Bülent Ersoy yayında yine bildiğini okur

15 yıllık efsane geri dönüyor. Osmantan Erkır’ın yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendiği, Bülent Ersoy, Deniz Seki, Can Bonomo ve Armağan Çağlayan’ın jüri koltuğunda yer aldığı “Popstar 2018” yarın akşam Kanal D ekranında izleyiciyle buluşacak. Erkır ile elemelerin hemen ardından bir araya geldik; “Popstar” fenomenini, yeni jüriyi, olası gerilimleri ve formattaki yenilikleri konuştuk.

Öncelikle “Popstar 2018” için hayırlı olsun diyeyim. Özlemiştik sizi ve bu formatı...

- Çok teşekkür ederim.

“Popstar Alaturka”da Bülent Ersoy, Orhan Gencebay, Ebru Gündeş’li efsane bir kadro vardı. Neden şimdi farklı bir jüri oluşturdunuz?

- Bahsettiğiniz kadro, Armağan Çağlayan’ı da ekleyin, gerçekten “Popstar Alaturka” için jürilerin “kare as”ıdır. Hiç şüphesiz muhteşem bir jüriydi. Bir daha öyle bir jürinin bir araya gelmesi çok zor. O lezzetin aynı şekilde yakalanmasına da artık imkan yok. 20 yıl da geçse, 40 yıl da geçse o jüri unutulmayacak!

Neden olmasın?

- Çünkü bizler, Türkiye, her şey değişiyor. Hem de o kadar hızlı bir değişim ki bu...

“Değişime ayak uydurduk” mu diyorsunuz?

- Öyle de olmalı. Esasında en büyük hata “Geçmişte bu çok iyi olmuştu, bir daha tekrarlayalım” demektir.

Merak ediyorum; mesela Ebru Gündeş’e yeni program için teklif götürdünüz mü?

- Çok düşündük onu açıkçası. Ama etik anlamda doğru olmayacağını düşündük.

Hangi sebeple?

- Bir başka programda görev alıyordu, “O Ses Türkiye”de çok başarılı oldu. Her an yeniden birlikte çalışmaya başlayabilirler üstelik. Bir başka yapım şirketiyle çalışan sanatçıya davette bulunmak, iş anlamında bize etik gelmedi. O yüzden hiç görüşmedik.

“Popstar” formatını ilk hayata geçiren sizsiniz. Yayınlandığı yıllar boyunca çok ses getirdi. “Efsane geri döndü” diyebilir miyiz artık?

- Evet diyebiliriz. Hepimiz bu formatı kendi aramızda öyle kodluyoruz zaten.

Bülent Ersoy yayında yine bildiğini okur

Fotoğraf: Selçuk ŞAMİLOĞLU

POPSTAR İÇİN  “TUTMAZ” DİYORLARDI

“Popstar” nasıl doğdu?

- 2003 yılıydı. Ben yurtdışından format alan bir yapımcıyım, “Popstar”ı da beğendim ve Türkiye’ye getirdim.

Ve bombayı patlattınız...

- Pek öyle olmadı (gülüyor). Önce kimse inanmadı, uzun süre “Bu program tutmaz” dediler. O yüzden “Popstar” uzun süre proje halinde masada kaldı. Gerçi aynı şey “Kim 500 Milyar İster”de de başıma gelmişti. “Ya bilgi yarışmasını kim seyredecek?” dediler, bakın hâlâ devam ediyor.

Neyse ki pes etmemişsiniz...

- Etmedik, sonunda yaptık. İlk jüri üyeleri Armağan Çağlayan, Deniz Seki, Ahmet San ve Ercan Saatçi’ydi. Haldun Dormen sunuyordu. Biz de yardımcı sunuculardık. Sanılanın aksine çok ses getirdi. Daha sonra başka kanala geçtik. Oradaki jüri Deniz Seki, İbrahim Tatlıses, Seyfi Dursunoğlu ve Garo Mafyan’dan oluşuyordu. O bitti, bir daha yaptık. Bu kez Yıldız Tilbe, Bülent Ersoy, Armağan Çağlayan vardı. Hadise benimle beraber sunuculuk yapıyordu. Hadise ilk öyle geldi Türkiye’ye zaten.

KAZANANLAR HEP ARABESK SÖYLEYENLER OLDU

“Popstar”ın alaturka versiyonunu yapmak nereden çıkmıştı?

- Şunu fark ettik; biz hep “Popstar” yapıyoruz ama kazananlar hep arabesk söyleyenler oluyor. Dedik ki bu böyle olmaz. Oturduk, Bülent Hanım’la konuştuk ve bu formatı oluşturduk. Hatta Bülent Hanım “İsim annesiyim” der.

“Popstar Alaturka”nın bu kadar ses getirmesini neye bağlıyorsunuz?

- Türk sanat müziğine, halk müziğine, arabeske büyük bir özlem ve açlık vardı, o boşluğu çok güzel doldurdu.

Peki şimdi?

- 2018’deyiz. Yelpaze inanılmaz genişlemiş durumda. O kadar farklı müzik tarzları var ki. Dolayısıyla çağdaş bir şey yapmalı, kendimizi bugüne uyumlamalıydık. Elemelerde inanılmaz adaylar çıktı karşımıza. Son Feci Bisiklet diye bir grup var mesela, alternatif bir rock grubu, ondan şarkılar söylüyorlardı.

O yeni türler Can Bonomo’ya mı emanet şimdi?

- Hepimize emanet. Jüri de bu geniş yelpazeye göre kuruldu... Bülent Ersoy’la Can Bonomo yan yana... Özetle; biz esasında müzikte buluşmuş insanlarız. Hepimizin kalbi müzik için atıyor, hepimiz iyi müzik olsun istiyoruz. Jüri üyelerimiz, tüm orkestra üyelerimiz bunun için çalışıyor. Önce müzik...

Elemeler bitti mi?

- Bitti.

Çok merak ettim şimdi adayları...

- Gerçekten şaşıracaksınız. Nasıl söyleyeyim, Anadolu’da müzikhol olarak adlandırılan yerlerde çalışan arkadaşlarımız da var, lisede okuyan gençler de... Gerçekten geniş bir yelpaze.

Kaç kişi seçtiniz?

- 12... Belki 13 de olabilir ama, hâlâ bakıyoruz ona... Bir yarışmacı var, gelip gelmeyeceği belli değil. Çok sevdik biz onu ama...

“Ama”sı ne?

- Çalıştığı yere borçlanmış. “Ben nasıl geleceğim şimdi, her akşam orada çalışıp borcumu ödüyorum” diyor. Bu başlı başına bir hikaye.

Ne yapacaksınız?

- Vallahi biz de bilmiyoruz daha. Konuşacağız.

YARIŞMAYI BEN BIRAKMADIM, SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ BİTTİ

Yola çıkış noktasında herkes eşit şansa mı sahip?

- Ne anlamda soruyorsunuz?

Katılmak isteyen herkese fırsat tanıyor, bizzat dinliyor musunuz örneğin?

- Mutlaka. Hem de dikkatli şekilde... Yardımcılarımız da değil bizzat kendimiz dinliyoruz. Armağan Çağlayan ve ben her yeri gezdik. Jürinin tamamı da İstanbul’daki elemelere katıldı. Online başvurular oldu, onları da dinledik.

Online başvuru nasıl yapıldı?

- Kanal D böyle bir uygulama hazırladı. İnsanlar kanald.com.tr’ye videolarını bıraktı. Biz hoşumuza gidenleri davet ettik. Yani biz yarışmayı olabildiğince çok kişiye açmaya çalıştık.

Diğer ses yarışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Ben “O Ses Türkiye”yi çok başarılı buluyorum.

“Keşke bırakmasaydım, bu boşluğu başkaları doldurdu” diye düşünmüyor musunuz?

- Ben bırakmadım.

Anlamadım...

- “Popstar” istenmedi o sırada açıkçası. Çünkü çok yapılmıştı, bizim de söyleyecek sözümüz bitmişti. Haklı olarak da kanallar o heyecanı göstermedi. Sonrasında daha yeni bir yarışma geldi. Bu piyasayı canlı tuttuğu için “O Ses Türkiye”yi çok takdir ediyorum. Bu tip yarışmaların daha da çok olması gerektiğini düşünüyorum. Ama şunu da görüyorum; “Popstar” özlenmiş. İnşallah yine başarılı oluruz.

HİÇBİRİMİZ 15 YIL ÖNCEKİ İNSANLAR DEĞİLİZ

Jüri de çok renkli... Üstelik son günlerde her biri yarışmadan bağımsız olarak kendi gündemini yaratmış durumda. Deniz Seki’nin mide ameliyatı, Bülent Ersoy’un kürkle ilgili çıkışı...

- Haklısınız. Gerçi Bülent Hanım zaten hep gündemde olan biri. Deniz Seki de benim için çok önemlidir, çünkü yıllar sonra yeniden bu yarışmayı beraber yapacağız. O kadar çok şey yaşadı ki, söyleyecek çok sözü var. Hiçbirimiz 15 yıl önceki insanlar değiliz tabii. Hayatımızda çok şey değişti.

Ben Armağan Çağlayan’ı da merak ediyorum. Aynı Armağan Çağlayan’la mı karşılaşacağız yoksa o da mı olgunlaştı, sakinleşti? Ani çıkışları yüzünden bana çok korkutucu gelirdi açıkçası.

- (Gülüyor) Armağan’da da mutlaka yıllar içinde birtakım değişiklikler olmuştur ama özünde herkes aynı. Yılların kattıklarıyla belki olaylara bakış, yaklaşım ve yorumlar farklı olabilir, o kadar.

Bülent Ersoy yayında yine bildiğini okur

İKİ YAYIN ARASINDA KİŞİLİK BÖLÜNMESİ YAŞADIM

Jüri üyelerinin arası nasıl?

- İlk defa geçen ayın 25’inde bir araya geldiler. Aralarındaki elektriği inanılmaz merak ediyordum.

Ve...

- Harika geçti. Bol kahkahalı, gayet samimi. Haliyle biz de rahatladık.

Sonuçta onlar arasındaki en küçük bir gerilim ekibinizi de etkileyecektir.

- Tabii ki. Bir de şu var... Ben ilk “Popstar” zamanlarında doğaçlama komedi programı da sunuyordum. Orada kot, deri ceket, tişört, “Popstar”da ise smokin giyiyordum. Karşımda da çok ağır bir jüri... Resmen kişilik bölünmesi yaşıyordum. Bir gün neşeli, ertesi gün ciddi falan. Bu sefer yayın daha kolay geçecek.

BİZDE TARTIŞMALAR ASLA ÇİRKİNLEŞMİYOR

“Popstar” dendiği zaman benim aklıma bir de Bülent Ersoy’un kavgaları geliyor. Zaten programın başlayacağı duyulduğundan beri sosyal medya kullanıcıları arşivlerden o kavga görüntülerini bulup paylaşmaya başladı. Yine böyle gerilimler yaşanır mı yoksa tamamen neşeli, eğlenceli bir yayın akışı mı olur, ne dersiniz?

- Şimdi bu bir canlı yayın, o nedenle hiçbir şeyin garantisi yok. Karşınızdakiler de Bülent Ersoy, Armağan Çağlayan, Deniz Seki, Can Bonomo... Bülent Ersoy’a “tartışın” ya da “tartışmayın” diyemezsiniz ki. O bildiğini söyleyecektir. Deniz Seki de öyle, Armağan Çağlayan da... İnsanlar gerilmesin, seyrederken mutlu olsun istiyoruz ama sırf öyle olsun diye Bülent Hanım bir yarışmacıya ya da jüri üyesine kızdığında bunu saklayacak değil. Dolayısıyla arada sırada tartışmalar olabilir.

Zaten Bülent Hanım bu tartışmaların sonunda meseleyi hep tatlıya bağlıyor. Bir espri yapıyor, ortam yumuşuyor...

- Evet, asla çirkinleşmiyor bizde tartışmalar.

BİZİ GERÇEK STARLARIN DEĞİL HAK ETMEYENLERİN KAPRİSİ YILDIRIYOR

Bülent Hanım’ın olası kaprisleri sizi korkutuyor mu?

- Bizi yıldıran kapris, hak etmeyenlerin yaptığı kaprislerdir. Bülent Ersoy, Ebru Gündeş, İbrahim Tatlıses, Seyfi Dursunoğlu, Orhan Gencebay; bunlar zirvede olan insanlar.

Kapris yapmak zirvede olan insanların hakkıdır demek mi bu?

- Zirvede dediğim bu isimler bir konuda inat ediyorlarsa ya da sizin söylediğiniz şekilde tabir edelim, kapris yapıyorlarsa, altında haklı bir neden vardır. Yaptıkları şımarıklık değildir.

Bazı şımarıklıklara şahit olmuş gibi konuştunuz.

- Ben neler gördüm bilseniz. Gecenin bir saati “Canım şu yemeği istiyor” diyor, yemeği getiriyoruz, “A ben rejimdeyim” deyip bırakıyor.

Kim onlar?

- İsmi lazım değil. Az önce dediğim gibi bunları hiçbir zaman sözünü ettiğim starlar yapmadı. Ama hak etmeyenler bunları yapınca hakikaten çekemiyoruz. Selami Şahin’in bir şarkısı vardır,  “Çekmeye razıyım kaprislerini” diye. Benim şarkım o. Hak eden starlarımızın kaprislerini seve seve çekeriz.

YENİ OYLAMA SİSTEMİNİ BİZ BULDUK

“Popstar 2018”de yenilikler var mı?

- Evet. İlk defa Türkiye’de uygulanacak yeni bir sistemle oylama yapılacak. Bunu biz bulduk.

Nasıl bir sistem bu?

- Şarkı boyunca devam edecek bir beğeni barometresi yaptık. 0’dan 100’e dijital bir grafik var. 50’de başlıyor; yani ne beğendik ne beğenmedik, nötr. Şarkı süresince jüri üyelerimiz o barometreyi yarışmacının performansına göre düşürecek, yükseltecek. Bu değişimler de biraz çağımıza uygun olması için emoji’lerle gösterilecek.

ERSOY’LA ÇALIŞMAK ZEKAMI GELİŞTİRDİ

Gerçek starlara toz kondurmuyorsunuz...

- Ben hâlâ onlardan çok şey öğreniyorum. Şunu söyleyeyim mesela, Bülent Ersoy’la çalışmak benim zekamı geliştirdi.

Nasıl yaptı bunu?

- Öyle insanlar ki onlar, inanın biz şimdi konuşuyoruz değil mi, onlar 15 dakika sonra konunun nereye varacağını tahmin eder, ona göre sohbeti yönlendirir. O yüzden karşısında hızlı düşünmek zorundasınızdır. Çok zekiler, çok. Ve bu tip insanlarla çalışırken otomatik olarak sizin zekanız da gelişir; daha geniş, daha hızlı düşünmeyi öğrenirsiniz.

Bülent Hanım’a hayransınız...

- Ama o bir ekol. İnanır mısınız, bunca yıllık tecrübesine rağmen hâlâ yayın heyecanı yaşıyor. Bunu bana açık açık söyledi, “Sabahlara kadar uyuyamayacağım, biliyorum” dedi. Bu hem seyirciye hem de kendine olan saygısını gösterir.
Dediğim gibi gerçek bir ekol. Dün stüdyoda konuştuk biraz Bülent Ersoy ve Selçuk Tekay’la, öyle şeyler anlatıyorlar ki... Resmen bir dönemde imzaları var. Allah gecinden versin, onlarla birlikte bazı şeyler bitecek. O yüzden her anlarının değerini bilmek gerek.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Mesaj bana ulaşmadı

Berrak Tüzünataç,  “Üç kadın sanatçı olarak, bizim için çok önemli olan bir şeyi ifade etmek için işbirliği yaptık” açıklamasını Instagram hesabında sanatsal fotoğraf karelerinin altında paylaştı.

Birkaç gün önce de o karelerin devamı geldi. Bedenine tepeden tırnağa “boş konuşma” anlamına gelen “bla bla bla” yazdırarak çıplak pozlar vermiş.

Ve bu kez altında İngilizce olarak şöyle yazıyordu: “Özgürlüğün doğuşu...”

İtiraf edeyim, bu çıplak fotoğrafın verdiği mesajı ben anlamadım.

“Çıplaklık özgürlük” mü diyor, “Boş konuşmalara kulak tıkadığında özgürsün” mü, yoksa “Siz konuşun, ben istediğimi yapar, istediğimi yaşarım” mesajı mı veriyor?

Bilemedim. Çözemedim. Bu pozlar bana pandemi döneminde unutulmamak için yapılmış PR çalışması gibi geldi.

Kim bilir belki de gelecek paylaşımlarla sır çözülür, mesaj açığa çıkar diye beklemedeyim ama yine de zannetmiyorum.

2021 nostaljisi

Nostalji severim. Hele nostaljik şarkıları daha da çok... O yüzden “best of” çalışmaları oldum olası yakından takip ederim.

Yazının Devamını Oku

34 beden bile büyük geliyor çocuk reyonundan giyiniyorum

Seren Serengil cephesinden kötü ve iyi haberler peş peşe geldi. Geçirdiği operasyon nedeniyle hızla kilo veren ve 46 kiloya kadar düşen Serengil, ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya olduğunu açıkladı. Ne var ki onu hayata bağlayacak sürpriz gelişme de hemen ardından yaşandı. Serengil, zor günlerinde yanında olan arkadaşı Mustafa Tohma’dan gelen evlilik teklifine “evet” dedi. Bu kez aşk değil huzur istediğini söyleyen, “Ben artık aşka küstüm” diyen Serengil’in hayatında neler olup bitiyor, sağlık durumu nasıl, düğün ne zaman? İşte tüm bu sorular röportajımızda yanıt buldu.

Serencim, geçmiş olsun. Geçirdiğin bir operasyon nedeniyle sürekli kilo kaybı yaşadığını açıkladın. Şimdi nasılsın, biraz toparlayabildin mi kendini?

- Teşekkür ederim. Aslında ilk kez 6 yıl önce mide ameliyatı geçirdim. O dönem gayet rahat ve sağlıklı şekilde kilo vermiştim.

Evet, çok da formda görünüyordun. İkinci kez operasyon geçirme fikri nereden çıktı o halde?

- Çocuk yapmak istedim. Bunun için bir seneye yakın süre hormon aldım. Hormon tedavisi yüzünden de verdiğim kiloların 15 kilo kadarı geri geldi. Ama maalesef ani stres sonucu düşük yaptım. O süreçte evden dışarı çıkmadım. Sabahtan akşama kadar çikolata yiyor, kola içiyordum. İkinci operasyon fikri de düşükten sonra gelişti. Bir an önce kilo vermek, işime konsantre olmak için bu kararı aldım.

8 YAŞIMDAN BERİ SUDAN İĞRENİYORUM

Seni stres, kola ve çikolata yoldan çıkardı yani...

- Alkol ve sigara zaten kullanmıyorum. Ama benim de bir kötü huyum var, su içememek... 8 yaşındayken musluktan gelen paslı suyu gördüm, o gün bugündür su içmiyorum, iğreniyorum. Tabii su içmemek de kolay kilo alma sebebi...

Yazının Devamını Oku

Koca bir alkışı hak ediyor

İnsan iyiye çabuk alışıyor, kötüyü çabuk siliyor hafızadan. Sanki ezelden beri o iyiyi ve güveni yaşıyormuşuz gibi geliyor.

Ne büyük yanılgı...

Geçenlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun attığı bir tweet’le açıldı gözlerim.

“2020’de uyuşturucu ile mücadele çatır çutur devam etti” diye söze girmiş Sayın Soylu...

Okuduğum an bu önemli mücadelede Türkiye’nin ne kadar yol kat ettiğini fark ettim.

Daha birkaç yıl öncesine kadar kriz geçiren çocuklar, hayatlarını kaybeden gencecik bedenler haber bültenlerinden eksik olmuyordu.

Ve şimdi... Elbet kökü tamamen kurumuş değil ama mücadele son sürat devam ediyor, gözünü para bürümüş bu vicdansız uyuşturucu satıcılarına aman verilmiyor.

Sayın Bakan, mücadelenin çarpıcı raporuna da yer vermiş tweet’inin devamında:

1

Yazının Devamını Oku

Piyanist şantör furyasını başlatan Ferdi Özbeğen’di

Sıra sıra tavernaların dönemin en ünlü sanatçılarını ağırladığı Tarabya günleri, Arif Susam’ın yeni albümüyle hafızalarda ansızın canlanıverdi. Susam, “Best of Arif Susam” çalışmasıyla hepimize “hey gidi günler” dedirtti. Eğlence dünyasında o günden bugüne çok şey değişse de ünlü sanatçıya göre taverna müzikleri gündemden düşmedi. “Bizim kitle hiç değişmedi, ekstraları durduran tek şey pandemi” diyen Susam’la 80’ler Tarabya’sına gittik. Hem o yılları, hem piyanist şantör camiasındaki rekabeti hem de yeni albümünün çılgın tanıtım çalışmasını konuştuk.

Yeni “Best of” albümünüz hayırlı olsun. Öncelikle tanıtım için yaptığınız 72 saatlik kayıt maratonunda beni de unutmadığınız için teşekkür ederim.

- Rica ederim, ne demek...

Orgun başına geçmiş, tavernada yaptığınız gibi binlerce sanatçıyı ve medya mensubunu tek tek adlarıyla dansa davet etmişsiniz. Gerçekten sabır işi... Kimin fikriydi bu?

- Polat Yağcı’nın... Sevgili prodüktörüm. 100 yıl düşünsem böyle bir şey benim aklıma gelmezdi zaten.

Projesinden size bahsettiğinde “Hadi canım, nasıl çıkılır o işin içinden?” demediniz mi?

- Demez olur muyum? Aradı beni, “Arif abi, sana çok önemli bir şeyden bahsedeceğim, telefonda anlatamam ama bir zahmete şirkete gel” dedi. Allah’tan ben de o zaman İstanbul’dayım, buradan gelip gitmek zor oluyor çünkü. “Peki” dedim, gittim.

Yazının Devamını Oku

Gönüller bir olsun

Milletçe kriz dönemlerinde omuz omuza vermenin önemini, değerini şu pandemi sürecinde daha iyi kavradık. El ve gönül birliğinin güzelliğini, yaşayarak gördük.

Olan olmayana, varlıklı darlıktakine el uzattı.
Bu sayede pandemiyi mümkün olduğunca az hasarla atlatma yolunda önemli mesafe kat ettik.
Belediyeler “küçük esnafa destek” çağrısı yapıyor, bu çağrılar büyük ölçüde yanıt buluyor.
Büyük işletmelerin imdadına ise genellikle mal sahipleri yetişiyor.
Kısıtlamalar çerçevesinde günlük ciroları ciddi ölçüde azalan mağazalara kimi AVM’lerden yılbaşı hediyesi tadında müjde geldi.
Zaten temmuz ayından beri kiracılarına yüzde 50 indirim sağlayan Capitol de “Gün birlik olma günü” diyenlerden...
2021 Nisan sonuna kadar yüzde 50 indirimli kira uygulamasına devam edecek olan AVM, aralık ayında başlayan hafta sonları sokağa çıkma yasağı nedeniyle ek destek kararı aldı.

Yazının Devamını Oku

Beni “uzaylı” diye bir kenara ittiler

80’lerde Karadeniz müziğinin en önemli temsilcisiydi. Türküleri kadar sözleriyle de manşet olurdu. Patrondu ama “patron” denmesin diye elinden geleni ardına koymadı. Geçen ay geçirdiği kalp kriziyle sevenlerini korkutan Mustafa Topaloğlu’nun kapısını çaldım bu hafta... Topaloğlu’nun her iki lafından biri “Beni anlamadılar” oldu. “Uzaylı diye beni bir kenara ittiler” dedi. İşte felsefenin kıyılarında dolanan, bol sitemli o sohbetten geriye kalanlar...

Mustafa Bey, öncelikle çok geçmiş olsun. Geçen ay bir kalp krizi geçirdiniz. Nasılsınız şimdi?

- İyiyim, çok iyiyim hamdolsun. Biz her şeye “hamdolsun” demesini bilmiyoruz. Şimdi korona denilen bir hastalık yaşanıyor değil mi? Bir virüs... İnsanlar kızıyorlar, çekingenler, tereddütlüler.

Tedirgin olmamız normal değil mi?

- Ama her şeye “hamdolsun” diyeceksin. Niye? Çünkü kötünün kötüsü var. Allah beterinden korusun. Her şerde bir hayır vardır. Şerre değil hayra yormak lazım. Biz şerre yoruyoruz hep. Herkeste bir panik, stres... Ya bir durun, rahat olun kardeşim. Allah’tan gelen her şeyde bir hayır vardır.

Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

Yazının Devamını Oku

Suistimale geçit yok

Haftalardır düşünüyordum, galiba bu virüs bildiğiniz banka cüzdanına göre hareket ediyor. Orta ve alt gelir grubunu tam 12’den hedef alırken “zengin”lere bulaşmıyor.

Benim anladığım o...

Sadede geliyorum...

Beklenen karar alındı, 31 Aralık akşamından 4 Ocak sabahına kadar sokağa çıkma kısıtlaması geldi.

Dört gün insanlar evinde ailesiyle inzivaya çekilecek. Durum bu...

Ama sonra gözüm reklamlara takılıyor, belli bir grup için her şey güllük gülistanlık...

Sanırsın pandemi bitti, virüs alt edildi.

Oteller “en güzel yılbaşı paketi bizde, koş vatandaş” çığırtkanlığı yapıyor, tur şirketleri 4 günlük yılbaşı paketi satma, oteller müşteri kapma telaşı yaşıyor.

Aşıya ne hacet, 4 günlük yılbaşı tatili satın alırsan Covid korumalısın yani!

Yazının Devamını Oku

Atatürk anneannemle tanışmak istemiş

Atatürk’e bile karışım hazırlamış bir lokman hatunun torunu olunur da başka yoldan gidilir mi? O da gitmemiş, bitkiler dünyasına dalmış, anneannesinden öğrendiklerinin üstüne kattıkça katmış. Bugün kendi adını taşıyan doğal içerikli bir markanın patroniçesi... Suna Dumankaya, durup dinlenmeden araştırmalarına devam ediyor. Bu hafta “Doğada keşfedilecek çok şey var” diyen Dumankaya ile bir araya geldim. Hem macerasını dinledim hem de pandemiye özel kişisel bakım tüyoları aldım.

Doğal güzellik ve şifa kaynaklarının kullanımını, okuduğum kadarıyla anneannenizden öğrenmişsiniz. Ondan biraz bahseder misiniz?

- Anneannem Türkiye’nin ilk lokman hatunlarından Fatma Öktem... Eski zamanlarda hastaneler bu kadar yaygın, teknoloji de bu kadar ileri değilken, doğadan bulduğu bitkilerle tedavi yapardı. Bu tedavileri zaman içinde geliştirerek birçok konuda alternatif doğal reçeteler hazırladı.

Ben de o süreçte hem çok meraklı hem de konuyla çok ilgiliydim. Ondan gördüklerimi zamanla geliştirdim, bunları gerek ekranlarda gerekse kitaplarımla aktarma yoluna gittim.

Sizi yönlendiren anneanneniz miydi yoksa kendiliğinden gelişen bir ilgi mi bu?

- Bitki ve doğal içerik konusunda anneannem sayesinde ilerledim. Ama bu bilgileri güzellik alanına taşımak, geliştirip üretmek için çok ciddi araştırmalar yaptım. Bu beni önce bitki bilimine sonra da güzellik uzmanlığına yönlendirdi. Ardından kitaplar geldi. Ve en sonunda da yerli marka yaratma süreci başladı.

Anneanneniz Atatürk’le de tanışmış...

-  Bizim için çok özel bir anı bu... Eskiden ilaç ve hastane konusunda çok eksiklik yaşandığından, anneannem herkese doğal yöntemlerle şifa olmaya başlamış. Gerek kendisinin bulunduğu Siirt’ten gerekse çevre illerden birçok kişi ona gidermiş. Mustafa Kemal Atatürk de cumhuriyetin ilanından sonra Anadolu’yu şehir şehir gezerken Siirt ziyaretinde onunla tanışmak istemiş.

Yazının Devamını Oku

Eğlencenin dijital devrimi başlıyor

Devir değişti, artık eskisi gibi omuz omuza danslar, eğlenceler yok.

Ama girişimci ruhlar, yeni dünya düzenine uygun yeni deneyimler vaat ediyor, Uzay Yolu tadında alternatifler sunuyor.

Azıcık detaylandırayım, yeni yıl akşamınıza renk katayım...

ÇapaMarka Entertainment Group, eğlencenin bittiği, müziğin sustuğu pandemi sürecinde “Bu kadar sessizlik, bu kadar depresyon yeter” diyerek dünyanın ilk dijital eğlence parkını yarattı. Adı Digital Winter Wonderland...

Bir bakıma geleceğin demo’su... Uzay çağında nasıl eğleneceğiz, test ediliyor gibi...

Devasa bir alan üzerine 3D olarak inşa edilen bir yeni yıl panayırı hayal edin... Dönme dolabından 70 metrelik yılbaşı ağacına her şey gerçeğine en yakın şekilde tasarlanmış. Panayır alanında hepsi yine üç boyutlu 7 ayrı sahne ve her sahne için farklı bir eğlence mevcut.

Yeni yıl ruhunun en güvenli, en virüssüz şekilde yaşanması için insan sirkinden yeni yıl gazinosuna, akustik sahneden ana sahneye her şey düşünülmüş.

Velhasıl, gece boyunca sahneler arasında dolaşırken karşınıza bir anda Ali Poyrazoğlu, Soner Olgun, Serdar Ortaç, Suzan Kardeş, Celil Nalçakan, Özlem Olgun, Deha Bilimlier, Derya Uluğ, Gülden Karaböcek, Güvenç Dağüstün ve Zehra ile çember dansçıları, oryantal dansçılar ve akrobatlar çıkabilir, şaşırmayın.

Öylesine bir gerçekçilik, öyle bir zincirleme sürpriz...

Yazının Devamını Oku

Komplo yok kahpe bir virüs var

Cem Özer durdu durdu, karşımıza “Payitaht Abdülhamid” dizisinde sultanın baş düşmanı William Hechler olarak çıktı. Bu rol için imaj yenileyen oyuncuyla set sonrası buluştum. “Laf lafı açar” dedik, sorusuz, sorgusuz koyu bir sohbete bıraktık kendimizi. Sabırsız genç meslektaşlarını da konuştuk, “bu işler torpilsiz olmaz abi” önyargısını da, pandemi sonrası arşa çıkan komplo teorilerini de... Setlerde durum ne, yeni aşı bizi kısırlaştıracak mı, sürüden ayrılanı her zaman kurt kapar mı? Merak edenlere iyi okumalar...

Cem Bey, bugün benden “hazır soru” bombardımanı beklemeyin, sohbete geldim. Laf lafı açsın, sohbet bizi nereye götürürse artık...

- “Laf Lafı Açıyor”a bir göndermeyle başlayalım diyorsunuz (gülüyor). Doğru bir yöntem. Benim programlarımın sırrı da buydu zaten. Çünkü bir dönem hazırlık yapmak çok önemsenirdi. Herkesin dilinde “Aman biz çok hazırlık yapıyoruz programa çıkmadan” falan... Bana da bir gün dediler ki “Biz de hazırlık yapalım”...

“Laf Lafı Açıyor” yıllarından bahsediyorsunuz herhalde.

- Evet evet. İki-üç program hazırlık yaptık, öyle çıktık. Benim en kötü programlarım oldu onlar. Soruları hazırlayıp elime veriyorlar, haliyle karşımdakini dinlemeden tamamen sorulara odaklanıyorum.

Olmadı yani...

- Hiç olmadı. Kardeşim bırakın, bu sohbet programı... Evinize misafir geldiğinde önceden hazırlık mı yapıyorsunuz “bunları soralım” diye?

DOĞRULAR CEZALANDIRILDIĞI İÇİN KIZLAR HEP “MERVE’LERE” GİDİYOR!

Yazının Devamını Oku

Çocuklar trafikte

Geçen gün otomobil ile uzun bir yolculuk yaptım. Yollar, viyadükler, insanlar gözümün önünden akıp giderken birden geçmişi anımsadım. “Trafik terörü” lafının hayatımızdan bir gün bile eksilmediği zamanları...

Eskiye nazaran bayağı bir yol aldık. Türkiye’nin aldığı yolu rakamlar da kanıtlıyor zaten...

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, birkaç gün önce 6. Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi Eşgüdüm Kurulu Toplantısı’ndaydı.

Soylu, yaptığı konuşmada yeni projeler, iyileştirilen karayolları ve artan acil müdahale imkanlarıyla trafik kazalarında ciddi bir azalma sağlandığını açıkladı.

BM Genel Kurulu’nun “2011-2020 arasında trafik kazalarındaki ölüm vakalarının yüzde 50 azaltılması” hedefini tutturabilen iki ülkeden biri olmamız da başarının kanıtı...

Bir eğitimci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki trafik eğitimi mutlaka küçük yaşta başlamalı. Çünkü çocuklar, gerekliliği ve sebebini küçükken öğrendikleri kuralları, büyüdüklerinde de unutmuyor.

Yetkililer de trafik bilincini küçük yaşta oluşturmak için gerekli adımı attı, çok önemli bir projeyi hayata geçirdi.

Hazırlanan “trafik eğitim parkları” ülke çapında hızla yaygınlaşıyor.

Bu yıl itibarıyla 6 ilde daha park yapımı tamamlandı.

Yazının Devamını Oku

Bir daha aynı şeyleri yaşamak istemem

Nilgün Belgün, geçen ay tat ve koku kaybı şikayetiyle gittiği hastaneye “Covid-19 pozitif” teşhisiyle yatırıldı. Ama umutsuzluğa kapılmadı ve virüsü alt etmeyi başardı. Belgün’le “negatif” müjdesini almasının ardından görüştüm. Enerjisini tüketen, kendisini yatağa çivileyen hastalığın izleri silinmeye, kahkahaları eskisi gibi çınlamaya başlamış başlamasına ama... Hastalık haklı olarak gözünü öyle korkutmuş ki, “Bir daha aynı şeyleri yaşamak asla istemem” diyor ve ekliyor: “Gribe falan benzemiyor. Başında belki burnunuz akıyor, başınız ağrıyor falan ama devamı çok farklı.”

Öncelikle geçmiş olsun demek istiyorum.

- Çok teşekkür ederim.

Nasıl oldu bu?

- Çok önlem alıyordum kendimce... Gerçekten az insan benim kadar dikkatlidir. Nadiren kızlarımla görüşüyordum, onlarla da mesafeliydik, yani birbirimize sarılmak falan yoktu. Onun dışında iki-üç arkadaşımla görüşüyordum, başka da kimseyle hiçbir şekilde irtibatım yoktu. Ama maalesef bu virüsü kaptım işte.

VİRÜSÜ KİMDEN, NASIL KAPTIM BİLMİYORUM

Virüs size nereden, kimden bulaştı, bir fikriniz var mı?

- Nereden ve kimden bulaştığı konusunda bazen fikir sahibiyim, bazen değilim.

Yazının Devamını Oku

Denetim şart

Son yıllarda en çok sorguladığımız konulardan biri, şiddet vakalarındaki artışta televizyonun payı... Program içerikleri şiddeti körüklüyor mu?

Bu tarz içerikler değişirse, verilen mesajlar farklılaşırsa, şiddet vakalarında belirgin bir azalma yaşanır mı?

Bu soruların kesin olarak yanıtını vermek güç ama şu bir gerçek ki, dijital yayınlar kontrolden çıkmış durumda.

RTÜK, geçenlerde “televizyon yayınlarında şiddet” başlıklı bir araştırma yaptı. “Şiddetin meşrulaştırılmasına asla izin vermeyeceğiz” diyen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’den en azından televizyon ekranlarındaki şiddeti önlemek adına adım atılacağını duymak iyi geldi.

Yayınlardaki aile, kadın ve çocuklar için problem teşkil eden şiddet içerikleriyle kararlılıkla mücadele edeceğini açıkça belirten RTÜK, bu konuda kamuoyunun nabzını tuttu. 26 ilde 15 ve üzeri yaştaki 2 bin 600 kişiyle gerçekleştirilen araştırma, ilginç sonuçlar ortaya koydu.

Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 94’ü televizyon yayınlarında şiddet içeriklerinin orta ve daha fazla düzeyde olduğunu düşünüyor. Kadınlar, erkeklere göre televizyon yayınlarında şiddete daha fazla yer verildiği görüşünde.

Bir başka çarpıcı nokta, şiddet algısının yaş grubuna göre değişkenlik göstermesi...

36-50 yaş arası bireyler, televizyon yayınlarında şiddete fazla yer verildiğini ifade ediyor. Oysa 15-25 yaş grubunun yüzde 33,3’ü, şiddete yer verilme sıklığının çok az olduğu görüşünde! Yani görünen o ki pek çok genç şiddeti kanıksamış durumda...

Dünya genelinde de tablo hemen hemen böyle...

Yazının Devamını Oku

Erkek hakem hatası kabul edilir de benimki edilmez!

Kadınlar iş hayatının her alanında... Elleri sadece hamura değil her işe uzanıyor. Özgüvenleri yüksek. Ama bu çağda bile önyargılarla boğuşuyorlar. Misal... Futbolseverler ve spor kamuoyu, kadınları yeşil sahada görmeye ne kadar alıştı? Ne kadar destekliyor ve kararlarına ne kadar güveniyorlar? Türkiye’nin ilk kadın futbol antrenörü ve FIFA kokartlı ilk kadın hakemi Lale Orta’nın anlattıklarına bakılırsa, bu konuda daha alınması gereken epey yol var: “Çok başarılı olduğum halde sırf kadın olduğum için bana Süper Lig’de görev vermeye cesaret edemediler. ‘Erkek hakem hatası kabul edilir, seninki edilmez’ dediler.”

“Kadın ve futbol” konusuna bugün bile önyargılı yaklaşılıyor. Muhtemelen siz yeşil sahalara adım attığınızda kalıplar çok daha sertti.

-  Dünyadaki gelişmelerin çok uzağında bulunanlar, futbolu erkek sporu olarak görüyordu. Bu nedenle “kadın” ve “futbol” kelimeleri yan yana getirilmezdi.

Ama siz kalıpları yıktınız, basketbol oynarken bir U dönüşüyle futbola yöneldiniz. Nasıl doğdu bu merak?

- Çok hareketli bir çocuk olduğum için ailem beni 11 yaşında spora yönlendirdi. Vefa Kulübü’nde basketbola devam ederken, sokaklarda da erkek arkadaşlarımla futbol oynuyordum.

Sizi bu yola çeken motivasyon kaynağı neydi peki? İlk adım nasıl atıldı?

-  İstanbul Moda’da, Dostlukspor Kız Futbol takımının olduğunu öğrendim. Bu sayede futbolu öğrenmek, oynamanın verdiği keyfi yaşamak ve görmek açısından tercihimi futboldan yana kullandım.

SAHAYA YAKIN OLAYIM DERKEN KENDİMİ MERKEZİNDE BULDUM

Yazının Devamını Oku

İnsanlığa açık davet

Sonunda bunu da duyduk! Bir adam, kendisinden ayrılmak isteyen kadını öldürmek için bomba düzeneği kurmuş. Üstelik bu ilk vakası değilmiş; daha önce aynı sebeple kadının evini ve arabasını yakmış, kurşunlamış.

Ne acıdır ki adli kontrol şartıyla dışarıda, sokaklarda, yanıbaşımızdaymış.

Hayretler içinde okudum haberi. “Ne hırsmış, ne egoymuş, ne gözüdönmüşlük” dedim, pes! Nasıl bir ruh hali, ne tür bir ruh hastalığıdır bu...

Ya o bomba patlasaydı... Bu “adli kontrolle serbestlik” meselesi de defalarca baş yaktı, can aldı, bilmiyorum bu kıyamet nasıl dinecek.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde “Erkeklere sesleniyorum, kendinize gelin” dedi ama böylesine insanlıktan çıkmış biri kolay kolay kendine gelir mi emin değilim. Keşke...

Sayın Soylu’nun bence en önemli uyarısı, tedbir kararı konusunda gecikme yaşanmasının ivedi biçimde önlenmesi. Sayın Bakan, “Kolluk birimlerimiz, mülki idare amirlerimiz, tedbir kararı vermekten çekinmesinler ve gecikmesinler. Sonrasında ‘eyvah’ yetmez. Hatta ‘bu kararları verirken gecikmeyin’ demek bile belki doğru değil, acele edin” demiş.

Evet, “eyvah” demek bir işe yaramıyor, ölenleri geri getirmiyor.

Bu nedenle tedbir almakta acele edilmeli, şikayetçi kadınlar sıkı biçimde korunmalı.

Kadını aşağı gören zihniyet, “ya benimsin ya toprağın” gibi çağdışı cümleler bir an önce zihinlerden, lügatlardan silinmeli.

Yazının Devamını Oku

Sevdim, sevildim ama çok en çok kendimi sevdim

90’larda moda dünyasının altını üstüne getiren Neslihan Yargıcı rüzgarı, 2000’lerin başında ansızın dindi. Farklı kulvarlardaki işleri kadar özel hayatı ve düzenlediği partilerle de manşetleri süsleyen “siyahların kadını”, birdenbire ortadan kayboldu. Sordum soruşturdum, onu Bodrum’da buldum. Ortada olmaması, boş durduğu anlamına gelmiyormuş, gayet net anladım. “Akıllı olan kenarda durur dönemindeyiz” diyen Yargıcı ile uzun uzun sohbet ettik. Sıfır egoyla, müthiş keyifle yanıtladı sorularımı. Jüri üyeliği yaptığı programdan nasıl “paketlendiğini” anlatırken güldü, imzasını taşıyan Seden Gürel imajı için “Tam bir çöptü” demekten çekinmedi. Geriye de son derece vintage bir moda-magazin söyleşisi kaldı. Keyifli okumalar...

90’larda magazin sayfalarının vazgeçilmez yüzüydünüz. Sonra aniden kayboldunuz. Nerelerdesiniz?

- Ortada olmamak, yok olmak demek değil ki... Ortada olacak bir ortam yok. Bu dönem, “akıllı olan kenarda durur” dönemi.

Doğum günleriniz bile haberdi...

- Çünkü doğum günlerimi çok özel hazırlardım. Öyle ses getirirdi ki davetli olmak için araya birilerini koyarlardı.

Yok mu artık o partiler?

- Yooo, devam ediyor. Geçen sene 4 kutlama yaptım; hem yurtiçi hem de yurtdışında...

Bu yıl tabii pandemiden dolayı yalan oldu...

-  Doğum günüm 11 Aralık... Bu sene konsept, köfte-patates, pijama, terlik (gülüyor).

Yazının Devamını Oku

Bu yasaklar yetse ne âlâ...

Çoğumuz aylardır had safhada tedirgin, hatta paranoyak hallerdeyiz. Biri burnuna karabiber kaçıp da hapşırsa değil mekan semt değiştiresimiz var.

Kendimiz kadar sevdiklerimiz için de korkuyoruz.
Amma velakin korkunun ecele faydası yok.
Önlem konusundaki küçücük bir açık, bulaş zincirini hızlandırıyor, Covid-19’a kapıları ardına kadar açıyor.
Tablo sadece Türkiye değil tüm dünya için karanlık. Kimi ülkeyi ikinci, kimini üçüncü dalga vurdu.
Tsunaminin etkileri hastane önlerinde uzayıp giden kuyruklardan, kırmızı alarm veren yoğun bakımlardan da belli.
Önceki gün, günlük vefat sayısı üç haneli rakamlara tırmandı.
Ve sonuç, beklenen yasaklar geldi.

Yazının Devamını Oku

Ekranda fazla güldüm diye iki kere maaşımı kestiler

Tek kanallı dönemin en önemli yüzüydü Ayşe Egesoy... 30 yıllık kariyerinde yüzlerce konser sundu, çok önemli röportajlar yaptı ama kamera karşısında bir kez olsun kahkaha atmadı. Çünkü TRT’de olmak sorgusuz sualsiz ciddiyet gerektiriyordu. Şimdi o günleri anarken gülümsüyor, “Zamanında fazla güldüm diye iki maaşım, yırtmacım var diye de ikramiyem kesildi benim” diyor... Hemen arkasından ekliyor: “Olması gereken de oydu ama... Kanallar artınca sokaktan geçeni çevirip ‘Gel sen bunu sun’ demeye başladılar!”

Herhangi bir yerde sadece sesinizi duysam, o sırada sizi görmemiş bile olsam direkt “Ayşe Egesoy” derim. Bu nasıl bir imzadır?

- Bunu duymak ömre bedel işte, çok şükür.

Bunu sadece ben söylüyor olamam. Sokakta, alışveriş yaptığınız mekanlarda da benzer durumlarla karşılaşıyorsunuzdur.

- Aynen öyle. Sesimi hemen tanıyorlar. Bana mesleğimin en önemli geri dönüşü de budur. Yani sonuçta TRT’de devlet memuruyduk biz. Aldığımız maaş belliydi. Özel televizyonlardan da TRT maaşımızdan azıcık fazla kazanırdık. Yani çok büyük paralarımız, evlerimiz, arabalarımız olmadı. Ama bugün hâlâ bu markanın yaşıyor olması, insanların bana bu kadar sıcak yaklaşması öyle büyük bir kazanç ki... Tarifi yok.

SOKAKTAN GEÇENİ ÇEVİRİP SUNUCU YAPTILAR

Bu unutulmaz ses ekranlardan bize kaç yıl boyunca ulaştı?

- 20 sene TRT’de çalıştım. 5-6 sene de sonrası... Yaklaşık 30...

Yazının Devamını Oku

Müjde gibi yasak

Haftalar önce yazmış, biz maskeleri çifter çifter takarken sigara dumanını yüzümüze gözümüze üfleyen şuursuzlardan dert yanmıştım.

Zira AVM önlerinde, sokaklarda, “Ay sigarasız duramıyorum, elim ayağım titriyor canım” bahanesiyle maskesini küt diye indiren, sigarasını yakıp muhtemel koronavirüs katkılı dumanını cümle aleme savuranlardan illallah demiştim...
Bu durumdan şikayet eden bir ben değildim elbette. Birkaç gün önce Bursa, Sakarya ve Eskişehir’den peş peşe yasak haberleri geldi.
Pandemi önlemlerinin ihlal edildiği gerekçesiyle bazı açık alanlarda
sigara içmek yasaklandı derken asıl sevindirici
haber çarşamba akşamı İçişleri Bakanlığı genelgesiyle geldi.
Tüm Türkiye’de, 81 ilde sokaklarda caddelerde sigara içmek yasaklandı.
Hiç yalan söylemeyeceğim, herhalde bu güne kadar hiçbir yasak haberini böyle müjdeymiş gibi karşılamamış, alkışlamamıştım.

Yazının Devamını Oku

Babam nezle olduğunu söylediğinde içimden ‘onu kaybedeceğiz’ demiştim

Aslı Hünel, geçen ay büyük bir acıyla sarsıldı. “Hiçbir kronik hastalığı yoktu” dediği babası Mehmet Fevzi Hünel, korona yüzünden birkaç gün içinde hayatını kaybetti. Ünlü şarkıcıyı başsağlığı için aradığımda anlattıklarından öylesine etkilendim ki, yaşadıklarını herkes bilsin, “Bana bir şey olmaz demeyin” feryadını herkes duysun istedim: “Sadece 10 gün... Her şey o 10 gün içinde olup bitti. Öncesinde dağ gibi adamdı. Ne olur bu hastalığa yakalanmamaya çalışın. Virüs sapasağlam babamı 10 günde aldıysa, kronik hastalığı olanlar ne yapsın?”

Aslıcım acın çok taze, başın sağ olsun...

- Çok teşekkür ederim Tülay... Allah kimseye bu acıları yaşatmasın. Ölümün bile hayırlısı dilenir ya, doğru. Öyle ani oldu ki... O yüzden kabullenemiyor insan.

Annenle baban olabildiğince izole yaşıyorlardı diye biliyorum.

-  Öyleydi zaten. Abim (Saruhan Hünel) ve ben bile “taşıyıcı olabiliriz” korkusuyla onları çok sık ziyaret etmiyorduk. Deniz kenarında bir yazlık evleri vardı, orada kalıyorlardı. Ekim ayına kadar da her şey yolundaydı.

İşler ne zaman kontrolden çıktı?

- Bir gün babam aradı, nezle olduğunu söyledi. Market alışverişine çıkmış, dönüşte yağmura yakalanmış. “Herhalde o gün üşüttüm biraz, hastayım” dedi.

Nezle olduğunu söylediğinde hiç aklına korona olabileceği gelmedi mi?

- Düşmez olur mu? “Baba emin misin? Bir test yaptır” dedim. “Yok, ilaç aldım” diye diretti.

Yazının Devamını Oku