Sibel Yaşar Şişman

'Çocuk Kitaplarında Yaşanan Skandal İnsanlık Dışı Bir Tavır!'

9 Eylül 2020
Çocuk edebiyatının sevilen isimlerinden olan değerli yazar Süleyman Bulut edebiyat yolculuğunun 40. yılını kutluyor. Yazarın ilk eseri olan Kar Tanesi 40. yıla özel baskısıyla yeniden raflardaki yerini aldı.  Süleyman Bulut ile geçmişten günümüze, çocuk kitaplarında yaşanan son rezaletten, geleceğe dair keyifli bir röportaj yaptık. Kendisine ve Can Çocuk Yayınları ekibine bir kez daha teşekkür ediyorum.

40 yılda 40'ı aşkın çocuk kitapları yazdınız. Bu yola nasıl çıktığınızdan ilham kaynağınızın ne olduğundan ve bizlere kısaca hayatınızdan bahsedebilir misiniz?

Beyşehir Gölü (Konya) kıyısında Tolca Köyü’nde doğdum. İlkokulu köyümde tamamladım. O dönemimde ders kitaplarının dışında bir kitap görmedim, okumadım da. O yıllarda sadece ders kitapları ulaşabiliyordu köye. Onun için şiir, öykü, romanla – büyüklerimizden hep masal dinleyerek büyüdüğümü saymazsak - ders kitaplarında tanıştım. İlkokul 4. ve 5. sınıf Türkçe ders kitaplarında okuduğum ve beni çok etkileyen üç öyküyü satır satır hatırlarım hâlâ: “Kirazlar (Reşat Nuri Güntekin), Kaşağı (Ömer Seyfettin), Eskici (Refik Halit Karay)”.

Ulusal bayramlarda okumak için ezberlediğim şiirlerin dışında kitapda görüp ezberlediğim ilk şiir de Behçet Necatigil’in Kır Şarkısı idi.

Ders kitapları dışında ilk kitabımı ortaokul için gittiğim Beyşehir’de halk kütüphanesinden alıp okudum. Kitap okumayı çok sevdim; Beyşehir’de kaldığım ortaokul ve lise yıllarımda kütüphanenin en çok kitap okuyan üyesiydim. Sonra İstanbul’a geldim, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde okumaya başladım. Üçüncü sınıfta, bir yıl sonra okul bitecek, hangi alanlarda çalışacağım diye düşünmeye başladığımda, rakamlardan çok harflerin dünyasını sevdiğimi fark ettim. İktisat okumamın en büyük faydalarından biri bana bunu fark ettirmesi oldu diyebilirim… Eee, madem harfleri daha çok seviyorum, o zaman o alanda yürüyeyim dedim… Dedim ama benim böyle düşünmemi sağlayan elbette ortaokul yıllarımdan itibaren çok iyi bir okuyucu olmamdı. Bilindiği gibi, yazmaya karar vermenin ve yazar olmanın en başta gelen koşullarından biri, önce iyi bir okur olmaktır.

Yazma çalışmalarıma öykü - masal karalamaları yaparak ve İstanbul Radyosu’nun çeşitli programlarına oyunlar yazarak başladım. Daha sonra da kitap çalışmalarına geçtim.

Hep ayrımı yapılan sayısal ve sözel yeteneklerin aynı kişide olmasını nasıl açıklıyorsunuz? Hem sayısal hem de sözel zekaya sahip olmak nasıl bir duygu?

Bizim zamanımızda ayrım, sözel - sayısal diye değil Edebiyat - Fen diye yapılırdı. En sevdiğim dersler Türkçe ve tarih olmasına rağmen lisede fen bölümünde okudum ben. Edebiyat mezunlarının girebileceği okulların daha sınırlı olması ve bu bölümü daha çok zayıf öğrencilerin tercih ettiği yolunda bir algımızın olması bunda etken oldu sanırım. Fen ve Matematik ile öyle ahım şahım değildim ama bir sorunum da yoktu. 10 üzerinden 7 - 8’le geçiyordum. Daha sonra bilerek ve isteyerek iktisat fakültesini seçtim. O zamanlar kişisel yetenek ve eğilimlerin önceden, daha yolun başlarında tespit edilmesi diye bir şey yoktu…

Yazının Devamını Oku

7 Dil Bilen İş Kadını Şebnem Tuğçe Pala: Dil Öğrenmeyi Bulmaca Çözmeye Benzetiyorum

19 Ağustos 2020
Başarılı iş kadını Şebnem Tuğçe Pala ile 7 dil bilmesinden, öğrenciliğine, projelerinden, girişimciliğe dair tüm merak edilenleri sordum… Uzun zamandır planladığım ancak bayram sabahında canım yengemi kaybetmenin üzüntüsüyle ancak kendimi toparladığım, gecikmeli olarak hazırladığım röportajım artık sizlerle… Bu anlamda anlayışı, desteği ve güzel mesajlarıyla güç veren değerli Şebnem Tuğçe Pala’ya bir kez daha teşekkür ediyorum.

Ülkece ve dünyaca önemli birçok konuda imzası olan ve 7 dil bilen Şebnem Tuğçe Pala’nın nasıl bir çocukluk geçirdiğini ve nasıl bir öğrenci olduğunu çok merak ediyorum? 

Çok sakin ve usluydum. Daha çok yalnız zaman geçiren ve kendi başına oyun oynayan bir çocuktum. Çok geniş bir hayal gücüm vardı ve çok soru soranordım. 32 yaşındayım ve hala bu durumun değiştiğini çok söylemem. Resme ayrı bir yatkınlığım vardı. Gündelik hayatta gördüğüm ve duyduğum olaylardan çok etkilenir, sonra oyuncaklarımla oynarken benzer hikayeler kurgulardım.

Her zaman başarılı ve sorumluluğunu bilen bir öğrenci oldum, ama hiçbir zaman sınıfımın en çalışkanı ya da en iyisi olmadım. Ders çalışmayı çok sevmezdim, ama dersi derste dinlerdim. Güçlü bir hafızam olduğu için de çok uzun saatler çalışmama gerek kalmıyordu. Lise yıllarından bu yana hep çok yönlü olup birçok isi bir arada götürdüm. Dil kabiliyetimi ilkokulda keşfettim ve hep üzerine eğildim. Çocukluğumdan beri yabancı dillere ve kültürlere çok meraklıydım. Daha çok sözel ve yabancı dil derslerinde başarılı olduğumu söyleyebilirim. Sosyal ve dışa dönük bir yapım var, o yüzden insanlarla iletişim kurma konusunda hep başarılı olmuşumdur.

7 dil bilmek bambaşka bir başarı nasıl başardınız? Bu konuda yabancı dil öğrenmek isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir? 

Lisede yabancı dil bölümünden mezun oldum. Hem İngilizce hem de Almanca eğitimi aldım. Üniversite sınavına da yabancı dil bölümünden girdim ve Ege Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde lisansımı tamamladım.

Üniversitenin 2. yılında Erasmus Değişim Programı kapsamında İtalya Modena ve Reggio Emilia Üniversitesi’nde Avrupa Dilleri ve Kültürleri bölümünde eğitim gördüm ve 3. yılında Almanya Hükümeti’nin DAAD bursunu alarak Münih Ludwig Maximilians Üniversitesi’nde ileri seviyede Almanca eğitimi aldım. İtalyanca ve Almanca’nın yeterlilik dil sınavlarını geçtim. Üniversitenin son yılında Fransızca öğrenmeye başladım, Fransızca Latin dili olduğu için İtalyanca’dan sonra çok kolay geldi. 2016 yılında ABD’ye taşınınca skype aracılığıyla İspanyolca dersleri almaya başladım ve başlangıç seviyesinde Japonca dil kursunu tamamladım.

Yabancı dil öğrenmek isteyenlere en önemli tavsiyem; çekingen olmamak ve hata yapmaktan korkmamak olur. Dil öğrenmenin de bir mantığı var, bunu anladıktan sonra 2 ya da 3. yabancı dili öğrenmek çok kolay oluyor. Ben şu an dil öğrenmeyi bulmaca çözmeye benzetiyorum.

Sürdürülebilir ulaşım, uluslararası ticaret, yapay zeka, inovasyon, iklim değişikliği, 

Yazının Devamını Oku

Okul Öncesi Çocuklara Şirin Yatırım: Minik Kafa Dergisi

10 Ağustos 2020
“Her şeyi bırakın, okul öncesine yatırım yapın” diyen Prof. Dr. Selçuk Şirin’den sonunda beklenen güzel sürpriz geldi. Yazılarını büyük beğeniyle takip ettiğim değerli hocam Selçuk Şirin her fırsatta ailelere ve eğitimcilere okul öncesi döneminin çocukların geleceğindeki hayatının temelini çizdiğini dile getirdi.

Kendisi gibi alanında uzman eğitimci kadrosuyla ebeveynleriyle kaliteli zaman geçirmeyi sunan bu dergi ile hem yavrunuzu eğitecek hem de sizler de öğreneceksiniz.

Minik Kafa Dergisi’nde; Prof. Dr. Selçuk Şirin’e; Prof. Dr. Selçuk Özdemir, Derya Şirin, Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk ve Prof. Dr. Müdriye Yıldız Bıçakçı eşlik ediyor.

İlk sayısı 24 Temmuz’da çıkan Minik Kafa Dergi’sini  ilk alanlardan biriyim diyebilirim. Derginin yanında minikleri sevindirecek hediyeler de unutulmamış. İlk sayıda dergi ile birlikte bilgisayarsız kodlama kitapçığı, bim bom oyunu ve sıcak soğuk oyunu sizin oluyor.
Kızımla dergideki görselleri yorumlamasını istediğimde çok eğlendik. Diğer favorimiz de elbette çiçek kartlarını tahmin etmek oldu. Yeğenim nasıl bulacak merakla bekliyoruz!

Özellikle bu yıl korona virüs endişesiyle bizim gibi 3 yaş ve üzerinde olan yavrularını oyun grubu ya da kreşe veremeyecek olan ebeveynlere Minik Kafa Dergisi’ni tavsiye ediyorum. Minik Kafa Dergisi’nin fiyatını çok bulanlar için naçizane şunu söylemek isterim çocuğunuz için alacağınız abur cuburdan vazgeçip ya da azaltıp ayda bir kez bu dergiyi almak inanın değecek. Dergiyi; gazete - dergi satan tüm bayilerde, D&R ve büyük marketlerde bulabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Ayna'dan 5 Şarkılık Mini Yaz Albümü

18 Temmuz 2020
90'ların efsane grubu Ayna, söz ve müziği Erhan Güleryüz'e ait 5 şarkıdan oluşan EP (Extended Play) ile tüm dijital medya platformlarda yerini aldı.

Geçtiğimiz aylarda çıkarmış olduğu İstanbul teklisinden sonra şimdi de 5 şarkıdan oluşan EP (Extended Play) ile hayranlarının karşısına çıkan Ayna, bu albümünde yıllarca hiç söylemediği şarkılara yer vererek hayranlarına büyük sürpriz yaptı.

Efsane grup 5 şarkıdan oluşan bu EP de yer alan 3 şarkısını kliplendirmek için çalışmalara başladı. Klipleri yakın zamanda tüm dijital medya platformlarda izleyebileceğiz.

İşte Ayna'nın 5 Şarkısı

1) İstanbul

2) Öpsem Geçer mi?

3) Eylül Akşamı

4) Ne kadar oldu

5) Elveda İstanbul

Yazının Devamını Oku

Keyfini Kaçırdığımız Hasankeyf!

14 Temmuz 2020
M.Ö 8. yüzyıla dayanan, binlerce medeniyete ev sahipliği yapmış ve Mezopotamya'nın bağrında Dicle Nehri ile ferahlayan Hasankeyf'i koruyamadık. Ilısu Barajı ve HES projeleri kapsamında yeni görüntüleriyle hepimizi hüzne boğan Hasankeyf'i 2012'de gezmiş olmak ne büyük bir zenginlikmiş şimdi daha iyi anlıyorum.

Sümerler, Akadlar, Asurlar, Babiller, Medler, Persler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Artuklular, Mervaniler, Selçuklular, Eyyübiler, Moğollar, Osmanlılar ve Türklerin yönetiminde bulunmuş dünya tarihi mirasımızı harcadık bir çırpıda, gözünden aka yaşa bakmadan. Yazın kavurucu sıcaklarında kimi zaman gölgesinde kimi zaman içinde serinlediğimiz o güzel mağaraları kötü kaderine mahkum ettik. Keşke bu şekilde olmasaydı o güzel haliyle kalacak şekilde planlar yapılsaydı.

8 yıl önce yaz günü çıkıp gitmiştik; Ağustos'un o kavurucu sıcaklarında, serin ayranımızı yudumladığımız hemen hemen her saniyesinde fotoğraf makinemle kareler yakaladığım efsane gezimiz… Ören Yeri, Mor Aho Manastırı, İmam Abdullah Zaviyesi, Hasankeyf Mağaraları ve Kalesi, Zeynel Bey Kümbeti, Yol Geçen Hanı, El Rızk Camii ve Sultan Süleyman Camii bakmaya doyulmayan güzellikleridir Hasankeyf’in.

Soluksuz Hasankeyf tarihini anlatırken mavi gözleri parlayan ve kadraja baktırmak için bir türlü ikna edemediğim yakışıklı minik kardeşimiz ne yapıyor şimdi ne anlatacak nasıl anlatacak bundan sonra kim bilir?

Keşke bu şekilde olmasaydı kaçmasaydı o tat o güzel Hasankeyf...

Yazının Devamını Oku

Ayna’dan Single Müjdesi: İstanbul

3 Haziran 2020
Koronavirüs karantinasından yeni normal hayata geçtiğimiz şu günlerde müzik dünyasından güzel bir haber geldi...

90'ların efsane grubu Ayna, söz ve müziği Erhan Güleryüz'e ait olan 'İstanbul' single'ı ile önümüzdeki hafta müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Bir yandan albüm çalışmalarına da devam eden Ayna, grubun solisti değerli sanatçı Erhan Güleryüz'e tıpkı Sultan şarkısında olduğu gibi İstanbul'u da sürpriz yapmış. Sultan sürprizini henüz bilmeyenler için röportaj linkini bırakıyorum.

Buraya tıklayarak röportaja ulaşabilirsiniz.

Erhan Güleryüz'e hiç haber verilmeden single hazırlığı yapan Ayna kapak resmini hazırlanken yakalanmış sanatçıya...

Ayna ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu bu zor günlerde İstanbul ile herkesi biraz olsun mutlu etmeyi hedefliyor. İşte tam da bu yüzden olacak ki İstanbul şarkısının İngilizce versiyonu da hazırlanıyor. Grup, yeni single’ı ile İstanbul şehrimizi dünyaya tanıtmaya kararlı. Şarkıyı sizler gibi ben de merakla bekliyorum.

Ayna İstanbul single'ıyla haftaya tüm dijital mecralarda yayında olacak.

Yazının Devamını Oku

Üstümüzdekiler İçimizden Önemli Değil, Korona Virüs Bir Ömür Kalıcı Değil!

28 Mayıs 2020
2020'ye girerken hepimizin birbirinden özel birbirinden büyük hayalleri ve planları vardı. Yeni yılda diye başlayan nice uzun cümlelerin yerini; yeni yılın daha ilk ayında birbirinden acı olaylar aldı. Depremler, seller, çığ, yangınlar, uçak kazaları, yanardağ patlamaları, mülteci faciası, kahreden kadın cinayetleri, hayatlarının baharında kaybettiğimiz şehitler ve intiharlar derken 2020 pimi çekilmiş bomba gibi her güne ayrı hatta bazen aynı günde patlıyordu elimizde...

Tüm bu acı haberler yetmez gibi ocak ayında adı konmayan bir virüs artık hayatlarımızda yerini almış ve adıyla var olmuştu; korona virüs diğer adıyla covid19.

Her gün işe gitmekten yorulmuş buna rağmen hafta sonlarını hunharca planlarla dolduran,

Okula gitmekten nefret eden,

Evine misafir almaktan kaçan,

Ay başı-ay sonu hesaplarıyla anı kaçıran,

Hastalık hastası olmuş, hobi olarak hastaneye giden,

Aile, arkadaş ilişkilerini sosyal medya beğeni tuşuna sığdırmış,

Aile büyüklerini bayramdan bayrama gören,

Yazının Devamını Oku

Pandemi Tuvale Nasıl Yansıyacak?

19 Mayıs 2020
Hayatımızı 10 Mart’tan öncesi ve sonrası olarak ayıran koronavirüs tüm hayatı etkilediği gibi resim sanatını da oldukça etkiledi. Sergi ve galerilerin online olarak gerçekleşmeye başlaması resmi nasıl etkileyecek? Sanatçılar bu konuda neler düşünüyor? Yasaklar bitince sergi gezebilecek miyiz ne dersiniz?

Birbirinden değerli ressam sanatçılarımıza bugünleri ve karantinadan sonra nelerin değişeceğini sordum. Hepsine bir kez daha huzurlarınızda teşekkür ediyorum…

DENİZ SAY: Pandemi süreci ile birlikte online sergiler, canlı atölye ziyaretleri, online sanat sohbetleri girdi hayatımıza.  Ben sanat eseriyle kurulan fiziksel ilişkinin yerini sanal ilişkinin tutamayacağını düşünüyorum, fakat hiç yoktan iyidir diye bakıyorum yine de. Sanat "sanal" da olsa insanların ruhlarını güzelleştiriyor bu süreçte, birleştirici ve iyileştirici olmaya devam ediyor.

Neler değişecek?: Bir süre sonra galerilerin gerekli tedbirleri alarak yavaş yavaş açılacaklarını düşünüyorum, çünkü online sergiler, izleyicinin sanat eseriyle aynı fiziksel ortamda bulunma tecrübesinin yerini alamayacaklardır.  Tabii ki dijital sanat ortamı yine var olacak, hatta daha da gelişmiş, ilerlemiş olarak devam edecek.  Fakat bizler her zaman sanat eseriyle birebir iletişim içinde olmak isteyeceğiz. Sanatçıların bu süreci avantaja çevirebileceklerini, kendi kabuklarına çekilip, kendilerini dinleme fırsatı bulabileceklerini ve yepyeni eserler üretebileceklerini düşünüyorum.  Zaten sanatçılar bunu biraz da içgüdüsel olarak, ihtiyaç duydukları için yapacaklardır.

LEVENT ERKÖK: 10 Mart öncesi ülkemizin ressamların çoğu resim üretmenin yanı sıra özel resim kursları ve workshop programları ile hayatlarına devam ettikleri için her sektörde olduğu gibi çok ciddi ekonomik krizler ile karşılaştılar. Ülkemizde resim sanatına, küçük elit bir kesim dışında henüz yatırım aracı olarak bakılmıyor. Mahalledeki kitapçıdan kütüphanemize kitap seçer gibi, mütevazı bütçeler ile galeriden orijinal bir tablo alıp “evimin duvarını şenlendireyim” kültürünü genele yamak üzerine ressam arkadaşlar ile bir süredir fikirler geliştiriyorduk.  Yeni evlenen çiftlere, yeni  ev  arkadaşlarına güzel bir tablo hediyesini çevremizde kabullendirmeye başlamıştık. (Önce sadece bir duvara resim asılır ise diğer duvarların ne kadar boş olduğu anlaşılır.)

Karantina psikolojisinden kurtulmak için her gün bir eser hedefi ile çizmeye devam ediyordum. Ancak piyasanın durduğu şu günlerde eşimin  “çoluğun çocuğun rızkını kağıda boyaya yatırıyorsun” uyarısı bazı bütçelerde kısıntıya gittiğim evde, resmin bir kumar gibi algılanmaya başladığını gördüm:)

Son iki ayda sağ olsunlar sağlıkçılar kadar sürece katkımız olmasa da sosyal  platformlarda bu sıkıntılı süreçlerde toplumda gönüllü çalışan vakıf ve derneklere (miktarı önemli değil) bağış yapmış kişiler dekontu gönderdiği taktirde online resim kursuma katılma hakkı kazandı. Çöp adam bile çizemem diyerek başladığımız arkadaşlar ile şu anda çok keyifli  eserler  çıkarmaya başladık. Sadece sanatsal eserleri  sergilemek için değil, sosyalleşmek için de yapılan sergi ve organizasyonların  kıymeti  10 Mart’tan hemen sonra 11 Mart’ta hissedilmeye başlandı. Tahminim 1 yıl kadar da bunun etkilerini yaşayacağız.

Yazının Devamını Oku