömür fiyatlarında indirim oldu mu? Hayır!

Sebze üretimini yaptıktan sonra ürünlerimizi toptancı hallerine götürürüz. Buraya götürürken nakliye, hallerin çiftçilerden aldığı vergiler, paketleme giderleri, devletin hallerden aldığı vergilerde indirim oldu mu? Hayır!

Hallerden metropollere ürün nakliyesi yapan lojistik firmaları vardır. Gerek mazot gerekse de firma giderleri için bir vergi indirimi veya teşvik ödemesi oldu mu? Metropollerdeki hallerde uygulanan bir vergi indirimi veya teşvik oldu mu? Tabii ki de hayır, hayır, hayır...

Gazipaşa’da en çok turfandası yapılan ürün salatalıktır. Üretim maliyeti 2.5. TL/kg civarındadır. Çiftçi eğer 2.5 TL’den aşağıya satarsa zarar eder. Üretim aşamasından sonraki giderler hep aynıdır. Paketleme giderleri, lojistik giderleri, vergi giderleri çok büyük bir devalüasyon olmadıkça aynıdır.

Tüketiciye ulaşana kadar sebze ve meyve fiyatlarındaki artışta dövizin etkisi o kadar fazla değildir. Eğer halkımıza ucuz sebze-meyve yedirmek istiyorsak üreticilerimize, paketleme ve lojistik firmalarına destek verilmelidir. Bu destek, çiftçilerimize üretim girdileri için vergi indirimi olabilir. Paketleme tesisleri için destekleme ve enerji indirimi olabilir. Lojistik firmaları için de ucuz mazot, köprü ve otoyolların bedava veya ucuz kullanımı olabilir.

Yani sırf döviz fiyatları gerilediği için sebze-meyve fiyatlarında düşüş beklemek hayalciliktir.

Yazının Devamını Oku

İmtiyazlı ortaklık hikâyesi

Ülkemizin AB’ye üyelik konusunda imtiyazlı ortaklık görüşü, çok eskilerde, Helmut Kohl’un başbakanlık döneminde başlar. 1989’da AB Karma Parlamento Komisyon Eşbaşkanlığı’nı yürüttüğüm dönemde bu konu ilk defa Hıristiyan Demokrat Partili bir milletvekili (Merkel’in partisi) tarafından dile getirilmişti.

Merkel, başbakan olarak 2000’li yılların başında Türkiye’ye ilk geldiğinde yaptığı toplantıda imtiyazı ortaklık önerisini tekrarlamıştı. “İmtiyazlı ortaklığın ne olduğunu anlamamız için elinizde bize sunabileceğiniz bir rapor var mı?” soruma, yardımcısına danışarak “Şu anda elimizde değil ama 2 hafta içerisinde size ulaştırırız” cevabını verdi.

Bir ay sonra, o toplantıda da bulunmuş olan Ankara’daki Alman büyükelçisine bir yazıyla Şansölyeden herhangi bir cevap almadığımı belirttim. Kısaca “Talebiniz Bonn’a iletildi” dendi. Daha sonra başbakanlığa gönderdiğim mektuplar cevapsız kaldı. İşin özeti şudur: Almanya başta olmak üzere Türkiye’ye tam üyelik dışında ne sunabilecekleri hususunda AB’nin kendisinde ve diğer hiçbir AB ülkesinde veya bir AB kurumunda, üniversitesinde taslak halinde dahi bir rapora veya ön çalışmaya rastlamadım. Varsa da erişemedim.

Sayın Merkel’in imtiyazlı ortaklık teklifinin iyi niyete dayandığına kesinlikle inanıyorum. Ama ne yazık ki altı boş bir öneri. 5 yıldır 4 milyon Suriyeliye en insani koşul ve olanakları sağlayan Türkiye’nin kıymetini bilmeyen, Birleşmiş Milletler’in 4 ayrı kararına imza atarak Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunu kabul eden ülkelerin “Türkler Ermenistan topraklarını işgal ediyor” diye çığlık attıkları, 25 yıllık Gümrük Birliği’nin yenilenmesini dahi gündeme almayan bir AB’de basit bir raporu dahi olmayan imtiyazlı ortaklık önerisi havanda su dövmekten öteye gitmez.

Bülent AKARCALI-Eski milletvekili ve bakan

OTOYOL ÜCRETLERİ VE MÜCBİR SEBEP

BİRÇOK kamu tesisi, özel şirketlere yaptırılıyor ve bunlara para kazanma garantisi veriliyor.

Otoyol köprüler ve tünellerde ‘araç geçiş’, havalimanı gibi ulaşım yerlerinde ‘yolcu garantisi’, hastanelerde ‘hasta’ garantisi gibi... Geçsen de geçmesen de hasta olsan da olmasan da bu paraları ödüyorsun. Üstelik bu yerlerin ücretleri çok yüksek. Örneğin İstanbul’dan Osmangazi Köprüsü’nden İzmir otoyol geçişi 367 lira, uçakla gitsen daha ucuz. Bir diğer şaşırtıcı gerçek: Garantili kazanç sağlayan bu yerlerin yapım ücreti, uzay yolculuğundan bile daha pahalı. Mars’a gidişin maliyeti 2.8 milyar dolar iken, İzmir Otoyolu’nun maliyeti 11 milyar dolar. Yani özel şirketlere İzmir’e otoyol yaptırana kadar, Mars’a 4 kere gidip gelebilirsin.

Yetmedi, mücbir sebep, yani beklenmeyen, olağanüstü hal durumlarında bu ücretlerde hiçbir ayarlama yapılmıyor. Salgın hastalık çıksa, geçiş ve kullanım yasakları gelse, bu hizmetler kullanılmasa bile yüksek ödemeleri yapıyorsun.

Yazının Devamını Oku

Yeraltı barajlarını ihmal etmeyelim

Yeraltı barajları yerüstü barajlarındakine benzer şekilde suyu yeraltında biriktiren su yapılarıdır. Bir diğer deyişle, yeraltında geçirimsiz bölgeler üzerindeki gözenekli jeolojik ortamlarda suyu depolamak veya depolanmış su miktarını arttırmak amacıyla inşa edilen mühendislik yapılarıdır.

Bu barajların yerleri için genellikle yeraltında su tutan tabakanın sığ olduğu dar vadi bölgeleri tercih edilir.

AVANTAJLARI NELERDİR?

Yeraltı barajlarında tesislerin hemen hemen tamamının yeraltında olması nedeniyle yerüstü rezervuarlarındaki gibi çok uzun süren kamulaştırma çalışmaları yapılması, kamulaştırma bedeli ödenmesi söz konusu değildir. Bunun yanı sıra suyun depolanması tamamen yeraltında olduğundan yeraltı barajları yüzeysel kirleticilere karşı güvenlidir. Biriken suyun buharlaşma kaybı olmaz. Ayrıca toprak örtüsü ve altındaki tabaka yeraltı barajına süzülen sular için doğal arıtma işlevi görür.

Ancak yeraltı barajlarında özellikle akış yukarısında tarımsal faaliyet bulunan projelerden gelen nitrat kirliliği, yeraltı baraj suyunun kalitesini düşürebilir. Barajın akış aşağısına su geçmediği için orada da sorunlar yaşanabilir.

Türkiye’de bu konudaki ilk çalışmalar DSİ tarafından 1990’lı yıllarda Çeşme ve Sivas’ta içme suyu amaçlı başlatılmış ancak asıl inşaata geçiş 2003’te Kırıkkale ve Çorum’da gerçekleştirilmiştir. Son 10 yılda bu inşaatlar artmış ve İskilip ve Baskil, Elmadağ, Yahşihan, Kalecik, Malıboğazı projeleri yapılmıştır. Ülkemizde yapılan yeraltı barajları daha çok yerel tarımsal sulama amaçlı gerçekleştirilmiştir.

KURAK DÖNEMLERDE KURTARICI

Bu barajlar daha çok yerel ölçekte içme suyu ve sulama suyu ihtiyacı için kullanılabilirler. Orta Anadolu başta olmak üzere Türkiye’nin birçok bölgesinde bu barajlar kuraklıkla mücadelede su yönetimi araçlarından biri olabilir. Ancak Türkiye’nin yeraltı suyunu koruma ve kullanma ile ilgili eksiklerini hızla tamamlaması gerekir.

Dursun YILDIZ-İnşaat mühendisi, su politikaları uzmanı, Su Politikaları Derneği Başkanı

Yazının Devamını Oku

AB, Türkiye’ye ne yapacak?

Tavak Vakfı Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen, AB zirvesi öncesi önerilerini şöyle özetliyor: Türkiye 2021 yılına AB’ye ağırlık vererek başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk olarak AB büyükelçilerine Ankara’da yaptığı konuşmadan sonra, Ankara’ya gelen Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’la bir görüşme oldu. Bu toplantılarda özel statü Türkiye tarafından dile getirilmedi. Bu çok büyük bir hata. Türkiye’nin 23 Mart’ta yapılacak AB Zirvesi’nde bu sefer ciddi bir sonuç alması lazım. Artık yaptırımlar konusu tamamıyla gündemden düşmeli. Tersine, “AB, Türkiye için neler yapabilir?” görüşü ağırlık kazanmalı.

Öncelikle Schengen bölgesinin Türklere açılmayacağı ortaya çıktı. Buna karşılık AB’de özel statü çerçevesinde Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği’nde yer almamız, ikinci ayak olarak Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesi ve Türkiye’nin taraf olmasıyla birlikte kararlarda imzası olması gerekli. 20 Ocak’ta işbaşına gelen Biden, önemli bir adım olarak Transatlantik Paktı’nı tartışmaya açacak ve gerçekleştirecek. Dolayısıyla Gümrük Birliği’nin yenilenmesiyle bizde bu paktın içinde olabiliriz. Üçüncü olarak, özel statü ayağını ise AB bütçesine katkı vermek ve katkı almak oluşturmalı. Bu üç adım, Türkiye’nin AB’ye giden yolunda şu anda alacağı en büyük mesafe olacak.

AB’ye tam üyeliğin diğer iki ayağı olan politik katılım ve serbest dolaşım hakkı, şu an için fazla gerçekçi görünmüyor. Politik katılım, önemli bir diğer ayak olarak ortaya çıkıyor. Bu konuda da AB ülkeleri büyüklük açısından Almanya’yla aynı düzeyde olan 83 milyonluk Türkiye’nin 76 parlamenter ve 29 oy hakkı ile AB Konseyi’nde yer almasını istemiyor. Bunlar ilk 3 ayaktan sonra tartışılacak konulardır.

TAVAK Vakfı olarak ‘AB ile Türkiye arasında imtiyazlı ortaklık’ meselesini önemli buluyoruz. Bu konuda 2000’li yılların başında Almanya Başbakanı Merkel’in ve Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin ortaya attığı imtiyazlı ortaklık statüsü, Türkiye’nin önünü açacak ve Avrupa’nın da yararına olacak bir konudur. Son günlerde bunu TAVAK Vakfı olarak gündeme getirmekteyiz ve Türkiye’de de kamuoyunun bu konuyu gündeme almasında da büyük yararlar görmekteyiz.

GÜNÜN SÖZÜ
“MÜKEMMEL insan olmayın, iyi insan olun.” Doğan CÜCELOĞLUTÜİK’TEN ‘DOSDOĞRU’ VERİLER BEKLENİYOR

AÇIKLADIĞI enflasyon ve işsizlik rakamlarıyla kamuoyunun tepkisini çeken TÜİK Başkanı’ndan siyasi irade de hoşnut olmadı ki değiştirildi.

Mutfakta yangına yol açan, dar gelirli milyonlarca insanın pahalı fiyatından ötürü yanına bile yaklaşamadığı temel tüketim maddeleri ile çarşı-pazar enflasyonunun yüzde 40’a dayandığı ortamda TÜİK, 2020 yılı enflasyonunu akıllara ziyan bir şekilde yüzde 14.6 olarak açıklamıştı. Ucuz kış sebzeleri pırasa ve karnabaharın bile kilosu 10 liradan satılıyor. Nasıl oluyor da enflasyon yüzde 14 çıkıyor? Anlamak olası değil. Düşük açıklanan enflasyon rakamından memur ve emekli maaşlarına cüce zam yapılıyor, kaybeden sabit gelirli oluyor.

Yazının Devamını Oku

Eşkıyaya ordu kurmak olmuyor

Gara bölgesinde konuşlanan terör unsurlarına yapılan harekât sonucu, arka planda kalan büyük bir trajedi ortaya çıktı. Buraya düzenlenen hava harekâtı olmasa, muhtemelen uzun zaman bilgi edinmek, mümkün olmayacaktı. Yüzlerce uçak ve yaptıkları sayısız sortilerden bahsediliyor.

Meclis’te yapılacak genel görüşmede bu konuların açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Terörle mücadelede, muhalifi-muvafığı herkes, sonuna kadar iktidara destek oluyor.

İktidar ise ABD Dışişleri Bakanlık Sözcüsü bir zibidinin açıklamasını muhatap alıyor, muhalefete sataşıyor.

Suriye’nin kuzeydoğusunda, binlerce TIR’lık lojistik destekle eşkıyaya ordu kuranların kaçırılan insanların akıbetini dert etmesini beklemek, Trump’tan okeye dördüncü olmasını beklemeye benziyor.

Biz kendimize bakalım.

TSK, FETÖ illeti ile enfekte edilmesine rağmen bugün ahlak ve moral kapasitesinin, fiziksel kapasitesinin çok üstünde olan dünya çapında bir güç.

Libya, Suriye, Azerbaycan/Karabağ; her yerde bayrak gösteriyor. Uğradığı Ergenekon zilletine rağmen vatan mevzubahis ise ateşin üzerine yürüyor.

Kandil’e bayrak dikmekten bahsedenler, gün bugündür. 

Yazının Devamını Oku

Özgürlük olmayınca yaratıcılık olmaz

Matematik bilgini Prof. Dr. Ali Nesin’in 2014’te anlattıklarını, bugün hâlâ değerini koruduğu için yayınlıyoruz.

“Hemen hemen her eğitim sistemi başarıya çok odaklı. Öğrenciler illa başaracak. Başarmak üzerine, ana-baba, mahalle baskısı var. Çocukların başarısızlıktan ödü patlıyor. Özgürlüğün olmadığı bir ülkede yaratıcılık da olmaz ve Türk eğitim sistemi hiçbir şekilde özgür değil. Militarist bir eğitim sistemimiz var. Okul binalarına bak, resmen hapishane. Demokratik bir ülkede eğitim bakanlığı, MEB bile değil, hükümetlerden, ideolojilerden bağımsız olmalı.

Bir üniversitede matematik, felsefe, sanat mutlaka olmalı. Çünkü bunlar meslek değildir. Bir varoluş ve düşünme biçimidir. Belli bir işe yaramaz. Hiçbir işe yaramadığı için her şeye yarayan dallardır bunlar. Ama toplumda prim yapmazlar, para kazandırmazlar, bunlar meslek değillerdir.

Bunların desteklenmesi gerekir. Temel bilim olmadan teknolojik gelişme olmaz. Türkiye bir mühendisler ülkesi. TÜBİTAK’ı da maalesef mühendisler ele geçirmiş. Bilimsel gelişmeyi teknolojik gelişme olarak algılıyorlar. Tek amaçları elektrikli araba yapmak. En sonunda yapacağım bir tane elektrikli araba, önlerine koyacağım. Toplum çok değişti. Sürekli internet, televizyon, cep telefonu... Hep bir dış etken var. Çocuklar hiç yalnız kalamıyor. Oysa düşünmek demek yalnız kalmak demektir. Temel bilimlerde iyi olmak için zeki doğman gerekmiyor, yoğunlaşabilmen gerekiyor. Temel bilimlerde, mantıkta, matematikte iyi olmak bu konuda çalışmaktan değil yazmaktan ve okumaktan geçer. Bana anne-babalar ‘Ne yapalım çocuğun matematikte gelişmesi için’ dediklerinde; bol bol kitap okusun, spor yapsın, sıkılıncaya kadar tek başına kalsın derim. İnsanın kendi zihninden zevk almayı öğrenmesi lazım.”

GÜNÜN SÖZÜ“MEMLEKETİN yarısı düşünmekten uyuyamıyor, diğer yarısı da uyumaktan düşünemiyor.” Ersoy ÖNGÜNCHP’de ince taktikler hoş karşılanmıyor‘MEZHEPSEL DARBE’

CHP’de, partiye yakışmayan şeyler oluyor. Yine rollerde İmamoğlu ve Kaftancıoğlu yer alıyor.

Anlatılanlara göre, Ekrem İmamoğlu kendisine yakınlığı ile bilinen ve babasını kaybeden Sultanbeyli İlçe Başkanı Hayati Bozkaya’ya beş gün önce taziye ziyaretinde bulunuyor. Bu arada “Bizi niye çağırmadınız” diye Bozkaya’ya tepki gösteren 9 ilçe yönetim kurulu üyesi istifalarını veriyor. Toplu istifa nedeniyle yönetim düşmüş oluyor. Bu arada duruma müdahil olan il başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun istifaları hemen kabul etmesi dikkat çekiyor. İstifaların hiç olmazsa bir gün sümen altı edilmemesi krize sebep oluyor. Birçok üye ‘ince taktiklerin’ partiye yakışmadığını söylüyorlar. İlçenin düşmesi nedeniyle tepkili olan ilçe başkanı Hayati Bozkaya, sosyal medyadan yaptığı açıklamada “Sultanbeyli’de yakalamış olduğumuz siyasi ivmeyi bu arkadaşlar çıkarları ve menfaatleri uğruna aşağı doğru çekmişlerdir” diyor.

CHP, Sultanbeyli’de ilk defa meclis üyesi çıkarmıştı. Bunun yanı sıra istifacılardan 5’inin de Ataşehir Belediyesi’nde çalıştığı gündeme getirilmişti.

Sultanbeyli, Kars, Ardahan ve Iğdır Derneği de bir açıklama yaparak istifaları “

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasa ve 1921 Anayasası ruhu

Cumhurbaşkanı uzay yolculuğuna paralel olarak yeni anayasa konusunda da ısrarlı görünüyor.

Dünkü grup toplantısında, herkesi ‘işbirliğine’ davet etti. Onlar-bunlar diye diye bugünlere geldi ama bugün, ‘toplumsal sözleşme’ için kimseyi dışlamıyor, en azından görüntü öyle.

Ortak noktaların varlığından bahsediyor, farklı düşünceler için de bir uzlaşma süreci öneriyor.

Cumhur ittifakı üzerinden bütün Türkiye’ye ayar vermekten vazgeçmiş bir hali yok ama anayasa konusunda paydaş görünenlere çiçek atıyor, tatlı sos olarak da Cumhuriyet’in yüzüncü yılına vurgu yapıyor.

Özetle, muhalefete “Zamanının en modern devlet projesi olan Cumhuriyet, muhtelif denemelere rağmen şöyle dört başı mamur bir anayasa yapmayı beceremedi, biz cumhur ittifakı olarak bu işe sıvandık, bir el atın” demeye getiriyor.

Sanırsınız, ‘aküsü boşalmış bir araba’ koca Cumhuriyet, elbirliği ile yokuş aşağı vurdurulup çalıştırılacak.

Adalet Bakanı, “1921 Anayasası’nın ruhu ile Cumhuriyet’i taçlandıracağız; her inancın, her anlayışın yansıtıldığı bir toplumsal sözleşme” müjdesini vermiş!

Tarih konusunda bir yanılgı var gibi, neden 1924 (Cumhuriyet sonrası) Anayasası değil de Cumhuriyet öncesi 1921 Anayasası referans alınıyor net değil, ayrıca madde içerikleri bakımından, hedeflenen uzlaşma ve bugünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile hiç alakası yok.

- İcra kudreti ve teşri selahiyeti; milletin yegane ve hakiki mümessili olan TBMM’de tecelli ve temerküz eder. (m. 2)

Yazının Devamını Oku

Pahalılık tablosundan kimse memnun değil

Koronavirüs salgını ile birlikte gıda fiyatlarında daha da ciddi bir hızlı artış yaşanıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ocak ayı enflasyon rakamlarında, ocakta tüketici fiyat endeksi aylık bazda yüzde 1.68, yıllık bazda yüzde 14.97 artmış. Gıdada ise bu artış yüzde 2.48 ve 18.11 olmuş. Bunlar resmi rakamlar. Çarşı pazara çıkınca, markete gidince aslında bunun daha yüksek olduğu hemen anlaşılıyor.

Birleşmiş Milletler 2021 yılını ‘Uluslararası Meyve ve Sebze Yılı’ ilan etti. Bu yıl beslenmede meyve ve sebzenin öneminden, üretimden tüketime çalışmalar yapılacak, etkinlikler düzenlenecek. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre insanların günlük ortalama en az 400 gram meyve, sebze tüketmesi öneriliyor. Ocak ayı istatistiğine bakıyoruz, işlenmemiş gıda yani yaş meyve ve sebze fiyatları yıllık bazda yüzde 10.22 yükselmiş görünüyor. Gerçekte bunun da daha yüksek olduğu muhakkak.

Yine verilere bakarsak Türkiye, dünya sebze üretiminde 4. sırada, meyve üretiminde 5. sırada görünüyor. Buna göre, ülkemiz ‘sebze ve meyve ambarı’ olmalı. Ama bu fiyatlarla ne doğru dürüst alıp tüketebiliyoruz, ne de bu potansiyeli ülke olarak yeterince değerlendiriyoruz. Bu sütunlarda tarım ve gıda konularına sıkça yer veriyoruz. Üreticiden, tüketiciden aldığımız mesajlara bakılırsa hem üreten, hem de tüketen şikâyetçi.

TARLA İLE MARKET FARKI

Hangisinin penceresinden bakarsanız bakın, herkes kendine göre haklı. Kimse bu durumdan memnun değil. Çünkü tarla ile market arasındaki fiyat farkı, ekonominin kurallarıyla izah edilemeyecek derecede yüksek. Halk, haklı olarak sebze ve meyve fiyatlarındaki ‘hızlı artışı’ sorguluyor. Üreticiler de haklı olarak sattıkları ürünlerin marketlerdeki yüksek fiyatlarına aynen tüketiciler gibi anlam veremiyor. Üretici, örneğin 1 liraya sattığı domatesin İstanbul’a gelinceye dek 7-8 lira olmasına şaşırıyor.

Kurulan ‘Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları Analiz Müdürlüğü’ bu konuda çalışacak. 8 Şubat’ta faaliyete geçen bu müdürlük bakalım ne rapor verecek, göreceğiz. Biz de takipçisi olacağız. Üreticinin daha çok kazanacağı ama tüketicinin de daha makul fiyata satın alabileceği bir sistem bulunmalı. Yoksa tek bir ürünü alıp kamu aracılığıyla veya belediyeler aracılığıyla satmak çözüm getirmez. Makul fiyata bir litre ayçiçeği veya bir adet ekmek almakla sorun çözülmüyor. Ne üretici, ne tüketici bu durumdan memnun değil. Ekonomi yönetimi de hoşnut değil, çünkü enflasyon sepetinde gıda fiyatları ve özellikle yaş meyve ve sebze fiyatlarındaki artış enflasyon artışına da yol açıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da konuya bizzat el atması boşuna değil.  

GÜNÜN SÖZÜ
“AKP’yi sorguladık diye terk edildik. Siyaset doyma ve doyurma yeri değildir. Tüm kurumlara zarar verildi, dış politikada kimliğimizi unuttuk.” Kemal ALBAYRAK - AKP kurucusu

CİNAYETE YASAL KORUMA SAĞLANAMAZ

Yazının Devamını Oku

Sigara içmek artık hastalık

Ülkemizde her 10 kişiden 3’ü sigara içerken, içen her 10 kişiden 7’si de sigarayı bırakmak istiyor. 9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü vesilesiyle sigarayı bırakmanın faydaları ve COVID-19 döneminde sigara içmenin risklerine değinen İzmir Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Dalı öğretim üyesi ve Türk Toraks Derneği Tütün Kontrolü Çalışma Grubu üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç, önemli bilgiler paylaştı.

“Sigara bağımlılığını artık bir hastalık olarak kabul ediyoruz” diyen Prof. Kılınç, “Sigara bağımlılığı, istendiği zaman terk edilen bir durum, basit bir alışkanlık ya da sosyal bir davranış değildir. Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, verem gibi tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Sigara bağımlılığı sağlık çalışanları tarafından müdahale edilirse, bilimselliği kanıtlanmış etkili ilaçların yardımıyla kolayca tedavi edilebiliyor. Tüm tütün mamulleri, elektronik sigara ve diğer ısıtılmış tütün ürünleri de dahil, güçlü bir bağımlılığa yol açan nikotin içerir. Maalesef nikotin bağımlılığı, diğer eroin, kokain gibi madde bağımlılıkları ile eşdeğer bir bağımlılıktır” dedi.

ALO 171’İ ARA

Prof. Dr. Oğuz Kılınç “10 sigara içene sorduğunuzda 7’si ‘Sigarayı bırakmak istiyorum’ diyor. Ancak bu 7 kişiden sadece 3’ü sigara bırakmak için herhangi bir girişimde bulunuyor. Hastaların kendi kendilerini bağımlılıktan kurtarması 100 kişiden 3-4’ünde mümkün olabiliyor. Gerekli etkili tedaviler uygulanırsa tütünden kalıcı olarak kurtulma oranı yüzde 30’a kadar çıkabiliyor” diyor.

ALO 171’i arayarak en yakın sigara bırakma polikliniğinden randevu alın ve sigaradan elinizi çekin!

GÜNÜN SÖZÜ

“CHP’li arkadaşlarla yolumu ayırıyorum. FETÖ’cülerle, Soros’çularla yolumu ayırıyorum. Henüz bıyıklarım terlememişti, o zaman dağlara taşlara CHP ve Karaoğlan yazan bir gençtim. O zamandan beri Atatürkçüyüm, Cumhuriyetçiyim ve kurucu değerlere sahibim. Türkiye sahipsiz değildir. Girin koluma.” Muharrem İNCE

PANDEMİ BAKLİYATIN ÖNEMİNİ ORTAYA ÇIKARDI

Yazının Devamını Oku

Türkiye’de kronik kömür kirliliği korkutuyor!

Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL:Health and Environment Alliance), 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde ‘Türkiye’de Kronik Kömür Kirliliği: Kömürün Sağlık Yükü ve Kömür Bağımlılığını Sonlandırmak’ raporunu yayınladı. Rapor, termik santrallardan kaynaklı hava kirliliğinin yarattığı sağlık sorunları ve bunun mali yükünü gözler önüne seriyor.

Türkiye’de santral bazında sağlık etkilerini ve buna bağlı maliyetleri hesaplayan ilk çalışma olan rapor, kömür santrallarının yarattığı kirliliğin her yıl 53.6 milyar TL’ye yakın sağlık maliyetinin olduğunu ortaya koyuyor. Bu ise toplam sağlık harcamalarının yüzde 27’sini oluşturuyor. Rapor aynı zamanda kömürlü termik santralların yarattığı hava kirliliğine bağlı olarak her gün 13 kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor ve aralarında filtreli santralların de bulunduğu en kirli 10 termik santralı açıklıyor.

- 2019’da Türkiye’de işletmede olan linyit, taş kömürü veya asfaltit kullanan 28 adet büyük elektrik santralını (100 MW ve üzeri kurulu güce sahip) inceleyen raporun başyazarı, HEAL Türkiye Sağlık ve Enerji Politikaları Kıdemli Danışmanı Funda Gacal, “2019’da Türkiye’nin sağlık harcamaları 201 milyar TL olarak açıklandı. Bu meblağının yüzde 27’si ise kömür kaynaklı sağlık sorunlarına harcandı” diyor.

KRONİK VE AKUT

Kömürlü termik santrallar, pek çok kronik ve akut hastalığın nedeni. 2019’da bu santrallar Türkiye’de 26 bin 500 çocuk bronşit vakası, 3 bin erken doğum, 3 bin 230 yetişkin bronşit vakası, bununla birlikte 11 milyon 300 bin hasta geçirilen güne ve hastalık nedeniyle 1.4 milyon iş günü kaybına neden oldu.

Kömürlü termik santralların yol açtığı erken ölümler de raporun temel bulguları arasında yer alıyor. Buna göre, 2019 yılında bu santrallar yaklaşık 5 bin erken ölüme neden oldu, yani günde ortalama 13 kişi kömürün yarattığı kirlilik nedeniyle hayatını kaybetti. 19 GW’lık mevcut kurulu kömür gücüne ek olarak toplam 33 GW’lık 30 yeni kömürlü termik santral projesi bulunuyor.

FİLTRE TAM ÇÖZÜM DEĞİL

Raporun başyazarı Gacal, kömürlü santrallarda en iyi filtre sistemlerinin dahi bacalardan yayılan hava kirleticilerini yalnızca bir noktaya kadar azaltabildikleri için kronik hava kirliliğine çözüm olmuyor. Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nden (HASUDER) Yrd. Doç. Dr. Melike Yavuz, kömürlü termik santrallar başta olmak üzere tesis bazında hava ve suyu kirleten tüm emisyon verilerinin kamuya açılması gerekiyor. Bazı öneriler de şöyle:

“Mevcut ve eskimiş kömürlü termik santralların en kısa sürede kapatılması ve yenilerinin inşa edilmemesi. Sağlık ve çevre etki değerlendirmeleri ile bilinçli enerji seçimleri yapılması. Enerji sektöründe şeffaf bir raporlama sistemine geçilmeli, sağlık istatistikleri kamuya açılmalı. Enerji, iklim ve temiz hava konularının görüşülüp, karara bağlandığı yerlerde sağlık aktörlerin yer almalı.”

Yazının Devamını Oku

CHP’de kriz önlenemez miydi?

24 Haziran seçim gecesi başlayan kriz büyüyerek bugüne geldi. CHP ‘dostlarıyla’ iktidar yürüyüşünde olduğunu söylerken CHP’den kopuşlar başladı. CHP’den başlayan istifa süreci neye yol açacak, hep birlikte göreceğiz. Kılıçdaroğlu, yaşananları göremedi mi? Yoksa Kılıçdaroğlu bu sürecin yaşanmasına bilinçli olarak “yol” mu verdi? CHP kongre-kurultay sürecinde bir değişim sağlayarak bugünkü tabloya engel olabilirdi. 

Ancak engel olmak yerine İstanbul, Ankara, İzmir örgütlerine dayatmalı il başkanları atandı. Yetmedi, kurultay alelacele yapılarak sağlıklı bir değişimin önü kapatıldı. Ve yok hükmünde bir kurultay yapıldı. 

Arkasından eski MYK yapısı neredeyse aynen korundu. Seçilemeyen MYK üyeleri “danışman” adı altında yeniden atandı. Adeta kurultay sonuçları yok sayıldı. 

Daha önemlisi, tepki çeken Oğuz Kaan Salıcı ve Seyit Torun gibi isimlerle eski MYK üyeleri yeniden atandı. Yalnızca Canan Kaftancıoğlu ve Oğuz Kaan Salıcı isimlerinde ısrar edilmeseydi belki CHP’de bu kadar tepki olmazdı. Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’nun desteğine rağmen Kaftancıoğlu il kongre delegelerinin yarısının bile oyunu alamadı. 

Ne Kaftancıoğlu’nun ne Salıcı’nın ne de söylendiği gibi ‘10 Aralık Hareketi’nin CHP’de bir gücü ve karşılığı yok. Kılıçdaroğlu’nun ısrarlı çabalarıyla varlar. Bugün yönetimden alınsalar, yarın selam verenleri olmaz. Peki, Kılıçdaroğlu bu isimler üzerinden kriz yaratacağını bile bile bu isimleri neden yönetimde tuttu? 

Yoksa Kılıçdaroğlu CHP’de bir ayrışma için durumu fırsata mı cevirdi?

GÜNÜN SÖZÜ

“ZAMAN

Yazının Devamını Oku

AB aşıda altüst oldu

AB ile aşı üreticisi firmalar arasındaki tedarik kavgası sürüyor. Avrupa İlaç Ajansı’ndan ‘acil kaydı’yla onay alan Pfizer/BioNTech, Moderna ve AstraZeneca firmalarının birden “Bu kadar aşıyı hemen veremeyiz. Üretimde sıkıntı var” demeleri, Almanya’nın aşı planlarını da altüst etti. 27 Aralık’ta 80 yaş üstünü aşılamaya başlayan Almanya bugüne kadar sadece 2 milyon civarında aşı yapabildi.

Aşı merkezleri şimdilik kapandı. Almanya’da dün itibarıyla 57 bin kişi virüs kurbanı oldu. Virüs bulaşan sayısı 2.2 milyon civarında. Alman Sağlık Bakanı Jen Spahn, aynen şöyle demiş: “Temelde Almanya’da Rus ve Çin korona aşılarının kullanımına açığız. Bir aşının üretildiği ülkeden bağımsız olarak güvenli ve etkili olduğu tespit edilirse, pandemiyle başa çıkmaya yardımcı olur.” Bavyera Eyaleti Başbakanı da “Rus ve Çin aşıları da Avrupa’da test edilmeli. Güvenli ve verimli ise bunları da kullanalım” demiş... Bu haberleri duyan Rusya da AB’ye ikinci çeyrekte 100 milyon doz ‘Sputnik V’ aşısı sağlayabileceğini, aşının onaylanması için Avrupa İlaç Ajansı’na başvuru yapıldığını duyurdu. Merkel eyalet başbakanları, sağlık bakanları ile ‘aşı zirvesi’ yapıyor. Ancak açıklamalara göre, zirveden pek bir şey çıkmayacağı söyleniyor.

Manzaraya göre, galiba biz Avrupa’ya göre daha iyiyiz diyebilir miyiz?

GÜNÜN SÖZÜ

“KEMALİZM milli ve evrensel bir ideolojinin adıdır. ‘Sosyal demokrasi’ ise beynelmilel ve gayrimilli bir doktrinin adıdır.”
Tahir ÇALGÜNER

‘MİTOLOJİNİN OĞLU’NU UĞURLADIK

“ŞADAN Gökovalı’ya arkadaşım, oğlum desem azdır. Çünkü mevcut insanlar arasında beni temadi ettirecek, daha doğrusu temadi ettirmeye en müsait insan odur. Ölürsem ölüm bana galebe çalmamış olacak. Çünkü Şadan var.” (Cevat Şakir)

Balıkçı’nın gözünde ölümsüzlük idi Gökovalı

Yazının Devamını Oku

Pahalılık ve oyun teorisi

Almanya’da “Yemek ve içmek bedeni ve ruhu bir arada tutar” diye bir atasözü var. Gıda piyasasında hâkimiyet Aldi, Edeka, Kaufland, Lidl, Rewe, Netto, Penny, Hit, Real gibi binlerce mağazası olan zincir şirketlerin elindedir. Aralarında kıyasıya bir rekabet olduğu herkesçe bilinir. Sürekli fiyat düşürerek rakiplerini zorlarlar. Birkaç yıl önce ABD’nin en büyük mağazalar zinciri Wallmart, büyük bir kâr iştahı ile Alman pazarına girdi. Kısa sürede rekabete dayanamayıp her şeyi yok pahasına satıp toplanıp gitti. Almanya’da gıda ihtiyaç maddeleri satan yabancı zincir markalar yoktur, olmaz. Çünkü yerli şirketler dolaylı olarak buna izin vermez. Unutmayın.

Ülkemizde gıda fiyatları da halkın canına tak etti. Her kafadan bir ses çıkıyor. Halbuki üniversitelerin görevi, öncelikle bunu çoktan bilimsel araştırıp halka duyurmak ama nedense yapmıyorlar. Fahiş artışın sebebi nedir? Üretici mi, aracı mı, zincir marketler mi? Tarladan sofraya uzanan zincirde fiyatların artmasının nedeni ne? Nihayet devlet konuya el attı. Takip ve kontrol mekanizması kurdu. Anormal fiyat artışları takip edilecek. Almanya’daki dostlarla telefonla konuşurken gıda fiyatlarını sorduk. Salgına rağmen yüzde 2-3’ü geçmemiş. Mesela zeytinyağı. Nakliyatı da dikkate alırsak zeytinyağı fiyatı neredeyse aynı. Biz en fazla zeytini, yağını üreten ülkeyiz. Almanya’da zeytin ağacı mı var?

AKIL OYUNLARI

Almanya’daki dostumuz telefonda ‘Akıl Oyunları’nı hatırlattı. Baktık, fiyat artışları bize 2015’te üzücü bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden, Nobel ödüllü matematikçi John Nash’i hatırlattı. Nash’in hayatını anlatan ‘Akıl Oyunları’ filmine de konu olan ünlü ‘oyun teorisi’ ile sadece matematikte değil hayatın birçok noktasında çığır açmıştı. Detaya girmeye gerek yok. Klasik ekonomide rekabet her zaman tüketici lehinedir, rekabet artıkça fiyatlar düşer. Ama rekabetin yönetilmesi oyun teorisinin iyi okunmasına bağlıdır. “Herkes kendisi için en iyi olanı yaparsa en iyi sonuca ulaşır” denilir. Ancak Nash durumun hiç de öyle olmadığını anlatır. Nash “En iyi sonuca ulaşmak için bireylerin hem kendisi hem de herkes için en iyiyi yapması gereklidir” der, ‘denge’nin böyle bulunacağını gösterir. 

Bu bize neyi gösteriyor? Tüketiciler uygun fiyat peşinde koşsa bile diğer oyuncular, yani zincir marketlerin stratejileri sabit kaldığında denge değişmez. Strateji değiştiren oyuncu, kendi durumunu tek taraflı olarak iyileştiremez. Adam Smith’in “Gruptaki herkes kendisi için en iyi olanı yaparsa en iyi sonuca ulaşılacaktır” teorisi çoktan geçerliliğini kaybetti. Yani halk uygun fiyatlı gıda peşinde koşarken, zincirlerin kârlarını artırmak istemeleri “Bir oyuncunun kaybı diğerinin kazancıdır” fikrine hizmet eder ki bu sorunu çözmez. Bizden söylemesi...

GÜNÜN SÖZÜ

“‘BÜTÜN renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler’ diyor şair. Son dönemlerde demokrasinin bütün renkleri siliniyor ama birincilik ‘milli irade’nin!” Hayati ÖZKAN

CHP’DE KADRO HAREKETİ

CHP

Yazının Devamını Oku

‘Komşu kıskançlığı’

Avrupa’nın 4’üncü büyük konteyner limanı Asyaport’un Avrasya deniz ticareti üzerindeki büyüyen etkisi Yunanistan’da rahatsızlık yarattı. Yunan koramiral Nikolaos Papanikolopoulos, Asyaport’un ülkesindeki Dedeağaç Limanı’nı tehdit ettiğini dile getirdi. 300 bin metrekare alana 2 bin 100 metre rıhtım uzunluğuna ve yıllık 2 milyon 500 bin TEU elleçleme kapasitesine sahip Asyaport, Asya ile Avrupa arasında yürüttüğü köprü görevini her geçen gün perçinliyor. Yakın gelecekte dünyanın ticaret dengelerini değiştirecek Çin’in ‘Bir Kuşak Bir Yol Projesi’ ile önemi bir kez daha anlaşılan Türkiye’nin en genç limanlarından Tekirdağ’daki Asyaport’un önlenemez yükselişi, Yunanistan tarafından rahatsızlıkla karşılanıyor.

Denizkartali.com sitesindeki ‘Trakya’da gelişme neden yavaş’ başlıklı yazısında Papanikolopoulos, Asyaport’un Dedeağaç Limanı’nı tehdit ettiğini vurgularken, Türkiye’deki yeni gelişmelerin de Yunanistan açısından tehdit kabul edileceğini dile getiriyor. Saros Körfezi’nde kurularak Rus doğalgazını Avrupa’ya ulaştıracak FSRU Limanı için de “Bölgemizdeki ünlü gelişmenin neden hâlâ yakalanması zor bir rüya olduğunu merak ediyorum” diyor. Yunan komutan şöyle devam ediyor:

KOMŞUMUZ TEKİRDAĞ

“2010’de ekonomik kriz ve muhtıra başlarken, İstanbul-Dedeağaç karayolu arasında, Marmara Denizi’nin ortasında yer alan komşumuz Tekirdağ’da Asyaport, sıfırdan yeni bir modern konteyner terminalinin kurulması için çalışmalara başlamıştı. Proje, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından dört kredi ile 100 milyon doları aşan bir tutarla finanse edildi.”

Bir başka makalesinde de Asyaport’un, Dedeağaç Limanı’nı da tehdit ettiğini yazıyor.

Asyaport’un MSC ile yıllık 500 bin TEU’yu işlemek için anlaşma yaptığının altını çizen Papanikolopoulos, Cenevre merkezli Mediterranean Shipping Company’nin (MSC) dünyanın en büyük ikinci konteyner taşımacılığı şirketi olduğunu da ekliyor.

ASYAPORT, AMİRALİN YÜREĞİNİ PARÇALIYOR

“Asyaport, Çorlu Avrupa Serbest Bölgesi’nin yanında yer almaktadır. Çorlu A.S.B., bazı durumlarda özel gümrük ve vergi rejimine sahip, büyük çokuluslu şirketlerin üretim hatları ve üretim hacmi olan 170 küçük, orta ve büyük işletmesi ile 2 milyon metrekarelik bir sanayi parkıdır. Türkiye dışına yüzde 85’ten fazla ihraç edilen ürünler tamamen vergiden muaftır. Çorlu A.S.B., karayolu ve demiryolu ağına bağlıdır ve aynı zamanda toplam bin 200 kişiye istihdam sağlayan bir lojistik merkez olarak işlev görmektedir. Limanda kullanılan elektriğin bir kısmı güneş panelleri ile üretilirken yakıt tüketimini yaklaşık yüzde 95 oranında azaltan elektrikli vinçlere (E-RTG) sahiptir” diyen Papanikolopoulos “son haberlerin Yunanistan için yürek parçalayıcı olduğunu” söylüyor ve “Asyaport’un tehlike çanlarını çaldırmasının üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen hâlâ kendi limanımızın gelişimine uyanamadık. Başa döndük. Rekabette yeni bir gecikmeden bahsederken son haberler yürek parçalayıcı” diyor. Temmuz 2020’de, devlete ait petrol ve gaz şirketi BOTAŞ’ın Saros Körfezi’nde yeni bir yüzer depolama-yeniden gazlaştırma birimi (FSRU) inşaatı ile Türkiye’nin çok öne çıktığına dikkat çekiyor.

Yazının Devamını Oku

Çiftçi borçları ‘yayılmalı’

TZO Birliği Başkanı Şemsi Bayraktar diyor ki: “Hükümetimizden beklentimiz, acil olarak çiftçimizin bankalara ve tarım kredi kooperatiflerine ödeyemediği için takibe düşen borçların faizsiz olarak uzun vadeye yayılması ve üreticilerimizin rahatlatılmasıdır.”

ÇEK OLAYININ ARKASINDA FETÖ OLDUĞUNA ESNAF ARTIK İNANDI

CHP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır, TBMM’ye, üreticinin tarım kredi kooperatifleri ve başta Ziraat Bankası olmak üzere tüm kamu bankalarına olan kredi borçlarının faizlerinin silinmesi ve kalan anapara tutarının taksitlendirilmesine ilişkin kanun teklifi sundu. Sındır, “Gıda krizi kapıda, gelin üreticilerimizi koruyalım, faizlerini silelim” açıklamasını yaptı. Sındır, çiftçinin başta traktör olmak üzere hiçbir üretim aracının haciz edilmemesini de istedi.

ÇEK olayının arkasında FETÖ olduğuna esnaf artık inandı
24 MART KÂBUSU!

ÇEK Yasası mağdurlarının temsilcisi Haydar Zirek, FETÖ’nun esnaf tarafındaki görünmeyen oyununu anlattı. Hain darbe girişimi takvimi olan 2016 yılında yasalaşan Çek Kanunu, iş dünyasının üzerinde her zaman Demokles’in kılıcı oldu. Bu yasa neden çıktı, kime fayda sağlıyor? Bunu hiç kimse bilmiyor ama bu yasa nice işinsanlarının iş yaşamının yok olmasına, ailelerini kaybetmelerine ve hatta işlemedikleri bir suç yüzünden 5 yıl hapse gitmelerine neden oluyor.

Devreye kaos teorisi sokuluyor. Kim tarafından mı? FETÖ’cüler tarafından. Bu yasa ile esnaf zor duruma düşürülecek ve Cumhurbaşkanı ile esnaf karşı karşıya getirilecekti. Amaçlanan “Bu sıkıntı Cumhurbaşkanımız yüzünden oldu” denmesiydi ancak esnaf bu tuzağa düşmedi, Cumhurbaşkanı’nın yanında yer aldı. Belki de Türkiye yeni bir yazar kasa olayı yaşayacaktı. İnfaz düzenlemesinde ise iktidar esnafı isyan ettirdi. İnfaz düzenlemesinde 6 yıla kadar ceza alan dolandırıcılar, hırsızlar, ihaleye fesat karıştıranlar affedilirken, Çek Yasası’nın üst sınırı 5 yıl olmasına rağmen esnaf bu düzenlenmede kapsam dışı bırakıldı ve bir yıllık şartlı tahliye yapılarak para mağdurların ‘para bulması’ istendi. Aksi takdirde “24 Mart’tan sonra hapse girersin” denildi.

Şimdi soru şu: Türkiye’de hiçbir borca hapis cezası yok iken, çeke niye var? Esnaf, affedilen dolandırıcıdan, hırsızdan daha büyük ne suç işledi?

Beklenen iktidarın çeke hapis cezasının şartsız olarak kaldırılması ve esnafa sahip çıkmasıdır. Erteleme çözüm getirmeyecektir. Çünkü esnafımız suçlu değil, borçludur.

Yazının Devamını Oku

Yerli aşı çığır açacak

Covid-19 salgını hız kesmeden sürüyor. Maske, mesafe ve hijyen kurallarına sıkı sıkıya riayet ederek yayılmasını, daha fazla can almasını engellemek herkesin görevi. Ama bu salgını ortadan kaldırmıyor. Salgına karşı tek çare aşı. Değişik metotlarla hızla geliştirilen aşılarından bazılarına çeşitli ülkelerde acil kullanım izni verildi. Birçok ülke halkını aşılamaya başladı. Ama firmalar yeteri kadar aşı üretemiyor. Bu da işin bir başka yönü. Türkiye’de Çinli SinoVac firmasının geliştirdiği inaktif metotla üretilen aşıdan satın aldı. Aşılama çalışmaları hemen başladı. Kısa süre içinde de dünyada 10. sıraya yükseldik.

Ama asıl önemlisi ve bizi rahatlatacak olan yerli aşı. Ülkemizde de bu alanda çalışmalar sürüyor. Erciyes Üniversitesi’nde Prof. Dr. Aykut Özdağrendeli ve arkadaşları SinoVac aşısı gibi inaktif aşıyı üretmeyi başardı. Faz 3 çalışmasına geçiyorlar. Ayrıca Tekirdağ Çerkezköy-Kapaklı’daki Koçak Farma da kendi inaktif aşısını geliştirmek için çalışıyor. Faz 1 çalışması için bakanlığa başvurmuşlar. Koçak Farma firmasını ziyaret edip çalışmalarını bu sütunlarda yazmıştık. Ziyarette, yönetim kurulu başkanı, İTÜ mezunu Ender Koçak ile ODTÜ mezunu kimya mühendisi yeğeni Cem Koçak bulunmuştu.

‘Koçak Farma’ 100 bini kapalı alan olan 140 bin metrekare alanda kurulu Türkiye’nin en büyük ilaç üretim tesisi. COVID-19 aşısı için gerekli yüksek güvenlik seviyeli, Sağlık Bakanlığı GMP onaylı BSL-3/ABSL-3 laboratuvar ve üretim imkânlarına sahip tek firma. 10 milyon doz üretim kapasitesine sahip bir tesis. İki aşı çalışması paralel yürüyor. Her şey planlandığı gibi giderse Erciyes Üniversitesi’nin aşısı nisan-mayıs gibi, ardından da Koçak Farma’nın kendi geliştirdiği aşı işte bu tesislerde üretilecek.

Yani, nisan gibi Türkiye’nin kendi aşısını uygulaması ihtimal dahilinde. AB’nin geçen yıl ısmarladığı aşılarda nedense birdenbire üretim sıkıntısı baş gösterdi. Ülkelerin yeterli aşıya kısa sürede ulaşması olası görülmüyor. Dolayısıyla yerli aşının hem salgına karşı büyük umut olacağı, hem de bu alanda ülkemiz için gelecekte beşeri aşı üretimi konusunda çığır açacağı muhakkak. Müthiş bir tecrübe olacak.

Hastalanıp iyileşenler, 18 yaş altındakiler dışında ülkemizde 60 milyon civarında kişinin aşılanması gerekiyor. İki doz olarak düşünülürse 120 milyon doz aşı lazım. SinoVac’tan 50 milyon doz alacağız. Alman Pfizer/BioNTech, ABD’li Moderna, Johnson&Johnson veya İngiliz/İsveç AstraZeneca veya diğer firmalarla da görüşülüyordur muhakkak. Ama bu firmalardan acil kullanım izni alanlar gördüğümüz kadarıyla daha geçen yıl yaptıkları anlaşmaları yerine getiremiyor. Kaldı ki bize hemen aşı versinler... Dolayısıyla en önemli umut yerli aşıda.

‘HUYSUZ’ BİR GAZETECİYDİ TANJU...

GAZETECİ Tanju Cılızoğlu (86), koronavirüsü atlattı ama mustarip olduğu beyinle ilgili rahatsızlığı nedeniyle Ankara’da önceki gün vefat etti.

Tokat’ta doğdu, Fatih’te yaşadı ve Vefa Lisesi’nde okudu. Parlak ve başarılı bir gazeteciydi; ‘

Yazının Devamını Oku

Gazeteciler Mumcu’yu yalnız bırakmadı

Muğla Fethiye Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Uğur Mumcu anıtının açılışı dün gerçekleşti. Açılışa CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, milletvekilleri Burak Erbay, Suat Özcan, Süleyman Girgin, geçmiş dönem milletvekilleri, belediye başkanı Alim Karaca, CHP’li ve STK’li üyeler ve kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı.

Gazetecilerden dikkat çeken isimler: Miyase İlknur, Murat Ağırel, İbrahim Varlı, Deniz Sipahi, Banu Şen, Engin Uğur Ağıca, Barış Yarkadaş, Ümit Zileli, Esat Aydın’dı. Heykeltıraş Onur Fırat Fen imzalı anıtın 220x70x70 santim ölçülerinde, kompozit ahşaptan yapıldığı anıtta “Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük. Ey halkım unutma bizi!” sözleri yer aldı.

Açılış törenine Uğur Mumcu’nun ağabeyi Ceyhan Mumcu’nun mesajı ise arkadaşı Tarık Konal tarafından okundu. Mumcu, “Fethiye Belediyemiz böyle bir anlamlı davranışta bulundu, bir sanat yapıtıyla kardeşimi bir kez daha ölümsüz kıldı. Anlatılması olanaksız bir üzüntü içindeysem de bu olgudan, onun bu unutulmayışından kıvanç duymaktayım. Bu kıvancım, bugün bir kez daha pekişiyor” dedi.

GÜNÜN SÖZÜ

“İZMİR siyasetinde kimin ne yaptığı ne ettiği belli değil. Birbirini kollayan siyasi kliklerde ya varsınız ya da hiçbir yerde yoksunuz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde başkan danışmanı olarak görev alan Kılıçdaroğlu’nun eski özel kalem müdürü Tuncay Ceylan da bunu anlayıp bütün görevlerinden istifa etti ama aradan iki yıl geçti.” (Bizi telefonla arayan bir partili. İmza olarak ‘İzmir’in siyaset abisi’ denilmesini istedi.)

İKİ PARTİ DAHA GELİYOR

MHP ve İYİ Parti’de siyaset yapmış olan avukat Özcan Pehlivanoğlu’nun önderliğinde bir süredir yürütülen ‘Sözümüz Var Hareketi’nin İstanbul ve Ankara çalışma ofislerinden sonra İzmir, Mersin, Gaziantep ve Erzurum’da da örgütlenme çalışmalarına başlayacağı açıklandı. Pehlivanoğlu, hareket olarak mart ayında partileşeceklerini bildirirken “muhalefetteki boşluğu dolduracaklarını” iddia etti. 256 kurucunun yarısının kadınlar ve gençlerden oluştuğunu, katılım sayısında en çok İYİ Partililerin yer aldığını açıklayan Pehlivanoğlu “Önümüzdeki seçim muhalifmiş gibi gözükenlerin tasfiye olduğu bir seçim olacak” diye konuştu.

KURUCULARININ önemli bir bölümü emekli polislerden oluşan Vatan ve Hürriyet Partisi siyaset sahnesindeki yerini aldı. Kurucu başkan Yalçın Doğan, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları gününde başvuru dilekçesini verdiklerini, partilerinin şimdiden 32 ilde teşkilatlarını oluşturduğunu söyledi.

BİLİYOR MUSUNUZ?

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu’nun özel kalem müdürünün başına gelenler

CHP ile ilgili bir öykü anlatmak istiyoruz, partinin bu durumlara nasıl geldiğine ilişkin.

Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllardır özel kalem müdürlüğünü yürüten Tuncay Ceylan, Tunç Soyer’in İzmir belediye başkan adaylığını destekliyordu. Son seçim öncesinde sık sık İzmir’e gidiyor, kampanya için katkıda bulunuyordu. Artık Tunç Soyer’in İBB aday olması kesinleşmişti. İki isim o kadar yakın oldular ki Soyer, Ceylan’ı gerektiğinde evinde konuk ediyordu. Başka adaylara ‘cephe’ oluşturmuyorlardı.

Tunç Soyer seçimden başarılı çıkınca, Tuncay Ceylan’ın İBB’de genel sekreterlik makamına getirileceği bekleniyordu.

İzmir’deki kulisleri, tartışmaları bir yana bırakalım; sonuçta Tuncay Ceylan’a ‘danışmanlık’ makamı düştü. Ama tarafların iki yıldan beri ‘sıkıntılı’ bir süreç yaşadıkları fark ediliyordu.

İzmir depreminden sonra da bir şeyler oldu, Ceylan’a oda ve sekreter verilmemesi dikkat çekti.

Dostları kendisine “İtibarsızlaştırılıyorsun, dışlanıyorsun” diyerek Ankara ve Soyer ile konuşmasını önerdiler. Randevu süreçleri beklerken, Tunç Soyer istifasını istedi Tuncay Ceylan’dan... “Ekiple senin uyuşman olmuyor” deyince o da istifasını sunmuştu. (Belediyenin bir şirketinde yönetim kurulu üyeliği sürebilir.)

Tablo buraya kadar nasıl geldi, kimse anlayamadı. Esas, vefasızlık ve saygısızlık vardı; verilen sözler tutulmamıştı. Ve itibarsız bir şekilde kapı önüne konuldu.

FETÖ İLİŞKİLERİ

Bu arada şuna da işaret etmek gerekiyor.

Yazının Devamını Oku