"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Söylemek ya da söylememek...

New York’ta, yazar olma hayallerinin peşinde sürüklenen Çin kökenli genç bir kadın... Babaannesinin kanser olduğu haberini alır ve ailesiyle birlikte memlekete döner. Artık önlerindeki en önemli mesele hastalığının farkında olmayan babaanneye bu gerçeği söyleyip söylememektir. ‘Veda’ hem ahlaki dertlerle hem de gelenekselle modernite arasında gidip gelen ‘gurbetçi’lerle ilgili yer yer hüzünlü bir öykü anlatıyor.

ELVEDA (BEŞ ÜZERİNDEN ÜÇ YILDIZ)

Yönetmen: Lulu Wang
Oyuncular: Awkwafina, Zhao Shuzhen, Tzi Ma, Diana Lin, Lu Hong, Jiang Yongbo, Chen Han, Aoi Mizuhara, Li Xiang, Liu Hongli, Lin Hong
ABD yapımı

Söylemek  ya da söylememek...Bambaşka bir kültürde kendini var etmek ve farklı bir modelin peşinde yeni bir hayat sürmek... Doğup büyüdükleri ya da erken yaşta ayrıldıkları coğrafyaların dışında yaşamak durumunda kalanların kaderidir bu. Geçmiş yanlarında, zihinlerinde, ruhlarında bir yerde durur ama şimdiki zamanı yeni vatan belledikleri ya da bellemek zorunda kaldıkları yerde yaşarlar... Ve günün birinde kökleriyle buluşurlar... Mesela yıllar önce (2001’) Mira Nair ‘Muson Düğünü’nde (‘Monsoon Wedding’) böylesi bir öykü anlatıyor ve Hint kültürü içinde bir hesaplaşmanın izlerini sürüyordu.

Haftanın yenilerinden ‘Elveda’da (‘The Farewell’) da memleket topraklarında buluşma fırsatı yaratan bir düğün var. Lakin söz konusu faaliyet genişçe bir yapının yeniden bir araya gelmesi için sahaya sürülmüş bir bahanedir. Asıl neden ailenin yaşayan en büyüğü konumundaki Nai Nai’nin, yakalandığı kanserin dördüncü evresinde olması ve bu durumun ona bildirilip bildirilmemesi konusunda yaşanan ahlaki ve insani ikilemin masaya yatırılmasıdır.

Söylemek  ya da söylememek...

25 yıl sonraki buluşma

Lulu Wang’ın yazıp yönettiği yapımda anlatılan öykünün kahramanı Billi, Brooklyn’de yaşayan ve hayatını yazar olma hayalleriyle süsleyen genç bir kadındır. Babaannesi Nai Nai, annesi Jian ve babası Haiyan’la birlikte altı yaşında terk ettiği ülkesi Çin’le bağını koparmadığı en önemli varlıktır. Amcası Haibin ise Japonya’ya yerleşmiştir ve yeğeni Hao Hao, üç aydır tanıdığı kız arkadaşı Aiko’yla evlenmeye karar vermiştir. Memleketten aldıkları haber onları sarsar; Nai Nai kanserdir ve bu durumdan haberi yoktur. Düğün vesilesiyle 25 yıl sonra buluşan aile aynı zamanda bu ahlaki meseleyi tartışmak ister. Billi, babaannesinin hastalığını bilmesi ve kendisine, sevdiklerine ‘veda’ etme fırsatının tanınmasından yanadır; onun dışındaki bütün aile bireyleri ise aksi görüştedir.

‘Veda’ hem etik bir meselenin peşinde iz sürüyor hem de ‘teknik olarak’ Amerikalı olan Çinli bir ailenin kendi geçmişi, kültürü ve gelenekleriyle buluşmasını, hesaplaşmasını perdeye taşıyor. Lulu Wang’ın sakin, yer yer hüzünlü anlatımı ve ‘duygusal’ bir yapıya sahip Billi’nin gelgitleri eşliğinde aktarılan öykü insanı sarıyor. Ama özellikle başlardaki ritm ve denge, belli noktalardan sonra kimi zorlama sahnelerde bozuluyor ve film inandırıcılık sorunu yaşıyor. Sanki Lulu Wang yer yer abartıyor ve hafiften duygu sömürüsüne soyunuyor gibi...

Performanslara gelince: Yakın zaman önce ‘Jumanji: Yeni Seviye’de de karşımıza gelen ama asıl olarak ‘Ocean’s Eight’ ve ‘Crazy Rich Asians’la tanınan oyuncu ve rap şarkıcısı Awkwafina, Billi’de karakterinin ruh durumunu yansıtmada gayet başarılı. Keza babaanne Nai Nai’de Zhao Shuzhen, geç keşfedilen bir yıldız olarak parladıkça parlıyor. Anne Jian’da Diana Lin ve baba Haiyan’da da Tzi Ma gayet iyiler...

Aynalar kırık şimdi!

Bu yılki Oscar adayları açıklandığında ‘Elveda’ kimi yayın organlarında hakkı yenen filmlerden biri olarak anıldı. Evet, kimi sahneleri itibariyle duygusal sahnelere sahip bir yapım var karşımızda ama Lulu Wang’ın yapıtının bütün olarak çok da etkileyici bir film olduğunu söyleyemeyiz. Sonuç olarak iyi oyunculuklar, kültürel kodlar ve ahlaki bir mesele etrafında dönen öyküsüyle yine de ilgiyi hak ediyor diyebiliriz.

“Banyoya gidiyorsun ve aynada gördüğün tek şey kendi gölgelerin” türünden ‘Yalnızlık’ tanımlaması ve “Doğu’da birinin yaşamı bir bütünün parçasıdır” gibi gelenekle modernite arasındaki farka ilişkin saptamalar da filmin ‘kıssadan hisse’lerinden bazıları...

Orta yaşlı ama ‘çılgın’... (BEŞ ÜZERİNDEN ÜÇ YILDIZ)

Bad Boys: Her Zaman Çılgın

Yönetmenler:  Adil El Arbi, Bilall Fallah

Oyuncular: Will Smith, Martin Lawrence, Alexander Ludwig, Vanessa Hudgens, Alexander Ludwig
ABD-Meksika ortak yapımı

Söylemek  ya da söylememek...
Hatırlanacağı gibi 80’lerin başından 90’lara uzanan bir zaman diliminde karşımıza gelen ve biri beyaz, diğeri siyah, zıt karakterlere sahip polislerin boy gösterdiği, aksiyona göz kırpan ama öte yandan komediyi de es geçmeyen iki seri dikkatleri çekmişti: Önce Nick Nolte-Eddie Murphy ikilisinin sürüklediği ‘48 Saat’ (’48 Hrs.’), daha sonra da Mel Gibson ve Danny Glover’lı ‘Cehennem Silahı’ (‘Lethal Weapon’)... 90’ların ortasında bu kez aynı formülü iki siyah polisle karşımıza getiren ‘Bad Boys’da gördük. Will Smith’le Martin Lawrence ikilisinin sürüklediği yapımın ilk adımı 1995’teydi, ikinci hamle ise 2003’te... Sonrasında suskun kaldılar; aradan geçen onca zaman içinde başrol oyuncuları farklı kariyer çizgisi izlerken Martin Lawrence yavaş yavaş geriye çekildi, Will Smith ise şöhretine şöhret kattı.

Bu hafta gösterime giren ‘Bad Boys: Her Zaman Çılgın’ (‘Bad Boys for Life’) geçmişin bu unutulmaya yüz tutmuş ikilisini tekrar huzurlarımıza taşıyor.

Fas kökenli Belçikalı yönetmenler Adil El Arbi ve Bilall Fallah imzasını taşıyan filmde dede olan Marcus Burnett, artık emekli olup torun bakma hayalleri kurmaktadır. Başına buyruk yaşayan Mike Lowrey ise partnerinin bu kararından vazgeçmesi için çabalamaktadır. Derken yıllar önce çökertilen bir kartelin mirasçısı konumundaki Isabel Aretas hapisten kaçar ve oğlu Armando’yla birlikte düştükleri durumun sorumlusu olarak kabul ettikleri görevlilerden intikam almaya ve Miami’yi kana bulamaya koyulur. Listenin içinde Lowrey de vardır. Emektar dedektife karşı düzenlenen saldırı, ikilinin yeniden harekete geçmesini sağlar...

‘Martin Luther King-Malcolm X’ esprisi çok iyiydi

‘Bad Boys: Her Zaman Çılgın’, gayet iyi bir harman olmuş... Bir kere işin aksiyon kısmında özellikle takip sahneleri sırtını klasik formüllere dayasa da gayet akıcı ve adrenalin yüklü. Ama öykünün asıl can alıcı cephesi Lowrey ve Marcus’un atışmaları... Gençlik-yaşlılık, sakal boyama, ‘evlilik seksi öldürür’ türü çekişmelerin yanı sıra Martin Luther King-Malcolm X göndermesi de çok ince ve zekiceydi. İkilinin, Miami’nin beyazlarla dolu bir sahil şeridinde plaj üzerinde hız yaparken ahaliye dönüp “Sadece siyah değiliz, polisiz” şeklinde seslenmeleri de çok iyi bir espriydi. Ayrıca genç kuşak polislerle teknoloji üzerinden yapılan muhabbetler de kayda değerdi.

Oyunculuklara gelince; Will Smith iyiydi ama ben uzun süredir sesi soluğu çıkmayan Martin Lawrence’ı daha çok beğendim. Orta yaş sorunlarıyla yüklü ‘dede’de (!) çok başarılıydı.

Öykünün zaman zaman Meksika’ya uzanması da hafiften ‘Sicario’ havası estirmiş, Asıl problemse öyküdeki ana meselenin, Mike Lowrey’nin gençlik döneminden kalma bir ilişkiye bağlanması olmuş. Bu bağlantı bana çok zorlama geldi.

Sonuç olarak güldüren ve yer yer heyecanlandıran bir film var karşımızda. ‘İzlenir’ diyorum...

Söylemek  ya da söylememek...
‘Kutup Köpekleri’

Haftanın diğer seçenekleri
Yerli gerilim ‘Mühr-ü Cin’ Buğra Kekik imzasını taşıyor, oyuncular Ecem Yorulmaz, Cansu Kahvecioğlu, Burçak Kabadayı ve Onat Bulut. ‘Feride: Bu Bir Kaş Kaldırıştır’ı ise Ali Yorgancıoğlu ve Zeynep Çamcı birlikte yönetmiş, kadroda Zeynep Çamcı, Ersin Korkut, Barış Yıldız ve Anıl Tetik gibi isimler var. Miniklere yönelik ‘Kutup Köpekleri’ (‘Arctic Justice’) Aaron Woodley imzalı bir animasyon. Yerli animasyon ‘Maceracı Yüzgeçler: Büyük Gösteri’yi ise Mithat Gökçe yönetmiş. ‘İnsan Yiyenler’in (‘The Young Cannibals’) kadrosunda Iacopo Paradisi, David Patrick Stucky, James Knapp ve Megan Purvis gibi isimler yer alıyor, yönetmenler Sam Fowler ve Kris Carr.
Söylemek  ya da söylememek...
‘Mühr-ü Cin’

Söylemek  ya da söylememek...
 ‘Yabancı’ olduk şimdi!

İstanbul Modern Sinema, 92. Akademi Ödülleri heyecanı yaklaşırken, geçen yıla kadar ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ olarak anılırken bu yıl ‘En İyi Uluslararası Film’ şeklinde ismi değiştirilen kategoriye başvuran yapımların gösterimi devam ediyor. Bu hafta itibariyle sona erecek olan programın gösterim çizelgesi şöyle:

 Bugün

13.00

Domatesler Wagner’le Tanışınca
Yön: Marianna Economou

15.00

Monos
Yön: Alejandro Landes

17.00

Kışkırtma
Yön: Yaron Zilberman

 Yarın

13.00

Oyunbozan
Yön: Nora Fingscheidt

15.00

Sevgili Oğlum
Yön: Mohammed Ben Attia

17.00

Boyalı Kuş
Yön: Vaclav Marhoul

30 Ocak

13.00

Islıkçılar
Yön: Corneliu Porumboiu

15.00

Domatesler Wagner’le Tanışınca
Yön: Marianna Economou

17.00

Sevgili Oğlum
Yön: Mohamed Ben Attia

19.00

Görünmez Yaşam
Yön: Karim Ainouz

 

 

X