Tufan Dalgıç

Onlar çalmayı özledi, biz dinlemeyi…

4 Haziran 2021
Koronavirüs salgınından ekonomik olarak en çok etkilenen kesimlerin başında sanatçılar geliyor. Tiyatrocular, müzisyenler 1 yılı aşkın süredir sahnelerden uzak ve adeta yaşam mücadelesi veriyorlar.

Son günlerde yeni yapılan açıklamalara göre Kültür ve Turizm Bakanlığı “Müzik Susmasın” sloganıyla müzisyenlere 3 bin lira destek verileceğini duyurdu. Salgının işsiz bıraktığı müzisyenler için bu kampanya güzel bir haber; ancak önemli olan müzisyenler ve tiyatrocular için kalıcı çözümlerin üretilmesi. Bu da onların tekrar sahnelere dönmesini sağmaktan geçiyor
Gençlik yıllarında müzik yapan biri olarak müzisyenlerin bugün yaşadığı sorunları çok iyi anlıyorum. Birkaç müzisyen arkadaşımla da görüşerek yaşadıkları sorunları dinledim. Ülkemize müzik çok geniş bir yelpazeye sahip. Düğünler, konserler, eğlence mekânlarındaki canlı performanslar, müzik aleti ve ses ekipmanı sağlayan firmalarla birlikte müzik, çok geniş bir kesimin ekmek parası kazandığı bir alan. Müzik sektörü büyük ölçüde kayıt dışı ve müzisyenler gecelik aldıkları ücretlerle geçiniyorlar, birçoğunun sosyal güvencesi yok. Müzisyenler salgın öncesinde de birçok sorun yaşarken salgın yaşadıkları sorunlara tuz-biber ekti. Bu dönemde kapanma ve yasaklar nedeniyle işsiz kaldılar, ekonomik olarak gerçekten zor durumdalar. İşsiz kalan müzisyenlerin intihar haberlerine üzülüyoruz ve intihar edenlerin sayısı ne acı ki 100’ün üzerinde. Korkarım, bu yaz sahnelere dönemezlerse ve ekonomik sorunlarına çözüm bulunmazsa acı haberler gelmeye devam edecek.

BAKIŞI DEĞİŞTİRMEK GEREK

Salgın döneminde işsiz kalan birçok müzisyen, müzik aletlerini satmak zorunda kaldı. Yaz sezonunda da işlerin nasıl olacağı belirsizliğini koruyor. Mekânlar açıldı ancak 18.00 ile 21.00 arası canlı müzik yapmak mekân sahiplerine pek verimli gelmiyor. Düğünlerde Temmuz ayından itibaren müzik olacak; ancak bunun süresi de kısıtlı. Düğün orkestraları da muhtemelen az çaldıkları için salgın öncesi kazandıkları paraları kazanamayacak. Düğün sahipleri az çalındığı gerekçesiyle fiyatları aşağı çekmek için elinden geleni yapacaktır. Umarım pazarlık yaparken müzisyenlerin 1 yılı aşkın süredir işsiz olduğu gerçeğini de hesaba katarlar. Pazarlıklarını önce vicdanlarıyla yaparlar.
Yukarıda bu dönemde müzisyenlerin yaşadıklarını kısaca anlatmaya çalıştım. Aslında yaşanan bu süreçte atılacak en önemli adım mekân sahibi ve müzisyeni bir bütün olarak ele almak. Hatırlayacağınız gibi salgın döneminde kısa çalışma ödeneği uygulamasıyla birçok çalışana ve bu sayede işverene destek olundu. Müzisyenler ise kayıt dışı çalıştıkları için bu gibi olanaklardan yararlanamadı. Burada müzisyenleri kayıt altına almak gerçekten de zor çünkü sabit bir işyerinde çalışmak bu sektörde pek rastlanan bir durum değil. Dolayısıyla burada mekânlara teşvik uygulanabilir. Kısaca özetlemek gerekirse; canlı müzik yapan mekânların belli ruhsatları var ve eğlence vergisi ödüyorlar. Bu dönemde de birçok mekânın müzik yapıp yapmayacağı belirsizliğini koruyor. Çalıştırdığı müzisyen başına bu mekânlara teşvik verildiğinde hem esnaf hem müzisyen kazanmış olacaktır. Yapılan teşvikler istihdama dönüşecektir. Bu vergi indirimi, nakit destek gibi birçok farklı şekilde yapılabilir. Çözüm üretmenin yolu istihdam sağlamaktan geçiyor.
Aslında müzisyenler bizim terapistimiz. Onların çaldığı şarkılarla kimi zaman eğleniyor kimi zaman hüzünleniyoruz. Onlar çalmayı özledi, biz dinlemeyi…

Yazının Devamını Oku

Bunun adı resmen engelliye ‘İşkence’

28 Mayıs 2021
Son dönemde kadına, çocuklara, engellilere ve hayvanlara yönelik şiddet haberlerinin arttığına tanık oluyoruz.

Şiddetin temelinde yatan; bir başkasını kontrol altına almak ya da ona güç kullanarak rızası dışında bir şeyler yaptırmak olarak kısaca açıklanabilir. Bu nedenle yukarıda saydığım dezavantajlı grupların kendini güçlü hissetmek isteyen kişilerin hedefinde olduğunu kolayca söylenebilir. Ekonomik, psikolojik ve fiziksel şiddet şeklinde bir ayrım yaptığımızda da bütün bu eylemlerin kişinin iradesini hedef aldığını görürüz. Kısacası şiddet azına, çoğuna bakılmaksızın aslında bir insanlık suçudur ve bu suç kendini savunamayacak durumda olan kişilere uygulandığında yalnızca şiddet değil, işkence suçu olarak nitelendirilmelidir. Dolayısıyla dezavantajlı gruplara uygulanan şiddet aynı zamanda bir işkence suçudur.
*
Engelliler konusuna biraz daha eğilecek olursak aslında onların yaşamlarını idame ettirmek için kullandıkları araç ve gereçler de onların bedenlerinin bir parçası duruma gelmiştir. Geçtiğimiz yıllarda Bandırma’da yaşadığımız olaydan konuyu örneklendirecek olursak; akülü tekerlekli sandalyesi çalınıp yakılan genç bir engelli günlerce sokağa çıkamadı.
*
Bu hırsızlığı yapan kişiler sizce de o gencin dışarı çıkmasını engelleyerek ona işkence yapmış sayılmaz mı? Bandırma’da yaşadığımız bir diğer olay ise; 68 yaşındaki işitme ve konuşma engelli Münire Ş.’nin evine giren 19-20 yaşlarındaki hırsızların ona uyguladığı işkence. İşkence diyorum çünkü Münire Ş.’nin kolundaki iki bileziği almak isteyen iki zanlı, bilezikleri çıkarmak için eline defalarca tornavida saplamışlar, bağırmasın diye ağzına atlet tıkamışlar, sürekli darp etmişler, bir zanlı dizleri ile vücuduna bastırmış bunlar yetmezmiş gibi bir de ipi boynuna dolayarak boğmaya çalışmışlar.
*
Mağdur kadının boynunda ve ellerinde yaralar oluşurken zanlıların ayağına vurması ve bastırması sonucunda ayağı da kırılmış. Olayın ardından iki bileziği alıp Yalova’ya kaçan zanlılar o gün içinde çaldıkları bileziklerle birlikte polisin başarılı operasyonu sayesinde yakalandı. Olayın bir başka travmatik yanı ise iki hırsıza yardım eden 18 Yaşındaki F.A. isimli kadının Münire Ş.’nin komşusunun kızı çıkması. Mağdur kadının bana anlattıkları ışığında olayın yalnızca hırsızlık ya da yaralama değil aynı zamanda açıkça işkence hatta işkence ederek öldürmeye teşebbüs olduğunu söylemek hiç zor değil. Bundan sonrasına tabii yüce Türk adaleti karar verecek.

NASIL KORUYABİLİRİZ?

Yazının Devamını Oku

Bandırmaspor hedefine ulaştı

17 Mayıs 2021
Royal Hastanesi Bandırmaspor, bu sezon çıktığı TFF 1. Lig’i 42 puanla 11. sırada bitirerek bu ligde kalıcı olacağını kanıtladı. Yeni sezonda 7 takımın geleceği 1. Lig’de bordo beyazlı takım, daha iyi bir bütçeye sahip olması gerekiyor.

Royal Hastanesi Bandırmaspor, 2020-2021 sezonunda TFF 1. Lig’de mücadele ederken, ligi 11. sırada tamamlayarak ligin başında belirlediği “açık ara ligde kalmak” hedefine ulaştı.
Son maçlarda puan kaybı yaşamasa belki de Bandırmaspor’u play- off oynarken de görecektik ama olmadı. Önümüzdeki sezonda Bandırmaspor Kulüp Başkanı Onur Göçmez ve ekibi Bandırmaspor’un 1. Lig’de kalıcı olması için çalışmalarına devam edecek.

ÖNÜMÜZDEKİ SEZON DAHA ÇEKİŞMELİ GEÇECEK
BANDIRMASPOR’A CİDDİ BÜTÇE GEREKİYOR

Burada hem takımı hem yönetimi bekleyen en önemli tehlike Süper Lig ve TFF 2 Lig’den gelen toplam 7 takımın 1. Lig’de mücadele edecek olması. Kısacası 2021-2022 sezonu geçen sezondan çok daha çekişmeli olacak. Teknik Direktör Metin Diyadin ile anlaşan Bandırmaspor’un önümüzdeki sezon mücadele eden, genç ve tecrübeli oyuncu dengesini oluşturması çok önemli. Bunun yapabilmek içinde önce bütçe gerekiyor.

İŞ BANDIRMA İŞ DÜNYASINA DÜŞÜYOR
BAŞKAN ESKİSİ KADAR DESTEKTE BULANAMAYACAK

Başkan Onur Göçmez ve ekibi bugüne kadar Bandırmaspor’a ciddi destekler sağladı. Ancak ekonomik yük belirli kişilerin üzerinde olunca onların yorulduğuna tanık olduk. Kamuoyunda kulübe her para lazım olduğunda da “Onur Göçmez halleder” anlayışı hâkimdi. Bugüne kadar Onur Göçmez halletti peki ya bundan sonra ne olacak? Göçmez eskisi kadar ekonomik destekte bulunamayacağını birkaç kez dile getirdi. Dolayısıyla Bandırma iş dünyasının da ekonomik destek vermesi gerekli. Düşünsenize Bandırma’da bugüne kadar Bandırmaspor’a bir kez bile destek olmamış birçok önemli firma var.

Yazının Devamını Oku

Bandırma normalleşmeye hazırlanıyor

14 Mayıs 2021
Daskyleion Antik kenti için son günlerde güzel gelişmeler yaşandığı duyumlarını alıyoruz.

Balıkesir Valiliği kazı çalışmaları için 600 bin lira tutarında bir bütçe oluşturmak için kolları sıvadı. Bu bütçeye Bandırma Belediyesi ve bölgesinin önde gelen sanayi kuruluşları destek olacak. Belediye ayrıca lojistik destek vererek antik kente giden yolları yapacak. 1954 yılından bu yana kazı çalışmaları devam eden antik kentin tarihsel önemi ise batıdaki tek Pers satraplığı yani valiliği olmasında yatıyor. Buradan elde edilecek bulgular Anadolu tarihinin yanı sıra Perslerin de tarihine ışık tutacak.
Dolaysıyla kazı çalışmalarının hızlanması çok önemli; ancak Daskyleion’un tarihsel değerini bilemeyenler için bu gelişmeler pek bir şey ifade etmiyor. Burada atılması gereken adımlardan bir tanesi de Bandırma kenti ile Daskyleion’un bütünleşmesi. Bandırma halkı, Bandırma iş dünyası yapılan kazılardan ve elde edilen bulgulardan haberdar edilmeli ki insanlar buradaki kazılara destek olsun. İnanıyorum ki Bandırma halkı ile bütünleşmiş ve kamuoyunun bilgisine sunulan kazı çalışmaları sonuca daha hızlı bir şekilde ulaşacaktır. Bu nedenle kazıları yürütenlerden, devlet yetkililerinden Daskyleion’da yapılan çalışmalarla ilgili daha çok şey duymak ve bunları insanlara anlatmak istiyoruz. Umarım yukarıda dile getirdiğim konularda adımlar atılır ve Daskyleion için bütün bir kent birlikte çalışır…

VAKALARDA YÜZDE 90’A VARAN DÜŞÜŞ

Koronavirüs salgını yaşamımızı felç etmiş durumda. Esnafı, işçisi, işsizi kısacası toplumun bütün kesimleri çok zor günlerden geçiyor. Yalnızca ekonomik olarak değil, sağlımızı korumak hatta hayatta kalmak için çabalıyoruz. Bu zor günlerde gelen en güzel haber ise vaka sayılarının düşmesi… Bir ay önce Balıkesir’deki üç ilçenin toplam günlük vaka sayısının yalnızca Bandırma’dan çıktığını düşündüğümüzde kent olarak gerçekten çok zor günler geçirdik diyoruz. Bugün için ise Hayat Eve Sığar uygulamasından da bakıldığında vakalardaki düşüşü görebiliyoruz. Hastanede hem yoğun bakımda hem servislerde yatan hasta sayısında ciddi düşüşler var. Kapanma döneminden önce günlük vaka sayısı 200’lere ulaşan Bandırma’da yüzde 90’lık bir düşüş kaydedildi ve son verilere göre günlük vaka sayısı 20’lerde… Önümüzdeki günlerde de tedbirlere dikkat edersek ki buradaki en önemli nokta ev ziyaretleri ve kapalı alanda bulunmamak, Bandırma olarak vaka sayılarını 10’lu rakamlara kadar çekebiliriz. Gelecek iyi günler için önümüzdeki günlerde de tedbiri elden bırakmayalım. İnsanların hayatında hep kötü dönemler olur, işte bu da onlardan bir tanesi ve hayatta olduktan sonra sevdiklerimizle kucaklaşacağımız çok günümüz olacak.

Yazının Devamını Oku

Salgında Bandırma’da yaşadıklarımız ve son durum

7 Mayıs 2021
2020 yılının mart ayında hayatımıza giren ve adeta her şeyi alt üst eden koronavirüs, birçok insanı yaşamdan koparıp aldı. Bir yandan ölümlere üzülürken diğer yandan da sevdiklerimizle, ailemizle bir araya gelememenin ağır yükünü taşıdık.

Televizyonda yayınlanan veriler sadece rakam değildi, hepsi birer insandı. Yalnızlaştık, biraz daha melankolik olduk. Hemen her gün “Bugün bana virüs bulaştı mı?” diyerek evhamlandık, korktuk. Çocuklara dokunamadık, büyüklerin elini öpemedik. Virüsle tanışana kadar sosyal varlıklardık, virüs sona erdiğinde ise sosyalleşmeye çalışan varlıklar olacağız.
Bu dönemde sosyolojik ve psikolojik travmaları, ekonomik sorunlar izledi. Virüs ilk olarak günübirlik çalışarak evine ekmek götürenleri vurdu. Kapanma ve sokağa çıkma yasaklarının ardından da esnaf zor günler yaşamaya başladı. Bandırma’da da durum ülke genelinden farklı değildi. Hatta birçok yere göre durumumuz daha da ağırdı ve hala da o ağırlık ekonomik olarak devam ediyor. Salgının başladığı ilk günlerde Bandırma halkı kurallara ciddi şekilde uyum sağladı ve ilk dalgayı tabiri yerindeyse ucuz atlattık. 2’nci dalgada ise Bandırma’nın geçiş güzergahları üzerinde bulunması, sanayi tesislerinde çalışan insan sayısının yüksek olması gibi dezavantajların arasına bir de kolay bulaşan mutasyonlu virüs eklenince Balıkesir’deki en çok vaka sayısına sahip ilçe olduk. Bandırma; Ayvalık, Karesi ve Altıeylül’ün toplamına yakın vaka sayısına ulaştı. Vakaların yüzde 75’lik bölümü İngiltere mutasyonluydu ve Güney Afrika ile Brezilya mutasyonları da Bandırma’da tespit edildi. Öyle ki filyasyon ekiplerinin gittiği ev sayısı günlük 500’e kadar çıktı. Yukarıda anlattığım gibi yaklaşık bir, bir buçuk ay önce Bandırma’nın durumu hiç iç açıcı değildi.

VAKA SAYISI DÜŞÜYOR…

Yaklaşık 2 hafta önce vaka sayılarında ilk kez düşüş kaydedildi. Tam kapanma ile birlikte Bandırma Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bulunan koronavirüs polikliniğine başvurularda da azalma oldu. Kapanmanın 10-11 günlük bölümünü geride bıraktığımızda daha gerçekçi rakamlar ortaya çıkacaktır. Şu an hastanede bir yoğun bakım ve 2 servis normale dönmüş, diğer hastalara hizmet verir durumda. Salgının yoğun olduğu dönemlerde 140-150 koronavirüs hastası hastanede tedavi altındayken bu rakamlar da 50’lere düştü. Yoğun bakımlarda yatan hasta sayısında da yüzde 25’lik bir düşüş söz konusu… Umut var, iyiye gidiyor ama vaka sayısını daha da aşağı çekmek zorundayız. Vaka sayıları düşmezse normalleşme dönemi de ertelenecek. Bu nedenle sadece sağlığımız için değil, evine ekmek götüremeyen, işsiz kalan ve dükkânı kapanan insanlar için de kurallara uyarak vaka sayısını düşürmek zorundayız.

Yazının Devamını Oku

Ne kadar Bandırmalıyız?

30 Nisan 2021
Kentlerin kaderini aslında siyasetçiler ya da yöneticiler değil, o kentte yaşayan insanların aidiyet duygusu belirler. Zaman zaman kullandığımız “Politika” kelimesinin kökeni de aslında Yunanca “Polis” yani kent, kentle ilgili olan işlerden gelir.

Eğer insanlar yaşadıkları kentte karşı güçlü bir aidiyet duygusu besliyorlarsa siyasetçileri de yöneticileri de değiştirir, yönlendirir. Peki, bizler ne kadar Bandırmalıyız, Bandırma’ya ne kadar aitiz ya da Bandırmalı olmak yaşamımızın neresinde?

BANDIRMA’DA DOĞMAK BANDIRMA’DA GÖMÜLMEK

Bandırma’da yaşayan insanların Bandırma’ya karşı duydukları güçlü aidiyet duygusunu anlamak için o aidiyet duygusunun yansımalarına bakmamız gerekir. Geçtiğimiz haftalarda Bandırma Belediye Başkanı Tolga Tosun ve Eşi Seda Tosun’un Bandırma’da bebekleri dünyaya geldi. Biz doğuma her ne kadar işin magazin tarafından bakarsak bakalım, doğumun Bandırma’da olmasının aile açısından önemli bir anlamı vardı. Tolga Tosun’la doğumun adından görüştüğümde çocuklarının Bandırma doğumlu olmasını önemsediklerini ve bu nedenle doğumun Bandırma’da olduğunu anlattı. Başkan ve eşi doğumu yurt dışından tutun da birçok farklı hastanede yapacak imkâna sahiptiler ama onlar çocuklarının nüfus kağıdında Bandırma doğumlu olmasını önemsedikleri, bu kente karşı aidiyetlerinin güçlü olması dolayısıyla doğumu Bandırma’da yaptılar. Yalnızca doğum değil, Bandırma’ya gelerek burada hayat kuran insanlar da zaman içinde bu kente karşı güçlü aidiyetler oluşturdu.

*

2019 yılında kaybettiğimiz usta yönetmen Tunç Başaran da Bandırma’yı seven ve bu kentin entelektüel yaşamına önemli katkılar veren insanlardan biriydi. Dostluğumuzun da olduğu Tunç Başaran (Tunç Baba) birçok genci sinemayla buluşturdu. Teknik anlamda her zaman gençlerin yanında oldu ve öldüğünde de vasiyeti Bandırma’ya gömülmekti. İstanbul Fatih doğumlu olan Tunç Baba, Bandırma’ya duyduğu sevgi ve o aidiyet duygusuyla yaşamının son günlerini geçirdiği Bandırma’ya gömüldü. Bandırma Belediyesi ölümünün ardından sahil bandında bulunan kültür merkezine Tunç Başaran adını vererek onu ölümsüzleştirdi.

BÜTÜN SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ

Belki Bandırma’da doğmadık, belki burada da ölmeyeceğiz ama şu bir gerçek ki yaşadığımız kente karşı sorumluluklarımız var. İsim babalığını Bandırma Ticaret Borsası Başkanı Halit Sezgin’in yaptığı “Bandırma partisi” söylemi aslında aidiyet ve bu kent için farklılıklarımızı bir kenara bırakarak çalışmamız gerektiğini özetliyor. Bandırma’nın il olmasının da, Bandırmaspor’un başarısının da, Bandırma’nın yatırım almasının da kısacası kentle ilgili her sorunun çözümünün birinci koşulu bu kente kendini ait hisseden insan sayısının artması ve o insanların Bandırma için talepkar olması. Unutmayın bugün bu kentte yaşayan insanlar olarak bizler yalnızca yaşadığımız dönemden değil, gelecekten de sorumluyuz…

Yazının Devamını Oku

Popülist politikalara bel bağlayan siyasetçiler

29 Aralık 2018
Bandırma, sorunlarıyla birlikte hızla büyüyen bir kent. Bu nedenle sosyolojik yapısı da değişimlere uğruyor.

Paşabayır Mahallesi’nde oturan bir insanla, 100. Yıl Mahallesi’nde yaşayan bir insanın kentten beklentileri farklı. Eğitim, gelir düzeyi, etnik kimlikler üzerine inşa edilen mahalle yapılarıyla karşı karşıyayız. Her sınıf kendi mahallesini ya da yaşam alanını oluşturmuş ya da bu yönde yol alıyor. Tek ortak olan, meydan ve belki de denize bakmak. Durum böyle olunca toplumsal sınıflar arasında iletişim kopuyor ve insanlar bağlı oldukları sınıfın dışındaki kişilerin sorunlarını önemsemiyor. Bu kopukluk ortak aklın ve kamuoyu oluşmasının önündeki en büyük engel. “Sanayi, tarım, liman, lojistik üs” gibi ekonomik söylemlerin üzerine oturtulmaya çalışan şehirde “kent aidiyeti” belki güçlü gibi görülüyor.

***

Ancak siyaset kurumun yukarıda saydığım ekonomik söylemlerin içini boşaltarak yalnızca bir slogan olarak kullanması, siyaset kurumuna olan güveni de ortadan kaldırıyor. Durum böyle olunca siyasetçiler de “popülist” politikalara bel bağlıyor. “Popülist” politikaları basitçe anlatacak olursak; “halkın ihtiyacı olmadığı halde bazı yatırımları algı yaratarak ihtiyaç varmışçasına meşruiyet yaratıp yaşama geçirmek” diyebiliriz. Halkın parası, zamanı ve emeği bu şekilde sömürülüyor, hem de tamamen kendi rızasıyla. İşte bu yüzden önümüzdeki yerel seçimler ve çıkacak adaylar Bandırma için çok önemli. Hangi aday halkın daha geniş kesimini temel alarak projeler geliştirecek, hangileri popülizme devam edecek? Hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Bir diğer önemli olan nokta da Bandırma’nın kendi kararlarını alamayan bir kent durumuna getirilmesi. Bu sorunun temelini de “Büyükşehir Yasası” oluşturuyor. Balıkesir’e yönelik en ufak bir aidiyet duygusu taşımayan Bandırma insanı, Balıkesir’den yönetiliyor. Yerel belediyenin yetkileri sınırlı. Öyle ki altyapı, ulaşım, trafik düzenlemeleri, imar plan değişikleri gibi Bandırma için yaşamsal önem taşıyan hizmetler yaklaşık 5 yıldır Büyükşehir tarafından yürütülüyor. Bandırma halkı gerek yeterli hizmet alamamaktan gerekse de “ aidiyet” duygusu nedeniyle Büyükşehir’den şikâyetçi. Umarım yeni dönemde Bandırma için “yerinden yönetim” ilkesinin benimsendiği farklı formüller geliştirilir.

ÇEVRE SORUNLARI KAPIDA

Bandırma’nın önümüzdeki yıllarda ciddi sanayi yatırımları alacağını biliyoruz. Yatırımlar konusunda geliştirilen en can alıcı söylem “çevre dostu sanayi”. Ben bu söylemin yaşamda karşılığı olduğuna inanmıyorum. Ancak inananlar ve destekleyenler için dikkat çekmek istediğim nokta; çevreyi kirletmeyen sanayinin şu anki bilimsel veriler ışığında belirleniyor olması. Örneğin yıllarca kurşunlu benzinin de çevreye zarar vermediği düşünülmüş, ancak verdiği zararın bilimsel olarak kanıtlanmasının ardından satışı ve üretimi durdurulmuştu. Dolayısıyla bugünün bilimsel verileri ile “çevre dostu” denilen sanayi yarın için yaşamsal bir tehdit olarak karşımıza çıkabilir. Önemli olan devletin, yerel yönetimin ve sivil toplum örgütlerinin sanayi konusunda en azından bilimin ışığından ayrılmaması ve yeri geldiğinde müdahale etmesi. Deniz kıyında olup kirlilik nedeniyle denize girilemeyen bir Bandırma’da, toprağın ve havanın kirlenmesine göz yummak nasıl bir vatanseverliktir sormak isterim.

BU BİR VEDA YAZISIDIR

2 yılı aşkın süredir Hürriyet Bursa’da yazdığım yazıların sonuna geldik. Öncelikle çocukluğumda her sabah okula giderken aldığım Hürriyet gazetesinin bölge ekinde yazmak ayrı bir onurdu. Bana bu imkânı sağlayanlara çok teşekkür ederim. Uzun süredir hemen her cuma okurla buluşan Bandırma sayfasında Bandırma’nın sorunlarını kaleme almaya çalıştım. Dönüp baktığımda egodan ve kibirden artık koltuklarına bile sığamayan siyasetçiler, yöneticiler yazılarımın hep konusu oldu. Çocukları, engellileri, sokak hayvanlarını ve çevre sorunlarını dilim döndüğünce insanlara aktarmaya çalıştım. Çocuklar, bu dünya onlara hiç eşit davranmıyor ne yazık ki, sayfalar boyunca yazsak yine de toplumda güçsüz olanın çektiği zulüm birlikte bir şey yapmadığımız sürece devam edecek. İbrahim Peygamber’i atmak için yakılan ateşe, bir damla su taşıyarak “tarafını” belli eden karınca olabilmek mesele. Ateşe bir damla su olabilmişsem ne mutlu bana, ne mutlu kalemime...

Yazının Devamını Oku

AK Parti adayında “yeni bir şey yok”

22 Aralık 2018
Bandırmalılar olarak Büyükşehir yasası ile 5 yılı birçok sorunla geride bıraktık.

Yerel belediye ile çatışmalar, gelirlerin düşmesi ve en önemlisi de ilçe belediyesinin kentin geleceğine tek başına karar veremediği birçok tartışma ile karşı karşıya kaldık. Bu 5 yıl içinde “uzlaşı kültürü” yalnızca söylemde kaldı. Bandırma halkı, AK Partili Edip Uğur ile yerine gelen Zekai Kafaoğlu’ndan yaşamına dokunur hizmet alamadı. Balıkesir’e aidiyet hissetmeyen Bandırma halkı, Büyükşehir başkanlarının yanlış politikaları ile kendi kabuğuna çekildi ve geçmişe göre il olma arzusu daha da arttı.
AK Parti Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yücel Yılmaz ile 5 gün önce AK Parti İl Başkanlığı görevine gelen Av. Ahmet Sağlam, ilk ziyaretlerini Bandırma’ya yaptı. Yalnızca bu ziyaret bile AK Parti’nin Bandırma’yı son derece önemsediğine bir işaret olarak görülebilir. Bununla birlikte CHP’li Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza’yı da makamında ziyaret eden AK Partililer, Bandırma’nın Büyükşehir’den kaynaklanan sorunlarını Mirza’dan dinledi. Bu sorunların başında habersiz yapılan yol kazıları, sahil bandının Büyükşehir’e bağlı olması ve ilçeler arasında Bandırma’nın 5,50 lira ile en pahalı suyu kullanması gündeme geldi.
Bu sorunlar karşısında Yücel Yılmaz, kendisi seçildiği takdirde yerel belediye ile uzlaşı ve koordinasyon içinde Bandırma’yı yöneteceklerini söyledi. Konuşmada siyasi nezaketi elden bırakmadığını söyleyebilirim sizlere. Ancak siyasi nezaket tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Büyükşehir başkanları, temsil ettikleri siyasi partinin o ildeki “1 numarası”dır. Dolayısıyla Büyükşehir adaylarının seçim sürecinde daha iddialı açıklamalar yapması bekleniyor. Örneğin ziyarette gazeteciler Yılmaz’a, Bandırmaspor’un Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak toplu konut hizmeti veren BALTOK ile yapılan 1 milyon 965 bin liralık sponsorluk anlaşmasını hatırlattı.
BALTOK’tan bugüne kadar Bandırmaspor’a aktarılan kaynak yalnızca 330 bin lira olduğu bilgisi verilerek, “Mayıs ayına kadar bu paranın Bandırmaspor’a ödenmesi gerekli ancak Bandırmaspor’un ara transferde paraya ihtiyacı var. Bu kaynağın gelmesinde destek vermeniz mümkün mü?” sorusu iletildi. Ancak Yılmaz, bu konunun etik olmayacağını ve böyle bir yetkisinin de bulunmadığını belirterek yardımda bulunamayacağını aktardı. Aslında bu kısa konuşma bize Yılmaz’ın nasıl bir büyükşehir belediye başkanı olacağı konusunda da işaretler verdi. İlk izlenimim inisiyatif almayacak bir başkan. Öyle ki Yılmaz, “ Bandırmaspor zor durumdaysa bu konuyla ilgili gerekli görüşmeleri yapacağım. Ancak kesin olur diye söz vermiyorum” deseydi Yılmaz’ın elini taşın altına koyabilecek, insanların beklentilerini karşılamak için çaba harcayan bir Büyükşehir Belediye Başkanı olacağını düşünürdük. O, kibarca konuyla ilgili hiçbir şey yapamayacağını söyledi. Ayrıca başkan seçilirse Bandırmaspor’a destek vermeye hazır olduğunu belirtti. Tabii, Bandırmaspor küme düştükten sonra bu destek sözlerinin hiçbir anlamı kalmıyor. Yılmaz’dan edindiğim ilk izlenimler; söylemleriyle uzlaşıya, tartışmaya açık. Ancak Bandırma’nın sorunlarına yine yuvarlak cümlelerle yanıt vermesi, Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda Bandırma’nın sorunlarını çözeceğine ilişkin bir güven vermiyor.

Yazının Devamını Oku