Yuvaya dönüşte gözlerim doldu

Özlem Yıldız, 17 yaşında kapısından içeri adım attığı Kanal D’ye yıllar sonra yeniden döndü. “Yuvaya dönüş” heyecanı yaşayan ünlü sunucu, bundan böyle hafta sonları “Konuştukça...” adlı programıyla ekranda olacak. Yıldız ile Kanal D binasında buluştum. Yeni programından özel hayatına, oğlu Demir’le ilişkisinden “Şimdi en yakın arkadaşım” dediği eski eşi Sinan Serter’e her şeyi konuştum. Her daim yüzü gülen, neşeli, görünürde gamsız Özlem Yıldız’ın göstermediği yüzünü de işte bu söyleşide keşfettim.

Yuvaya dönüşte gözlerim doldu

Uzun bir aradan sonra yeniden ekranlardasın Özlem... Hayırlı olsun...

- Çok teşekkür ederim.

Adı “Konuştukça...” değil mi? Biraz programın içeriğinden söz eder misin?

- Evet, “Konuştukça...” oldu adı. Konuştukça konuşacağız, konuştukça öğreneceğiz, birlikte eğleneceğiz. Hayatı paylaşacağımız, yaşamın içinden her şeyin olduğu bir program.

Hafta sonları ailece oturduğumuz ve keyifli sohbetlerin olduğu kahvaltı sofraları için farklı, pratik ve ekonomik tarifler de vereceğiz; sağlıktan doğal yaşama, güzellikten kişisel bakıma, eğitimden psikolojiye kadar her konuyu akılda kalıcı içerikler ve renkli anlatımlarla, uzman konukların görüşlerini aktararak izleyiciye sunacağız. Müzik ve televizyon dünyasının sevilen yüzlerini samimi sohbetler, hayatlarına dair en özel kesitler ve sürprizlerle evlerinize konuk edeceğiz.

Ayrıca programımızda izleyicilerimize yepyeni bir hayatın kapılarını aralayacak değişim bölümümüz de olacak; küçük dokunuşlarla yaşanan büyük farklara birlikte şahit olacağız, onların hayatına dokunacağız. Yani hafta sonu ailece ekran karşısına geçip keyifli zaman geçirecekleri bir sabah programı “Konuştukça”...

Kameralardan epey zamandır uzaktın. Çekimler nasıl geçiyor?

- Çok keyifli. Ben eğleniyorum valla çekerken. Ama heyecanlıyım tabii. Bir de şöyle bir şey var, ben ilk müzik kanallarında başladım ama ulusal olarak ilk kanalım Kanal D. “Sabah Şekerleri” ile başlamıştım. Sonra “Çarkıfelek”. Kanal D’nin daha Mecidiyeköy’deki binasında olduğu dönemlerdi. Kameraman arkadaşlarım, teknik ekip, yönetim kadrosu; o kadar aile gibiydik ki. O ortamda yıllarım geçti. Yeniden geri dönmenin, hiç ara vermemiş gibi kaldığım yerden devam etmenin, bu çatının altında bulunmanın ekstra bir heyecanı var o yüzden.

“Yuvaya döndüm” diyorsun. 

- Evet. İnan çok duygulandım, gözlerim doldu şu binaya adım atarken. Konuk olarak değil de yeniden ailenin bir ferdi olarak adım attığım için aşırı heyecanlandım, sesim titredi. Belli etmemeye çalıştım ama ciddi duygu yoğunluğu yaşadım yani. Hâlâ eski kameraman arkadaşlarım duruyor. Hiç ayrılmamış gibiyiz. Sadece saçlarına biraz kır düşmüş. Düşün o zaman 17 yaşındaydım, şimdi 13 yaşında oğlum var. Hayat o kadar hızlı akıp geçiyor.

BEN KİMSEYE “AŞKA KAPIM AÇIK” DEMEDİM

Röportaj çıktığında programının ilk iki bölümü yayınlanmış olacak. İlk konuk da bildiğim kadarıyla Bülent Serttaş. İkinci isim belli mi?

- Ünlü konuk sadece cumartesi günleri var. Bir sonraki haftanın konuğu Deha...

Deha dedin de aklıma sahneden sana söyledikleri geldi...

- Aşk duası...

Evet. “Kalbinin kapılarını aşka açtın, umarım bu yıl aradığın aşkı bulacaksın, dualarımız seninle” dedi. Aranızda böyle bir konuşma mı geçmişti öncesinde?

- Yok, asla. Kızdım ona zaten. “Neden böyle bir şey dedin?” diye sordum. “Aaaa niye ki? Çok eğlenceli” diye cevap verdi. Tamam, eğlenceli ama ben böyle bir şey söylemedim hiç, hatta ima bile etmedim.

Nereden çıktı bu laf?

- Deha’nın tarzı bu, sahnedeyken herkese takılır. Onu artık hoş görüyoruz. Ben de normalde espri kaldıran biriyim. Ama bu şekilde bütün gazetelerde haber olunca, sanki ben böyle bir demeç vermişim gibi algılandı.

“Artık aşka hazırım” gibi bir demeç...

- Yok işte öyle bir şey. “Aşka kapılarını açmak” ne demek? Öyle bir şey nasıl söylenir? Bir kadın niye söylesin bunu? Aşkın kapısı mı olur ayrıca, açtın kapadın falan. Hem hayatımda hiç öyle keskin cümleler kurmadım ben.

“Kapalıyım” da demedin...

- Demedim, çünkü bu planlanabilen bir şey değil. “Tamam, ben şu an iş yapmaya hazırım” dersin, pandemi olur, hiçbir şey yapamaz ve oturursun. “Aşka hazırım” dersin, karşına aradığın özelliklerde biri çıkmaz. Böyle şeylerin hazırlığı olmaz.

Ama uzun zamandır hayatında kimse yok. Yoksa gözlerden uzak yaşıyorsun da biz mi duymuyoruz?

- Yok, bilinmiyor değil de... Gözlerden uzak olmak tercihim. Çünkü beraberlik dediğin şey etrafın sana anlattıklarıyla olmaz, önce senin karşındaki insanı tanıman lazım. Enerjinin tutmadığını hissedebilirsin. O zaman niye boşu boşuna başkalarının gözü önünde yaşayayım o süreci? Bana soracak olursan göz önünde olmak çok da artı bir şey değil zaten. Ama hayatımız çok göz önünde, bir şekilde haber oluyoruz işte.

Yuvaya dönüşte gözlerim dolduSEYİRCİNİN GÖZÜ ÖNÜNDE BÜYÜDÜM

Çarkıfelek’in büyüsü neydi?

- Samimiyet. Sanıyorlardı ki diyaloglar bize yazılı veriliyor. Oysa her şey gerçekti, spontaneydi. Bu da insanlara çok samimi geldi.

Çok gençtin o zamanlar...

- 17 yaşında başladım bu işe. Bu piyasayı hiç bilmeyen, ürkek, içine kapanık bir kızdım. Büyüdüm, genç kız, anne, ev hanımı derken izleyici neredeyse geçirdiğim her evreye tanık oldu. Mutluluklar, mutsuzluklar, özel hayatım, iş hayatım; benimle ilgili her türlü bilgi arşivlerde mevcut. Seyircinin gözü önünde büyüdüm ben.

Oğlun Demir de 13 yaşında. Yani bir ergen annesisin...

- Demir sağ olsun çok anlayışlı, çalışma hayatıma elinden geldiğince destek oluyor. Arada “Kaç gündür bana az zaman ayırıyorsun” diyor tabii. 2-3 gündür yine çok yoğun çalışıyor, eve geç gidiyordum. Telafi edeceğim. Arayıp “Demircim bu akşam seni yemeğe çıkarmak istiyorum” dedim. Akşam romantik bir yemeğim var kendisiyle. (Gülüyor)

Anne-baba ayrılığından çok etkilenmemiş gibi. Gayet mutlu bir çocuk Demir.

- Sadece benim değil Sinan’ın (Serter) da önceliği oğlu.

Boşanmalarda çocuklar da çok yıpranıyor. O yüzden ikinizi de tebrik etmeli.

- İşte bunun bilincine varmak lazım. Allah’a çok şükür en yakın arkadaşım Sinan (Serter) benim.

Demir bu yakınlığa bakarak yeniden bir araya gelmeniz konusunda umutlanmıyor mu?

- Bizi bir arada görünce hâlâ bir “acaba”sı oluyor, bunun farkındayım. Ortamızda yürüyor, bir onun elini tutuyor, bir benim elimi. O sırada insanların kendisine baktığını düşünüyor. O duygu bana da geçiyor, gözlerim doluyor. Ama en azından mutlu.

Ayrılığınızı nasıl karşılamıştı?

- Sinan’la kişisel anlaşmazlıklarımız hiçbir zaman yüksek sese varmadı, öyle ayrıldık. Dolayısıyla Demir ayrılığın ne demek olduğunu tam olarak anlamadı. Bazı arkadaşlarının anne babalarının birbirlerini görmeye tahammülleri bile yok. Onlara bakınca “O zaman bizimkiler niye ayrıldı?” diyor.

Bu şartlar altında ona durumu nasıl izah edebildiniz?

- Hayatın bizi bu şekilde yönlendirdiğini, hepimiz için bunun daha iyi olduğunu anlatmaya çalıştım. “Bak artık iki odan olacak. İstediğin zaman ikimiz bir arada senin yanında olacağız” dedim.

Babasıyla yeterince zaman geçiriyor mu?

- Tabii... Zaten evlerimiz de çok yakın, Sinan bir alt sokağımızda. Demir hiçbir zaman anne babanın bir arada olmasının eksikliğini hissetmedi.

Yani sen de eski eşinle sık sık bir araya geliyorsun.

- Evet. Tatile falan gidiyoruz. Özel günlerde zaten hep bir aradayız. Ayrıca normal zamanlarda da Sinan arıyor, “Kokoreççiye gidiyoruz, canın çekerse sen de gel hadi” diyor, gelip beni alıyorlar. Birbirini görmeye tahammül edemeyen çiftlerden değiliz.

HİÇ DERDİM YOK SANIYORLAR

Sinirlerin yeniden gerildiği olmuyor mu?

- Sinan’a kırıldığım, kızdığım ya da “Yeter” dediğim oluyor tabii, dört dörtlük değil her şey. Ama ben bunu daha çok içimde çözmeye çalışıyorum. Demir’e yansıtmıyorum.

Her şeyi içine atan insanlar, sonunda fena patlar. Sen nasıl sakinleşiyorsun?

- Bazen içim dolmuyor değil. Artık onu çalışarak, koşturarak, kafayı başka şeylerle meşgul ederek tolere ediyorum. Bazen “Hiç mi derdin yok?” diye soruyorlar. Öyle bir şey olabilir mi?

SIKILINCA “KUMDAN KALE YAPAN ÖZLEM”İN OLDUĞU YERE KAÇIYORUM

◊ Sıkıldığında nereye kaçarsın?
- Bodrum bana çok iyi geliyor. Belli bir yaştan sonra orada yaşayabilirim. Hemen değil ama... Yine de senenin 6 ayı orada, 6 ayı burada gibi bir hayatı seçebilirim. Bodrum’un bana iyi gelen değişik bir enerjisi var.

◊ Bodrum çoğu kişiye kalabalığı ve kaosu çağrıştırıyor halbuki...
- Benim için de her yeri bir değil. Popüler beldeleri tercih etmem. Çocukluğumun geçtiği, kumdan kale yapan Özlem’in olduğu yer var mesela. Çok severim. Oraya adım attığımda “Özlem Yıldız gelmiş” denmez, “N’aber kız Özlem” olurum. Marketçisi, kahvecisi, pastanecisi, pansiyoncusu, otelcisi herkes tanır. Çünkü 5 yaşından itibaren oradaydım.

HAYATIMDA BİR TEK PANDEMİ DÖNEMİNDE OJESİZ GEZDİM

◊ Özlem Yıldız hamur da açar, temizlik de yapar, spor da, program da... Nasıl yetişiyorsun hepsine?
- Hepsine ayıracak vaktim var, insan istedikten sonra vakit bulur. Bana hep “Hiç değişmedin, hep zayıf ve bakımlısın, hep genç gösteriyorsun” falan diyorlar. Bir şeyler yapmanız, kendinizi sevmeniz, kendinize bakmanız lazım. Mesela ben bir tek pandemi döneminde ojesiz gezdim. Onun dışında en salaş tatilde bile aman ellerim bakımlı olsun, yüzüm gözüm düzgün olsun isterim. Çocukluğumdan beri kendimi önemsiyorum, kendime bakıyorum. Bu çok kokoş olmak, pür makyaj ve topuklularla gezmek değil ama... Bakımlı olmayı seviyorum genel olarak. Bunun için illa çok para da gerekmiyor.

◊ Kameralarla tanışmadan önce de formuna bu kadar dikkat eder miydin?

- Takıntılıyım ben, her zaman zayıf olmalıyım. Kilolu olmaya tahammül edemem. Biri bana “Ay sen biraz kilo mu aldın?” dese o gün bittim, enerjim düşer. Makyajımı beğenmesinler, saçımı ya da kıyafetimi eleştirsinler ama bana “Sen kilo mu aldın?” demesinler. Çocukluktan beri böyle. Çocukken de zayıftım.

◊ Kiloya takıntılı olanlar zaman içinde kantarın topuzunu kaçırıyor, hastanelik oluyor. Senin öyle bir dönemin oldu mu hiç?

- Hayır. Yemiyor değilim ki. Mesela patates kızartması koysunlar önüme, bir tabağı bitiririm.

◊ Üstüne iki saat spor...

- Yaparım... Ertesi gün de daha az yerim.

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Parti kuşları kural tanımıyor

Sağlık çalışanları aylardır canları pahasına, ecel terleri dökerek, sevdiklerine hasret kalarak çalışıyor.

Yaşlılar aylarca evlerine kapanıp kaldı, gidişat böyle devam ederse yeniden dört duvar arasına sıkışmaları da kuvvetle muhtemel...
Çocuklar okullarına, tiyatrocular seyircilerine hasret.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca her gün maske ve sosyal mesafenin öneminden bahsediyor, rica ediyor, “duyarsız davranmayın” diyor. Kendiniz için değilse bile sevdikleriniz için, onları önemseyin...
Amma velakin bazı şımarıklar sınır tanımıyor, vicdan nedir bilmiyor.
1 ay önce Yiğit Marcus Aral ve sevgilisi Şevval Şahin, Aral’ın villasında bir doğum günü kutlaması düzenledi. Organizasyon daha çok korona partisine dönüştü.
Davetliler arasında koronaya yakalananlar olduğu haberleri yayılsa da çift bunu inkar etti.
Ta ki o partiye katılan model Daria Kyryliuk, korona pozitif olduğunu sosyal medya hesabında paylaşana kadar...

Yazının Devamını Oku

Fantastik yalnızlık

Will Smith’in, izlerken hepimizi geren ve daraltan “Ben Efsaneyim” filmini hatırlar mısınız?

Koskoca şehirde sadece bir adam ile köpeğinin kaldığı fantastik korku filmi...
Miami uluslararası havalimanında dönüşte aynen o hissiyata kapıldım. Sanki dünyalar savaşı olmuş, insanlığın sonu gelmiş gibi...
Pandemi öyle böyle vurmamış anlayacağınız, takım topla çift kale maç yap, o kadar boş yani...
Koca alanda bizim beklediğimiz THY uçağının yolcuları dışında neredeyse kimse yoktu.
Dükkanlar kepenk indirmiş... Yurtdışı uçuşlarda illaki içinde bir tur atılan free shop’lar bile kapalı...
Öyle bir yalnızlık, öyle bir dünyanın sonu hissi...
Nihayet İstanbul’a vardığımda eğilip toprağı öpmediğim kaldı o yüzden...

Yazının Devamını Oku

Hedefim şampiyonluktu ama yol kısa sürdü

Daha 13’ünde, akranlarının çoğu doktorluk, öğretmenlik, pilotluk hayali kurarken onun gözü mutfaktaydı. Adımlarını buna göre attı. Michelin yıldızlı restoranlarda staj yapmaya başladığında henüz 16’sındaydı. Türkiye’ye dönüşünde açtığı YouTube kanalıyla adını duyurdu ama asıl çıkışını “MasterChef” ile yaptı. Favorilerden de biriydi. İşte o yüzden ikinci haftasında elenmesi takipçilerini şoke etti. Yarışmanın “efendi çocuğu” Berk İlter, “Şampiyonluk hedefiyle çıkmıştım yola ama yol biraz kısa sürdü” derken gülümsüyor. Aldığı sonucu hüsran olarak kabullenmektense de “Her işte bir hayır vardır” diyor. Ya bundan sonrası? Ben sordum, o anlattı.

“MasterChef”e bu kadar erken veda etmeyi bekliyor muydun?

- Kesinlikle hayır.  İlk gün de dediğim gibi şampiyonluk hedefiyle çıkmıştım yola ama yol biraz kısa sürdü. Yine de buraya kadar geldiğim için çok mutluyum. “Her işte bir hayır vardır” mottosuyla hayatıma devam ediyorum.

Bu işin eğitimini almış, yurtdışında Michelin yıldızlı restoranlarda çalışmış biri olarak, böyle bir hüsrana uğramanın sebebi ne sence?

- Bu her şeyden önce bir yarışma. Haliyle şans da büyük bir etken. Ben bilgi birikimimin yarışmada devam eden arkadaşlarımdan yetersiz olduğunu düşünmüyorum. 100 bin kişi arasından ilk 16’ya kaldım ve alnımın akıyla çıktım.

Seni eleyen yarışmacı aslında bir at eğitmeni, mutfak konusunda da sana göre hayli acemi. Büyük finalde “nasılsa onu geçerim” gibi bir düşünceye kapılıp rahat davranmış olabilir misin? 

- Kendime güvenim var mıydı? Evet, vardı. Ama arkadaşlarımı güçsüz görmüyordum. Ben o gün inanılmaz el lezzeti olan biriyle son 2’ye kaldım ve giden ben oldum. 

PARA TALEP ETMEDİM YATACAK YER YETERDİ

Yazının Devamını Oku

Pandemi günlerinde Miami

Pandemi nedeniyle kısıtlanan uçak seferlerinin normale dönüşünden bu yana en uzun uçuşumu geçen hafta sonu yaptım. 13 Eylül Pazar günü Türk Hava Yolları ile Miami’ye uçtum.

Vaka sayıları giderek artarken bunca saat uçmak başta gözümü korkutmadı değil.
İstanbul Havalimanı’na bu endişelerle geldim. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra THY Business Lounge’a yöneldim.
Kapalıydı...
Bunun üzerine şansımı diğer taraftaki Elite ve Elite Plus yolcuların kullandığı lounge’da denemeye karar verdim, açıktı...
Bir tarafta çoğu yolcunun favorisi olan pide yapılıyor, diğer tarafta köfte tavuk pilav üçlüsü servis ediliyordu.
Biraz atıştırdıktan sonra uçağa binmek için kapıya yöneldim.
Yine temkinli, yine hafif tedirgin...

Yazının Devamını Oku

Tarzın kilosu olmaz

Yıllar önce Türkiye’deki büyük beden model açığını fark edip XL model yarışmaları düzenlemeye başlayan Banu Noyan, o formatı televizyona taşımıştı. Şimdi fikir anneliği yaptığı programın jüri koltuğunda değil ama yepyeni bir projenin hazırlıklarını sürdürüyor. Yine büyük bedenlere yönelik bir iş üzerinde çalışan Noyan, kadın bedeniyle ilgili psikolojik şiddete varan yorum ve imalardan çok rahatsızlık duyduğunu söylüyor: “Kiloyu alırsın, verirsin, veremezsin, o başka iş. Ama bunu birinin tenkit etmesi çok aşağılayıcı.”

Banu Noyan kimi zaman organizatör olarak karşımıza çıkıyor, kimi zaman bir stil yarışmasında jüri üyesi olarak... Öncelikle sormak istiyorum, gerçek mesleğiniz ne?

- Ben koreograf ve organizatörüm. Aynı zamanda da Artistik Sanatlar Akademisi adlı bir akademinin sahibiyim.

Büyük beden model ve tasarımlar özel ilgi alanınıza ne zaman girdi?

- 1993’te büyük beden sektörünü keşfettim. Ardından Türkiye’nin ilk ve tek büyük beden model yarışmasını düzenledim. Aslında ben her zaman “Kadının bedeni yok” diyenlerdenim. Neden büyük beden kadınlar hep gizleniyor, niye hiç ortalarda değiller, neden hep 34-36 bedenler podyumda? Bu düşünceyle XL model yarışmasını başlattım, yıllarca da sürdü. Işın Karaca sundu falan...

O dönem sizin de kilo fazlanız varmış, yanlış mıyım?

- O yıllarda değil ama evet benim de öyle ciddi bir dönemim olmuştu.

Hangi dönem o?

- Anne olduğum süreçte kilo aldım. Loğusalık dönemi, devam eden yoğun iş hayatı, kucakta bir bebek... Gerçekten travmaydı. Ve o dönem beni en mutlu eden şey de yemek yemekti. Zaten yemek yemeyi çok seviyorum. Dolayısıyla annelikle beraber fazla kilolar hayatıma yerleşti.

Yazının Devamını Oku

Dilimiz kimliğimizdir

Dijital çağın nimetlerinden hepimiz sonuna kadar yararlanıyoruz. 

Ama... Çoğumuz artık okumuyor, izliyoruz. Bir-iki dakikadan fazla hiçbir konuya odaklanamıyoruz.
Yani bir yandan da sürat çağının bedellerini ödüyoruz.
Değişen zamanın olumsuz etkilediği alanlardan biri de dil bilgisi...
Artık en sıradan kelimeler bile doğru yazılamaz hale geldi. Yazmayı geçtim, doğru telaffuz bile edilmiyorlar artık. Elbette bu noktada radyoculara ve ekran yüzlerine önemli görevler düşüyor.
Doğru telaffuzun online eğitmenleri de onlar olmalı... Düzgün telaffuzları ve akıcı Türkçeleriyle herkes için örnek teşkil etmeliler.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu da Türkçeyi korumak adına güzel işlere imza atmayı sürdürüyor.
Dilimizin doğru ve anlaşılır biçimde kullanılması için çalışmalar yürüten Üst Kurul, son olarak daha önce bastırmış olduğu telaffuz sözlüğünü yeniledi.

Yazının Devamını Oku

Büyük bir aile kurmak için telaşlanıyorum

Oktay Kaynarca zorunlu pandemi molasını noktaladı, son sürat sahalara döndü. Yeni reklam filminin çekimlerinde yakaladığım ünlü oyuncu, plan üstüne plan kuruyor, ajandası hızla doluyor. Dizi çekimleri için gün sayan Kaynarca, önümüzdeki yıl da tekstil sektörüne giriş yapma hazırlığında... Ünlü oyuncunun bu koşturmacası özel hayatını nasıl etkileyecek? Ben sordum, ekranların fenomen “ağır abi”si yanıtladı.

Sizi yoğun bir gününüzde yakaladık. Bir reklam filmi için kamera karşısındasınız.

- Evet. Bugün Kiğılı’nın kış sezonunun reklam filmini çekiyoruz. Güzel bir koleksiyon hazırladılar. O koleksiyonun reklam filmi var, daha sonra fotoğraf çekimleri yapılacak.

Ama sadece reklam yüzü değilsiniz bildiğim kadarıyla...

- Şöyle... Marka için bir sürü ürün hazırlanıyor. Ben onların arasından “Bu bu bu” diye seçim yapıyorum. Sonra üretim safhasına geçiliyor. Benim seçtiklerim, benim kreasyonum olarak adlandırılıyor ve satışa öyle çıkıyor.

Bu işbirliğinin devamı geleceği belli miydi?

- Tabii geçen sene başlamıştık, yolculuk devam ediyor. Hatta ilk defa size söylüyorum; Oktay Kaynarca markası olarak özellikle yurtdışında corner’larla başlayıp mağazalara dönüşecek bir zincire gidiyor mesele.

İYİ GİYİNMEYİ SEVİYORUM

Yazının Devamını Oku

Yeni dünya ve online eğitim

Pandemi sosyolojik açıdan ciddi bir değişim yaşanmasına yol açtı. Yaşam tarzımız, alışkanlıklarımız hızla değişiyor. Hatırı sayılır bir kesim artık evden çalışmaya başladı. Eğitimde de durum aynı... Online eğitimin “zorunlu alıştırma” evresindeyiz.

Bu kaotik ortamda Milli Eğitim Bakanlığı’nın da işi gerçekten çok zor. Sürecin mümkün olduğunca hasarsız, noksansız yürütülmesi, eğitim kalitesinin düşmemesi için azami gayret içindeler.
Bakanlık hem hızlı kararlar alınması hem de bu kararların yine hızla uygulamaya geçirilmesi işinin altından başarıyla kalktı.
Okullar aynı süratle organize oldu. Ve eğitimciler, tüm ders programlarını günlük olarak internet ortamına taşımayı, bunu dizayn etmeyi başardı.
Bu sebeple, pandemi başlangıcından bu yana öğrencilerin derslerinden geri kalmaması için özveriyle çalışan Milli Eğitim Bakanlığı ve ekibini yürekten kutluyorum.
Gelelim online eğitim konusuyla ilgili akıllarda dolaşıp duran soru işaretlerine.
Sistem yeni, elbette tam anlamıyla oturması ve alışılması için zamana ihtiyaç duyuluyor.
Ama şu da bir gerçek ki eğitim dünyada yeniden dizayn ediliyor ve bundan kaçmak imkansız görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Koray Avcı: Benimle evli olduğunu sanan hayranlarım var

Koray Avcı, karantinada olgunlaştırdığı son albümü “Seni Çok Özlüyorum”u geçen hafta müzikseverlerin beğenisine sundu. Çıkışını Sezen Aksu’nun unutulmaz eseri “Gidiyorum”la yapan Avcı, birkaç gün içinde dünya sıralamasında 3 numaraya yükselmesinin gururunu yaşıyor ama yine de “Bu albümde rakamlar değil gönüller konuşuyor” diyor. Son dönemde ciddi değişikliği yaşayan, 2 ayda 20 kilo verip tarzını tepeden tırnağa yenileyen Avcı ile hem albümünü hem de bu değişimin sebeplerini konuştuk. Müzikten modaya, takıntılı hayranlardan aşka uzanan söyleşide “yeni albüm” müjdesi de aldım, takıntılı hayran itirafı da...

◊ 5 yıl önce “Aşk ile” albümüyle çıkış yaptınız ve sanki Allah “Yürü ya kulum” dedi. İlk albümle patlayanların çoğu aynı hızla yok olurken, sizin yıldızınızın parlamaya devam ediyor, sırrı ne?
- Biz albüm çıkarmadan önce de konserler yapıyorduk. Ben hep insan kazanmayı tercih ettim. Karşımda binlerce kişi olsa da hepsiyle tek tek ilgilenmek istedim. Belki de sahnelerim bu yüzden 3 saat sürüyor. Çünkü konserime gelen herkesi mutlu uğurlamak isterim. Karşılıklı okuyacağımız ortak şarkılarımız, hikayelerimiz var. Herkese hitap edecek bir repertuvarımız var. Bir tarzımız yok, her tarzımız var. Bu yüzden dinleyicilerimizle aramızda enteresan bir bağ oluştu.


◊ Ve şimdi yeni albümle müzikseverlerin karşısındasınız. Ne zamandır üzerinde çalışıyordunuz?
- Dördüncü albümüm “Seni Çok Özlüyorum” 28 Ağustos’ta çıktı. Üçüncü albümüm “Senin İçin Değer”den hemen sonra iki single çıkardım. O dönemde konser maratonumuz oldukça arttı ve stüdyoya girip yeni bir albüm çalışmasına başlayamadık. Pandemi döneminde orkestra arkadaşlarımdan Köksal ve Alper benimleydi. Bu süreci fırsata çevirdik ve çalıştık. Yeni albümün çalışmalarını daha önce başlatmıştım ama pandemi sürecinde hız verdim.
Albümün her ayrıntısı ile tek tek kendim ilgilendim. Düzenlemeleri bana ait.

Yazının Devamını Oku

Malazgirt’te büyük buluşma

Anadolu’nun fethinin 949’uncu yıldönümü coşkuyla kutlandı. 25-26 Ağustos tarihlerinde gerçekleşen “Malazgirt 949. Yıl Kutlamaları”nı yerinde izleme şansını yakalayanlardan biri de bendim...


Bu yıl pandemi önlemleri nedeniyle katılım sınırlı, önlemler ise çok sıkıydı.
Gelelim detaylara...
25 Ağustos’ta ordusuyla Ahlat’ta kamp kuran, 26 Ağustos’ta Malazgirt’e hareket eden Sultan Alparslan’ın zaferiyle sonuçlanan Malazgirt Muharebesi’nin yıldönümü kutlamalarının başlangıç noktası elbette Ahlat oldu.
Bu yılki kutlamalara bir başka heyecan eşlik etti. Ahlat’ta inşa edilen Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin açılışı yine bu etkinlik kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapıldı.
Ahlat’ta bir günlük konaklamanın ardından Malazgirt’e geçildi.
Orada da Ahlat’ta olduğu gibi kontroller ve önlemler en üst seviyedeydi. Etkinlik alanına sadece sandalye sayısı kadar izleyici alındı. 

Yazının Devamını Oku

Bir gün Sultan Alparslan’ı oynayacağımı hissediyordum

Dönem projelerinin aranılan yüzlerinden Cengiz Coşkun, savaş meydanlarında kılıç sallamaya devam ediyor. “Fetih 1453” ve “Diriliş Ertuğrul”un sevilen yıldızı, “Malazgirt 1071” filminde de başrolü üstlendi. Coşkun sinemaseverlerin karşısına Sultan Alparslan olarak çıkacak. Bir zamanlar basketbol sahalarında top çevirip NBA hayalleri kuran, tesadüf eseri podyumlara adım atıp Londra’da resmen “Bay vücut” olan Coşkun’la hayatının dönüm noktalarını, en unutulmaz “dönem”lerini konuşmak için buluştum.

 

Basketbol sahalarından film setlerine uzanan bir hikaye sizinki. Ayrıca ara basamak diyebileceğim bir de modellik geçmişiniz var. Öncelikle Cengiz Coşkun’un hikayesi ne zaman, nerede başladı

- Hikayem 29 Nisan 1982 yılında, Küçükköy-Gaziosmanpaşa’da başladı.

İstanbul...

- Evet, İstanbul’da.

Tek çocuk muydunuz?

- Hayır, kız kardeşim var, benden 2 yaş küçük. Kendisi şu an evli ve dünyalar tatlısı iki de yeğenim var.

Yazının Devamını Oku

Alaçatı’da huzur keşfi

Her yaz Alaçatı’yı mesken tutan, Arnavut kaldırımlı sokaklarını, pazarını, kendine has mimarisini hiçbir yere değişmeyen ciddi bir kitle var.


Alaçatı burnunda tütenler için “Çeşme ve Alaçatı’da pandemi açısından güvenlik zafiyeti söz konusu mu?” diye birçok mekan sahibine sorular yönelttim.
Aldığım cevaplar karşısında, böyle bir sıkıntının olmadığı, hemen hemen her gün zabıta ve polis ekiplerinin mekanları dolaştığı ve denetimlerin çok sıkı tutulduğu kanaati oluştu bende.
Ayrıca İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun geçtiğimiz günlerde yaptığı “Cudi bizim sağ gözümüz ise Çeşme sol gözümüzdür” açıklaması başta Belediye Başkanı Ekrem Oran olmak üzere neredeyse tüm Çeşme halkı ve esnafını mutlu etmiş görünüyor.
Yapılan kontrollerin kimseyi rahatsız etmediği, aksine bunun “güvenli ortam” açısından şart olduğu inancı hakim.
Ne var ki en büyük görev yine tatilcilere düşüyor.
Mesafeye dikkat, maskeyle dolaşmaya devam...

Yazının Devamını Oku

Babam beni hayallerime küstürmedi

Selami Şahin’in oğlu olarak magazin basınının dikkatini çeken, müzikleri kadar özel hayatıyla da kendinden söz ettiren Lider Şahin bir süredir suskun. Neler yapıyor merak ettim, 3 yıldır yaz aylarını geçirdiği Çeşme’deki mekanında kendisini ziyaret ettim. Cove’daki buluşmada eski defterleri bugünlere kattık, eski aşklardan geleceğe uzandık. Ben sordum tek tek, o dobra dobra anlattı. “Aşk” dedim, “önce dostluk” dedi. “Evlilik” dedim, “odağımda öyle bir şey yok” diye yanıt verdi. Doğma büyüme müzisyen, sonradan işletmeci Lider Şahin cephesindeki son gelişmeler...

Müzik efsanesinin oğlusunuz. Sanat dünyasında Selami Şahin’in ayak izlerini ne kadar takip ettiniz, “Babasının oğlu” oldunuz mu?

- Hem de en büyük oğluyum. (Gülüyor) Senelerce onunla çalışma fırsatı buldum. 30 sene aynı evde yaşadım. 3 sene menajerliğini yaptım, 8 sene sahnede back vokal olarak kendisine eşlik ettim. Hem iş hem de ev arkadaşıydık. Aslında biz hep arkadaş gibiydik.

Otoriter değil miydi?

- Çok öğretici bir babaydı... Ama küstürmeden... Doğru yolu bizi hiçbir zaman hayallerimize küstürmeden gösterdi.

Hangi konularda fikrine önem verirsiniz?

- Öncelikle müzik konuları tabii ama onun dışında da birçok konuyu babama danışır, “Ne yapmalıyım” diye sorarım.

Bir nevi bilirkişi...

- Yani... Neticede 50 yıllık bir müzik kariyeri var. Tecrübeleri bizim için çok kıymetli, çok önemli. Diğer yandan ondan aldıklarım özümü oluştursa bile kendi yolumu çizmem gerektiğini öğrendim.

Yazının Devamını Oku

Anadolu’nun fethinin 949. yıldönümü

Uçuş yasaklarının kalkmasından itibaren ben de “full önlem” iş seyahatlerime başladım.

“Evden röportaj” sayfasını kapattım, hem röportajlar hem de köşe yazıları için leylek misali uçuştayım.
Arada ailemi görmek için bir günlüğüne Hollanda’ya gittim, dönüşte ise “Malazgirt 949. Yıl Kutlamaları” tanıtım toplantısını takip etmek üzere İstanbul’dan Zafer Hıdır arkadaşımızın kullandığı araçla direkt Bilecik-Söğüt’e geçtim. 
25-26 Ağustos’ta Ahlat ve Malazgirt’te yapılacak etkinliğin tanıtım toplantısında, Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı ve Okçular Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Bilal Erdoğan’ın yanı sıra Vali Bilal Şentürk, AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan ve Okçular Vakfı Başkanı Haydar Ali Yıldız da vardı.
Önce Şeyh Edebali Türbesi ile Orhan Gazi Camisi’ni ziyaret ettik, ardından Söğüt’teki Ertuğrul Gazi Türbesi önünde düzenlenen toplantıya katıldık.
Toplantıda yaptığı konuşmada Bilal Erdoğan’ın hedefinde gençler vardı.
Türkiye Cumhuriyeti’nde doğan her gencin liseyi bitirmeden önce mutlaka hem Ahlat ve Malazgirt’i hem de Çanakkale’yi görmesi gerektiğini belirten Erdoğan, “Gençlerimizin seyahat planlarken akıllarına getirecekleri yerlerden biri de muhakkak Söğüt olmalı” dedi ve ekledi:

Yazının Devamını Oku

Türkiye artık fasoncu bir ülke değil

Manchester’de Vogue Fashion Night Out defilesiyle başlayan hikayesine pek çok ‘ilk’i sığdırmış olan moda tasarımcısı Zeynep Kartal, sosyal sorumluluk projeleriyle adından söz ettiriyor. Kartal ile İstanbul’da buluştuk, 15 Temmuz sonrası İngiltere Parlamentosu’nda düzenlediği defilenin yankılarından Türkiye’nin fasondan tasarıma uzanan moda öyküsüne, defilelerine ve projelerine dair her şeyi konuştuk.

 

 ◊ İngiltere’de “kırmızı halı” dendiğinde ilk akla gelen tasarımcılardansınız. Bu macera nasıl başladı?

- Eşimin işi nedeniyle 2004 senesinde İngiltere’ye taşındık. İngiltere’de moda dünyasını daha da kavramak adına tekrar okumaya başladım. Mezun olduktan sonra öğretmen olarak okulda devam etmemi istediler. Ben farklı bir şekilde şansımı denemek istedim. O süreçte iş bulamayınca böyle bir adım attım. Kendi markamı da oradaki ikinci senemde kurdum.

İyi ki iş bulamamışsınız mı demeli...

- (Gülüyor) Belki de. Bu işin başında en çok eşim destekledi. Zeynep Kartal markasının mimarının o olduğunu söyleyebilirim.

İngiltere’de bir Türk markasını kabullendirmekte zorlanmadınız mı?

- Markamı ilk kurduğumda oluşan önyargıları yıkmak biraz zaman aldı aslına bakarsanız... Vogue Fashion Night Out’ta defilemi gerçekleştirdikten sonra çok güzel geri dönüşler aldım ve yolculuğuma devam ettim.

Yazının Devamını Oku

Şiddetin tarafı olmaz

İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tartışmalar haftalardır devam ediyor.

Bu süreçte kantarın topuzu kaçtı.
Hakaretleşme safhası bile aşıldı, artık küfür kıyamet gırla gidiyor.
Savunulan ne, neyi protesto ediyorduk arada unutuldu sanki. Acilen çözüme ulaşması gereken bu önemli konu da politize edildi çünkü.
Örnek, TÜRGEV Başkanı Fatmanur Altun’un yaşadıkları...
İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olduğunu açıkladığı günden beri sosyal medyada resmen linç ediliyor.
Düşüncelerine katılırsınız ya da katılmazsınız, fark etmez... Sonuçta hiçbir şey bu tür bir lincin bahanesi olamaz.
Medenice karşı çıkar, itiraz eder, tartışırsınız. Ama olay bir karalama kampanyasına dönüştüğünde, küfür yağdıranlara, hakaret edenlere sorarlar; bu sizin yaptığınız da bir tür şiddet değil mi?

Yazının Devamını Oku

Bütün sanatçılar evli olmalı

Albüm sayısı olarak çok geriden geliyor ama yine de eğlence dünyası onu yakından tanıyor. Haftanın üç-dört gecesi program yapıyor, işletmecilerin “ölü” gözüyle baktığı pazartesi gecelerini bile canlandırmayı başarıyor. Son olarak ters köşe bir çıkışla karantina kasvetini dağıttı, vukuatlı 2020 yazına “Dalga Dalga” şarkısıyla girdi. Deha Bilimlier’le program için gittiği Bodrum’da buluştuk; Demet Akalın’la yaşadığı soğuk savaştan girdik söze, “evlilik sanatçının ömrünü uzatır” tezinden çıktık... İşte bir sahne fenomeninin anatomisi...

Pandemi döneminde ortalığı bir dalgalandırdınız.

- (Gülüyor) Gerçekten de “Dalga Dalga” şarkım internette iyi patladı. Ciddi sayıda paylaşım oldu.

Nereden çıktı böyle keyifli bir şarkıyla karantinayı delmek?

- Aslında beni harekete geçiren Demet Akalın oldu.

Sizin aranızdaki buzlar eridi, değil mi?

- Bir dargın bir barışık durumu yaşamıştık ama şimdi aramız çok iyi. İkimiz de Acarkent’te oturuyoruz zaten, komşuyuz yani. O beni izlemeye geliyor, ben onu izlemeye gidiyorum. 

Yazının Devamını Oku