Tufan Dalgıç

Kitap günlerini geride bıraktık

1 Ekim 2021
20-26 Eylül tarihleri arasında Bandırma Belediyesi tarafından düzenlenen “3’üncü Bandırma Kitap Günleri” bir hafta boyunca Cumhuriyet Meydanı’nda 52’i yazarı ve 40 yayın evini konuk etti.

Kitap günleri kapsamında yazarların yanı sıra aralarında siyasetçilerin de bulunduğu 16 tanımış isim söyleşiler gerçekleştirdi. Kitap günleri birçok farklı tartışmayı da beraberinde getirmiş olsa da salgın döneminde evlerine kapanan insanların bu tip etkinliklere ihtiyaç duyduğunu ve alanı doldurduklarını gördük. Etkinliğin organizasyonunda başta kültür müdürlüğü personeli olmak üzere Bandırma Belediyesi ciddi emek verdi ve ufak tefek eksiklikleri saymazsak kitap günleri sınavından başarıyla geçtiler.
Burada özellikle dikkat çekmek istediğim nokta; Bandırmalı yazarlar ve yurdun dört bir yanından konuk olarak kitap günlerine katılan yazarlar hep birlikte kendilerine ayrılan aynı alandaki masalarda imza etkinliklerini gerçekleştirdi. Özellikle, Bandırmalı yazarların da okurlarıyla buluşmasının önemsendiği bir kitap günlerini daha geride bıraktık. Unutmadan! Yanlış kullananları bir kez daha buradan uyarmak gerekli; yazarın, şairin, sanatçının “yereli” olmaz. Üreten insanların ortaya koydukları düşünce her zaman evrenseldir. Kitaplara konu olan mekanlar, kişiler Bandırma’ya ya da farklı bir kente dair olabilir. Bu kentte yaşamak ya da kitaplarına Bandırma’yı konu etmek yerellik anlamına gelmez. Önemli olan ortaya koyduğun düşüncenin evrenselliği daha doğru bir tabirle eserlerin okuyan insanların yaşamlarına öykünebilmesidir.

SANATI VE SANATÇILARI İÇSELLEŞTİRMEK

Yukarıda kitap günlerinde başta Bandırma Belediyesi Kültür Müdürlüğü ve belediye personelinin verdiği emekten kısaca bahsettik, hepsinin ellerine sağlık. Ancak böyle etkinliklerin mutfağında önemli sorumluluklar alan insanlar vardır, bunları pek bilmeyiz. İşte bu “Kitap Günleri”nde de çok yakından tanıdığım CHP Bandırma Belediye Meclis Üyesi Nüvit Erten’in büyük emeği olduğunu biliyorum. Bizim için önemli olan Erten gibi insanların sayısını Bandırma’da artırabilmek. Çünkü Erten, Bandırma’nın entelektüel yaşamına yıllarca emek vermiş, birçok sanatçıyı da yakından tanıyan, yazın ve sanat alanında üretim yapan hemen herkesle aynı kaygıları taşıyan ve onların sesi olan bir isim. Kısacası Nüvit Erten, sanattan yana, şiirden yana, sanatçıdan yana... Kitap günlerinin arifesinde yaşadığı rahatsızlık edeniyle Kitap Günlerinin 2 ve 3’üncü günlerinde alanda bulunamasa da geri kalan günlerde hep alandaydı. Buradan Erten’in de ellerine sağlık diyelim.

EKSİKLER ORTADAN KALKSIN

Yukarıda kısaca değerlendirdiğimiz kitap günlerinde elbette eksiklikler de yaşandı. Bu eksiklerin başında da yazarlara imza günü için ayrılan alanın mevsim şartlarına uygun yapılmaması geliyor. Bir diğer sorun da yayın evleri davet edildiği için Bandırma’da faaliyet gösteren kitapçılara alanda yer verilememesi. Bu konu her ne kadar yayınevlerinin tutumuyla ilgili olsa da Bandırma Belediyesi Bandırmalı kitapseverlere de bir şekilde destek olmalı, yaşatmalı. Bandırma’da gerçekleştirilen kitap günlerinde tutumlu da davranıldı. Benim ulaştığım bilgilere göre; 1 hafta süren Kitap Günleri’nin maliyeti 350-400 bin lira arasında. Kısacası bu iş için milyonlar harcanmadı, harcanmasın… Kürsüler, kitap fuarları, söyleşiler kendini halkın üstünde gören seçkinci-elitistlerin değil, her zaman kendini halka anlatma ve halkı dinleme amacında olan sanatçıların olsun…

Yazının Devamını Oku

Çocuklar dünyayı değiştirir

24 Eylül 2021
Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen ‘İlköğretim Haftası’ kutlamaları kapsamında Hasana Atlı İlkokulu’nda tören düzenlendi ve yaklaşık bir buçuk yıldır okullarından ayrı kalan öğrenciler, arkadaşlarıyla, öğretmenleriyle buluştu.

Yazıma konu olan durum ise; okulların açılması değil, Hasan Atlı Okulu’nun bahçesinde fazlalık olarak toprağın üzerine bırakılan bir bordürü bir öğrencinin tuvale dönüştürmesi ve koronavirüs döneminde açılan okullarımız için bana bir konuda ilham vermesi. Yetişkinler ile çocukları ayıran en önemli özelliğin hayal gücü olduğunu hep düşünmüşümdür.
İlköğretim Haftası törenlerinde Hasan Atlı İlkokulu’nun bahçesinde gördüğüm bordür üzerine yapılan resim de bir kez daha bana bunu hatırlattı. Bir çocuğun o bordür üzerine yapmış olduğu resimde sarı bir güneş, mavi bulutlar, kollarını havaya kaldırmış bir kız ve kocaman bir bina vardı. Yolu yapanlar için fazlalık olarak görülen ve toprağın üzerine gelişi güzel bir şekilde bırakılan bordür, bir çocuğun tuvali oldu ve şimdi ben de o yapılan resmi görerek sizlere çocukların kalıpların dışına çıkan hayal gücünü anlata bilme imkanı yakaladım.
*
Yukarıda anlattığım resmi yapan çocuk aslında yalnızca bir resim yapmadı. Bulunduğu ortamı resimle güzelleştirdi ve yaşadığı o ortama aslında bir değer kattı. Yetişkin bakış açısıyla düşündüğümüzde çocuğun aynı resmi bir kağıda yapmasının daha doğru olduğunu ya da çizgilerinin daha güzel olacağını düşünebiliriz. Çünkü bizler bir şey yaparken önceliğimiz diğer insanların tepkileridir, beğenilme isteğidir. Oysa bu resmi yapan çocuğun ne birlerine yaptığı resmi beğendirme derdi vardı ne de birileri tarafından onanmaya ihtiyacı… Aslında bu resmi yapan çocuk resim sanatı ile bulunduğu ortamı değiştirmek istedi. Buna benzer şeyleri çocuklarda çok sık görebiliyoruz. Bulundukları alanlara resim yapma daha doğrusu o ortamı değiştirme içgüdüsüne sahipler sanki…

OKULLAR DAHA DA RENKLENSİN…

Yukarıda anlattığım bir bordür taşına yapılan resim, yaşadığımız koronavirüs salgını döneminde okullarda birçok farklı etkinlik yapılarak çocukların okullara duydukları aidiyeti artırabileceğimizi aklıma getirdi. Bir buçuk yıldır okullarından uzak kalan öğrenciler ne yazık ki adaptasyon sorunu yaşıyor ve bu konuda da yapılacak en önemli şey çocukların okula karşı duyduğu aidiyet duygusunu artırabilmek. Okulun gri taşlarını tuvale dönüştüren, hayal güçlerini o taşlara işleyen çocuklar okullarını daha çok sahiplenmez mi? Eğitimi, öğretimi dört duvar arasına sıkıştırarak çocukları gökyüzünden alıkoyuyoruz. Belki koronavirüs sürecinden birkaç iyi şey çıkarabiliriz. Ne bileyim bazı dersler mevsim elverdiğince bahçede, ağaçların altında işlenir. Belki öğretmenler çocukların bordürlere, duvarlara resim yapmasına izin verir. Çocukların baştan aşağı emek vererek resimleriyle donattıkları okullar, gerçekten artık onların okulu olur.
Bugün yaşadığı çevreyi değiştiren, güzelleştiren o çocuklar, gün gelir dünyayı değiştirir, dünyayı dönüştürür…

Yazının Devamını Oku

Denizin dibi ne olacak?

20 Ağustos 2021
2 Temmuz tarihinde kaleme aldığım köşe yazımda Bandırma ve Erdek körfezlerinde deniz tabanından alınan örnekleri ve yapılan bilimsel çalışmayı gündeme getirmiştim.

Önümüzdeki günlerde bu araştırmanın ön raporu yayınlanacak. Bilim insanlarının bölgemizde yaptığı çalışmalarda Erdek ve Bandırma Körfezi zeminindeki çökeltiden toplamda 69 sediment ve karot örneği alındı. Örneklerin laboratuvar ortamında incelenmesinin ardından geçmiş yıllarda bölgenin kirlilik durumu verilerle ortaya konacak. Burada yapılan çalışmada Bandırma Körfezinde alınan zemin örneği, siyah ve çürük yumurta kokusuna sahip çamurdu. Bu çamurun oluşma nedeni ise kanalizasyon atıkları. Kısaca Bandırma Körfezinde dibe yayılmış olan bir kirlilikle de karşı karşıyayız.
*
Geçtiğimiz günlerde yapılan Bandırma Atık Su Arıtma Tesisi ve Altyapı yatırımları konusundaki tanıtım toplantısında Bandırma’nın 2023-2024 yıllarında biyolojik arıtmaya kavuşacağı anlatıldı. Projeye start verildi. 2006 yılında Belediye Başkanı Cemal Öztaylan döneminde başlayan proje, Sedat Pekel’e devam etti. 2014 yılında da Büyükşehir Yasası kapsamında BASKİ’ye geçti. Büyükşehir Belediyesi de bu projeyi devam ettirerek sonunda bugünlere gelindi. Şunu özellikle vurgulamak gerekli; siyasi partileri farklı olmasına rağmen her belediye başkanı bu projeye sahip çıktı. Olması gereken oldu. Geçtiğimiz gün yapılan toplantıda hem Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, hem Bandırma Belediye Başkanı Tolga Tosun, arıtma tesisi projesinin önemini vurgulayarak hayata geçirilmesi için işbirliği içinde çalıştıklarını anlattılar. Yücel Yılmaz, yol kazılarından ve çalışmalardan dolayı bir süre halkın konforunun bozulacağını belirterek bir noktada arıtma tamamlanana kadar sabır istedi. Maliyeti 20 milyon avroya ulaşan projenin; Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Fonu (İPA) yüzde 85, Çevre ve Şehircilik Kalabalığı yüzde 6, BASKİ yüzde 9’unu karşılayacak.
*
Bizim toplum olarak sorunumuzun müsilaj olana kadar denizdeki kirliliği görmezden gelmemiz. Şimdi yüzeydeki müsilaj sona erdiğine göre denizdeki kirliliği gündemimizden belki de çıkaracağız. Halbuki denizdeki kirlilik yalnızca yüzeyde değil, dipte devam ediyor ve dipteki kirlilikle ilgili çok kısıtlı bilgiye sahibiz. Yukarıda anlattığım gibi arıtma tesisi ile Bandırma’nın kanalizasyon atıkları artık derin deşarjla denize gitmeyecek ama onlarca yıllardır körfezin dibinde biriken bir kirlikle de karşı karşıyız. Dolayısıyla bugün müsilaj konusunda yapılan çalışmalar, özellikle Bandırma Körfezi gibi alanlarda dip temizliği yapılmasını da kapsamalı. Umarım bu konuda da adımlar atılır.

Yazının Devamını Oku

“Unutulmuşlar Kasabası”nı anımsayın

23 Temmuz 2021
Geçtiğimiz günlerde Bandırma’da yaşayan hayvan aktivisti Haluk Kenanoğlu’nun Erdek Düzler’de iki yıl önce “Unutulmuşlar Kasabası” adıyla kurduğu çiftliğin konuğu olarak burada yaşanan hüzne, umuda ve sevince tanıklık ettim

DHA için yaptığımız röportajda Kenanoğlu tek tek cinsel istismara ve şiddete uğramış hayvanların hikâyelerini anlattı. Türkiye’nin çeşitli illerinde şiddette ve istismara maruz kalmış hayvanlar bu kasabada hayata tutunuyor. Kasaba sakinleri arasında 54 köpek, ördek, hindi, martı, kaz, güvercin gibi 230 kanatlı hayvan, bir at, bir oğlak, dört kaplumbağa kirpi ve bir de fındık faresi bulunuyor. Kasabada bulunan her hayvanın bir isimi de var. Kenanoğlu, her hayvanın kendini özel hissetmesi, değerli olduğunu görmesi adına her birine isim vermiş. Kenanoğlu’nun verdiği sevgi ve isimler birleşince “Unutulmuşlar Kasabası” sakinleri de artık hayata umutla bakıyorlar. Tek istedikleri de sevilmek. Aslında bu hayatta hepimizin istediği tek şey sevilmek değil mi?

Çekim için 54 köpeğin bulunduğu alana girerken Haluk Kenanoğlu beni uyarıyor: “ Hepsi üstüne atlayacak, birini sevip diğerlerini sevmemezlik etme.”
Birkaç dakika köpeklerle zaman geçiriyorum, kayda hemen girmiyorum. Köpeklerden birkaçı Haluk’a bir kaçı da bana yöneliyor. Çekime başladıktan sonra sol kolumda bir ağırlık hissettim. Daha doğrusu birkaç dokunuşun ardından kolumda bir ağırlık oluştu. Çekimi de yarım bırakmamak için dokunuşlara rağmen devam ettim ama kolumdaki ağırlık hareketlerimi de kısıtlayınca kayıttan çıkmadan kamerayı sadece sağ elime alarak baktığımda. Bizim tontiklerden birinin ben çekime başladığımdan beri sevilmeyi beklediğini gördüm. Bu kısacık an kameraya da yansıdı. Belki bir gün anılarımı yazarken ya da haberlerde başımıza gelen ilginç durumları anlatırken bu görüntüyü okurlarımla paylaşırım…

O kocaman köpeğin başını okşayıp tekrar çekime döndüm. Döndüm ama o köpeklerin sevgiyle tanışıp diğer insanlardan da sevgi beklemesi dikkatimi çekti. Kenanoğlu aslında bunca hayvana babalık yapmak, onları doyurmak ya da tedavi etmekle değil, onlara sevgisini vermesiyle aslında başlı başına büyük bir iş yapıyor. Beni de hayvanlar onunla birlikte gördükleri için tıpkı ona davrandıkları gibi davranıyorlar ve onları sevmemi bekliyorlar. Aslında yaptığımız haberin özü de sevgi. Biz Haluk Kenanoğlu’ndan hayvanların nasıl sevileceğini, hayvanların insanları nasıl sevdiğini öğreniyoruz. 10 yıl boyunca taş taşımış Zigana isimli at Haluk’u görür görmez yanında bitiyor. Annesini emememiş Yağız isimli oğlak hep peşinde... Ördekler, kazlar Haluk’un belki de günlerce emek verip yaptığı küçük havuzda mutlu, Hindi Toygar hep bir şeyler anlatmak istiyor. Haluk’un adını Vurgun koyduğu ve Erdek’te demir sopalarla dövülen o güzel köpek sevginin gücüyle artık yürümeye başladı.

HAYAT BOYU HEP TÜKETİYORUZ

Biz insanoğlu o kadar benciliz ki, hep sevilmek istiyoruz ama bir başka canlının sevilme ihtiyacının olmadığını düşünüyoruz. Köpekler, kediler bitkiler… Doyurduk mu, suyunu verdik mi? her şey bizim için bitiyor. Oysa bizim için sevgi nasıl hayatı anlamlı kılıyorsa, onlar için de tıpkı öyle. Aramızdaki tek fark onlar bizim gibi dile gelip anlatamıyor. İşte onların anlatamadığını biz Haluk Kenanoğlu gibi insanlardan öğreniyoruz. Biz sevgiyi kendi aramızda tüketirken, Haluk sevgiyi o hayata tutunmalarını sağladığı hayvanlarla çoğaltıyor. Biz sevgiyi yalnızca insanlar arasına hapsederken O sevginin türler arasında bir değer olduğunu bize gösteriyor. Sözün kısası; sevgiden yana hatırlayacağınız her şey “Unutulmuşlar Kasabası”nda. Bize düşen en büyük sorumluluk ise Haluk Kenanoğlu’na maddi ve manevi destek olmak, sevginin çoğalmasına ortak olmak… Ne bileyim belki bir gün Haluk Kenanoğlu gibi insanların sayısı birken beş olur, yaşadığımız bütün kötülüklerin karşısında umut olur…

Yazının Devamını Oku

Konsey seçimlerinin ardından

9 Temmuz 2021
Bandırma Kent Konseyi seçimleri üçüncü turda Murat Ergöz’ün 64 oyuna karşın Serdar Polat’ın 115 oy alarak galibiyetiyle sonuçlandı. Kent Konseyi seçimleri, “taraf olmak”, siyasi partilerin ve belediye başkanının desteği gibi birçok tartışmayı da içinde barındıran bir süreç…

Geçmişte benzer şeyleri çok yaşadık. Elbet kent konseyi başkan adayları birilerinden destek isteyecek ve birileri de ekip olarak kendi adaylarına çalışacak ama önemli olan demokrasi kültürünü zedelemeden, insan onurunu kırmadan oylara talip olabilmek. Son yaşadığımız seçimde de Murat Ergöz’ün arkasında Cumhur İttifakı, Serdar Polat’ın ise Millet ittifakı vardı diyebiliriz. Buradaki önemli nokta; AK Parti, MHP ve onlara yakın STK- sendikaların bir başkan adayı çıkartmak yerine Murat Ergöz üzerinden seçime müdahale etmesi. Bazı iddialara göre son gece hazirun listesine 50-60 civarında dernek ve STK bile eklenmiş. Cumhur İttifakı, Ergöz ve Tolga Tosun arasında geçmişte yaşanan tartışmalar, CHP içindeki küskünlerin Ergöz’ü desteklemesi gibi durumları düşünerek kendine bir seçim galibiyeti çıkarmak istedi, ancak başarılı olamadı. İşte Cumhur ittifakı, AK Parti İlçe Başkanı söylediği için yazmakta sakınca görmüyorum. Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Serdar Polat’ın başkan adaylığından rahatsız oldukları için önce kendileri bir aday arayışına girişti ve ardından da bu konuda başarı sağlayamayınca pragmatik bir siyaset anlayışıyla Murat Ergöz’ü destekledi.

Siyasette bazı durumlar vardır. Kendi tabanınızı konsolide etmeye çalışırken bir bakmışsınız sizin karşıtlığınız rakibinizin tabanını konsolide etmiş. Bu seçimlerde de yaşanan biraz öyle bir durumdu. Cumhur İttifakı’nın yaptığı yanlışları sıralayacak olursak; bir aday dahi çıkaramadı, var olan sürtüşmelerden faydalanmak istedi başaramadı. Mesut Tatlıdil 80 oy alırken, yaklaşık 2 yıl önce TEMA Bandırma Şubesini arkadaşlarıyla birlikte kuran 33 yaşındaki Burak Uğur 114 oy aldı. Daha da kötüsü Cumhur İttifakı’nın burada aday gösterebileceği genç bir ismi muhtemelen yok. Açıkça taraf olup sıradan bir kent konseyi seçiminde dahi Cumhur İttifakı bileşenleri süreci iyi yönetemiyorsa bu üst düzey yöneticilerin elbette dikkatini çekecektir.

BRAVO BURAK UĞUR…

Her zaman gençlerin siyasette ve STK’larda aktif rol alması gerektiğini söyledim. Kent Konseyi Yürütme Kurulu Seçimlerinde Polat’ın listesinde yer alan Burak Uğur ve Ümit Doğan en çok oy alan iki isim oldu. Her iki isim 114 oya ulaşarak ciddi bir başarı sağladı. Ben buradan yaklaşık 2 yıl önce arkadaşlarıyla birlikte Bandırma’da TEMA’nın şubesini kurarak çocuklardan yaşlılara herkesin yaşamına dokunmaya çalışan Burak Uğur’u tebrik etmek istiyorum. Gençlerin bizlerin desteğine ihtiyacı var ve gençler işlerini, dernekçiliği, siyaseti hakkıyla yaptıktan sonra gerçekten toplumda da sandıkta da karşılık buluyor.

Yazının Devamını Oku

Nasıl bir Kent Konseyi?

25 Haziran 2021
Sivil toplumun yönetim sürecine katılması için 2006 yılında Resmi Gazetede yönetmeliği yayınlanarak yaşamımıza giren Kent Konseyleri, o günden bu yana da birçok tartışmayı beraberinde getirdi.

Yönetmelik kapsamında faaliyet tanımının belediyelerin yetki alanı ile kesişmesi nedeniyle birçok belirsizlik hatta sorun yaşanıyor. Giderleri belediye tarafında karşılanan, belediyeye tavsiye kararı alan yani ekonomik bağımsızlığı ve hukuki bir yaptırım gücü olmayan Kent Konseyleri, kurulduğu günden bu yana birçok tartışmaya neden oldu. Bunların başında da “belediye ile uyum içinde çalışma” söylemi yer alıyor. Yönetmelikleri temel aldığımızda belediyeye yalnızca tavsiye kararı alan, hukuki yaptırım ve ekonomik gücü bulunmayan Kent Konseylerinin belediye ile uyum içinde çalışmasının zorunlu olduğunu görüyoruz. Kaldı ki, aslında Kent Konseylerinin kuruluşunun bir nedeni de belediye çalışmalarına sivil toplumu ortak etmek ve belediye çalışmalarına katkı sağlamak. Ancak egosu yüksek, kendi reklamını yapma derdinde olan kişilerin Kent Konseyi Başkanı olması, kendini belediye başkanıyla yarıştırması gibi durumlar yaşandığında da belediye ile uyum içinde çalışacak bir yapı oluşturulamıyor ve bu durum kente zarar veriyor.

HENÜZ ADAY YOK

Temmuz ayı içinde Bandırma’da Kent Konseyi seçimleri yapılacak. Henüz resmi olarak adaylığını açıklayan kimse yok. İsimler ortaya çıktığında tek tek yapacakları çalışmalar üzerine de elbet konuşacağız ama Bandırma’nın ihtiyaçlarını göz önüne alarak seçimler öncesi önemli birkaç noktaya dikkat çekmek gerekli… Öncelikle projeler üretmesini belediğimiz Kent Konseyi; belediye, kurumlar ve STK’larının yanı sıra üniversiteler ile de birlikte çalışma koşullarını oluşturmalı. Bu birliktelik bilimsel projelere dönüştüğünde aynı zamanda kent hafızası da oluşacaktır. Örnek vermek gerekirse; son dönemde Marmara Denizindeki kirlilikle boğuşuyoruz. Bu çevre sorununun yanı sıra Bandırma’da kanser hastalığının yoğun olarak görüldüğü konuşuluyor. Ancak kanser konusunda bölgemizi kapsayan tek bir çalışma yok.

BELEDİYE İLE İŞBÖLÜMÜ NASIL OLMALI?

Yukarıda Kent Konseyi ile belediye yetki alanının kesiştiğine değinmiştim. Bu kesişme beraberinde bazı belirsizlikleri de getiriyor ve bu nedenle ortak akıllı etkin kılarak işbölümü yapmak çok önemli. Bu konuda da Bandırma’nın en büyük sorunlarından biri durumuna gelen trafikten bahsetmeliyiz… Trafik aslında Balıkesir Büyükşehir Belediyesinin yetki alanında ancak bu dönemde Bandırma Belediyesi ile birlikte çalışılmaya başlandı. Bandırma Belediyesi, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi de işin içine katarak trafik çalıştayı düzenledi. Konuyla ilgili öğretim üyelerinin çalışmaları devam ediyor. Veriler ışığında Bandırma’da yeni düzenlemeler yapılacak. İşbölümü ve ortak akıl dediğimiz kavram tam burada devreye giriyor. Kent Konseyi bu çalıştaya paralel olarak, trafik sorununun insan yaşamına etkisini masaya yatırabilir ve toplumda trafik bilinci oluşturmak için çalışma yapabilirdi. Kısacası; ortak akıl, çok seslilik ve uzlaşı kültürünü etkin kıldıktan sonra Kent Konseylerinin yapacağı çok iş var.

Yazının Devamını Oku

21.06’da tutanak olur mu?

18 Haziran 2021
Normalleşme dönemiyle birlikte esnaf dükkânının başına geçti. Kafeler, restoranlar pazar hariç 21.00’a kadar müşterilerine hizmet vermeye başladı.

Sokağa çıkma kısıtlamasının başlama saati ise 22.00 olarak belirlendi. Aylardır kapalı olan, kiraları, borçları, faturaları birikmiş esnaf için normalleşme dönemi umut oldu ama koronavirüs salgınının ekonomik olarak en ağır bedelini ödeyen esnaf için zararları kapatmak belki de yıllar alacak. Özelikle eğlence sektörü hala işvereniyle, çalışanıyla, müzisyeniyle büyük sorunlar yaşamaya devam ediyor. Bu dönemde işyerlerinin açılması önemli bir adım olsa da beraberinde sıkıntılı bir süreci de getirdi. Bu süreci kısaca özetlemek gerekirse; saat 21.00’a kadar açık kalabilen mekânlara bu saatten sonra denetim yapılarak tutanak tutuluyor. Bu tutanaklar mülki amirin imzasının ardından cezaya dönüşüyor.
*
Böyle bir duruma tesadüfen rastladım ve hem emniyet güçlerinin hem esnafın içinde bulunduğu durumu anlatma gereği duydum. Öncelikle emniyet güçleri kendilerine verilen emri, genelgeleri uyguluyor ancak bu emir ya da genelgeler konusunda denetimleri yapan ekiplere inisiyatif kullanma şansı verilmezse önümüzdeki günlerde de çok esnafın canı yanacak gibi gözüküyor. Şöyle ki, genelgeye göre esnaf mekânı 21.00’de kapatmak zorunda, oturur durumda müşteri bulunmaması gerekiyor ancak sokağa çıkma kısıtlamasının 22.00’de başlaması nedeniyle müşteriler oturmaya devam etmek ya da mekânın kapandığı son dakikaya kadar süreyi değerlendirmek istiyor.
*
Mekânlara gelen kişilerin daha çok eş dost olduğunu da düşünürsek esnaf servisi kapasa dahi insanları tam saat 21.00’de kaldırmakta zorluk yaşıyor. Gelen müşteriler de zamanı son dakikasına kadar kullanmak isteyince hesap, lavabo gibi ihtiyaçlar nedeniyle mekândan ayrılma saati sarkıyor. Bu durumun bedelini de ne yazık ki esnaf ödüyor. Benim tanık olduğum olayda ise tutanak saati 21.06 olarak kayıtlara geçti. Doğal olarak esnaf ve içerideki müşteriler yapılan uygulamaya tepki gösterdi. Burada yapılması gereken cezalandırmak değil, iletişimi geliştirmek. Uyarı mekanizması oluşturmak… Esnaf için dükkânlarının aylardır kapalı olması zaten yeterince büyük bir ceza. Bu dönemde uyarı olmadan, dakika sayarak tutanak tutmanın kimseye faydası yok.

Yazının Devamını Oku

Marmara’yı kirletenler açıklansın

11 Haziran 2021
Marmara Denizinde karşılaştığımız müsilaj sorununun temelinde yatanın çevre kirliliği olduğunu artık hemen herkes biliyor.

Yıllardır Marmara Denizi kentlerin kanalizasyonları, fabrikalar ve gemiler tarafından kirletiliyor. Bu verilen zararın da insanlara bir geri dönüşünün olabileceği belki bugüne kadar hiç aklımıza gelmedi ama doğa o kirliliği yaklaşık bir aydır müsilaj olarak yüzümüze vuruyor. Balıkçılar balık tutmakta zorlanırken müsilaj su soğutmalı motora sahip teknelerin soğutma borularını tıkıyor. Bir çok insan denize girmekten ve balık tüketmekten çekiniyor. Uzun vadede ise ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz.
*
Tarım ve Orman Bakanlığı, hemen her yıl hileli ürünler ve bunları üreten firmaları açıklayarak bir noktada kamuoyunu adı geçen firmalara karşı uyarıyor. Buradaki temel amaç toplum sağlığının korunması. Peki, benzer bir uygulama çevreyi kirleten kuruluşlar için yapılamaz mı? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bugün karşı karşıya kaldığımız deniz kirliliği konusunda 22 maddelik eylem planı hazırladı. Bu planın bir parçası da Marmara Denizini kirleten kuruluşların açıklanması olabilir. Bu süreç şeffaf bir şekilde çevre temizliği faaliyetlerinin sürdürülmesine olanak sağlar ve çevre konusunda ciddi bir kamuoyu oluşturur. Böyle bir liste açıklandığında artırma sistemi olmayan firmalar üzerinde ciddi bir kamuoyu baskısı da oluşacaktır.
*
Çevre konusunda bakış açımızı değişmediğimiz sürece bugün Marmara Denizi’nde müsilaj ile uğraşan bizler, yarın farklı hatta çok daha kötü çevre sorunlarıyla yüz yüze kalabiliriz. Çevre konusunda yapılacak en önemli şey şeffaf denetim ve denetim sonuçlarının kamuoyuna açıklanması. Müsilaj nedeniyle devlet birçok olanağını seferber etti. Denizde temizlik başladı ve bu süreç üç yıl gibi bir süre alacak. Bu noktada dikkat çekmek istediğim çevreye verdiğimiz zararı geri döndürmeye çalışmak onu kirletirken elde ettiğimiz paradan çok daha fazlası. Ekonominin dışında bir de insan ve hayvan sağlığına verilen zararlar var ve bunun para ile ölçülemeyecek kadar büyük bir yükü var. Kısaca çevre konusunda yapmamız gerek ilk şey çevreyi temizlemek değil, çevreyi temiz tutmayı öğrenmek.

Yazının Devamını Oku