"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Sıtkı Şükürer

Suriye bize etiketlenmiştir

20 Ekim 2019

 

Ara verilen harekâtın iki ana amacı olduğu anlaşılıyor. Birincisi; sınırımızda bir ‘Kürt oluşum’ istenmiyor. İkincisi; ülkemizdeki yaklaşık dört milyon Suriyeli PYD’den boşaltılan yere yerleştirilerek, kalıcı bir Sünni özerk yapı hedefleniyor. Bu iki amaç Suriye ile ülkemizin kaderini ‘lehimlemek’ anlamına geliyor.
‘Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız’ deklarasyonumuzun özerk yapılara imkân sağlayan yeni anayasa bağlamında ifade edildiğini zannediyoruz. Türkiye’nin hali hazırda ‘Şii Esad’ yönetimine saygı duymadığı ve onun Suriye’nin tamamı üzerinde kalıcı otoritesini kabule yanaşmayacağı çok açık anlaşılıyor. Esad rejiminin hem Kürtleri hem de Türkiye destekli Sünni oluşumu, aynı anda merkezi otoritesi altında tutabilmesi mümkün gözükmüyor. Zira güneye püskürtülmüş Kürtler, ABD ve İsrail desteği ile özerk bir yapı oluşturmaya çabalarken, Sünni oluşum Türkiye’nin koruması altında olacaktır. Suriye merkezi yönetiminin her iki kesimle mücadelesi zor olacağından taraflardan birine yaklaşması makul senaryo gibi duruyor.
Mezhepsel çelişkinin çok daha derin olması sebebiyle Kürtlerle koalisyonu daha yüksek ihtimal olarak görülebilir. Nitekim bu konuda emareler oluşmaya başlamıştır. Bu yakınlaşma Kürtlere Kuzey Suriye’de tutunma imkânı sağlar. Böyle bir birliktelik ABD, İsrail, Rusya, İran, hatta AB desteğini elde eder, Mısır ve Suudi Arabistan itiraz etmez.
Türkiye 4 milyon Suriyeli ile güney sınırında kimsenin kolay söküp atamayacağı Sünni (İhvanı) toprakların hamisi olarak uzun yıllar devamlı mücadelesini vereceği bir koruyuculuğa etiketlenir. Hani ‘siyasi’ olmasa da ‘ekonomik’ ilhak mukadder gözüküyor. Bu operasyon sonrasında PYD, hatta PKK, batılı devletler tarafından daha aleni bir şekilde muhatap alınmaya başlar.
Duruma göre Türkiye şeytanlaştırılırken, Kürtler’in mazlum ve mağdur konuma sokulacağı kesindir. Bu hal, sınırlarımız içindeki Kürt nüfusun yaşadığı yerlere dair huzursuzlukların çoğalması anlamındadır. ABD ile varılan mutabakat güney sınırlarımızı 32 kilometrelik derinlik boyunca PYD’den arındırıyor. Ama onların yerine Esad rejimi ve Ruslar geliyor.
Yani eskinin Baas yönetimleri ile oluşturduğumuz dengeye dönüş yaşanıyor. Gözden kaçmasın, anlaşmada Kobani ve çevresindeki diğer yerleşim yerlerinin demografik yapısı aynen korunuyor. Dolayısıyla bahse konu mutabakatın uzun vadede kalıcı olması mümkün durmuyor. Türkiye’nin askerleri geri çekmiyor olması bir müddet sonra Rusya ve Esad rejimi ile karşı karşıya gelme sorununu ortaya çıkartacaktır.

Yazının devamı...

Ekonomik notlar

13 Ekim 2019

Ekim ayından itibaren baz etkisi bitecek ve enflasyon yine çift haneye gidecek. Enflasyon oranı (+) CDS, faizin indirebileceği alt limittir. Şayet indirimler devam ederse, döviz fiatları yukarıya doğru hareketlenecektir. Bu sebeple ekim PPK’sı önemli. TCMB politika faizi 16.50, CDS ise 3.50 ile 4.00 arasında gidip geliyor. Yıl sonu YEP enflasyon hedefi 12’dir. Yani indirim marjı (15.50 – 16.00) pek yoktur. Tabii, negatif faiz bir politik tercihe dönüşmüyorsa.
Tüm ekonomistlerin üzerinde mutabık olduğu “imkânsız üçlü” diye isimlendirilen bir kural vardır. Buna göre bir ekonomi yönetimi “kambiyo serbestisi uygularken, hem faiz hem de döviz kuru eş anlı kontrol edilemez.”
Oysa özellikle son dönemlerde Merkez Bankası politika faizini adeta talimatla aşağıya çekerken, devlet kuruluşları tüm imkânlarını seferber ederek döviz kurunu baskılamaya çalışıyor, üstelik herhangi bir kambiyo kısıtı getirilmeksizin bu süreç yaşanıyor.
Diyeceksiniz ki, teori çöktü mü?
Bu soruya doğru yanıt verebilmek için bu halin “sürdürülebilirliği”nin daha bir müddet test ediliyor olması gerekiyor.
Umarız bahse konu üçlüden biri “berhava” olmaz.
Bozulan kamu finansman dengesini düzeltmek için kamu zamları mecburen devreye girmeye başladı.

Yazının devamı...

Eğitimli aşçılar

6 Ekim 2019

 

Çok sayıda genç üniversite eğitimlerini aşçılık mekteplerinde yapıyor.
Buralardan mezun olanlar hayata atıldıklarında aceleci davranmıyor.
Önce isim yapmış mekânlarda meslek büyüklerinin rahle-i tedrislerinden geçiyorlar.
Gerekirse, bulaşıkçılıktan başlıyorlar, dört gözle işin inceliklerini öğrenmeye çalışıyorlar.
Sonra, belirli bir olgunluğa geldiklerini hissettiklerinde kendi kanatlarını çırpıyor ve butik ölçülerde mekânlarını açıyorlar.
Bu işleri çekirdekten yetişerek yapan “alaylılardan” pek tabii biraz farklılıkları oluyor.

Yazının devamı...

Döviz düşer mi

29 Eylül 2019


Canlı gözlemcisiydim.
İzmirli bir şirket Japon dayanaklı tüketim malları üreten bir dünya markasının ülke temsilcisiydi.
Vadeli ithal ettiği ürünleri Türk Lirası cinsinden senetlerle iç piyasaya uzun vadeli satıyordu.
O dönemlerde döviz cinsinden borçlanmaların “hedge”lenmesi gibi enstrümanlar pek kullanılmazdı.
Derken, o meşum gün geldi.
Dolar 15 liradan başlamış, her dakika soluksuz yükseliyordu.

Yazının devamı...

Gemi yüzüyor, yüzecek

22 Eylül 2019

 

Moderatörlüğünü Muhittin Bilget’in yaptığı çalışmamızda Türkiye ve dünya geneline ilişkin çok sayıda hazırlanan tablolar üzerinden, trend analizleri de yaparak geleceğe yönelik gelişmeleri öngörmeye çalışıyoruz.
Açık söylemek gerekirse, ekonomik konularda tahmin yapmak kolay, ancak “tutturmak” çok zordur.
Ekononomi medyası hasbelkader 2008 krizini önceden öngördü diye Roubini’yi kâhin mertebesine yükseltmiş, ancak sonrasında bir daha aynı performansı gösterememişti.
Nice “Nobel” almış iktisatçılar da bırakın uzun vadeyi, takip eden üç ayı bile kestirmekte zorlanmaktadırlar.
Bizde de bir ara “Televole iktisatçıları” olarak nam salan Asaf Savaş Akat, Deniz Gökçe, Mahfi Eğilmez, Taner Berksoy, Ege Cansen gibi anlı şanlı hocaların, geleceği tatmin edici seviyede öngöremedikleri için reytingleri düşmüş ve programları yayından kaldırılmıştı.
Peki, bu neden böyle oluyor?

Yazının devamı...

Melteme batmak yeşile boğulmak

15 Eylül 2019

Aile, okul, iş ortamı, üye olunan dernekler... Hemen hepsinin biçimlemeye çalıştığı kişilik yapısı “beyefendi”lik, “hanımefendi”lik.
“Sürpriz yaratmayın, güvenilir olun ve bu uğurda bir ‘Amok koşucusu’ gibi temponuzu hiç düşürmeden ömrünüzü tamamlayın.”
Oysa bizler ölümlü olduğumuzun bilincinde olan yaratıklarız.
Bu gerçeği bilmenize rağmen, sınırlı ömrümüz bitmeyecekmiş gibi, “aferin budalası” rolümüzden hiç vazgeçmiyoruz.
Afyonlanmış gibi çalışarak sürdürülen bu yaşam, tercihin bir eksiklik veya yanlışlık içerdiği kesindir.
Başarıyı avlama sürecinin bünyemize salgıladığı adrenalin, kendimizi sorgulama imkanını bile vermiyor olabilir.
Ancak kimse robot değildir.

Yazının devamı...

İzmir yangını

9 Eylül 2019

Milli devlet duygusuna sahip her insan için en özel günlerden biridir 9 Eylül. İzmir o dönemlerde “Akdeniz İncisi” sıfatını hak eden bir liman kentiydi. Bugün Alsancak diye bilinen yerleşim yeri daha ziyade Rum, Ermeni ve Levantenlerin semtiydi. Müslüman ve Yahudiler ise Konak civarında yaşarlardı.
İzmir’in kurtuluşundan 4 gün sonra, 13 Eylül’de büyük bir yangın çıktı ve Alsancak semti büyük ölçüde tahrip oldu. Bu yangın nasıl çıkmıştı ve kimler tarafından çıkartılmıştı? Bu sorular hep tartışılmıştır. Resmi tarih yangını kaçan düşmanın çıkarttığını yazar. Aksi görüşü savunanlar, yangının düşman kenti terk ettikten 4 gün sonra çıkmasına dikkat çekerler. Konu tarihçilerindir.
Nitekim, Cumhuriyet tarihçisi Falih Rıfkı Atay “Çankaya” adlı eserinde, sonradan yeni baskılarında sansürlenmiş olsa da, İzmir yangınına dair canlı gözlemlerini şöyle yazar... Yorumsuz aktarıyoruz.

TÜTE TÜTE BİTTİ
“Gavur İzmir karanlıkta alev alev, gündüz tüte tüte yanıp bitti. Yangından sorumlu olanlar sadece Ermeni kundakçılar mı idi? Bu işte ordu Komutanı Nureddin Paşa’nın hayli marifetli olduğunu söyleyenler çoktu. (...) Bildiklerimin doğrusunu yazmaya karar verdiğim için o zamanki notlarımdan bir sayfayı buraya aktarmak istiyorum: ‘Yağmacılar da ateşin büyümesine yardım ettiler. En çok esef ettiğim şeylerden biri, bir fotoğrafçı dükkânını yağmaya giden bir subay, bütün taarruz harbleri boyunca çekmiş olduğu filmleri otelde bıraktığı için, bu tarihi vesikaların yanıp gitmesi olmuştur. İzmir’i niçin yakıyorduk? Kordon konakları, oteller ve gazinolar kalırsa azınlıklardan kurtulamayacağımızdan mı korkuyorduk? Birinci Dünya Harbi’nde Ermeniler tehcir olunduğu vakit, Anadolu şehir ve kasabalarının oturulabilir ne kadar mahalle ve semtleri varsa gene bu korku ile yakmıştık. Bu kuru kuruya tahripçilik hissinden gelme bir şey değildir. Bunda bir aşağılık duygusunun da etkisi var. Bir Avrupa parçasına benzeyen her köşe sanki Hristiyan veya yabancı olmak, mutlak bizim olmamak kaderine idi. Bir harp daha olsa da yenilmiş olsak, İzmir’i arsalar halinde bırakmış olmak şehrin Türklüğünü korumaya kafi gelecek miydi? Koyu bir mutaassıp, öfkelendirici bir demagog olarak tanımış olduğum Nureddin Paşa olmasa idi bu facianın sonuna kadar devam etmeyeceğini sanıyorum. Nureddin Paşa, ta Afyon’dan beri Yunanlıların yakıp kül ettiği Türk kasabalarının enkazını ve ağlayıp çırpınan halkının görerek gelen subayların ve neferlerin affetmez hınç ve intikam hislerinden de şüphesiz kuvvet almakta idi’.”

-----------------

Tedbirlenme

OSMANLI bağnaz bir İslami yapı değildi. Bu anlamıyla azınlıklar aşırı bir baskı altında yaşamıyorlardı. 19. yüzyılda başlayan milliyetçilik akımları Hristiyan tebaa yönünden ayrılıkçı hareketlenmelere ve karşı tedbirlere yol açmıştı. 20. yüzyılın başlarında Cumhuriyet kuruldu. İmparatorluktan elde kalanların konsolidasyonu, biraz da mecburiyetten ‘Türkçülük’ kavramı üzerinden yapılandırıldı. Genç devletin ideolojik programı gereği, gayrimüslimlere mesafeli bakış sistematik bir hale dönüştürüldü. İsrail devletinin kurulması (1948) bir faktör olsa da, ‘Varlık Vergisi’ gibi uygulamalar Yahudi nüfusun azalmasına yol açtı. Bugün tüm ülkede 25.000 civarında Yahudi vatandaşımız yaşamaktadır.

Yazının devamı...

Yetmişinde bile zeytin dikeceksin

1 Eylül 2019

 

“İnsan” için biçilen ömür, takribi 80 yıla ulaşmıştır.
İnsanoğlu biyolojik termini boyunca muhtelif canlılarla yol arkadaşlıkları yapar.
Örneğin, bir köpek sahibiyseniz, beraberliğiniz 10-15 yıldır.
Dolayısıyla, onun üzüntüsüne katlanacağınızı bilirsiniz.
Oysa bütünleştiğimiz canlılarla sonsuzluk hissine ulaşmak isteriz.
Asırlık bir çınarın karşısında heyecanlanmamızın muhtemel nedeni budur.

Yazının devamı...