"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

‘Alacakaranlık kuşağı’nda gidiyorum gündüz gece...

Cem Yılmaz’ın yazıp yönettiği ve ana karakterlerine hayat verdiği ‘Karakomik Filmler’ serisi, ‘Deli’ ve ‘Emanet’le sona eriyor. Biri taksici, diğeri televizyon yoluyla şöhreti arayan iki romantiğin yaşadığı tuhaf serüvenleri anlatan bu son adımı, genel görüntüsü itibariyle ‘kapkara’ şeklinde nitelemek mümkün.

Kişilikleri hakkında gerçek fikir sahibi olmadığı kadınlara vurulan iki erkek; biri taksici Güven, diğeri de yetenek yarışmalarında şöhreti arayan Birol... Cem Yılmaz’ın dört bölümden oluşan ‘Karakomik Filmler’ serisinin ikinci adımındaki öyküleri öncelikle bu ortak parantezde buluşturmak mümkün. Öte yandan biri ‘Deli’ diğeri de ‘Emanet’ ismini taşıyan bu son iki hamle ruh, biçim ve sinematografik kaygılar açısından başlangıçtaki ‘2 Arada’ya yakın duruyor... Genel bir yargıda ise aslında bu hafta vizyona giren filme ‘Kapkara Filmler’ demek sanki daha uygunmuş gibi geldi bana...
‘Alacakaranlık kuşağı’nda gidiyorum gündüz gece...
‘Küçük adamlar’ın
büyük dertleri...
Özellikle ‘Deli’, bir ‘Alacakaranlık Kuşağı’ öyküsü tadında. Kendi halinde yaşadığı hayat, karşısına çıkan Meral’le duygusal açıdan çalkantılı sulara taşınan Güven, bir gece taksisine aldığı müşteriyle gerilimli ve çıkmaz bir sokağa sürükleniyor. Yolu Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne kadar uzanan taksici, aşkı kendince “Gözlerine bakayım yeter” diyerek tanımlarken hayat bu teorisini tuhaf bir denklemle pratiğe dönüştürüyor...
Bir kolu geçirdiği kaza sonrası işlevini yitiren Birol’un sevdası ise şöhret olmak ama bir yandan da ekrandan tanıdığı ve âşık olduğu Deniz’e ulaşmak. Ki bunu da başarıyor. Ama Birol da tıpkı Güven gibi bilmediği sularda dolaşırken boğuluyor...
‘Deli’ ve ‘Emanet’, ‘2 Arada’ gibi Hans Fallada’nın ‘Küçük Adam Ne Oldu Sana?’sının izlerini sürüyor. Minör, bir parça gerilimli, kendi içinde kapanan, hüzünlü, umutsuz ve girişte de altını çizdiğim gibi ana çizgileriyle kapkaranlık öyküler bunlar. ‘Deli’, seyirci olarak kendinizi kaptırıp gideceğiniz bir serüven sunuyor. Gizemi var ve polisiye tadına da sahip. Kapanış mantığı da iyi ama sanki finalin altını, diyaloglar eşliğinde hafif kalınca çizmek kendi büyüsünün tadını biraz kaçırmış gibi... ‘Emanet’ ise sosyolojik okumalara açık: 70’lerde hayatımıza giren ve sonsuza kadar hiç çıkmayacakmış gibi görünen televizyonun ‘büyüsü’nde dolaşıyor öykü. Otel sahneleriyle Zeki Demirkubuz sinemasına, anlattığı dünyanın kimi refleksleri itibariyle de Yeşim Ustaoğlu’nun ‘Araf’ına selam gönderiyor sanki. Ekranın cazibesi, alt sınıflar nezdinde hiç bitmeyen önemi, bir eşik atlama aracı olarak görülmesi belki eski bir tez ama hâlâ mevcudiyetini koruyor ve bu açıdan ‘Yetenek Sizsiniz’ gibi yarışmalar aynı zamanda sosyokültürel kodlar içeriyor. ‘Emanet’te söz konusu yarışma (program) gerçek sahipleri ve aktörleriyle öyküye dahil edilerek doğru adreslerde dolaşılmış.
‘Alacakaranlık kuşağı’nda gidiyorum gündüz gece...
Özkan Uğur
muhteşem oynuyor
Performanslara gelince: Cem Yılmaz her zamanki standartlarında. Güven sert ama romantizmi kendi içinde yaşıyor, Birol (ki fiziksel görünüşünde sanki Şevket Altuğ’un gençliğinde canlandırdığı kimi karakterlere gönderme var gibi) ise her daim romantik. Kadroda yer alan Tansu Biçer, Cem Davran, Çağlar Çorumlu, Özge Özpirinçci, Büşra Develi, Emin Gürsoy, Celil Nalçakan, Hakan Gerçek; bence hepsi iyiler. Öte yandan Özkan Uğur ise ‘eski hariciyeci’ İbrahim karakterinde muhteşem oynuyor.
Bu iki öyküyle sonlanan ‘Karakomik Filmler’ serisi, kuşkusuz Cem Yılmaz’ın sinema serüveninde bundan sonra gideceği yolu da eni konu belirleyecek gibime geliyor. Sinemadaki Cem Yılmaz’a ilişkin herkesin farklı bir tarifi ve beklentisi var. Kimi sadece güldürsün istiyor, kimi kendi beğenilerine göre sinema yapsın istiyor, kimi hem güldürsün hem de kendi tarifine göre sinema yapsın istiyor. ‘Karakomik Filmler’in bütününe bakıldığında Cem Yılmaz’ın yer yer güldüren ama asıl olarak hikâyeye ağırlık veren bir sinema yapmak istediği anlaşılıyor. Bu aynı zamanda gişeyi de önemsememek demek. Ama klasik refleksler kuşkusuz onu da bu türden tartışmaların içine çekiyor.
Takdiri hak eden arayışlar
Öte yandan Yılmaz’ın sinemada da kalıcı olmak için çabaladığı aşikâr. Bana sorarsanız bu büyük yetenek, kendisini daha doğru ifade edeceği forma (formlara belki) ilişkin arayışlarını sürdürüyor. Bence öncelikle bu tavır takdiri hak ediyor. Varacağı (ya da varması gereken) yerin ise açık (ya da hazır) bir formülü yok elbette. Bu tür meselelerde tarif oluşturması bakımından benim aklıma ilk elde hep Adam Sandler ve Seth Rogen’in başrollerini paylaştığı, Judd Apatow imzalı ‘Funny People’ gelir. Kim bilir, Cem Yılmaz’ın kendi yönettiği filmler kadar başka yönetmenlerin filmlerinde hacimli rollerle karşımıza çıkması da iyi bir ‘antrenman’ yöntemi olabilir ki, bu açıdan Yavuz Turgul’un ‘Av Mevsimi’ ve Yüksel Aksu’nun ‘İftarlık Gazoz’u iyi örneklerdi.
‘Karakomik Filmler’ serisinin, yolları ‘Kaçamak Lokantası’nda kesişen ikinci adımını kaçırmayın derim. Bir beğeni sıralaması istenirse de kendi adıma dizilişi şöyle yaparım: ‘2 Arada’, ‘Emanet’, ‘Deli’ ve ‘Kaçamak’...
‘Alacakaranlık kuşağı’nda gidiyorum gündüz gece...
**

Dünyayı Dolittle’lar kurtaracak, hayvanları sevmekle başlayacak her şey
Victoria dönemi İngilteresi… Hayvanlarla konuşma yeteneği olan Doktor John Dolittle, eşi Lily’yi kaybetmesinin ardından inzivaya çekilmiştir. Hayvanlarıyla sessiz sedasız yaşayan doktoru tekrar mesleğini yapmasına gerektirecek bir gelişme yaşanır; ölmek üzere olan kraliçeyi hayata döndürmek… Hugh Lofting’in geçen yüzyıl başında çocuklara yönelik yazdığı seriyi, ait olduğum kuşak 70’lerde TRT Televizyonu’nda çizgi film olarak izlemişti. Serinin sinemadaki ilk macerası ise 1967 tarihli Rex Harrison’ın başrolde göründüğü yapımdı. Daha sonra 1998 ve 2001 tarihli, Eddie Murphy’li iki ‘Doktor Dolittle’ daha izledik. Günümüzün uyarlaması ise bu haftadan itibaren salonlarımıza uğruyor.
Ana karakteri Robert Downey Jr.’ın canlandırdığı, Antonio Banderas, Michael Sheen, Jim Broadbent gibi usta aktörlerin yan rollerde karşımıza geldiği yapımda Emma Thompson, Rami Malek, Octavia Spencer, Tom Holland, Ralph Fiennes, Marion Cotillard, Selena Gomez, Craig Robinson gibi isimler de birçok hayvan karaktere sesleriyle hayat veriyor.
Özellikle ‘Syriana’yla tanınan Stephen Gaghan’ın yönettiği film, hayvanlara yönelik demode reflekslerin uzağında, son derece sempatik ve politik doğruculuk açısından da özenli bir senaryoya ve bakış açılarına sahip. Geleceğin dünyasını şekillendirmek adına miniklere yönelik bu türden mesajlara sahip filmlere ihtiyacımız var; dolayısıyla ‘kaçırmayın’ derim…
Lakin kimileri filmi fazla naif bulunabilir; bizden uyarması!
‘Alacakaranlık kuşağı’nda gidiyorum gündüz gece...
Dolittle (Üç yıldız)
Yönetmen: Stephen Gaghan
Oyuncular: Robert Downey Jr., Antonio Banderas, Michael Sheen, Jim Broadbent, Harry Collett, Jessie Buckley
ABD yapımı
**
Uzaylı düşmanlığına hayır!
İngiliz ‘stop-motion’ ustası ‘The Aardman Animations’ şirketinin yeni filmi ‘Kuzular Firarda: Uzay Parkı’ (‘A Shaun the Sheep Movie: Farmageddon’), sömestr tatiline çıkan minikler ve onlarla birlikte salonların yolunu tutması ihtimal dahilinde olan ebeveynler için birinci sınıf bir seyirlik sunuyor. Yaramaz bir uzaylının dünyayı ziyaretiyle başlayan ve sonrasında ‘kuzular’la gelişen dostluk odağında yaşanan bir serüveni anlatan yapım, zekice göndermeler ve hatırı sayılı esprilerle dolu. Will Becker-Richard Phelan ikilisinin yönettiği film temel olarak Spielberg klasiği ‘E.T.’ye selam gönderiyor. Ama öykünün uğradığı duraklarda ‘2001: A Space Odyssey’ ve ‘Doctor Who’ gibi referanslar da var. Ayrıca genel tabloda ‘Yabancı düşmanlığı’ meselesine de vurgu yapılıyor. Jorja Smith, Chemical Brothers vs. gibi şarkıcı ve gruplarla donatılmış soundtrack’i de cabası diyelim…
Özetle yılın en iyi animasyonlarından biri huzurlarımızda diyorum, gönül rahatlığıyla tavsiye ederim…
‘Alacakaranlık kuşağı’nda gidiyorum gündüz gece...
Kuzular Firarda: Uzay Parkı (Üç buçuk yıldız)
Yönetmenler: Will Becker, Richard Phelan
İngiltere-Fransa-ABD ortak yapımı
**
Haftanın diğer seçenekleri
 ‘Saklı Gerçekler’i (‘La verite’) Hirokazu Koreeda yönetmiş, filmin kadrosunda Catherine Deneuve, Juliette Binoche ve Ethan Hawke gibi isimler var. ‘En İyi Animasyon’ dalında Oscar’a aday olan ‘Bedenimi Kaybettim’ (‘J’ai perdu mon corps’) de haftanın yenileri arasında, filmin yönetmeni Jeremy Clapin. Tarihi aksiyon ‘Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı’nda Levent Özdilek, Ece Çeşmioğlu, Serdar Gökhan, Ebru Özkan gibi isimler başrollerde, yönetmen ise Kamil Aydın. Rasmus A. Sivertsen’in yönettiği ‘Kirpi ve Saksağan: Sevimli Uzay Kahramanları’ (‘Louis & Luca-Mission to the Moon’) haftanın diğer animasyon seçenekleri. Yerli yapım ‘İstasyon: Kader Günü Partisi’ni Kadir Genç-Volkan Adıyaman ikilisi yönetmiş, oyuncular Güney Cyrina Özek, Burak Ergün ve Volkan Uygun.
‘Alacakaranlık kuşağı’nda gidiyorum gündüz gece...

X