İzmir’de Ara Sokak

Son birkaç senedir iş nedeniyle her üç ayda bir İzmir’e gidiyordum.

Haberin Devamı

Bundan  sonra gideceğimi sanmıyorum. Geriye baktığımda özlemini duyacağım birkaç lokantadan biri Ara Sokak.

 

 

Kusursuz olduğundan mı? Başka hiçbir yerde bulunamayacak bazı lezzetleri bulduğumdan mı? Aman kaçırmayın diyeceğim bir başyapıt yemeği olduğundan mı?
Hayır, bunların hiçbiri değil. Ama bir bütün olarak baktığınızda bazen mükemmel olan en çekici olan demek değil. Hanımlardan bir benzetme yaparsak son zamanlarda genç kızlarda bile silikonlu dudak ve minik, havaya kalkık burun moda. Yemekten kısılıp estetik cerrahiye para harcanıyor. Ortaya çıkan görüntü şahsiyetli mi? Bazen, kusurlu bir güzel daha çekici değil mi?
Peki lokantalara nasıl aktarabiliriz bu gözlemi? Reha Tanör Ağabey’e İstanbul’un en iyi bir-iki dönercisinden birini tavsiye ettim. Tamam, döner mükemmele yakın ama döneri sevmekle birlikte bir daha gitmeyeceğini söyledi. Çünkü lokantadan zevk almadı. Almadı çünkü dayak yenir gibi yemek yeniyor.

Haberin Devamı


Ara Sokak keyif veriyor. Bu keyif her şeyden önce lokantanın sahipleri Neşe ve Nedim çiftinin yaklaşım ve felsefelerinden ve müşteri kitlesinin buna  uygun olmasından kaynaklanıyor. Sonunda her lokanta hak ettiği müşteriye kavuşuyor.
Küçükle orta ölçek arası, mavi ve beyaz renklerin egemen olduğu, sıcak ve nezih bir ortam. Gürültülü değil, güzel müzik çalıyor. Bana göre romantik ama zorlama olmayan, kendiliğinden oluşan, içinde bulunduğumuz polarizasyonu ve kaba davranışları unutturan bir romans... Rakı da içilebilir, şarap da bu tip bir ortamda ve Neşe Hanım’ın Ege türü meyhane mezelerinden oluşan mutfağında.

 


Yiye yiye kilo vermek

 


Benim için olmazsa olmaz üç meze var: Biri, Ege otları tabağı. Son gidişimde şevketibostan, cibes ve turpotu... Aşırı haşlanmadığı için diri kalmış otlar ve bol sarmısaklı zeytinyağlı sosu her yerde bulmak kolay değil. İzmir’in tekmil denen soğan ve dereotlu favası da bence İstanbul meyhanelerinin yavan favalarından daha güzel. Son olarak da bol dereotu, ceviz ve kese yoğurtlu Girit kabağı çok leziz. Açık söylemek gerekirse bir hafta her akşam bu üçlüyü yesem çok mutlu olurum. Yanlarında Santorini Adası’nın Assyrtiko üzümünden, meşe görmemiş, diri ve mineralli bir şarap açarım. Vejetal nüansları olan bir Avusturya Wachau bölgesi Grüner Veltliner de iyi yakışır.  Bir hafta sonunda da hem çok iyi yiyip hem de bir-iki kilo veririm.
Ama lokantalarda çok yeniyor. Özellikle iyi bir meyhanede. O yüzden kalabalık bir grup olup her şeyin tadına azar azar bakmak en iyisi.
Neşe Hanım damgasını vuruyor birçok klasik meyhane mezesine. Örneğin levrek marine nar ve laym yakışmış. Zeytinyağlı lahana sarma da bayağı iyi. Ege usulü, bol yeşillikli. Mis gibi sızma zeytinyağı kokuyor.

Haberin Devamı

Daha sonra ot kavurma geliyor. Ege’nin çeşitli otlarıyla. Ispanak, ebegümeci, pazı ve taze soğan... Köz patlıcan ve köz kırmızı ve yeşilbiber kese yoğurduyla. Nasıl hazırlıyorlar bilmiyorum ama İspanya’da bazen giriş tabağı olarak sunulan, bazen de dana pirzola yanında gelen koz ve marine biberlerin tadını dünyada hiçbir yerde bulamıyorum. Buna karşılık o gün hazırlanmışsa Neşe Hanım’ın tulum loru ve çörekotuyla hazırladığı kızartma yeşilbiberi mutlak deneyin. Yukarıda bahsettiğim hafif yeşilbiber aromalı bir Grüner Veltliner beyaz şarap bunun yanına ne kadar yakışır. İnsan düşünmeden edemiyor. Özellikle iklim olarak çok sıcak olan bağlardan elde edilen, fenolik olgunluğa ulaşmamış, acımsı bitimli ve aşırı meşe yongasıyla kusurları örtülmeye çalışılmış, marangoz şaraplarını içmeye neden mahkûmuz? Neden güzel mutfağımızı uyumlu şaraplarla bir üst mertebeye çekemiyoruz? Neden dünyada neler olup bittiğini anlamaya çalışmak yerine pencerelerimizi dünyaya kapatıyoruz?

 

Haberin Devamı

Kalamara bayılıyorum

 


Lokantanın kabahati değil, ülkemizin ayıbı ama bu güzel mezelerle uyumlu şarap bulmak imkânsız olduğu için ben de aslında bir aperitif olması gereken rakıya yöneliyor ve ona uygun mezeler ısmarlıyorum: Bol baharatlı ve taze soğanlı Boşnak ciğeri, kağıtta pastırma, paçanga böreği, ahtapot bacak ızgara ve kalamar ızgara. Bunlar arasında yerli Ege kalamarı kullanıldığı için özellikle leziz olan kalamarı seviyorum. Ama yanında soya yerine şöyle bol sarmısak ve sirke ve bayat ekmekli gerçek tarator istiyor insan. Diğer sıcak mezeler de düzeyli. Kâğıtta pastırma her yerde bulunmuyor.
Nefes alacak halim kalmamasına rağmen Neşe Hanım’ın ricasıyla sakızlı muhallebi ve vişneli cheesecake’in tadına bakıyorum. İlki tercihim ve daha hafif.

 

 

Haberin Devamı

Ara Sokak Meyhanesi, Alsancak’ta Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde. (0232) 463 95 58.

Yazarın Tüm Yazıları