"Ünal Çeviköz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ünal Çeviköz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ünal Çeviköz

Rusya'nın satranç tahtası

Rusya Devlet Başkanı Putin dün Soçi'de Türkiye ve İran Cumhurbaşkanları ile birlikte üçlü zirve düzenleyerek Suriye sorununun çözümü konusunda yeni bir hamle yaptı. Soçi zirvesi aslında Astana süreci olarak bilinen ve yine Rusya'nın insiyatifi ile başlatılmış olan çözüm çabalarının diğer ayağını oluşturuyor.

Astana süreci ise Suriye'de yönetim ile muhalefet arasında önce ateşkesin sağlanması, sağlanan ateşkesin sürdürülebilir kılınması için çatışmasızlık bölgelerinin oluşturulması, tüm bu gelişmelerin de Cenevre'de süren yönetim-muhalefet barış görüşmelerine olumlu bir sinerji ile yansımasını hedefliyor.

 

Rusya Suriye'deki duruma 2015 yılının Eylül ayının sonundan itibaren müdahil olmaya başladı. Aradan geçen iki yılı aşkın süre zarfında Suriye'de muhalefet unsurları oldukça önemli bir gerileme yaşadı. Rusya'nın ve İran'ın destek verdikleri Şam yönetimi ise, ülkenin tamamını olmasa da, büyük bir kısmını kontrol edebilecek bir konuma geldi.

 

Suriye Devlet Başkanı Başer Esad'ın üçlü zirveden bir gün önce Soçi'ye giderek Putin ile bir görüşme yapması sürpriz bir gelişme olarak karşılandı. Esad iki yıl önce Putin ile Rusya'nın Suriye'ye müdahaleye başlaması üzerine görüşmüşlerdi. O görüşmede Suriye'nin geleceği için Putin ile Esad belli bir yol haritası üzerinde anlaşmaya varmışlarsa, bu hafta başında iki yıl aradan sonra yaptıkları ikinci toplantıda da bu yol haritasında ne kadar başarı sağlandığını değerlendirmiş olmalılar.

 

Esad ve Putin birbirlerine ihtiyaç duyan iki lider. Esad, Putin'in ve Rusya'nın desteği olmasaydı Suriye'de sahada muhalefeti bu denli geriletemez, ülkenin büyük bir kısmında kontrolü yeniden ele geçiremezdi. Putin ise, Suriye sahasında askeri harekatla elde edilen gelişmeleri kalıcı kılmak ve bu kazanımları siyasi bir kazanca dönüştürmek için Esad'ın muvafakatine muhtaç.

 

Putin'in Esad ile yaptığı görüşmede onu geleceğin Suriye'sinin inşa faaliyetlerinde belli konularda ikna etmeye çalıştığını düşünmek yerinde olur. Esad'ın da Putin'den gelen öneriler doğrultusunda bazı konulardaki tutumunda yumuşama göstermiş olması beklenir. Nitekim, Soçi'de dün başlayan üçlü zirve sırasında Putin'in Suriye'de "siyasi çözümde etnik uyumun da önemi"ne işaret etmesi bu konuda Esad ile aynı dalga boyunu yakaladıklarına işaret ediyor. Putin Esad ile yaptığı görüşmeden sonra ABD Başkanı Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde de muhtemelen benzer konularda onunla da belli bir mutabakatı sağlamış olmanın verdiği güvenle Rohani ve Erdoğan'ı ağırladı.

 

Putin, Soçi'de sürekli olarak BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararına ve Cenevre sürecine atıfta bulundu. Böylelikle, Astana sürecinin ve o sürecin üzerindeki vişneli krema olan Soçi'nin  aslında Birleşmiş Milletler'in meşru zemininin dışında olmadığını vurguladı. Bu da Rusya'nın BM'ye ve onun uluslararası ilişkilerdeki meşruiyetine saygı gösterdiği algısını yaratmaya yarıyor.

 

Peki Rusya'nın böyle bir algıya ihtiyacı var mı? Elbette, zira Kırım'da ve Ukrayna'da aynı meşru zeminde hareket etmediği yönündeki eleştirilere karşı Suriye'de bu zemini bulmak Rusya'nın uluslararası kamuoyu nezdinde sahip olduğu olumsuz algıyı hafifletecek bir gelişme olacak.

 

Peki, Rusya gibi küresel bir güç, Ukrayna'da yitirdiği imajı düzeltmeye neden ihtiyaç duyar? Duyar, zira Rusya'ya karşı uygulanmakta olan yaptırımların yarattığı baskı yavaş yavaş Rusya'nın ekonomisini ve özellikle enerji alanındaki yatırımlarını ve ihracatını olumsuz etkileyebilecek bir gelişme göstermeye başladı.

 

ABD Ukrayna'daki durumda olumlu bir ilerleme görülmediği gerekçesiyle Rusya'ya karşı uygulanan yaptırımların enerji altyapı projelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi kararını aldı. Gazprom da, bu kararın Türk Akımı ve Kuzey Akım 2 projelerinin ilerlemesini olduğu kadar mevcut Kuzey Akım 1 ve Mavi Akım projelerinin bakımına ilişkin yükümlülükleri de olumsuz etkileyebileceğinden endişe duyduğunu açıkladı.

 

Rusya uluslararası ortamda birlikte çalışılabilen, sorunların çözümüne katkı sağlayabilen, bu yönüyle de yapıcı ve olumlu bir ortak olarak kabul edilmesi gereken bir aktör olduğu algısını yaratma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

 

Türkiye'nin de uluslararası toplumdaki algısı olumlu değil ve bunu  düzeltmeye şiddetle ihtiyacı var. Ancak Rusya ve İran ile birlikte görüntü vermek buna ne kadar katkı sağlar, doğrusu bu tartışılır. Türkiye öncelikle içinde bulunduğu batı kurumları gözünde güven tazelemek ve olumlu, yapıcı bir aktör olarak algılanmak zorunda. Bunu yapmadığı müddetçe, "Türkiye Batı'dan kopuyor mu?" sorusu başımızın üzerinde sallanmaya devam edecektir. Buna ne kadar "hayır" diye haykırırsak haykıralım, Türkiye'nin Rusya ve İran ile verdiği görüntünün geçici ve konjonktürel olduğuna dünyayı inandırabilmek de o kadar güç olacaktır.

 

X