Sinem Rumeli Sönmez

Sigorta primi eksik ödenen işçi kıdem tazminatı alabilir mi?

17 Mayıs 2022
İşçinin sigorta primlerinin işveren tarafından eksik yatırılması ya da yatırılmaması işçi için iş sözleşmesini haklı sebeple derhal fesih sebebidir. Sigorta priminin eksik yatırılması kavramı kanunda bir sebep olarak özellikle sayılmamış olsa da kanunda haklı fesih sebeplerinin sayılan hallerle sınırlı olmadığı belirtilmiştir.

İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi, sosyal güvenlik hakkını ilgilendiren bir durum olsa da yerleşik Yargıtay uygulamasında sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih imkânı vardır.

İşçinin ücretinin SGK’ya bildirilenden fazla olduğunu yazılı belge, tanık beyanı ve sair deliller ile ispat etmesi halinde iş akdinin haklı nedenle feshi ispatlanmış ve kıdem tazminatı ve haklı fesihten kaynaklı sair haklara kavuşulmuş olacaktır.

Uygulamada ücretin SGK’ya eksik bildirildiğini ispata yönelik yazılı delil pek bulunmamakta olup işçinin ücretinin asgari ücret kadar olan kısmı bordrolarda gösterilerek banka aracılığıyla ödenmektedir. Bu tutar prime esas kazanç olarak SGK’ya da bildirilmektedir. Ücretin kalan kısmı ise elden ödenmektedir. İşçinin ücretinin bir kısmı elden ödeniyorsa bu durumu aynı işyerinde çalışan ve kendi çalıştığı döneme tanıklık eden tanık beyanı ile ispatlaması halinde hukuka aykırılık tespit edilebilir olacak ve haklı fesih sonucu doğacak haklara kavuşulabilecektir.

İşçinin iş sözleşmesini bu sebeple derhal feshetmesi durumunda işçi kıdem tazminatına hak kazanacağı gibi işverenin eksik sigorta primlerini ödeme borcu da sona ermeyecek devam edecektir. Bunun yanında sigorta primi eksik yatırılan işçi işverenine karşı hizmet tespit davası açabilecektir.

Binlerce kişi işsiz kalma, maaş alamama gibi korkularla işverenin sigortasız çalıştırma girişimine boyun eğmekte, anayasa ile tanınmış sosyal güvenlik hakkından fedakarlık etmektedir. Ancak sigorta bildirimini geç yapan veya hiç yapmayan ya da sigorta primini eksik ödeyen iş yeri ile ilgili olarak hizmet tespiti davası açabileceğinizi ve bildirilmeyen sigortalı çalışmanızı her türlü delil ve tanık ile ispatlayabileceğinizi bildirmek isterim.

Yazının Devamını Oku

İsim değişikliği davaları

14 Nisan 2022
İsim Değişikliği Davaları kişinin statülerini değiştirmeden ve topluma zarar vermeden iradelerine göre haklı sebepler doğrultusunda isim değişikliğinin gerçekleştiği davalardır.

İsim Değişikliği davaları, haklı sebep varlığı içinde herkes tarafından açılabilmektedir. Haklı sebep değerlendirilmesi dürüstlük kuralı ve somut olaya göre belirlenecektir. Haklı sebep olarak;

Görevli mahkeme ilgilinin yaşadığı Asliye Hukuk Mahkemeleri olmakla birlikte basit yargılama usulüne tabidir.

Dava açmak herhangi bir süreye tabi değildir, her zaman dava açılabilmektedir.

Dava nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuruyla görülür ve karara bağlanır. Nüfus Müdürlüğü hısım olarak gösterilmelidir.

İsim değişikliği ve bilhassa soyadı değişikliği davasında talebin haklı bir sebebe dayandığını ortaya koyacak deliller bir evraka bağlıysa bu evraklar delil olarak dosyaya eklenebilir. Kişinin kullanmış olduğu isim ve soyadı günlük hayat içerisinde karmaşalara yol açıyorsa veya resmi işlemlerde bazı yanlışlıklar ortaya çıkmışsa, bu hususları ortaya koyacak belgeler isim değiştirme davası açılırken dava dosyası ile birlikte mahkemeye sunulmalıdır. İsim ve soyadı değişikliği davalarının en önemli delillerinden biri tanık beyanı olup delillerin özenle değerlendirilmesi halinde istediğiniz isimlerle anılabilir, anıldığınız isimleri ise resmi mercilerde onaylatabilirsiniz.

 

Yazının Devamını Oku

İhtiyaç sebebiyle tahliye

11 Mart 2022
Kiraya verenin veya eşi, altsoyu, üstsoyu, kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu kişilerin kiralanana ihtiyaç duymaları halinde kiracıya karşı açılacak tahliye davası ile kira sözleşmesi sona erdirebilir ve ihtiyaç nedeniyle kiracının tahliyesi sağlanabilir.

Kiralanan taşınmazı, konut veya iş yeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu mevcut olup bu ihtiyacın ise gerçek ve samimi olması halinde, kiraya veren veya taşınmaz maliki dava ile kira sözleşmelerini sonlandırabilirler.

İhtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olup olmadığı somut olaya göre değerlendirilmekte olup uygulamada ihtiyaç iddiasında bulunanın aynı bölgede davaya konu taşınmaza benzer nitelikte başka bir taşınmazının olup olmaması, kişinin daha kötü şartlarda kiracı olması, sağlık durumlarına ilişkin koşullar, tayin gibi zorunlu nedenlerle ikamet değişikliği vb. değerlendirme sebeplerinden biriyle kiraya verenin ihtiyacının gerçek, samimi ve zorunlu olup olmadığı tespit edilebilmektedir.

İhtiyaç iddiasına dayalı olarak açılacak tahliye davalarının belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açılması gerekir. Kiraya veren, daha önce veya en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse dava, bildirimi takip eden uzayan bir kira yılı sonuna kadar açılabilir.

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası için görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi, yetkili mahkeme ise kiralananın bulunduğu yer mahkemesidir.

Yargılama sürecini kısaltabilmek için kanunda belirtilen sürelere riayet etmek, usulü tam uygulamanın yanında, dava dilekçesiyle uyap sorgusunun yapılarak ihtiyaç sahibi adına kayıtlı tapuların çıkarılmasını, kayıtlı tapu çıkması halinde de tapuya müzekkere yazılmasını talep etmek ve karşı tarafın itirazlarına konu olabilecek unsurları ortaya koymak faydalı olacaktır.

Tahliye kararlarına karşı istinaf yolu açıktır. İstinaf yolunun açık olması tahliyeyi durdurmaz. Tahliyenin durdurulması ancak tehiri icra ile mümkün olup tahliye kararının durdurulabilmesi için 3 aylık kira bedelinin teminat olarak yatırılması gerekmektedir.

Kiracının tahliyesi gerçekleştirildikten sonra kiraya veren haklı bir sebep olmaksızın kiralananı 3 yıl geçmedikçe tahliye edilen kiracıdan başkasına kiralayamayacağının; aksi halde ise kiracının, ihtiyaç sebebiyle tahliye edilmediğini ispatlaması halinde 1 senelik kira bedelinden az olmamak üzere tazminat almaya hak kazanacağının unutmaması gerekir.

Yazının Devamını Oku

Kira bedelinin tespiti

25 Şubat 2022
Bir kira sözleşmesi uzadığı yıllar içerisinde 5 yılını doldurmadığı halde, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 12 aylık ortalama Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) oranına tabidir. Aksi sözleşme ile belirlenebilir ise de sözleşme ile belirlenen oran TÜFE’yi geçemez. Örneğin; Mart ayında yenilenmesi gereken artış oranı Şubat ayında belirlenen TÜFE 12 aylık ortalamasına göre belirlenmekte olup beşinci yıldan sonra her 5 yılda bir geçerli olmak üzere bu oran yeniden belirlenebilmekte, 5 yıl sonunda ise kira tespit davası açılabilmektedir. Her 5 yılda kira tespitini talep etme hakkı tanınmış olup 5 yıl dolduktan sonraki her yıl kira tespitinin Mahkemeden emsallerine göre belirlenmesinin mümkün olmayacağını söylemek gerekir.

İşbu davanın amacı kira sözleşmesinin yeni dönemde belli olmayan kira bedeli unsurunu belirli bir hâle getirmekten ibarettir. Gerçekten de taraflar anlaşamamışlarsa, kiranın tespitinde hukuki sonuç ancak hâkimin kararı ile doğar. Gerçi, yeni dönemde kiranın belli olması için mutlaka bir mahkeme kararı alması şart değildir. Çünkü taraflar anlaşırlarsa mahkeme kararına gerek kalmadan hukuki sonuç doğar. Tarafların ancak anlaşamaması hâlinde bu hukuki sonucun doğması için dava açmaları gerekir.

Kira tespit davalarında bölge ortalamasının çok altında kira ödeyen kiracının ödediği kira bedelinin, emsal kira bedellerine göre yeniden belirlenmesi amacıyla gündeme gelmektedir. Kira bedelinin tespiti davaları kiralayan (kiraya veren) tarafından açılabileceği gibi kiracı ve kiralananın maliki tarafından da açılabilir.

Kira tespit davaları sulh hukuk mahkemelerinde görülmekte olup Sulh Hukuk Hakimleri, bu davalarda kanun, içtihadı birleştirme kararları ve Yargıtay içtihatları ile belirlenen yöntemlere uygun olarak kira bedelinin tespiti yoluna gider. Hak ve nesafete uygun kira belirlenirken en son ödenen aylık kira bedeline endekse göre artış yapılarak belirlenen kiradan daha düşük olmayacak şekilde taşınmazın boş olarak yeniden kiraya verilmesi halinde getirebileceği brüt kira bedelinden, somut kira ilişkisi gözetilerek hakkaniyete uygun bir miktarda indirim yapılarak kararlar tesis edilmektedir.

Kira tespit davası şartları içinde süre koşulu bulunmamaktadır. Ancak yeni kira döneminin başlangıcından en az 30 gün önceden açılmış olur ise mahkeme belirleyeceği kira bedelini yeni kira dönem başlangıcından itibaren olarak karar verebilecektir.

Yeni kira döneminden en az 30 gün önceden kira bedelinin arttırılacağına dair yazılı bildirimde bulunulur ve yeni kira dönemi içerisinde dava açılır ise kira bedeli, yeni kira dönemi başlangıcından itibaren geçerli olacaktır. Ancak bu koşulların olmaması halinde mahkeme, bir sonraki kira dönemi yılı için karar verebilecektir.

Yargıtay, taraflar arasındaki kira sözleşmesinde artış şartı bulunmakta olmasını, tarafların yenilenen dönemde de artış iradesini yansıtmakta olduğuna karine sayarak kiralayanın ihtarının hukuksal önemini ortadan kaldırarak ve kiralayanın ihtar çekmeye gerek kalmaksızın, o dönem içinde kira parasının tespiti için dava açabileceği yönünde hüküm tesis etmiştir.

Kira bedelinin tespiti davalarında hüküm bir kira yılına ait kira parasının ne olacağının belirlenmesine ilişkin olup bu belirleme açık, net ve tam olmalıdır.

Yazının Devamını Oku

İşyerinde kreş uygulamasındaki farklılıklar 'Ayrımcılık Yasağı'nın ihlalidir!

31 Ocak 2022
Anayasa, İş Kanunu, Sendikalar Kanunu’nda düzenlenmiş eşitlik ilkesi, işverenin işçileri arasında ayrım yapmamasına dayanmakta olup, Anayasa Mahkemesi, 27 Ocak 2022 tarih ve 31732 sayılı Resmi Gazete ile ilan edilen, 28.12.2021 Tarihli ve 2016/5824 Başvuru Numaralı Kararı ile, ayrımcılık yasağına ilişkin olarak, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. Maddesi'nde sayılan sebepler ile sınırlı kalınamayacağını belirterek yerleşik Yargıtay içtihatlarının aksine hüküm kurmuştur.

İş Yargısının, ayrım yasağını düzenleyen hükmüne dair bugüne dek geliştirdiği içtihadını etkileyecek bu karar ile Anayasa Mahkemesi, işyerinde çalışan bazı kadın çalışanlara kreş yardımı yapılmasına rağmen bazılarına bu imkanın sağlanmaması nedeniyle, aile hayatına saygı hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Yerleşik Yargıtay içtihatlarında, ayrımcılık yasağına aykırılık iddialarına ilişkin olarak dar bir yorumlamayla; dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din, mezhep, ve sayılan diğer somut haller söz konusu olmadığı takdirde, “sözleşme serbestisi” ve “işverenin takdir hakkı” doğrultusunda eşitlik ilkesine aykırı davranılmadığı yönünde değerlendirme yapılmaktaydı.

Anayasa Mahkemesi, 2016/5824 Başvuru numaralı kararında ise, aynı işyerinde çalışan bazı kadınlara kreş imkanı sağlanırken bazılarına bu imkanın tanınmaması nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini iddia eden başvurucunun talebini haklı bulmuş, Anayasa’nın 10. Maddesi kapsamında düzenlenen ayrımcılık yasağı ile birlikte değerlendirildiğinde, nesnel ve haklı bir neden olmaksızın aynı veya benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelede bulunulamayacağını belirtmiştir.

Başvurucu, kreş yardımı yapılmaması nedeniyle kendisine ayrımcılık yapıldığı iddiasıyla, İş Mahkemesi nezdinde ayrımcılık tazminatı talepli dava açmıştır. Uzun süren yargılama sonucunda talebin reddine karar verilmiş, Yargıtay tarafından karar onanmıştır. Bunun üzerine başvurucu, Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa mahkemesine göre; 4857 sayılı İş Kanununun mülga 88 inci maddesine dayanılarak çıkarılan Yönetmelik 150 den fazla kadın işçi çalıştığı işyerlerinde işverenlerin kreş açma yükümlülüğü düzenlenmiştir. Bu düzenleme Anayasanın 20 inci maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı hakkı kapsamında kalmaktadır. Bu durum Anayasanın 10 uncu maddesinde güvence altına alınan ayrımcılık yasağının ihlali kapsamında inceleme yapılması için yeterlidir. Anayasada düzenlenen ayrımcılık yasağı sadece kamu otoriteleri için değil özel şirketleri de bağlayan temel güvence getirmektedir. Somut uyuşmazlıkta işveren bazı kadın işçileri kreş imkânından yararlandırmaktadır. Ancak kreşten yararlanan işçileri hangi temele dayandırdığı ve hangi ölçütlere göre seçtiğini açıklamamış ve izah etmemiştir.

Anayasa Mahkemesi, başvurucuya işyerinde yapılan muamele ve ilgili yargı kuruluşları tarafından ayrımcılık tazminatı talebinin kabul edilmemesinin, aile hayatına saygı hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal ettiğine hükmetmiş, ihlalin giderilmesi için kararın yerel mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.

Kararda ayrıca,

Bir işyerinde işveren, işçileri arasında ayrım yapıyor ve eşit davranmıyor ise işçiler iş sözleşmelerini haklı nedenle feshedebilir, buna bağlı olarak tazminatlarını almaya hak kazanabilirler. Bu noktada işçi, hem kıdem tazminatını hem de eşit davranma borcunun ihlaline dair verilecek tazminatı almaya hak kazanacaktır.

Yazının Devamını Oku

Erkeğin eşcinsel ilişkide bulunması nedeniyle zinaya dayalı boşanma davası açılabilir mi?

7 Ocak 2022
Zina, evli bir kişinin eşi dışında bir kimseyle cinsel ilişkiye girmesi olarak nitelendirilmekte olup eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğuran, kusura dayalı, mutlak ve özel bir boşanma sebebidir. 4721 sayılı TMK’nun 161. Maddesindeki açık hüküm gereği de eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun m.161 f. I hükmünde zinadan neyin anlaşılması gerektiği muğlak olup erkeğin eşcinsel ilişkide bulunması nedeniyle zinaya dayalı boşanma davası açılıp açılamayacağı tartışma yaratmakta hatta boşanma sebeplerinden haysiyetsiz hayat sürme olarak nitelendiği Yargıtay uygulamasında görülmekte idi.

Y.2. Hukuk Dairesi 2016/6730E. 2017/565 K. kararına göre ise zina, eşi dışında karşı ya da aynı cinsten başka birisi ile istenilerek gerçekleştirilen cinsel ilişki olarak değerlendirilerek doldurulmuş ve İzmir 16. Aile Mahkemesi'nce erkek erkeğe gerçekleşen cinsel ilişki zina sayılarak örnek içtihada konu olan boşanma davasında tarafların zina boşanma sebebiyle boşanmalarına karar verilmiştir.

Belirtmek gerekir ki; aldatmanın her çeşidi zina kapsamında değerlendirilememekte örneğin eşlerin başkasıyla öpüşmesi, sarılması veya dokunması vb. haller Medeni Kanun’a göre zina olarak kabul edilmemektedir. Bu gibi hallerde haysiyetsiz yaşam sürme ya da evlilik birliğinin sarsılması gerekçesiyle boşanma davası açılabilir.

Zina eyleminden ötürü dava hakkı bulunan eş zina eylemini öğrenmesinden itibaren altı ay içerisinde boşanma davası açmalı ve bu iddiasını dile getirmelidir. Zina eylemi üzerinden beş yıl geçmesiyle ise zinaya bağlı olarak dava hakkı düşmektedir.

Zina eyleminin mutlak ve kusura dayalı bir boşanma nedeni olmasından ötürü aldatılan eş maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilecektir.

Yazının Devamını Oku

Araçların kilometresinin düşürülmesinde mal sahibinin hukuki hakları neler?

24 Aralık 2021
Yakın zamanda satın aldığı aracın kilometresini düşürüp sattığı ileri sürülen kişi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘dolandırıcılık’ suçundan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianameyle tekrar kamuoyu gündemine gelen ikinci el otomobil pazarında kilometreyi geri çekme vakaları temelde yıllardır vatandaşların mağduriyet yaşadığı bir husus.

Sattığı aracın kilometresine düşürüp, alıcıya değerinden fazla fiyata satarak menfaat temin eden satıcılar hakkında dolandırıcılık davaları yıllardır mahkemelerin gündeminden düşmemektedir.

Dolandırıcılık suçuna ilişkin iddianame düzenlenirken şüpheli hakkında kesin, somut, inandırıcı delillerin araştırılmasına girişilmektedir. Kilometresi değiştirilmiş araç satma eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturacağının anlaşılması karşısında ise kovuşturma işlemleri başlamakta ve şüpheliler hakkında ceza davaları açılmaktadır.

Yargılama sırasında aracın ruhsat ve sahiplik bilgileri getirtildikten sonra, varsa önceki servis kayıtları da incelenip, teknik bilirkişi tarafından araç üzerinde inceleme yaptırılarak kilometresinde oynama olup olmadığı, varsa bunun hangi tarihte yapıldığı, haricen satın alınan aracın devrini veren önceki sahibi dinlenilerek araç kilometresi tespit edilip, sanığın sahibi olduğu tarihte olup olmadığı hususları araştırılıp aydınlatıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve taktiri sağlanmaktadır.

Bu karar bir emsal olur mu?

Bu hususta birçok emsal karar hali hazırda mevcuttur. Suç vasfının tayinine göre dolandırıcılık yerine nitelikli dolandırıcılık da gündeme gelmekte, yani ceza basit dolandırıcılıktan çok daha ağır olabilmektedir.

Bu durumda aracı alan kişinin ne gibi hukuki hakları var?

Araç kilometresinin düşürülmesi halinde satıcının sorumluluğu ayıptan sorumluluktur. Ayıp ile ilgili hükümler Borçlar Kanunun 219. madde ve devamında ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 8. madde ve devamında yer alır.

Araç kilometresinin düşürülmesi halinde gizli ayıba ilişkin hükümler gündeme gelmekte olup olağan bir gözden geçirme ile anlaşılamayacak ve ancak teknik bir inceleme ile ortaya çıkabilecek kötüniyetli bir aldatma eyleminin varlığından söz edilebilir. Gizli ayıp durumunda alıcının derhal gözden geçirip kusurları satıcıya bildirme yükümlülüğü bulunmamakta olup uygulamada aracın kilometresinin düşürüldüğünün fark edilmesi ile satıcıya bir ihtarname ile durumu ve bu durum karşısında mevcut haklarımızdan kullanmak istediklerimizi bildirme yöntemi benimsenmektedir.

Yazının Devamını Oku

SGK tarafından karşılanmayan kanser ilaçları ücretsiz alınabilir mi?

23 Aralık 2021
Sağlık ve sosyal güvenlik hakları, Anayasal düzenlemelerle güvence altına alınmış olup birçok kanun ve hukuki düzenlemede sağlık koruması yer almaktadır. Kanser hastalarının, ilaç bedellerinin çok yüksek olması ve karşılayacak gücünün olmaması nedeniyle İş Mahkemesi veya İdare Mahkemesi’nde açılan davalarda ise ilaç bedelleri SGK’dan temin edilebilmektedir.

Kişinin tedavisinin planlanmasında ve bu tedavide uygulanacak ilacın belirlenmesi noktasında, tedavisinin yapıldığı sağlık kurumunun ya da hekimin sorumluluğu bulunmakta olup, talep edilen ilacın kullanılmasında ve kullanılması sonrasında çıkacak sonuç ile bu ilacın kullanımının gerekip gerekmediği hususundaki mesuliyet, tedaviyi planlayan ve talepte bulunan sağlık kurumunda olduğundan, SGK tarafından karşılanmayan bazı ilaçlara ilişkin olarak hastanın tedavi olduğu sağlık kurumu (sorumlu hekim) medula üzerinden Sağlık Bakanlığı’na onay başvurusu yapmaktadır.

Sağlık Uygulama Tebliğinde yer alan “Bir ilacın Ülkemizde onaylanmış endikasyonun ve Kısa Ürün Bilgisinde tanımlanan dozu dışındaki her türlü kullanımı, Sağlık Bakanlığınca verilen endikasyon dışı ilaç kullanım onayı ile mümkündür.” Gerekçesiyle SGK tarafından karşılanmayan ilaç bedelinin karşılanması istemiyle yapılan başvurunun Sağlık Bakanlığınca onaylanması ile ise, kişiler SGK’ya ilaç bedelinin ödenmesi talebiyle başvuru yapabilmektedir.

Ancak SGK, Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) eki bedeli ödenecek ilaçlar listesinde yer almadığından bahisle talepleri reddetmekte olup reddedilen Kurum kararının iptali istemiyle davalar açılabilmektedir.

SGK’ya başvuru yapılması hem idare mahkemesinde hem de iş mahkemesinde açılacak davalarda dava ön şartı olup red halinde ise Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na dava açılarak “red kararının” iptali talep edilebilmektedir.

İdare Mahkemesi nezdinde açılacak davalarda geçici yürütmenin durdurulması talebinde bulunulması ile idarenin savunması alınana kadar en azından geçici yürütmenin durdurulması kararları verilebilmekte olup davalarda “uygulanmakla etkisi tükenecek işlem olduğu” belirtilmelidir.

İş Mahkemesi nezdinde de ilaç davadan önce temin edildiyse de yine faturaları vs. sunularak onların da bedeli de bu davalarla tahsil edilebilmekte, davanın esasında Kurum işleminin iptali talep edilmektedir.

Her iki merci bakımından da davaların tedbir talepli açılması, uzun sürmesi muhtemel yargılamalara karşılık hızlı ilerleyen hastalık süreçlerinde hastalar lehine olmaktadır.

Uygulamada evrak eksikliği olmaması halinde duruşma dahi açılmaksızın tedbir kararlarının verildiği, ara kararların ise KEP üzerinden SGK’ya gönderildiği, yani hızlı sonuçlar alınabildiği görülmektedir. Yani kurum işleminin iptali ve tedbir talepli dava açıldığından birkaç gün içerisinde mahkemeler tedbir kararı vermekte ve bu kararla da ilaçlar SGK’dan temin edilebilmektedir.

Yazının Devamını Oku