Net-brüt kira karmaşası

 DEVLET iş yeri kiralarında stopaj oranlarının %20’den, %10’a indirilmesi uygulamasını haziran ayına kadar uzattı.

Bu karar kiracılara destek tedbiri olarak açıklandı.
Bakınız, kira bedeli sözleşmede “brüt tutarlar” olarak belirlenmişse, bu karar zaten kiracıya hiçbir yarar sağlamaz.
Kiracı, azaltılan vergiyi maliye yerine mal sahibine ödemiş olur.
Mal sahibi açısından da nihai vergi oranında bir değişiklik olmaz, sadece, bahse konu tutarı yıllık beyanına kadar kullanır.
Hiç şüphesiz üçüncü kişi konumundaki devlet, kira bedeline karışmaz.
Sözleşmede mal sahibine net kira bedelinin ödeneceği, stopajın kiracıya ait olduğu, şeklinde bir belirleme varsa, ki pek çok sözleşme böyledir, stopaj oranı düşürülmesinden kimin istifade edeceği çekişme yaratmaktadır.
Bize göre stopaj, kiracının mal sahibi adına ödeyeceği vergi ile ilgili bir durum olup, oranının değişmesi toplam kira bedeli ile ilgili vecibesini etkileyen bir sonuç doğurmaz.
Dolayısıyla, sözleşme tarihindeki stopaj oranlarına göre kararlaştırılmış brüt bedel, mutabık kalınmış tutardır.
Stopaj oranı düşürülmüş ise kiracının net kira ödemesini arttırması gerekir.
Stopaj oranındaki düşüşün net kira ödemesini değiştirmemesi halinde, mecburen brüt kira tutarları azalacaktır ki, herhalde mal sahibinin böyle bir kabul içinde olması beklenemez.
Aynı şekilde, devlet stopaj oranını %20 de 40’a çıkartsa, sözleşmede net kira yazıyor diye hiçbir kiracı yükünün artmasını kabul etmez ve haklı olarak net kira tutarında azaltıma gider.
Sözleşme hükümlerinin bu mantık içinde değerlendirilmesi gerekir, diye düşünüyoruz.
Mamafih, sözleşme serbestisi içinde aksi hal de kararlaştırılabilir.
Konu; tekrar vurguluyoruz, maliye değil bir Borçlar Kanunu meselesidir.
Sayın Cumhurbaşkanı, stopaj düşürülmesinden kiracıların istifade edeceği varsayımıyla, bir anlamda “mal sahibi kesesinden” destek açıklamış gibi olmuştur.
Kiracının net kira ödemesi değişmeyecekse, gerçek anlamda devlet desteğinden söz edebilmek için mal sahibinin bu gelire ilişkin vergisinin de paralel düzenlemeyle azaltılması icap eder.
Bu değerlendirmeler 49 bin TL’yi aşan ve beyan edilme durumunda olan kira gelirlerine ilişkindir.
Yıllık beyana konu olmayan kira gelirlerinde bu anlamıyla devlet desteğinden söz edilebilir.

-----

Kuantum bilgisayarı

YENİ dünya düzeninde “yapay zeka”yı kontrol edenler insanlığın “efendileri” olacak.
Bahse konu teknoloji, şükür ki, tek bir elde toplanmıyor.
Tabii ki, ABD en ileri durumda.
Ama Çin, Japonya, Hindistan, Almanya, İngiltere, Rusya, Kore gibi pek çok odak bu yarışta mücadele ediyor.
Hani, ABD ile olan mesafeleri kapanır mı, “atı alan Üsküdar’ı geçmiş midir?” bilemiyoruz.
Gelişmeler gösteriyor ki, hakimiyetin dayatılacağı “yerküre”, sınırlı yapısı ile çok sayıda “efendi”yi kaldırmakta zorlanacaktır.
Halen, nükleer teknolojiye sahip ülkeler bir dehşet dengesi oluşturmuşlardır.
Hakikaten, taraflardan birinin gücü tek başına elinde tutuyor olması, kendi “doğrusu” konusunda “frensiz” kalması neticesini doğurur.
Örneğin Hitler, müttefiklerden önce atom bombasını bulsaydı, muhtemelen bin yıllık bir Nazi İmparatorluğu kurulmuş olacaktı.
Şimdi de dünyayı bekleyen en büyük risk, teknolojik yarışta bir devletin diğer tüm devletleri “bloke” edebilecek bir yetkinliğe ulaşmasıdır.
Bu durumda yine “bin yıllık yeni düzen imparatorluğu” ihtimali belirir.
Bu noktada hikmetinden sual sorulamayacak otokratın dünya tasavvuru tüm insanlığın kaderini belirleyecektir.
Geçenlerde Çin, kuantum teknolojisini kullanarak mevcut bilgisayarların işlem yapabilme kapasitesini 10 milyar kere artıran bir keşfini duyurdu.
Bakınız, bilgi toplumu farklı bir çağı aralıyor.
Teknoloji, bilinen toplumsal ilişkilerini yeniden tarifleyecek. Yeni hakim sınıflar bilgiyi elinde tutan zümreler olacak.
An itibariyle dünya coğrafyası, ulus devletler paydasında çeşitliliğini sürdürüyor. Oysa yeni evre tektipleşmeye ve otoriterleşmeye işaret ediyor.
Bu çerçevede klasik iktidar yapılanması yeni sisteme uyumlu, değişecektir. Ancak bu değişim bir süreci gerektiriyor. Öncesinde sancılı bir iktidar mücadelesi yaşanması mukadder gözüküyor.
Umarız, S. Hawking’in korktuğu başına gelmez ve topyekün imha olmayız.

X

Cemreler düşerken

SİYASET ısınıyor.

 

2021 baharı yoğun gündemlere gebe gözüküyor.
Her ne kadar 2023 yılında yapılacak olsa da siyaset ritminin yükseldiği dönemlerde erken bir “seçim” sürpriz olmaz.
Sayın Cumhurbaşkanı yeni Anayasa çalışmalarından söz ediyor.
Bilindiği gibi Meclis’te 400 oyu bulamadıkları takdirde Anayasa değişiklikleri sadece referandumla mümkün oluyor.
Referandum, hiç kuşku yok ki, bir güven oylamasına dönüşür ve siyasal sonuçları kaçınılmaz olur.
Öte yandan, muhalefet partilerinin üsluplarının giderek sertleştiği gözleniyor.

Yazının Devamını Oku

Bir karış altı simsiyah

TARİHİ, hele “yakın tarihi” galipler yazar.

Oysa gerçekler her zaman anlatıldığı gibi olmazlar.
Bazen yakın tarih özellikle karartılır.
Sebebi “milliyetçi kaygılardır” mesela...
Ancak, gün gelir, bilimsel bir şüphecilik “aslında doğrusu neydi”nin peşine düşer.
İzmir yangınından söz ediyoruz.
Hayır, yangını kimin çıkardığı değil aradığımız...
O konuda araştırmacıların ideolojik bir şerbetle yazdıkları zaten hepimizi ikna etti(!)

Yazının Devamını Oku

Çeşme Turizm Projesi

28 Ocak 2021’deki İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu toplantısına Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy davetliydi.Konu; Çeşme Turizm Projesi’ydi.

 

Bakan Ersoy, yaklaşık 100 dakika boyunca Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon (İEKK) üyelerini bilgilendirdi.
Projeyi kısaca hatırlayacak olursak;
Devlet, Yarımada’da 97 hektar (97 milyon m2) yeri öncelikli proje alanı ilan etmişti.
Burada, tüm Yarımada’nın makûs talihini değiştirecek dev bir turistik proje planlanıyordu.
Bu alanın sadece %6’sı özel mülkiyete ait.
Sayın Bakan, tüm dünya örneklerini incelediklerini ve proje sonunda Cannes gibi bir yeri gerçekleştirmeyi hayal ettiklerini söyleyerek şunları aktardı.

Yazının Devamını Oku

Bürolar boşalırken

KOÇ Holding’in başarılı CEO’su Levent Çakıroğlu, grubun 35 bin çalışanı için “evden çalışma” uygulamasının “kalıcı hale” getirileceğini açıkladı.

 

Söylentisi hep olan, ama hayata geçirilmeyen bir olgu böylelikle “de facto” gerçeklik kazandı.
“Ev”den çalışmanın zaman kayıplarını ve giderleri azaltan bir yönü olduğunda tereddüt yok...
Ama meselenin sosyal boyutlarının da irdelenmesi gerekiyor.
İş yerine gitme zorunluluğunun insan hayatına getirdiği dinamizm çok değerlidir.
Her şeyden önce iş yeri ortamı, yüz yüze iletişime imkân sağlar.
Hani, birkaç ay için evden çalışmanın konforu hoşa gidebilir.

Yazının Devamını Oku

100. Yılında Cumhuriyet

BU coğrafyada devlet erkini elinde tutanlar, kendi doğrularını topluma benimsetmeyi doğal hak görürler.

Özellikle ulus-devlet yapılanmaları ideolojik olarak “homojen” bir toplum yapısını hedefler.
Cumhuriyet, bu anlamıyla toplum tasavvurunu kendi doğruları üzerinden hayata geçirmeye çalışmıştır.
Bilindiği üzere bu model “laiklik” esası üzerinden kurgulanmış bir yapıydı.
Çok partili hayata geçişle birlikte, yenilenen iktidarlar Devletin dini kurallarla olan mesafesini azalttı.
Ancak yaşanarak görülmüştür ki, yönetimlerin toplumları biçimlendirme çabası kalıcı bir sonuç doğurmuyor.
Türkiye, bu anlamıyla toplumsal çeşitliliğini hep korumuştur.
Ancak bu renklilik bir çatışma sebebi değildir.

Yazının Devamını Oku

Agamemnon kent değerimizdir

GEÇEN hafta “Agamemnon” ismi üzerinden küçük çaplı bir dalgalanma yaşandı.

 

Pasaport İskelesi’nin tadilatı esnasında geçici olarak getirilen yüzer iskelenin adı “Agamemnon” imiş.
Bazı siyasi parti yetkilileri, bahse konu iskeleye verilen isme tepkili yaklaştı.
Agamemnon, Troya savaşları döneminin mitolojik bir figürüdür.
Aynı ismi taşıyan Balçova’daki kaplıcalarda söylentiye göre şifa bulmuş, bu sebeple kaplıca onun ismiyle anılmaya başlanmıştır.
Agamemnon’un Ege’deki izleri üzerine kitaplar yazılabilir.
Bakınız, üzerinde yaşadığımız coğrafya hiç kuşku yok insanlık tarihinin doğal dekorudur.

Yazının Devamını Oku

Mutluluk tüketmek değildir

PANDEMİ mecburen tüketim alışkanlıklarımızı değiştiriyor.

 

Herşeyden evvel, hane halkı olarak daha az harcıyoruz.
Bu durum bize özgü değil...
Almanya’da yapılan araştırmada hane halkının tasarrufu bir önceki yıla göre, 2020 yılında yüzde 5,9 oranında 393 milyar euro artmış.
İnsanlar hem kapanma hem de ekonomik belirsizlikler nedeniyle frene basmış.
Benzer durum bizim ülkemiz için de geçerli...
Kredi kartı harcamaları üzerinden yapılan bir araştırmada 2020 yılı Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre; yakıt, giyim, aksesuar, kozmetik, yemek, restoran, eğitim, kırtasiye, ofis malzemesi, seyahat, taşımacılık, hava yolları, konaklama, kuyumculuk, perakende alışverişler vb. gibi harcama kalemlerinde düşüşler yaşanmış.

Yazının Devamını Oku

Lokomotif durmaz gider

ÖYKÜ standarttır.

Ekonomimizin yönetim performansı her daim eleştirilir.
Ekonomi bir bilim değil, disiplindir.
Tek doğrusu yoktur.
Hele geçiştirici önlemlerle kalıcı bir çözüm elde edilemez.
Düzgün bir ekonomik model, stratejik ve yapısal düzenlemeleri tarifleyen, bu esaslara göre günlük akışı takvimlendiren bir bütünlüklü yapıya ihtiyaç gösterir.
Böyle bir çerçeve ekonomiye “öngörülebilirlik ve istikrar kalitesi” kazandırır.
Ancak, hayat nedense bu şekilde tecelli etmez.

Yazının Devamını Oku

Tarihi Albayrak Pasajı

KAMU ve özel işbirlikleri ile üretilen projeler tüm dünyada çok revaçta.

 

Şehrimizde de bunun güzel bir örneği var.
İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TARKEM’in işbirliğinden söz ediyoruz.
TARKEM, yaklaşık 8 yıl önce 116 kişi ile kurulmuştu.
Kurucular genelde İzmirli’ydi.
TARKEM tarihi alanın ve Kemeraltı’nın “rehabilite fitilini” ateşlemek için kamu ve özel sektör ortaklığıyla kurulmuş bir “Anonim Şirkettir”.
Böyle olmakla beraber, tüm kurucuların başlangıçta imzaladıkları sözleşmeye göre, kazanç fikrini geri planda tutan bir kuruluş amacına sahiptir.

Yazının Devamını Oku

Belediye birimleri tarihi alandan kopmasın

YAŞADIĞIMIZ deprem pek çok binayı etkiledi.

Büyükşehir Belediye binası da bunlardan biri. Deprem sonrası Tunç Soyer, boşaltılan binanın yıkılıp yerine yalnızca başkanlık makamı ve meclis salonunu içerecek şekilde butik bir bina yapılacağından söz etti.
Belirtmek gerekir ki, bahse konu yapı 1966 yılında bir mimari proje yarışması ile start almış, 1968 yılında inşaata başlanılmış ve 1980 yılında tamamlanabilmiştir. Sayın Soyer’in binanın yıkılmasından muradı, tarihi meydanın daha bir açıklığa kavuşması ve eski haline dönmesidir. Pek tabii, bu yıkıma diğer kamu binalarının da iştirak ettirilmesi halinde öngörülen amaç tam anlamıyla gerçekleşebilecektir. Ancak gerek belediye, gerekse Merkez Bankası binalarının “modern mimarinin güzel örnekleri” olduğu yaklaşımıyla korunmasını savunan düşünceler de bulunmaktadır.
Neyse, gelmek istediğimiz mevzumuz şu; Belediye çalışanları hâlihazırda bu binada değiller. Bina kullanılmayacaksa, ki yıkılmasa da öyle olacağı söylendi, belediye birimlerinin bir yerlere taşınması söz konusu olacak. İşte bu noktada bir husus çok önem taşıyor.
Belediye binası yüzlerce personeli ile Kemeraltı’nın hemen girişinde, o bölgeye ilave bir hareketlilik sağlıyor. Yıllar önce Adliye taşınınca, beraberinde yarattığı kalabalığın yanında birçok avukat bürosu da bölgeden ayrılmıştı. Dolayısıyla, Kemeraltı’nın ayağa kaldırılmaya çalışıldığı bir süreçte belediye binasını uzaklara götürmemek, mümkünse iyi olur.
Hiç şüphesiz “beyaz yaka” insan grubunun bölgeye ilgisini tekrar çekebilmek için vesilelerini çoğaltmak gerekiyor. Kemeraltı’nı ve tarihi alanı ayağa kaldırmak, evvel emirde İzmirlilerin, oralarının yaşam biçimine dahil olmalarından ve taşın altına ellerini koymalarından geçiyor. Bahse konu yönelim, gönül ister ki, sadece belediye ile sınırlı tutulmasın.
STK ve odalar, hatta üniversitelerin muhtelif birimleri bu bölgede örnek butik projeler yapmalıdır.
Dünya örneklerinde genelde kamu binaları şehrin tarihi alanlarının içinde yer alır. Hiç şüphesiz arzu edilen kalıcı “canlılık” gençliğin bu bölgeye ekilmesi ile sağlanır. Bu amaçla bölgede konuşlandırılacak kamu yurtları, hosteller, gençlik kampları tarihi alanın şenlenmesine, bir müddet sonra sanat sokaklarının, antikacıların, müzisyenlerin, kafelerin pıtrak gibi açılmasına sebep olacaktır. Kemeraltı’nın gündüz hareketliliğinin tarihi alana yayılması, tüm bölgenin gecesi ve gündüzünün renklenmesi, üst-orta gelir grubunun ilgisinin yeniden oluşması ve turistler için emsalsiz bir cazibe merkezinin yaratılması, bu kenti sevenlerin ortak hayalidir.

Yazının Devamını Oku

Bir genç insanı harcamak

 ACUN Ilıcalı’nın sahip olduğu bir kanalda Masterchef diye bir program çok izleniyor.

Türk futbolunda iz bırakmış, dostumuz, merhum Dr. Hasan Elidemir’in oğlu Emir’in de yarışmacı olması nedeniyle yakın çevremizle birlikte bu programı izliyoruz.
Geçen hafta programda ilginç bir olay yaşandı. Son 8’e kalan yarışmacılardan Uğur, diskalifiye edildi.
Acun Ilıcalı, “terbiye sınırlarını aşan sosyal medya paylaşımları”nı gerekçe gösterdi.
Uğur genç bir insan. Bahse konu paylaşımlar 8 yıl öncesine aitmiş. Yani, ergen yaşlarda yapılmış. İçeriği hakikaten uçuk kaçık. Tam bir “ergen frensizliği” ile yazılmış laflar.
Konu bu değil... Reyting cinliği bu noktada bir şekilde devreye giriyor.
Normalde çalışmak istemediğiniz bir kişiyle sessiz sedasız yollarınızı ayırırsınız.
Burada bu böyle olmuyor.

Yazının Devamını Oku

Standart öykü

MERKEZ Bankası Başkanı, Maliye ve Hazine Bakanı, yabancı para işlemlerinden ilave BSMV’nin kaldırılışı, swap koridoru genişletme, politika faizi artışı, swap faiz artışı, aktif rasyosu kaldırılması...


Vaktiyle çözüm diye getirilen önlemlerin kaldırılmasından medet umulur oldu.
Tüm bunlara rağmen faizin enflasyona sebep olduğu görüşü ısrarla savunuluyor.
Ama zor oyunu bozmuştur.
Ülkenin daha çok dövize ihtiyacı vardır.
Bu sebeple faize duyarlı, kısa vadeli sıcak para ülkeye çekilmek durumundadır.
Sıcak para gelir mi?

Yazının Devamını Oku

Büyüklerimiz herşeyi bilir

TEK parti dönemi Ankara eski valilerinden Nevzat Tandoğan’ın sol kesimden yükselen itirazları bastırmak için “Komünizm iyi bir şey olsaydı, zaten biz getirirdik” dediği rivayet edilir.

 


Aradan geçen yıllarda bu zihniyet pek değişmişe benzemiyor.
Siyasi iktidar tarafından pek beklenmedik bir “hukuk, ekonomi ve demokrasi” paketi açılma kararı alındı.
İktidarın ilk yıllarında bu açıklamaya benzer bir yumuşama ve özgürlük rüzgarları estirilmişti.
AB süreci, komşularla olan ilişkiler, barış süreci, adeta bir devrime işaret ediyor, bağlı olarak ekonomi olumlu bir ivmeyle gelişiyordu.
Sonra, temel anlayış değişmeye, daha içe dönük, milliyetçi, hatta şahin politikalara yönelmeye başlanıldı.

Yazının Devamını Oku

Kürkçü dükkanına dönüş

BERAT Albayrak istifa etti.

Bu durum hayata geçirilmesi planlanan ekonomik modelin değişeceği anlamına geliyor.
Bugün her şeyin önüne geçen temel ekonomik problem “döviz” darboğazına girme ihtimalidir.
Bu sebeple, özellikle ithalatın pahalı hale getirileceği bir kur politikasına geçildiği seslendiriliyordu.
Bir anlamda, tıpkı Asya ülkelerinin yıllar öncesi yaptıkları gibi ülke içinde tüketim standartlarını aşağıya çekerek, emek girdi maliyetlerini düşürerek, yüksek kurun ittirici gücü ile ihracata dönük bir yapıya hazırlık yapılıyordu.
Albayrak’ın söylemlerinden böylesi bir hedef çıkartılıyordu.
Şimdi de bu anlayıştan toptan vazgeçildiği söylenemez.
Ancak, bu model kısa vadede ödemeler dengesini iyileştirici ve döviz rezerv problemini çözücü bir etki yapmamaktadır.

Yazının Devamını Oku

Ders çıkarmalıyız

DEPREM tabii ki, büyük dramların yaşandığı bir doğal afet.

Böylesi zamanlarda bütün gündem maddelerimiz ikinci plana düşüyor.
İlk şaşkınlığımız geçtikten sonra bir anda ve hep birlikte “insan” olduğumuzu hissediyoruz.
Bir insani sıcaklık ve empati benliğimizi sarıyor.
Depremin üzerinden bir haftadan fazla süre geçti.
Ülkenin dört bir yanından yardım heyecanı, “katkıda bulunmalıyım” çabası dinmiyor.
Siyasi rakipler, komşu ülkeler, dünyevi hesaplar, hemen hepsi erteleniyor.
Maalesef, bu iklimin hep böyle devam edemeyeceğini biliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yormayan, yıpratmayan koruyan bir kent

GEÇEN hafta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in ilk 550 gün sunumunu izledik.

 

Öncelikle belirtelim ki, Başkan Soyer, eski bir tiyatro sanatçısı olmasının getirdiği müthiş bir takdim yetkinliğine sahip.
Çok özenli hazırlandığı belli olan bir metni yaklaşık 90 dakika boyunca etkileyici biçimde izleyenlere aktardı.
Tunç Soyer, Seferihisar Belediye Başkanlığı döneminde, o esnada kimsenin çok üzerinde durmadığı bir dünya trendini sezinleyip, o küçük ilçede hayata geçirmeye çalışıyordu.
Dünyanın “çok yorulduğunun” farkındaydı.
Nitekim, virüs felaketinden çevresel sorunlara, “hayat” bu durumu teyit etti.
Seferihisar’ı kararlılıkla bir “yavaş şehir” yapmıştı.

Yazının Devamını Oku

Ege Ekonomik Forumu

BİR yıl çok çabuk geçmiş.

 

Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı’nın profesyonel bileşenleri ile organize ettiği “Ege Ekonomi Forumu’nun” dördüncüsünün zamanı yine geldi.
Giderek gelenekselleşen, bir nevi “Ulusal güz Davos”u niteliğine bürünen bu etkinlik 2-6 Kasım tarihlerinde, bu defa “online” gerçekleştirilecek.
EGEV Başkanı Mehmet Ali Susam’ın özverili çabalarıyla ülke çapında ses getiren bu forum Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın açılış konuşması ile start alacak ve günler boyu muhtelif konularda çok değerli yönetici ve katılımcılarla paneller şeklinde devam edecek.
Konu başlıkları kısaca şöyle;
* Dünyayı yeniden tasarlamak
* Yüksek teknoloji temelli üretim ekosistemi

Yazının Devamını Oku

Demokrasinin perdesi inerken

İKTİDAR olmanın en önemli göstergesi bütçeyi ve silahlı gücü kontrol etmektir.

 

Kirli iktidarlar “hak, hukuk ve adaleti” kendine göre uygulama gücüne de sahip olur.
İktidar değişince, bu kudret terk edilme durumunda kalınır.
Pek tabii, onlar yönünden dramatik bir durumdur bu...
Bu sebeple kimi ülkelerde “dürüst seçim” yoktur.
3 Kasım tarihinde ABD’de de Başkanlık seçimleri var.
ABD varsayılır ki, demokrasinin en yerleşik olduğu ülkelerdendir.

Yazının Devamını Oku

Su yolunu bulur

FRANSI Başkanı Macron “İslam’da Aydınlanma” diye isimlendirdiği bir projeden söz ediyor.

 

 Bu projeye, haklı olarak Müslüman ülkelerin yöneticilerinden, bu arada Türkiye’den de tepki geldi. “Haklı olarak” diyoruz, çünkü böylesi bir girişim Müslüman olmayan bir ülkenin siyasilerine düşmez. Ama, bu demek değildir ki “bedevi ve arabik” geleneklerin “din” olarak sunulması eleştirilemez.
İslam dininin kimi kurallarının dönemin koşulları içinde değerlendirilme gereğine pek çok İslami otorite de işaret eder. Pek tabii mevzu inanç meselesi olduğu için hassastır ve mümkünse “içeriden seslerle”, o da saygın ve kabul görmüş kişiler olması halinde, sınırlı çerçevede dikkatlice tartışılmalıdır.
Geçenlerde GATA Hastanesinin doktor sıfatını taşıyan bir yöneticisi “çok evliliği” “dini ruhsat”la temellendirilmiş ve Medeni Kanun’a karşı çıkan söylemleri ile gündemi meşgul etmişti. Hakikaten 21 yüzyılda, kadın-erkek eşitliğine aykırı bir fikri savunmak ve bu sapkın düşünceyi bir kutsal kitaba refere etmek, kabul edilebilir değildir. Bugün hiçbir medeni toplum düzeni kadını ikinci sınıf göremez. Kadın ne cennetteki huridir, ne evdeki çok eşten biri ya da cariyedir. Mirasta ayrımcılığa rıza göstermez, evlilik akdi “boş ol” denilerek sona erdirilemez, çocuk yaşta evlendirilemez, kocanın dayakla terbiyesi gibi bir hak söz konusu olamaz, kılık-kıyafetine, özgür iradesine karışılamaz. Kadın, özetle bir eşit bireydir.
Başa dönersek; Macron, bir “yanlış ağız” dır. Ama bu konularda bazı sorunlar olduğu da açıktır. İslam’a dair, otantik kurallarından ziyade ezel-ebed geçerli moral hükümlerinin ön plana çıkarılması bir ihtiyaçtır. Zaten süreç de bu şekilde gelişmektedir. Her tek tanrılı din kendi sosyolojik mecrasında, giderek çağdaş değerler ve pozitif bilimlerle mesafesini azaltmaktadır. İsevi Katolik dünyanın ruhani lideri Papa’nın söylemleri bu durumun açık örneğidir. Neticede “su yolunu bulur”.
Hariçten müdahaleye, “reform, aydınlanma,yapılandırma” gibi incitici, irkiltici ve itici söylemlere hiç gerek yoktur.

 

Yalandan tedbir

Yazının Devamını Oku