Yeni bir perspektif şart

Online oyun Fortnite’ta birçok yabancı sanatçı animasyon halleriyle konserler veriyor. Milyonlarca oyuncusu bulunan oyunda son olarak Travis Scott konseri yapıldı ve 12,3 milyon kişi izledi. 2019 şubat ayında da Marshmello, aynı platformda bir performans sergiledi.


Dünyaca ünlü plak şirketi Sony ise bu konserler için özel bir ekip kurma kararı aldı.
Şirketin sanatçılarından The Chainsmokers’ın “Paris” şarkısı için hazırladığı sanal gerçeklik çalışması Sony’nin bu konudaki yaratıcı çözümlerini başlatmıştı.
Şirket yetkilileri bu içinde bulunduğumuz durumdan dolayı geleceği düşünerek “Sanatçılar yeniden mekanlarda konser vermezse, katılımcılar artık etkinliklere gelmezse” gibi sorulara cevaplar aramak için özel takımlar oluşturdu.
Sony de Los Angeles ekibiyle sadece üç boyutlu alanlar için özel proje üretme hazırlığına girdi. Hatta plak şirketi, iş ilanları vererek ekibe uluslararası anlamda dahil olmak isteyen yeni kişiler aradığını belirtti. İlanlarda dikkat çeken detaysa “oyun yazılımları” bilgisine sahip yetenekli insanlarla bir araya gelmek istedikleri.
Oyun ışık sanatçısı, ses tasarımcısı gibi bir oyun yazılımı şirketinin ihtiyacı olan tüm alanlarda arayış içinde oldukları ve yeni bir ekip kurmaya başladıkları da gözlemleniyor.
Böylelikle şirket, sanatçılarını üç boyutlu oyunlara yerleştirmekle kalmayıp oyun platformlarında yeni müzikal deneyimler hazırlamak üzerine yoğunlaşacağını da duyurmuş oldu.
“Death Stranding” oyununun soundtrack’ine de imza atan Sony, oyun dünyasında sadece müziklerle var olmak istemiyor.
Aynı zamanda sanatçılarıyla oyunun içindeki kişilerden biri olmak istiyor. Bu sayede müzik endüstrisi için başlı başına yeni bir alanın kapılarının aralandığını gözlemliyoruz.
Bunu fark eden plak şirketleri, sıradanlığa düşmeden sanatçılarını ve kataloglarını dinleyiciyle buluşturmanın yöntemlerini arıyor.
Bunun için özenli bir çalışma üzerinde olanlar ileride var olabilecek. Çünkü devir, geleneksele bel bağlama değil, yeni yollar arama ve bunları aktif kullanma devri... Özetle sektöre yeni bir perspektif şart.

Dijital müzik yükselişte

Her hafta istatistik vermek istemiyorum ancak geçen hafta Uluslararası Fonogram Endüstrisi Birliği (IFPI)’nin 2019 raporu yayınlandı. Rapora göre küresel kayıt altındaki müzik marketi hacmi yüzde 8,2 büyüyerek yılda 20.2 milyar dolara ulaştı. Dünya çapında dijital müzik dinleme platformlarına paralı üye olanlar sayesinde bu alandan elde edilen gelirde yüzde 24.1’lik bir yükseliş yaşandı.
Yine aynı platformlar önceki seneye oranla yüzde 33.5 üye kazandı. Fiziksel albüm satışlarından gelir yüzde 5.3 düştü.
Özetle dijital platformlar daha çok üye kazanıyor. Yeni dinleyiciyse müziğin basılı yayınlanması fikrinden giderek uzaklaşıyor.

Zamana yayılıyor

So Duo, yarın çıkacak olan üçüncü albümü “Kırksabır” ile döndü. Vokaldeki Sumru Ağıryürüyen, kendi sözlerini yazdığı şarkılar dışında Paul Valery ve Fuzuli’den şiirleri de seslendiriyor. Gruptan Orçun Baştürk’ün müziğinde ise yer yer deneysel sesler yakalıyorsunuz. 4 şarkının yer aldığı bu albüm, zamana yayılan bir etki bırakıyor.

Albüm öncesi yeni single

Yeni albümünü heyecanla beklediğimiz Nada, “İki Örümcek”in ardından geçen hafta “Bırak” isimli single’ını yayınladı. Biraz huzur, dinginlik ve kırılgan hissettiğiniz bu günlerde destek arıyorsanız hemen açıp şarkıları dinlemelisiniz.

Adlarını daha fazla duyacağız

Metin Akdülger, liseden bu yana arkadaşı olan Burak Yeşildurak ile “Journers” grubunu kurdu. Grup, geçtiğimiz hafta “Aşk Canavarı” ve “İstiyorum Elbet” single’larını aynı anda yayınladı. Eski bir filmin içinde gibi hissetmemizi sağlayan ama bir o kadar da güncel öğeleri içinde barındıran bu iki şarkı hem oyuncu olarak tanınan Akdülger’e yeni bir kariyer yolu açtı, hem de önümüzdeki dönemde “Journers” adını daha fazla duyacağımızı belli etti.

Karantinadan çıkış

Canozan dördüncü albümü “Armut Ağacı”nı yayınladı. Sekiz şarkının yer aldığı albümde çok sevdiğim “Delirmiyorsan Tebrikler”in akustik versiyonun yanı sıra yeni 6 eser yer alıyor. İç karartmayan, umutlu tavrıyla Canozan, sanki karantina sürecinden alacağını almış ve çoktan çıkmış gibi hissettiriyor.

Yapacaklarının bir sınırı yok

Sertab Erener’in “Ben Yaşarım” adını taşıyan yeni albümünden ilk haberci “Bu Dünya” bu akşam prömiyerini sanatçının Instagram canlı yayınında yapacak. Yarınsa şarkı bütün platformlarda yerini alacak.
Erener’in bugüne kadar Türk pop müziği adına yapmaya çalıştıkları “Bu Dünya”da oya gibi işlenmiş, bir özet gibi sunulmuş. Sözleri sanatçıya müziği Emre Kula’ya ait olan şarkı, tertemiz bir gitar sound’a, dozunda bir mesaja sahip.
Eser, Erener’in yapabileceklerinin bir sınırı olmadığının da düpedüz bir yansıması. Uzun zamandır pop müzik adına bu kadar heyecanlandığım bir an olmamıştı.

Ne dinledim

◊ Sertab Erener-Bu Dünya
◊ Bedük-Push the Button
◊ Sena Şener-Kapkaranlık Her Günüm
◊ Atlas RB-Huzur Bozuyor (Akustik)
◊ So Duo-Arka Bahçe
◊ Gabari Kontrol-Mutlak Nefret
◊ İsa Özkocaman-Sevmeden de Yaşanmaz
◊ Renk-Özgürlük
◊ Can Temiz-Usturam Çelik
◊ Canozan-Delirmiyorsan Tebrikler (Akustik)
◊ Da Poet, Barış Demirel-Bi Milyon
◊ Murder King-Eyvah!
◊ Merve Deniz-Yüzyıllık Yalnızlık (Akustik)
◊ Şenceylik-Göklere
◊ Nilipek.-Geçit
◊ Melek Mosso-Unutan Kazanır
◊ Keişan-Elmas
◊ Gadsden-Wall of Gaza
◊ Emir Taha-Kendine Gel
◊ kahadirbartal-Choatic
◊ Cava Grande-Unveiled
◊ Ahmet Kenan Bilgiç-Düğüm Düğüm

Müzisyenlere nakit destek imkânı

Evden müzik yapanlar için muazzam bir imkân yaratıldı. DokuzSekiz Müzik yorumcu, müzisyen, besteci ve aranjörlerin çalışmalarının, profesyonel ortamda değerlendirilmesine imkan veren bir proje başlattı. VİPODA adını taşıyan site müzik üretimi yapan herkese açık. Editörler siteye yüklenen müziği beğenirse paylaşıyor. Eseri yayınlananlar nakit para ya da enstrüman alabilmek için Zuhal Müzik destekli bir hediye çeki kazanıyor. Özgün eserler için 5 bin TL nakit ya da 6 bin TL’lik alışveriş çeki, cover eserler için bin TL nakit ya da bin 250 TL alışveriş çeki, enstrümantal eserler için 500 TL nakit ya da 600 TL alışveriş çeki imkanı var. Müzisyenlerin sıkıntılı günler yaşadığı şu dönemde iyi bir fırsat olarak görülebilir.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Önümüzü göremesek de... 2021 öngörüleri!

Müzik sektöründe yaprak kımıldamıyor, pandemi bitmedikçe hareket de gelmeyecek gibi... Durum böyleyken yeni neslin ve dünyadaki müzik gündeminin 2021 öngörülerini sizler için derledim...

- Müzik mekanları yeni dünyaya uyum sağlayacak. Fon alamayan mekanların yüzde 50’si 2022’ye kadar kapanacak. Bununla birlikte kapananların yerlerine yeni mekanların açılması da olası.

- TikTok’un pandemi nedeniyle yükselen cazibesi 2021’de düşüşe geçecek. 13-24 yaşa hitap eden platformun kararsızlıklarıyla meşhur kullanıcı profilinin yeni bir platform keşfedip oraya kayması ihtimaller dahilinde.

- Facebook 2020’de gösterdiği büyümeyi gençlerle bu yıl da devam ettirecek.

- Podcast altın döneminde. Son olarak Amerika’da Amazon Music, 300 milyon doları bir podcast şirketine verdi. Bu, müzikten para kazanmayan dijital müzik dinleme platformlarının yeni para basma şeklinin ilanı oldu. Elinde USB mikrofonu olan herkes, kendi şovunun kaptanı.

Yazının Devamını Oku

İçerik yağmuru

Yeni yıla içerik yağmuruyla girdik. Yeni açılan dijital platformlarında müzik adına birçok işle karşılaştık. MFÖ belgesel serisi, Teoman söyleşisi, K-Pop konseri, hatta bir iki de film... Malum müzik gündemi zayıfken, yeni yılın ilk haftasını o platformdan bu platforma savrularak geçirdim. Sizin için de takip edilesi birkaç içeriği bu yazıda toparladım.

Ele Güne Karşı

MFÖ’nün 50. yılına özel belgesel serisi Gain üzerinden sunuldu. “Ele Güne Karşı” adını taşıyan seride grubun hiçbir yerde yayınlanmayan görüntüleri ve samimi açıklamaları var.

Henüz tüm bölümleri yayınlanmadığı için aradığınız “bir kerede hepsini izleyeyim, bitsin” hissiyatını alamıyorsunuz fakat içten bir sohbetin içinde buluyorsunuz kendinizi. Sezen Aksu ve MFÖ’nün turne görüntülerine kapılıp gidiyorsunuz.

Özellikle ikinci bölümün sonunda Özkan Uğur’la birlikte hislenmeyen bizden değildir...

Teoman

Teoman, yeni yıla özel “Hayal Meyal” şarkısını ilk kez Gain’de söyledi. Ünlü rock’çıyla, ardından 2 bölümlük bir söyleşi gerçekleştirildi.

Teoman, söyleşideki dürüstlüğüyle de bir müzisyenin beyin kıvrımlarından neler geçtiğini anlamamızı sağladı.

“Ticari olmayan, olgunluk albümüm” dediği yeni çalışmasını nisan ayında yayınlayabileceğini açıkladı.

Yazının Devamını Oku

2020 Z RAPORU

Enteresan bir yılı geride bırakmaya hazırlanıyoruz.

Alışkanlıklarımızın değiştiği, evlere kapandığımız, etkinliklerden uzak kaldığımız, hayatımızı yeniden düşünmeye iten günlerden geçtiğimiz yılı... Müziğin odadan dışarı çıkmadığı (ya da nadiren çıktığı), dinleme alışkanlıklarımızın değiştiği, geçmiş güzel günlere özlem duyulan, yastık altı şarkıların dışarı çıktığı bir yıl.

Biz odadan çıkmadık ama müzik dünyası da kabuk değiştirmeye zorlandı.

Dijital hayatımızın her anında büyük yer kaplamıyormuş gibi bir de üstüne online etkinlikler eklendi. Yalnız değildik, yalnız hissetmemeliydik.

Bu yüzden dışarıda gibi hissedelim diye sanatçılar salonlarımıza konuk olup sahnelerden eve geçiş yaptı.

Yılın görece en iyi yerli isimlerine geçmeden önce “2020’de neler oldu?” hızlıca göz atalım.

◊ Akustik müzik yükselişe geçti. Elde edilecek tek gelir, telif olunca birçok sanatçı var olan parçalarının akustik versiyonlarını çaldı, söyledi. Online akustik konserler yaptı. Açıkçası üretim konusunda en parlak dönem diyemeyiz. Yaşanılan kaygılar müzik üretimine de yansıdı. Eski parçalar cilalanıp önümüze gelirken, yeniler kendine yer bulmakta oldukça zorlandı.

◊ Müzik sektörü tam bir darboğaza girdi. Ana akım isimlerden bağımsız sanatçılara herkes maddi zorluklarla uğraştı. Birçoğu enstrümanını/ekipmanını sattı, sektör olarak değişime ve dönüşüme zorlanıldı. Sektör değiştirenler bile oldu. 2021’de sahneler açıldığında birçok kişinin artık bu sektöre hizmet etmediğini göreceğiz.

◊ Bu süreç kimilerini de küstürdü. Yeni bir şarkı çıkarmak, beste yapıp söz yazmak için gereken enerji bitti. Karamsar bakmayalım desek de olumlu tek bir yan da bulamadım.

Yazının Devamını Oku

Bu ‘hit’ler kimin dayatması

Şarkı listeleri konusundaki belirsizlik devam ederken ay başında gelen “yılın en çok dinlenen müzikleri” listeleri de tartışmaları alevlendirdi.

Listelerde bulunan bazı isimler hakkında “ben bu ismi dinlemedim ki, kendi verilerimde nasıl zirvede çıktı” diyenler oldu. Hatta bazı müzik siteleri vasıtasıyla hesaplarındaki bilgileri çapraz sorgulayıp (Lastfm üzerinden yapılıyor. Buraya müzik platformlarınızı bağlayıp verilerinizi görebiliyorsunuz.)

“Dijital dinlenme verilerime göre en çok dinlenilen ilk beşimde yok bu isim” diyenleri de gördüm.

Ama bugünkü sorum başka. En çok dinlenen ve hit olarak konuştuğumuz şarkılar gerçekten “hit” mi? Yoksa yeni çıkanlar listelerini yapanların takdiri mi? Sahi biz kimin zevkini dinliyoruz?

Dönüp radyolara baktığımızda en çok çalınan isimler ve onların hitleri, dijital müzik listelerindeki ilk 100’e girenlerden farklı.

Radyolarda en çok istenen ve çalınan şarkılar dinleyicilerin istasyonda kaldıkları süresiyle de ilintili.

Dolayısıyla radyoda çok dinlenen bir ismin dijital müzik platformlarının ülke listelerinde yer almasını bekliyorsunuz.

Sadece pop özelinde bakacak olsak bile birçok şarkı ilk 100’e bile giremiyor. Hem de telifmetre (radyo datalarını tutuyor) verilerine göre üst sıralarda olmasına rağmen...

Bir de şu açıdan bakalım, kaçımız kendisine önerilen şarkılar ve ilgilendiği isimler dışında keşifler peşinde? Tamam bazılarımız...

Yazının Devamını Oku

Bir küçük adım

Salgın döneminde maddi yardım sağlamak için “Müzik Susmasın” projesi ortaya çıktı. Bu proje kapsamında 1000 TL değerindeki yardımı alacak sanatçıların, pandemi dönemini anlatan videolar çekilmesi istendi. Fakat sosyal medya üzerinden sanatçılar tutarın azlığından, prosedürün çokluğundan dem vurdu.

Tutarın azlığı konusunda hemfikiriz. 1000 TL aylık giderleri yanında devede kulak olabilir. 3 kere tekrarlanabileceği gerçeği 9 aydır iş yapamayan sektör çalışanlarını tabii ki tatmin etmeyecektir.

Ama başlangıca değil bu aşamada olası sonuca bakmak gerekir.

“Masa başında yazıyor, oh ne rahat” diyecek olanlar varsa, sizin arkadaşlarınızın birçoğu benim de tanıdığım.

Maddi sıkıntılarına, gelecek kaygılarına, markete giderken istedikleri borçlara en az sizler kadar şahidim. Online satış sitelerinden enstrümanlarını birer birer satışlarını gördüm, isyanlarına çoklukla ben de kulak verdim.

Kabus gibi bir dönemden geçiyorlar. Birçok müzisyen ve sahne çalışanı kayıt altında değil ama maddi desteğe ihtiyacı var. Hem onları sisteme kaydetmek hem de yardım ve sonrasında gelmesi muhtemel devlet desteklerinden faydalanmalarını sağlamak için bir yerden başlanılması şart. Yanılıyorsam düzeltin, siz değil miydiniz “Devlet bir el atsın” diyen...

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yunus Emre Enstitüsü, pandemi sürecinde mevzuatı değiştirmeden yardım yapamayacağı için “Müzik Susmasın” projesini başlattı. MSG ise kendi projesini bakanlığa sundu: Müzik Birleştirir

Çağrıya göre, haftalık veya günlük yevmiye ücretiyle çalışan, herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar başta olmak üzere, işini kaybeden veya işleri durma noktasına gelen ses ve enstrüman sanatçılarıyla sektör çalışanlarının projeye katkıları karşılığında ödeme yapılacak.

Aynı zamanda üretilen eserlerin geleceğe aktarılması için dijital bir arşiv oluşturulması sağlanacak.

Yazının Devamını Oku

Mekanda online’ız

Pandemiyle online konser dünyası kuruldu, online konser dünyası da kendi ekonomisini yarattı...

Geçen haftalarda mekanların da kendi organizasyonlarını hazırladığından bahsetmiştim. İlk hamle Jolly Joker’den geldi.
Mekan, gelecek hafta JoJo isimli online konser ve etkinlikler platformunu tanıtacak.
Amaçları gerçek sahne performansı deneyimine yakın çekimler yaparak, arkadaş grubunuzla ayrı odalarda izleyebileceğiniz size özel ortam yaratarak müziği evinize getirmek.
İlk etkinlik Cem Adrian’ın 18 Aralık’ta Jolly Joker Vadistanbul’da sahnesindeki canlı yayını olacak.
Sırasıyla Yaşar, Ziynet Sali ve Buray da bu platformda çevrim içi konser verecek.
Öte yandan Zorlu PSM, Salon İKSV gibi mekanların yanına bu hafta RX de ekleniyor.
Birçok DJ’i müzikseverlerle buluşturan yeni mekan, YouTube kanalı üzerinden yayın yapmaya hazırlanıyor.İlk yayın 12 Aralık’ta.

Yazının Devamını Oku

Ben insan değil miyim

Başlık, akıllara önce İbrahim Tatlıses’i getiriyor değil mi? Ancak size bu isimle yayınlanan bir belgesel serisinin ilk bölümünden bahsetmeye geldim. Hoş bu köşeyi okuyanların birçoğu bu bölümü de izledi, eminim.

Sadece Türkiye’de değil dünyada çöken bir sektör haline gelen müziğin ülkemizdeki yansımalarını konu alan “Türkiye’de Müzisyen Olmak”, ilk bölümüyle dikkat çekti. Sonki3dört adlı YouTube kanalında yayınlanan; Alper Erdinç, Mert Gider ve Gizem Ertürk tarafından hazırlanan 6 bölümlük mini belgesel serisinin “Ben İnsan Değil Miyim?” başlıklı ilk yayını pek çok mecrada paylaşıldı.


Bireysel serzenişler bir çığlık halini aldı ve yükselen bu ses, belgesel serisinde düzgün bir şekilde toparlandı.
Belgeselde usta müzisyenler, yeni isimler, menajerler gibi müzik sektörünün elementlerini oluşturan birçok kişi var. Serinin ilk bölümünde Burhan Şeşen’den (MÜYORBİR Başkanı, Grup Gündoğarken) Cahit Berkay’a (Moğollar), Ahmet Güvenç’ten (Kurtalan Ekspres) Taner Öngür’e (Moğollar), Kerem Kabadayı’dan (Mor ve Ötesi) Cenk Erdoğan’a, Balık Ayhan’dan (Romanlar ve Müzisyenler Derneği Eş Başkanı) Melek Mosso’ya, Can Ozan’dan Madrigal’e 20’ye yakın isim yer alıyor.
İlk bölüm bitince akılda kalan ise Açelya Alan’ın şu sözleri oluyor: “Aslında insanlar müziğin hayatlarında ne kadar büyük bir yer kapladığının farkında değiller.
Eğer müzik tamamen susarsa o zaman anlayacaklar...”

Yazının Devamını Oku

İngiltere’den Türkiye’ye problem hep aynı

Gün geçmiyor dünyada da telif ücretleri ve dijital dinleme platformu ücretlendirmeleri yerden yere vurulmasın. Geçtiğimiz günlerde Birleşik Krallık Parlamentosu’ndaki Dijital, Kültür, Medya ve Spor Komitesi’nin düzenlediği “Dijital Müzik Dinleme Ekonomisi” başlıklı toplantıda Radiohead’den Ed O’Brien, Elbow’dan Guy Garvey, Nadine Shah ve Gomez grubuyla Broken Records hareketinin de başında olan Tom Gray dijital olarak bir araya geldi. İki oturumda yapılan toplantının amacı, Spotify, Apple Music, Amazon Music ve Google Play gibi büyük müzik dinleme platformların telif politikalarını tartışmaktı.

Garvey, “Müzisyenler kiralarını ödeyemezlerse yarının müziği konusunda endişelenmeliyiz” açıklamasını yaptı.

O’Brien ise müzik gelirine bel bağlayan genç müzisyenlerin büyük bir mücadele vereceklerinden bahsetti. Nadine Shah da “Birçok müzisyen büyük plak şirketlerini ve platformları kaybetmemek için konuşamıyor” dedi.

Tom Gray ise “Konuşurlarsa çalma listelerine alınmayacaklarından endişeleniyorlar” diyerek Shah’ı destekledi.
Toplantı sırasında komisyondaki milletvekilleri uzun vadede bu platformların politikalarının müzik yelpazesiyle müzisyen sayısını sınırlandırıp sınırlandırmayacağını da masaya yatırdı.

Yazının Devamını Oku

Hibrit etkinlik dönemi

Geçen hafta Almanya’da kapalı mekanlardaki konserlere dair yapılan araştırmayı yazmıştım. Bu hafta ise yasaklardan hemen önce İstanbul'da kapalı mekan konserlerini yerinde görmek için soluğu 2 farklı konserde aldım.

Zorlu PSM içinde yer alan iki ayrı sahnede iki konseri oturmalı düzende izledim.

Saatleri yüzünden ikisi arasında mekik dokudum. Öncelikle konser alanına girme prosedürlerinden bahsedeyim. Yasaklardan önce sıkı kurallarla tedbiri elden bırakmayan yerlerin olduğunu bilmelisiniz...

Zorlu PSM’deki herhangi bir etkinlik için biletinizi online olarak alıyorsunuz. Kapıda HES kodunuzu göstermeniz gerek, ateş ölçümünüz yapılıyor ve eski maskelerinizi çöpe atıp mekanın verdiği yeni maskeleri takıyorsunuz.

Alanda sıklıkla hijyen uyarıları, maskesini çıkarma teşebbüsünde bulunacakların alandan çıkarılacaklarına dair anons da yapılıyor. Sık dokunulan yerler kırmızı kareler içine alınmış ve dezenfektan kullanmanız öneriliyor.

Emin olun, toplu taşımada ya da umumi tuvalet kullanımında çok daha fazla tehlikeyle karşılaşıyor olabiliriz. Performans merkezinde, temiz hava sağlayan özel bir teknolojiye sahip havalandırma sistemlerinin olduğunun bilgisi de veriliyor.

İlk olarak Turkcell Sahnesi’nde izleyeceğim Adamlar konserine geçiyorum. Pandemi sırasında hep akustik konserlere denk geldiğimden Adamlar’ın yüksek enerjisi keyiflenmeme neden oluyor. Pandemiden önceki standart konserlerin aynısı karşımda yani LED ekranlarıyla, ışığıyla, sesiyle tam bir canlı performans deneyimi...

Grubun sahne aldığı salon yüksek kapasiteli ancak pandemi kuralları nedeniyle sadece 820 izleyici alabiliyor. Tabii ki konserlerin eski tadı yok ama Adamlar’ın performansı eski günleri asla aratmıyor. Ne yazık ki ekibin alıştığı coşkuyu görmediğine de eminim... Onlar ise bu durumu dert etmeyip bildikleri en iyi şey olan müziği yapıyor.

İkinci yarıda Lalalar konserine geçiyorum. Zorlu PSM’nin görece daha küçük sahnesi Turkcell Platinum’da yerimi alıyorum. Konser başlayalı bir saat olmuş ve atmosfer bambaşka... Adamlar’da oturarak konser izlemek kolaydı ama Lalalar’da pek öyle olmuyor.

Yazının Devamını Oku

Teoride konser yapılır peki ya pratikte

Dünyanın en büyük etkinlik markası Live Nation, müzik organizasyonlarının 2021 yazında tam kapasiteli olarak geri dönebileceğini öngördüklerini açıkladı. Geçtiğimiz hafta da Almanya’da yapılan araştırma sonucunda kapalı alandaki bir konserde, kurallara uyulduğu takdirde Covid-19 bulaşma riskinin düşük olduğu söylendi...

Almanya’da Halle-Wittenberg Martin Luther Üniversitesi’nin Klinik Bulaşıcı Hastalıklar bölümünün başkanı Dr. Stefan Moritz’in başkanlığındaki araştırma grubu, geçen ağustos ayında Leipzig’de gerçekleşen bir konser organizasyonunda sosyal mesafe konusunda gözlemler yaptı.
Bu sayede kapalı mekanlarda koronavirüs önlemlerine ilişkin yeni sonuçlara ulaştıklarını açıkladılar ve bunları internette yayınlandılar.
Bin 400 gönüllü katılımcının yer aldığı Restart-19 isimli araştırmada, hijyen konusunda çeşitli önlemlerin alındığı kapalı mekan konserinde virüsün yayılma riskinin “düşük veya çok düşük” olduğu gözlemlendi.
Popçu Tim Bendzko’nun aynı gün içinde düzenlenen üç konserine katılan bin 400 kişi, Covid-19 testine tabi tutuldu. Önce ateşleri ölçüldü, üstlerine konumlarını tespit eden dijital bir iz sürücü giydirildi, maskeleri ve el dezenfektanları hazır edildi. Etkinlik alanında 10 saat geçirmeleri istenen grup, sosyal mesafe ve aldıkları önlemlerin derecesi konusunda üç çeşit senaryo sergiledi. Deneyin sonucunda ise virüsün bu şartlar altında insandan insana geçme riskinin az olduğu saptandı. Araştırma grubundan Dr. Michael Gekle, The Times’a “Bu önlemler alındığı müddetçe konser düzenlememek için hiçbir sebep bulamayız. Enfeksiyon riski düşük” açıklamasında bulundu.
Tabii ki havalandırma sisteminin kalitesi de bu riski düşüren faktörlerden biriydi.
Sosyal mesafe kuralına uyan, maskelerini çıkarmayan, dezenfektanlarına sıkı sıkıya bağlı bin 400 kişinin eforu gösterdi ki aynı özene sahip izleyicilerin herhangi bir kültürel etkinliğe katılmasında hiçbir sorun bulunmamakta. Ama teoride...
Bu araştırma gösteriyor ki güven önce kişiye duyulacak, hijyen kurallarına uyulacak ve kapalı mekanların havalandırma sistemlerini güncellemesi gerekecek. Ancak bu şekilde sanat faaliyetleri devam edilebilir. Bu da insanların ruh durumuna etki ettiği için de büyük önem taşımakta.

Yazının Devamını Oku

Hit fabrikası: TikTok

TikTok çıktı, listelerde dinlenme oranları büyük ölçüde etkilendi. Bu da bazı platformların diğerlerini nasıl desteklediğini ayan beyan gösterdi.

Hatırlarsınız, geçen ay TikTok’taki Amerikalı “Dogg Face” adlı kullanıcı kaykay kayıp kızılcık suyu içerken Fleetwood Mac’in 1977’de yayınladığı “Dreams” şarkısını söylemeye başlıyordu.
Bu 20 saniyelik video, TikTok’ta zirveye oturup viral oldu.

Video, 1 milyar kullanıcısı bulunan platformda 20 milyon görüntülenme aldı ve Twitter’da paylaşım rekoru kırdı. Şarkı 43 sene sonra listelere yeniden girdi.

Sadece Amerika’daki online müzik dinleme servisleri üzerinden 8 milyon kez dinlendi.

Hatta grubun kurucularından Mick Fleetwood, TikTok hesabı açarak kendisi de aynı videodan çekti ve Dogg Face’e “Sana borçluyuz” dedi.

TikTok sadece viral videoların izlendiği bir alan gibi dursa da aslında “musical.ly” çatısı altında hizmet verdiği için tabanını müzik oluşturuyor.

Büyük müzik yapım şirketleri başlarda pek oralı olmadı fakat TikTok, hit makinesi haline geldi.

2020’nin başında Matthew Wilder’ın 80’ler hiti “Break My Stride”, TikTok sayesinde Apple Music’te en iyi 100 listesine Spotify’da ise viral 50’ye girdi. 88 yılında yayınlanan L’Trimm’in “Cars with The Boom”u yine aynı şekilde geri dönüş yaptı.

Yazının Devamını Oku

Sahneye ses verdiler

Müzik sektörü, pandeminin başından beri yani 8 aydır kontak kapatmış durumda. Yaz aylarında bir süre açık hava etkinliklerine izin verildi ama vaka sayılarının artışıyla bu izinler de kaldırıldı. Tiyatro çalışanları birleşerek açık hava iznini hemen haftasına geri alırken bilin bakalım işini yapamayan hangi sektör kaldı?

Bu süreçte tek bir canlı müzik sesi duymamış gibi girdim Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nun kapısından. 

Hayat damarlarımdan biri canlı konserler olunca sahne emekçilerinin bu dönem içinde yaşadıkları sıkıntıları sıklıkla dile getirdim ve getirdik. Yazılan çizilen onca şeye rağmen yapılabilen tek şey bu yardım konseri oldu.

Ahbap Derneği, pandemi sürecinde ücretsiz izne ayrılan, işini kaybeden ve ekonomik sıkıntılar yaşayan müzik ve sahne emekçilerine destek olmak için önceki gece “Sahneye Ses Ver” adlı etkinliğe imza attı.

Gergedan Yapım organizasyonuyla Ebru Cündübeyoğlu ve Hakan Yılmaz’ın sunumuyla gerçekleşen etkinlik MyOpenStage’den de online olarak izlenebildi. (Online izlemede yer yer sıkıntılar yaşandığını gördüm, bu da nazar boncuğu olsun.)

Ahbap Genel Başkanı olan Haluk Levent’in yer aldığı gecenin kadrosunda Ceyda Pirali, Cem Adrian, Ceylan Ertem, Dengin Ceyhan, Emircan İğrek, Fırat Tanış, Hayko Cepkin, Kaan Sekban, Nihat Sırdar, Sunay Akın, Sumru Yavrucuk, Oğuz Aksaç, Zeynep Bastık vardı.

Haluk Levent’in sahnede verdiği bilgiye göre 18 bin 612 biletli geceyi takip etti. İçinde sponsorlar tarafından alınan biletler de vardı. Levent, sahne emekçilerinden yüzlerce başvuru geldiğini ancak yardım için aranılan belgelere sahip olan tam 190 kişinin, kişi başı düşen yaklaşık 4 bin TL’lik yardım ücretini cuma gününe kadar alacağını dile getirdi ve ekledi:

“Bu yardım sorunu çözmez ama yapımcılara, derneklere ve meslek birliklerine örnek oluruz, belki bir adım atarlar. Twitter’dan yazmakla olmuyor, eylem yapmak gerekiyor.”

Ebru Cündübeyoğlu ve Hakan Yılmaz geceyi, şarkı söyleyerek açtı.

Yazının Devamını Oku

Altyapıdan yetişen K-Pop yıldızları

Blackpink’in “Light Up in the Sky” isimli belgeseli geçtiğimiz cuma yayınlandı. Belgesel, K-Pop tutkunları için çok önemli olmasının yanı sıra “Neden K-Pop bu kadar geniş bir kitleye hitap ediyor?”u görmenizi sağlıyor. Güney Kore’nin pop konusunda bir fabrikaya dönüşmesine de şahit oluyorsunuz...

Dünyada fırtınalar estiren Blackpink grubunun 90’ların sonunda doğan 4 üyesi, Güney Kore’nin en önemli eğlence şirketlerinden biri olan YG Entertainment’ın seçmelerine 14-16 yaşlarında katılıyor.
Jennie, Lisa, Rose ve Jisoo’nun 2016 yılında kurdukları grubun öncesini ve dünya turnesini yakından gördüğümüz belgeselde öne çıkan bölüm ise stajyer oldukları dönem.
Okullarından hatta ailelerinden ayrılan grup üyelerinin en az stajyerlik süresiyse 4 yıl. 4 kız da adeta askeri bir disiplinde yetiştiriliyorlar. YG Entertainment’ın akademi binasında yatılı kalıyorlar ve şan, yabancı dil, dans, müzik aleti çalmak gibi dersler alıyorlar. Her hafta bazı başarısız sınıf arkadaşları ise aralarından ayrılıyor.
Kendini mükemmel bir sanatçı olmaya adayan adaylar, büyük bir mücadele içinde yapımcıların beğenisini kazanmaya çalışıyor. Hatta grup üyelerinden bazıları “Eğitimler öncesi bir okul hayatım olduğu ve stajer sürecine geç başladığım için şanslıyım. Normal insanlar gibi anılarım oldu” diyebilecek kadar sıkı bir kamp sürecinden geçiyor. Hatta haftalarca eğitim aldıkları binanın dışına bile çıkamıyorlar. Seyirciye ise belgeselde bunun küçük bir bölümü aksettiriliyor.
K-Pop’u diğer popüler müzik türlerinden ayıran en önemli detay da sanatçılarının yaşadığı bu süreç. K-Pop’çular çok fazla emek veriyor, kan, ter ve gözyaşı döküyor; en iyisi olmak için dans ve vokal çalışmaları yıllarca sürüyor.
Belgeseli tamamladığınızda K-Pop’çuların trikotaj atölyesi gibi çalıştığını, en iyi grubu kurmanın önemini ve bir futbol kulübü gibi altyapıdan nasıl yetiştiğini görüyorsunuz. K-Pop’çular, kendi dillerinde söyledikleri pop şarkılarıyla dünyada milyonlarca genci kendilerine hayran bırakıyor. Özellikle “Pop müzik ölüyor” diyenlerin yanıldıklarını görmesi açısından izlemesi gereken bir belgesel...

Geze geze Anadolu

Mabel Matiz’in yeni şarkısı “Toy” geçtiğimiz cuma dinleyicilerle buluştu ama ne buluşmak... Mabel Matiz, söz, müzik, düzenleme ve klibiyle amiyane tabirle anahtar teslim iş yapıyor. DJ Artz’la işbirliğiyle Anadolu müziğine elektronik eklentisi katan şarkıcı, Kayaköy ve Patara’da çekilen şarkının klibiyle de dikkat çekiyor.

Yazının Devamını Oku

Siz yapmazsanız başkası yapacak

Müzisyenlerin üretim süreci ve bu süreçte yaşadıkları zihinsel yorgunluklar hep aklımı çelen konular oldu

Röportajlarda ve sohbetlerde sıklıkla bu konuları konuşup neler yapılabileceğini tartıştık. Onlar kendi cephelerinden, ben kendi cephemden...
İngiltere’de geçtiğimiz günlerde müzisyenlerin üretim sürecindeki sancılı anlarını anlatan bir kitap yayınlandı.
Sally Anne Gross ve Dr. George Musgrave’in yazdığı kitabın adı “Can Music Make You Sick?: Measuring the Price of Musical Ambition (Müzik Sizi Hasta Edebilir mi?: Müzikal Hırsın Bedelini Ölçmek).
“Help Musicians UK” ile ortaklaşa 2017 yılında hazırlanmaya başlayan çalışma, geçtiğimiz 29 Eylül’de ise okuyucularıyla buluştu. Kitaptan bir bölüm ise “10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü” kapsamında sosyal medyada paylaşıldı.
Kitabın dördüncü bölümünde yer alan “Değerin Durumu” adlı ana konu ilgi çekici. “Müzisyenler için müzik eseri ne anlama geliyor?” ve “Başarı nedir?” sorularına dair cevap arayışları detaylarıyla anlatılıyor. Bu soruların, duygu durumlarına etkilerinden bahsediliyor.
Sosyal medyada yazılanlar ve geri dönüşlerin sanatçıların yaratıcılık ve içsel huzurlarına nasıl etki ettiği detaylıca anlatılıyor.
Bir müzisyenin sosyal medya hesabı kullanırken, kendisine gelen iyi ve kötü yorumları müziğine nasıl yansıttığını kitapta görebiliyoruz...

Yazının Devamını Oku

Sorunları çözülemeyen tek sektör

Müzik sektörünün sıkıntısı dünya çapında da devam ediyor. Pandemiden en çok etkilenen sektörlerin başında gelen müzik için neredeyse her gün yeni bir etkinlik düzenleniyor. Özellikle İngiltere’de sistemin düzeltilmesi için her hafta bir protesto gerçekleşiyor. Hepsi de yaratıcı, sosyal mesafeli ve etkili.

Mesajı güçlü, müzikseverler üzerinde etkili ama esas ulaşmak istenilen yöneticiler için belli ki yetersiz.
Son olarak da 400 müzisyen Londra’daki parlamento binasının önünde Müzik Birliği’nin çağrısıyla #WeMakeEvents ve #LetMusicLive kampanyaları kapsamında toplandı.
Müzik direktörü David Hill’in yönetimindeki profesyonel müzisyenler Gustav Holst’un “The Planets” operasındaki “Mars” bölümünü çaldı ve iki dakika yaşananları sessizce protesto etti.
Şarkının yüzde 20’sinin çalınmasının nedeni bağımsız müzisyenlerin İngiliz hükümeti tarafından kazançlarının yüzde 20’sine destek vermesiydi.
Bu etkinliğin hedefi, müzik endüstrisinin bileşenlerinin bu sıra dışı günlerde ciddi bir yardıma ihtiyacı olduğunun altının çizilmesi ve gereken desteğin artırılması.
Tüm bu destek isteğinin tek nedeni müziğin özellikle de canlı müziğin devam edebilmesi, bu dönemin hasarsız atlatılması, mekanların kapatılmaması, bağımsız olan ve sosyal güvencelerini kendileri karşılayan bireylerin herkes gibi hayatını idame ettirebilmesi.
Gün geçmiyor ki bir başka ülkede müzisyenler, teknisyenler, organizatörler protestolara katılmasın. Hatta bazı kesimlerden “Varken yemeseydiniz de biraz biriktirseydiniz” lafını işitmesin.

Yazının Devamını Oku

Listelere girme muamması

Dijital müzik dinleme platformlarında her hafta kıyasıya bir “çalma listelerine giriş” mücadelesi veriliyor. Listelere giren ense yapıyormuş da giremeyen hiç dinlenmiyormuş gibi bir algı var.

Listelere girmek belirli bir oranda dinlemeye kaynak sağlıyor olabilir.
Ama iyi müziğin kendi kendine yolunu bulmasının on binlerce örneği de yaşanıyor.
Yazının ilhamını Peyk grubundan İrfan Alış ve Tweet’leri verdi. Alış, “Neredeyse her ay müzisyenler malum sisteme ayak uydurmak için içerik yüklüyor. Dinleyiciler, şarkı kalitesinde artış bekliyorsunuz. Ama maalesef bu mümkün değil. İyi şarkılar zaman ister. Yıllarca müzik yapmış iyi çalan, söyleyen onlarca insan sistemden uzak oldukları için size ulaşamayacak ve güzel kayıtlar uzayda kaybolacak.
Çözümü de yok çünkü TikTok gençliğinin iyi müzik aramak gibi derdi de yok” diyor ve ekliyor “Peki, niye biz vazgeçmiyoruz? Çünkü müziği her şeyden önce kendimiz için yapıyoruz. Üretmek bizi iyi yapıyor. Umarız dinlemek de sizleri yapsın.”
Niyet iyi, bazı fikirlerine de sonsuz hak veriyorum. Ama yıl artık 2020. Peyk’in yeni şarkısını da aynı dijital müzik dinleme platformlarına dağıttıklarını Alış’ın kendisi de söylüyor zaten. Sanatçılar dilediği sıklıkla üretim paylaşmakta özgür. Ama yüksek sürat onları sıkıştırıyor. Çünkü devir, hız devri. Belki 10 yılı aşkın süredir kariyeri olan Türkiye’deki birçok isim hız furyasına dahil olmak istemeyebilir ama dinlenmeye ve sevilmeye de devam edeceklerdir.
İyi şarkı yolunu bulur
Bir şarkının ömrünün 45 gün olduğunu daha önce de yazmıştım. Yani belirli aralıklarla kendini hatırlatmak isteyen herkes ayda bir, haftada bir şarkı çıkarabilir; bunun da hiçbir yanlışı yok. Bir yılda üç albüm çıkaran isimler var. Beğeniriz beğenmeyiz, kendilerini bir şekilde ortaya koyuyorlar.

Yazının Devamını Oku

Müzik-Sen yeniden yola çıktı

Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası’nın (Müzik-Sen) adını pandemi sürecinde duydum ve “Müzik sektöründeki insanlar nihayet organize olabildi” diye düşündüm.

Müzik-Sen, 1989’dan bu yana var ve söylenen o ki 4 bine yakın üyesinin de emekli olmasını sağlanmış. Peki, bu haberi neden pandeminin 6’ncı ayında aldık?

Mail kutuma geçtiğimiz günlerde Müzik- Sen’den “Tüm müzisyen arkadaşlarımıza açık çağrımızdır. Dağınıklığımıza ve örgütsüzlüğümüze son verip haklarımız için birleşelim, bütünleşelim” diye bir çağrı geldi. Ağustos ayında basın toplantısı yapılmış ama geniş çaplı bir haber olmamıştı. Sanki her şey kağıt üzerinde olmuş bitmiş gibiydi...

Metnin içinde tabii ki neden örgütlenmek gerektiğini bir nebze anlatmışlardı ama yeterli değildi. 

Dönüp sendikanın web sayfasına bakıyorsunuz, eğlence sektöründe yer alan her kim varsa sendikaya üye olabiliyor. Hatta üye olabilecekler şöyle sıralanmış: “15 yaşını bitirmiş enstrüman sanatçıları, aranjör, solist (ses sanatçısı), vokalist, koro sanatçısı, besteci, söz yazarı, enstrüman yapımcısı, nota yazım elemanı, sanatçı yetiştirici (öğretmen), elektronik müzik yapımcısı, uygulayıcı, akortçu, dansör, dansöz, takdimci, showman, kayıt stüdyosu teknisyeni, seslendirme teknisyeni ve yardımcısı, konser organizatörü, efekt yapımcıları, ışıkçı, animatör ve benzeri müzik ve sahne alanında çalışan tüm diğer sanatçılar.”

Sonra birkaç gün önce Müzik-Sen’in yeni genel başkanı İpek Koçyiğit’in yaptığı bir açıklamasına denk geldim.

Koçyiğit, verdiği bir röportajda “Sendikalaşalım, öncülüğünü de Ceylan Ertem çeksin. Bu dönem bireysellik dönemi değil. Haklarımızı sendika sayesinde elde edeceğiz” dedi.

Ceylan Ertem’in adının anılmasının nedeni maddi sıkıntılardan dolayı “Şu an vokal pedalım ve bilgisayarım satılık. Satacak başka bir şeyim de yokmuş bunu anladım” tweetini atmasıydı.

Ertem, bu dönem enstrümanını, pedalını, yani iş ekipmanı olarak nesi varsa satmak zorunda kalan isimlerden sadece biri. Tabii, “Genel başkan kimdir?”      diye de merak ettim.

Yazının Devamını Oku

Elini taşın altına koymak

Geçten hafta 27. İstanbul Caz Festivali kapsamında 2 ayrı günde 2 ayrı konser izleme şansına sahip oldum. Gittiğim konserlerden ilkinde Yasak Helva, Pitohui ve Ayyuka, ikinci gecesindeyse Guguou, Tuğçe Şenoğul ve Islandman sahnedeydi.

Feriye’ye kurulan açık hava sahneleri yarı kapasiteyle izleyici aldı. Maskeler yüzümüzde, oturduğumuz yerden kalkmadan, sosyal mesafeye uyarak... Normal konserden tek farkı hijyen konusunda aşırı hassas olmamızdı.
Sanatçılar açısından değişen tek şey sahne önüne yığılmayan ve sakin kalabalığın karşılarında olmasıydı. Aslında o konserlerdeki anlar çok değerliymiş çünkü birçok müzikseverin bu yılki son açık hava konseriymiş...
İstanbul Valiliği’nce alınan kararla mart ayının başındaki bazı yönetmeliklere geri dönüldü. Pandemi nedeniyle alınan ilk önlemler yine “eğlence” sektörünü kapsamıştı.
Ben bu yazıyı kaleme alırken ise Kültür Bakanlığı’nca yayınlanan yeni kararla tiyatro ve opera temsilleri bu kapsam dışına çıkarılarak açık ya da kapalı alan fark etmeksizin yapılmaya devam edileceği bilgisi geldi.
Ancak ne hüzünlüdür ki müzik etkinlikleri hâlâ kapsam dışı kaldı.
Çok değil, yakın zamanda olacaklar sanki öngörülmüştü.
Müzik sektöründekiler sıkıntılı bir döneme gireceklerini düşünerek gerekli adımları atmak için organize olmaya çalışmıştı. İrili ufaklı toplaşmalar oldu ama egolara yenik düşüldü.

Yazının Devamını Oku

İnatçılık şart!

Müzikle ilgili bir panel, workshop, sohbet olunca kaçırmayan takımındanım. Haliyle İstanbul Caz Fetivali kapsamında YouTube’dan canlı yayınlanan Vitrin Panelleri’nin ilki “Çevrimiçinde Deplasmandayım Müzik İçin Dijital Gelir Modelleri”ni de izledim. Öncelikle panel kadrosu çok iyi kurulmuştu.

Modaretörlüğü The Orchard Başkan Yardımcısı Metin Uzelli üstlenirken MSG Başkan Yardımcısı ve müzisyen Harun Tekin, bağımsız müzisyen Nilipek, Sony Müzik Türkiye Genel Müdürü Özden Bora ve StageArt Kurucu Direktörü Rıza Okcu dijital gelir modelleri kadar müzikte başarı için de neler gerektiğini kendi perspektiflerinden anlattı. Müzikle ilgilenen ya da profesyonel olarak ilgilenmeyi düşünenler kesinlikle bu panelin kaydını bulup izlemeli.

Metin Uzelli, katılımcılara muhteşem birkaç soru yöneltti.

Bunlardan biri “Fenomenler şarkıcı olurken şarkıcılar fenomen olmalılar mı” oldu. Özden Bora bu soruyu şöyle yanıtladı:

“Fenomenler şarkıcı olmak istedi, müzisyenler de YouTube’da aktif olmak istedi. Sanatçılardan birçoğu başarısız oldu. YouTuberların şarkı söyleyebileceklerine de inanıyorum, yapmaları gerektiğine de... Aksi, insan haklarına saygısızlık olur.”

Panelde tabii ki ünlü kişilerin sosyal medya kullanımının en iyi pazarlama yöntemlerinden biri olduğunun da üstünde duruldu.

Dijital dinleme platformlarının playlist editörlerinden şikayetlerin ayyuka çıktığı şu günlerde bir başka güzel soru da “Şarkınız çok dinlenen listelere girmediğinde başarılı olamaz mısınız”dı.

Harun Tekin, şu cevabı verdi:

“Şansın olmadığı bir başarı hikayesi hiç görmedim müzik endüstrisinde. ‘Playlistte yokum, tanınmıyorum’ diye bir şey yok. Olup da tanınmayan onlarca kişi var.”

Yazının Devamını Oku

Konserler yolunu bulur

Karantina dönemindeki canlı yayın konserleri hepiniz hatırlıyorsunuzdur. Canlı performanslar ufaktan hareketlenirken, festival haberleri bile gelmeye başlarken, “Ne oldu bu canlı yayınlara? Neden ücretliler bedavaları kadar ilgi çekmiyor?”u düşünmeye başladım...

Amerikan merkezli Bandistown, geçtiğimiz günlerde bir araştırma yayınladı. Turne tarihleri, canlı müzik etkinlikleri ve son olarak canlı yayın konser bilgilerinin yer aldığı çok ayaklı bu müzik sitesinin, 530 bin üyesi bulunmakta.
Üyeler arasında yapılan canlı yayın araştırmasına 5 bin 500 hayran ve 450 sanatçı oylarıyla katıldı.
Ankete göre, canlı yayınların etkisi sandığımın aksine kaldığı yerden devam ediyor.
5-10 Ağustos tarihleri arasında yapılan ankete göre insanlar sevdiği sanatçıları doğal halleriyle izleme fırsatı bulduğundan canlı yayınları seviyor.
Dünya üzerindeki sınırları kaldırdığı için bu canlı yayınlara ilgi her geçen gün artıyor. İnsanlar maddi sıkıntı, zaman engeli ve yaşadıkları yer sorun teşkil etmeden sevdikleri sanatçıları canlı izleyebiliyor.
Hatta nisan ve ağustos aylarını kıyasladıklarında canlı yayınlara para ödeme konusunda gönüllülük de artmış durumda.
İki ayı kıyasladıklarında ağustos ayında en az bir canlı yayın konser izleyenlerin oranı ise yüzde 23 artıyor.

Yazının Devamını Oku