Sinem Rumeli Sönmez - Tüm Köşe Yazıları - Sayfa 3

Sinem Rumeli Sönmez

Erkeğin eşcinsel ilişkide bulunması nedeniyle zinaya dayalı boşanma davası açılabilir mi?

7 Ocak 2022
Zina, evli bir kişinin eşi dışında bir kimseyle cinsel ilişkiye girmesi olarak nitelendirilmekte olup eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğuran, kusura dayalı, mutlak ve özel bir boşanma sebebidir. 4721 sayılı TMK’nun 161. Maddesindeki açık hüküm gereği de eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun m.161 f. I hükmünde zinadan neyin anlaşılması gerektiği muğlak olup erkeğin eşcinsel ilişkide bulunması nedeniyle zinaya dayalı boşanma davası açılıp açılamayacağı tartışma yaratmakta hatta boşanma sebeplerinden haysiyetsiz hayat sürme olarak nitelendiği Yargıtay uygulamasında görülmekte idi.

Y.2. Hukuk Dairesi 2016/6730E. 2017/565 K. kararına göre ise zina, eşi dışında karşı ya da aynı cinsten başka birisi ile istenilerek gerçekleştirilen cinsel ilişki olarak değerlendirilerek doldurulmuş ve İzmir 16. Aile Mahkemesi'nce erkek erkeğe gerçekleşen cinsel ilişki zina sayılarak örnek içtihada konu olan boşanma davasında tarafların zina boşanma sebebiyle boşanmalarına karar verilmiştir.

Belirtmek gerekir ki; aldatmanın her çeşidi zina kapsamında değerlendirilememekte örneğin eşlerin başkasıyla öpüşmesi, sarılması veya dokunması vb. haller Medeni Kanun’a göre zina olarak kabul edilmemektedir. Bu gibi hallerde haysiyetsiz yaşam sürme ya da evlilik birliğinin sarsılması gerekçesiyle boşanma davası açılabilir.

Zina eyleminden ötürü dava hakkı bulunan eş zina eylemini öğrenmesinden itibaren altı ay içerisinde boşanma davası açmalı ve bu iddiasını dile getirmelidir. Zina eylemi üzerinden beş yıl geçmesiyle ise zinaya bağlı olarak dava hakkı düşmektedir.

Zina eyleminin mutlak ve kusura dayalı bir boşanma nedeni olmasından ötürü aldatılan eş maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilecektir.

Yazının Devamını Oku

Araçların kilometresinin düşürülmesinde mal sahibinin hukuki hakları neler?

24 Aralık 2021
Yakın zamanda satın aldığı aracın kilometresini düşürüp sattığı ileri sürülen kişi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘dolandırıcılık’ suçundan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianameyle tekrar kamuoyu gündemine gelen ikinci el otomobil pazarında kilometreyi geri çekme vakaları temelde yıllardır vatandaşların mağduriyet yaşadığı bir husus.

Sattığı aracın kilometresine düşürüp, alıcıya değerinden fazla fiyata satarak menfaat temin eden satıcılar hakkında dolandırıcılık davaları yıllardır mahkemelerin gündeminden düşmemektedir.

Dolandırıcılık suçuna ilişkin iddianame düzenlenirken şüpheli hakkında kesin, somut, inandırıcı delillerin araştırılmasına girişilmektedir. Kilometresi değiştirilmiş araç satma eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturacağının anlaşılması karşısında ise kovuşturma işlemleri başlamakta ve şüpheliler hakkında ceza davaları açılmaktadır.

Yargılama sırasında aracın ruhsat ve sahiplik bilgileri getirtildikten sonra, varsa önceki servis kayıtları da incelenip, teknik bilirkişi tarafından araç üzerinde inceleme yaptırılarak kilometresinde oynama olup olmadığı, varsa bunun hangi tarihte yapıldığı, haricen satın alınan aracın devrini veren önceki sahibi dinlenilerek araç kilometresi tespit edilip, sanığın sahibi olduğu tarihte olup olmadığı hususları araştırılıp aydınlatıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve taktiri sağlanmaktadır.

Bu karar bir emsal olur mu?

Bu hususta birçok emsal karar hali hazırda mevcuttur. Suç vasfının tayinine göre dolandırıcılık yerine nitelikli dolandırıcılık da gündeme gelmekte, yani ceza basit dolandırıcılıktan çok daha ağır olabilmektedir.

Bu durumda aracı alan kişinin ne gibi hukuki hakları var?

Araç kilometresinin düşürülmesi halinde satıcının sorumluluğu ayıptan sorumluluktur. Ayıp ile ilgili hükümler Borçlar Kanunun 219. madde ve devamında ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 8. madde ve devamında yer alır.

Araç kilometresinin düşürülmesi halinde gizli ayıba ilişkin hükümler gündeme gelmekte olup olağan bir gözden geçirme ile anlaşılamayacak ve ancak teknik bir inceleme ile ortaya çıkabilecek kötüniyetli bir aldatma eyleminin varlığından söz edilebilir. Gizli ayıp durumunda alıcının derhal gözden geçirip kusurları satıcıya bildirme yükümlülüğü bulunmamakta olup uygulamada aracın kilometresinin düşürüldüğünün fark edilmesi ile satıcıya bir ihtarname ile durumu ve bu durum karşısında mevcut haklarımızdan kullanmak istediklerimizi bildirme yöntemi benimsenmektedir.

Yazının Devamını Oku

SGK tarafından karşılanmayan kanser ilaçları ücretsiz alınabilir mi?

23 Aralık 2021
Sağlık ve sosyal güvenlik hakları, Anayasal düzenlemelerle güvence altına alınmış olup birçok kanun ve hukuki düzenlemede sağlık koruması yer almaktadır. Kanser hastalarının, ilaç bedellerinin çok yüksek olması ve karşılayacak gücünün olmaması nedeniyle İş Mahkemesi veya İdare Mahkemesi’nde açılan davalarda ise ilaç bedelleri SGK’dan temin edilebilmektedir.

Kişinin tedavisinin planlanmasında ve bu tedavide uygulanacak ilacın belirlenmesi noktasında, tedavisinin yapıldığı sağlık kurumunun ya da hekimin sorumluluğu bulunmakta olup, talep edilen ilacın kullanılmasında ve kullanılması sonrasında çıkacak sonuç ile bu ilacın kullanımının gerekip gerekmediği hususundaki mesuliyet, tedaviyi planlayan ve talepte bulunan sağlık kurumunda olduğundan, SGK tarafından karşılanmayan bazı ilaçlara ilişkin olarak hastanın tedavi olduğu sağlık kurumu (sorumlu hekim) medula üzerinden Sağlık Bakanlığı’na onay başvurusu yapmaktadır.

Sağlık Uygulama Tebliğinde yer alan “Bir ilacın Ülkemizde onaylanmış endikasyonun ve Kısa Ürün Bilgisinde tanımlanan dozu dışındaki her türlü kullanımı, Sağlık Bakanlığınca verilen endikasyon dışı ilaç kullanım onayı ile mümkündür.” Gerekçesiyle SGK tarafından karşılanmayan ilaç bedelinin karşılanması istemiyle yapılan başvurunun Sağlık Bakanlığınca onaylanması ile ise, kişiler SGK’ya ilaç bedelinin ödenmesi talebiyle başvuru yapabilmektedir.

Ancak SGK, Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) eki bedeli ödenecek ilaçlar listesinde yer almadığından bahisle talepleri reddetmekte olup reddedilen Kurum kararının iptali istemiyle davalar açılabilmektedir.

SGK’ya başvuru yapılması hem idare mahkemesinde hem de iş mahkemesinde açılacak davalarda dava ön şartı olup red halinde ise Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na dava açılarak “red kararının” iptali talep edilebilmektedir.

İdare Mahkemesi nezdinde açılacak davalarda geçici yürütmenin durdurulması talebinde bulunulması ile idarenin savunması alınana kadar en azından geçici yürütmenin durdurulması kararları verilebilmekte olup davalarda “uygulanmakla etkisi tükenecek işlem olduğu” belirtilmelidir.

İş Mahkemesi nezdinde de ilaç davadan önce temin edildiyse de yine faturaları vs. sunularak onların da bedeli de bu davalarla tahsil edilebilmekte, davanın esasında Kurum işleminin iptali talep edilmektedir.

Her iki merci bakımından da davaların tedbir talepli açılması, uzun sürmesi muhtemel yargılamalara karşılık hızlı ilerleyen hastalık süreçlerinde hastalar lehine olmaktadır.

Uygulamada evrak eksikliği olmaması halinde duruşma dahi açılmaksızın tedbir kararlarının verildiği, ara kararların ise KEP üzerinden SGK’ya gönderildiği, yani hızlı sonuçlar alınabildiği görülmektedir. Yani kurum işleminin iptali ve tedbir talepli dava açıldığından birkaç gün içerisinde mahkemeler tedbir kararı vermekte ve bu kararla da ilaçlar SGK’dan temin edilebilmektedir.

Yazının Devamını Oku

Abonelik sözleşmesinden cayma bedeli ödemeden cayabilir miyiz?

30 Kasım 2021
Teknolojinin her geçen gün hayatımıza dahil olduğu şu günlerde abonelik sözleşmeleri çok daha fazla gündeme gelmekte olup GSM, internet, elektrik, su, doğalgaz, telefon, tv, spor salonu vb. üyelikleri sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

Abonelik sözleşmeleri sürekli sözleşmeler olup belirli süreli (süreli yayın, spor salonu üyeliği) ve belirsiz süreli ( elektrik, su, doğalgaz, telefon, internet, tv yayını) olabilir.

Belirli süreli sözleşmeler süresinin sonunda kendiliğinden sonra erer. Fakat taraflar sözleşmeyi zımnen sürdürürse belirsiz süreliye dönüşür. Belirsiz süreli sözleşmeler ise feshi ihbarla her zaman sona erdirebilir.

Uygulamada en çok belirli indirimler karşılığında verilen taahhütlü aboneliklerde mal veya hizmetten memnun kalınmaması, taahhütlerin yerine getirilmemesi ve benzeri sebeplerle taahhüt süresinden önce sözleşmenin sona erdirilmek istenilmesi halinde karşı karşıya kalınan cezai şartlar, cayma bedelleri vb. uyuşmazlıklar mevcuttur.

Abonelik sözleşmesi bir mal veya hizmeti belirli aralıklarla edinmeyi sağlayan sözleşmeler olup yazılı veya mesafeli olarak kurulan bu sözleşmelerin bir nüshasının kağıt üzerinde veya kalıcı veri sağlayıcısı ile tüketiciye verilmesi zorunludur.

Şekle aykırı yapılan sözleşmelerin sonucu geçersizlik olacak olup geçersizliğin tüketicinin aleyhine ileri sürülememesi kanun gereğidir. Bilakis aksi hakkın kötüye kullanılması teşkil edecektir.

Tüketici Kanunu’nda abonelik sözleşmesinde süre 1 yılla sınırlandırılmış olup tüketiciye bildirilmeden taahhüt uzatılamaz. 1 yıldan uzun süreli sözleşmelerde tüketici cezai şart, tazminat ve benzeri adlarla herhangi bir ödemede bulunmaksızın sözleşmeyi feshedebilir. Satıcı veya sağlayıcı, tüketicinin fesih talebini, bildirimin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç yedi gün içerisinde yerine getirmekle yükümlüdür. Bu sürelerin bitiminden itibaren mal veya hizmetten yararlanmış olsa dahi, tüketiciden herhangi bir bedel talep edilemez.

1 yıl ve daha kısa süreli sözleşmelerde ise feshe ilişkin gerekçelerin her olay özelinde değerlendirilmesi, feshin haklılığının araştırılması gerekecektir. Örneğin; tüketicinin yerleşim yerinin değişmesi ve hizmetin tüketiciye yeni yerleşim yerinde aynı nitelikte sunulmasının fiilen imkansız olması durumunda, tüketici cezai şart ödemeksizin taahhütlü aboneliğini feshedebilecektir.

Yazının Devamını Oku

Vasiyetname ile kendisine belirli mal bırakılan kişi ne yapmalı?

6 Kasım 2021
Ölüme bağlı tasarruflardan vasiyetname, miras bırakanın mirasının paylaşım esaslarını belirleyen yazılı belge veya sözlü bir beyan olup vasiyetname, son istek ve dileklerin bildirilmesinden ziyade terekenin paylaşılması unsurlarını barındırır.

Miras bırakan, bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla da kazandırmada bulunabilir. Kendisine bu şekilde mal bırakılan kişiye “belirli mal bırakılan” veya “vasiyet alacaklısı” denir.

Belirli bir mal bırakma, ölüme bağlı bir tasarrufla bir kimseye terekedeki malın mülkiyetinin veya terekenin tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkı kazandırması şeklinde olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri üzerinden bir edimin yerine getirilmesinin, bir iradın bağlanmasının veya bir kimsenin borçtan kurtarılmasının mirasçılar veya belirli mal bırakılana yükletilmesi şeklinde olabilir.

İnfazı mümkün ve geçerli bir vasiyetname olması halinde, kendisine belirli bir mal bırakılan kişi tarafından, vasiyetnamenin ele geçirilmesinden itibaren 1 ay içerisinde, Sulh Hukuk Mahkemesi’ne teslimi ile açılıp – okunmasının talep edilmesi gerekir. Bu talep tüm mirasçılara tebliğ edilerek itirazları olup olmadığı sorulacaktır. Diğer mirasçılar bu davaya bir itirazları olmadığını bildir ise infazı mümkün ve geçerli vasiyetnamenin açılıp okunmasına karar verilecektir. Örneğin; vasiyetname kanunda belirtilen usul ve şekle uygun düzenlenmemişse geçersiz vasiyetnameden, vasiyetname ile vasiyet edilen malın vasiyet edene ait olmaması halinde infazı mümkün olmayan vasiyetnameden söz edilebilecektir.

Mirasçılar vasiyetnameye itirazlarının olması halinde ise 1 yıl içerisinde vasiyetnamenin iptali ya da tenkis istemiyle dava açabileceklerdir.

Belirli mal bırakılmış mirasçı, diğer mirasçılardan farklı olarak ölüm anında tescil hakkı kazanamaz, mahkemeden tenfiz kararı alınmasına ihtiyaç duyar. Vasiyet alacaklısı, tüm mirasçılara tenfiz davasını açarak vasiyetnamenin açılmasından sonra ortaya çıkan vasiyetnamenin geçerliliğini tespit ettirir. Tenfiz, vasiyetnamenin uygulanmasını sağlar.

Tenfiz davasının, vasiyetnamenin açılıp kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içerisinde açılması gerekir. Ancak belirtilmelidir ki; vasiyetnamenin tenfizi davası açılsa dahi, diğer mirasçılar tarafından açılacak iptal veya tenkis davası tenfiz davasında bekletici mesele yapılacaktır.

Yazının Devamını Oku

Yaş düzeltme davası

27 Ekim 2021
Kişinin doğumu ile birlikte nüfus kaydı yani aile kütükleri de açılmaktadır ve her kişinin bir nüfus kaydı vardır. Nüfus Hizmetleri Kanunu’na göre aile kütüklerinde kişilerin tüm nüfus bilgileri yer almaktadır. Bazı durumlarda nüfus kayıtları aktarılırken, ilk defa yazılırken kayıtlar herhangi bir nedenle zayi olmuş ise, yeniden düzenlenirken ya da herhangi bir hatadan dolayı yanlış veya eksik yazılmış ise nüfus kaydının düzeltilmesi davaları açılmaktadır.

Doğum tarihi, bir hukuki işlem ve ilişkinin kurulması veya sona ermesinde, idari işlemlerin tesisinde oldukça önem arz eden bir nüfus kaydı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamusal önemi son derece yüksek olan doğum tarihi bilgileri, yaşın gerçek doğum tarihi olarak yazılmaması durumunda, ancak açılacak bir ‘‘Yaş Tashihi Davası’’ ile yaşını büyüterek veya küçülterek değiştirilebilir.

Nüfus müdürlüklerindeki kayıtlarında yanlışlık iddiasında bulunan ve hukuki menfaati bulunan herkes nüfus kaydının düzeltilmesi davaları için işlemleri gerçekleştirerek davayı açmaya yetkilidir. Cumhuriyet savcıları da gerekli durumlarda kamu davası açabilirler.

Kişisel durum sicillerinin değiştirilmesi, düzeltilmesi çekişmesiz yargı işlerinden sayıldığından, dava hasımsız olarak açılacaktır. Ancak nüfus idaresi temsilcisinin ilgili sıfatıyla duruşmada yer alması sağlanmalıdır. Ayrıca menfaati etkilenecek kişilerin de davaya dahil edilmeleri gerekecektir.

Bu dava ilgililer tarafından herhangi bir süreye tabii olmaksızın açılabilmekte ve her türlü belge ile ispat sağlanabilmekte olup kamu düzenine ilişkin bir dava olmasından dolayı da hâkim, tarafların sunmuş oldukları delillerle yetinmeyerek kuşku ve duraksamaya neden olmaksızın doğru sicil oluşturmak ve gerekli araştırmayı kendiliğinden de yapmak mecburiyetindedir.

Yaş Tashihi Davası’nda kişilerin gerçek yaşının tespit edilebilmesi için tıbbi donanımı yüksek bir hastane tarafından tıbbi yaş durumuna ilişkin sağlık kurulu raporu alınması gerekmektedir. Ancak Adli Tıp Kurumu’nun bilimsel nitelikteki görüşlerine göre, 25 yaşını doldurmuş kimselerin yaşlarının tespiti tıbben kesinlik arz etmemektedir. 50 yaşına kadar yaş aralığı belirlemesi yapılabilmekte 50 yaşından büyük insanların ise kemik yaşı belirlemesi ancak “50 yaş üstü” olarak belirlenebilmektedir. Yaş düzeltme davalarında kamu yararı bulunduğundan böyle bir genellemeye dayanılarak davanın kabulüne karar verilememektedir. Bu durumda anne babanın tanık olarak beyanları, hastane kayıtları ve sair belge ve evrak üzerinden inceleme yapılarak hüküm tesis edilmektedir. Yaş büyütme ve küçültme davalarında okul, askerlik, aşı, evlilik kayıtları yardımcı delil olarak mahkeme tarafından yapılacak araştırma sonunda hükme esas tutulabilir.

Yazının Devamını Oku

Fahiş kira artışına tüfe engeli

24 Eylül 2021
Son dönemlerde özellikle büyükşehirlerde gündeme gelen kira bedellerindeki artış yeni ev arayanlar ve mevcut kira ilişkisi devam eden kiracılar için olağanüstü etkiler doğurmaktadır.

Pandemi ile birlikte üretim dururken yükselen talepler, kentsel dönüşüm, ertelenen evliliklerde yaşanan patlamalar vb. toplumsal sebepler kiralık dairelere olan ihtiyacı arttırmış olup bu durum rayiç kira bedellerine büyük bir artış olarak yansımıştır. Ev sahipleri bu artışı kiracılara yansıtarak kira bedellerinin fahiş fiyatlara ulaşmasını talep etmekte kiracının bu talebi kabul etmemesi durumunda ise tahliye tehdidinde bulunmaktadır. Yasal haklarını bilmeyen kiracılar ise tahliye edileceği endişesi ile fahiş kira artışını kabul etmekte ve haksız kazanç devam etmektedir.

Bilinmesi gerekir ki “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir.” Şeklinde kanuni karşılığını bulduğu üzere kira bedeline yapılması gereken yıllık artış oranına Borçlar Kanunu nezdinde Tüfe on iki ayın yıllık ortalaması ile üst sınır getirilmiştir. Bu hükmün uygulanması her ne kadar işyerleri için bir süre ertelenmiş ise de şu anda işyeri ve mesken ayırt edilmeksizin tüm kira sözleşmelerine uygulanmaktadır.

Kiracının mevcut kira ilişkisi devam ederken yapması gereken yıllık kira artışının Tüfe'den fazla olmamak kaydıyla sözleşmede kararlaştırılan oran üzerinden yapılması hukuki bir gereklilik olup sözleşmede mevcut kira artış oranının Tüfe’yi aşması halinde ise Tüfe uygulanacaktır.

Kira Artışı Nasıl Hesaplanır?

Tüfe her ay TÜİK tarafından yayınlanan ve tüketici fiyat endeksi azami sınırını belirleyen bir oran olup aksi bir sözleşme yok ise yeni kira hesaplamasında geçmişe doğru on iki ayın tüketici fiyat endekslerinin ortalaması alınarak kira artışı hesaplanır.

Kira bedellerinin maksimum Tüfe on iki ayın ortalamasına göre artış uygulayarak ödenmesi kira ilişkisinin devamı için yeterli olup, kiraya veren tarafından talep edilen fahiş kira bedelinin ödenmemesi ise tahliye sebebi olamayacaktır.

Yazının Devamını Oku

Eşimin sattığı evimizi geri alabilir miyim?

22 Ağustos 2021
Evli bir kişiden konut satın alındığında, konutu satan kişinin eşinin açık rızasının alınmamış olması halinde uygulamada uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Baştan söylenmeli ki, satın alınan ev aile konutu ise ve evli kişinin eşinin bu satışa açık rızası alınmaz ise satışa onayı olmayan eş bu taşınmazı geri alabilir.

Aile konutunun, hak sahibi eş tarafından devri ve konut üzerindeki hakların sınırlandırılması, diğer eşin açık rızasına bağlıdır. Bu rıza alınmadan konutla ilgili yapılan tasarruf işlemi geçersizdir. Bu geçersizliği, rızası gereken eş konutun bu vasfını devam ettirmesi koşuluyla evlilik birliği süresince ileri sürülebilir.

Yazının Devamını Oku