"Sevil Erdoğan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sevil Erdoğan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sevil Erdoğan

Sevil Erdoğan

Grup Vitamin Her Bünyeye İyi Gelir

21 Şubat 2020

Onların yaptığını kimse yapmadı belki de yapamadı dünyada da pek bir örneği yok. 90’ların efsanelerindendir kendileri. 2015’te ‘Endoplazmik Retikulum’la dönüş yaptılar ve yıllardır birçok yerde konser veriyorlar. Ben de bir konserleri öncesi kuliste bu minik röportajı yapma fırsatı buldum. Sorulacak çok soru olsa da zaman sahneye çıkma zamanıydı ve vakit kısıtlıydı. Bu seferlik böyle oldu. Yine aynı konserden sevgili Mansur Ark’ın sahne enerjinin de süper olduğunu söylemeliyim. 

Sevgili Emrah Anul ve Tolga Sünter sorularımı yanıtladı, röportajı okurken de vitamin almış etkisi yaşarsınız…

Mahmure: 2015’te ‘Endoplazmik Retikulum’ ile 90’lardan 2000’lere şahane bir dönüş yaptınız. Aradan 5 yıl geçmiş yeni bir albüm veya single olacak mı?

Emrah Anul: Evet gelecek. Bazı taslaklar var kafamızda onların üstüne çalışıyoruz. Yakın zamanda 2-3 parçalık bir çalışma olacak.

Mahmure: Nasıl bir çalışma olacak neler dinleyeceğiz bu defa?

Emrah Anul: Vitamin zaman içerisinde çok değişikliğe uğrayan bir grup değil yine hep beraber eğleneceğiz. ‘Türkçe Sözlü Garip Müzik’.

Mahmure: 90’ların mizahı mı 2000’lerin mizahı mı?

Emrah Anul:

Yazının devamı...

Can Ozan Gece Uyutmayan Duyguların Şarkılarını Yapıyor

14 Şubat 2020

Cesur bir müzisyen, ben ‘cover yapmayı biraz kolaycılık olarak görüyorum’ dediğimde aşağıdaki efsane açıklamayı yaptı:

‘Sanatçı, insanların duygusal olarak girmeye korktuğu yerlerde dolaşıyor dibe vuruyor, anlatıyor insanların psikolojik olarak gitmeye korktukları yerlere gidip oradan sana haber taşıyor. Psikolojik olarak kurban oluyor. Oraya gitmeden onun ekmeğini yiyen insanlar sana o yüzden kolaycılık yapıyor gibi geliyor.’

Akustik şarkılar yapsa da elektonik müzik de seviyor ve elektronik şarkılar da yapıyor. Aslında kendisi bir prodüktör. Şarkı söylemektense şarkı yapmayı daha çok seviyor. Plajlarda deli gibi çalacak DJ setup’lar yapmayı da istiyor. Bir dinleyici olarak elektronik müzikte neler yapabileceğini merakla beklesem de onu akustik şarkılarla dinlemek çok zevkli.

Can Ozan, Zeynep Bastık’la ‘Toprak Yağmura’yı, Deniz Tekin’le ‘Baktın Olmuyo’yu, Damla Eker’le ‘Öyle Kolay Aşık Olmam’ı, Sedef Sebüktekin’le ‘Sen Kocaman Çöllerde’ şarkılarını birlikte söylüyor. Müzisyen arkadaşlarıyla feat. yapmayı seviyor. 

Tamino’nun ‘Indigo Night’ şarkısını çok dinlemiş geçen sene ve Max Martin idolü. ‘Dolunay’ albümü için gerçekten bir dolunay yapıyor ve konserden konsere taşıyor.

Yetenekli, cesur ve şahane şarkılar yapan Can Ozan ve sevgili menajeri Burçin’le güzel bir Moda sabahında aşağıdaki tatlı söyleşiyi yaptık.

Mahmure: ‘Mutlu Olmak Zordur Derler’ radyo dinlerken seni tanıdığım ilk şarkın. Bu şarkıyı dinlerken özlediğiniz, ayrı olduğunuz veya kavuşamadığınız birileri varsa ağır bir hüzün sarar bünyeyi. Şarkıda hem umut var hem karamsarlık. Ay’ın karanlık ve aydınlık yüzü gibi. Bir de şarkının akustik olması sevdiğinize olan özlemi katlar da katlar. Bize bunu yapmaya ne hakkın var Can Ozan. Böyle derinlikli bir aşk şarkısının hikayesini merak ediyorum anlatır mısın?

Can Ozan:

Yazının devamı...

Yaşandı Ama Saygısızca Bitmedi 90’lar

7 Şubat 2020

 Başlıktan da anlaşılacağı üzere konumuz benim de ilk gençlik dönemlerime denk gelen 90’lar. Belki başlığı görür görmez ‘Offf yine mi 90’lar ne doksanlarmış’ dediniz ya da ‘Bayılıyorum 90’lara keşke 2000’lere hiç girmeseydik’ dediniz.  Yine de ağır basan görüş ‘Bayılıyorum 90’lara’ olacak ki üzerinden 20 sene geçmiş olmasına rağmen bu sevgi artarak devam ediyor.

Nostalji seviyoruz sanki geçmiş, içinde bulunduğumuz dönemden daha iyi ve mutluymuş gibi bi’ hissiyat yaratır üzerimizde. Hatta Woody Allen’ın ‘Midnight in Paris’ filmi nostalji deyince hemen aklıma geldi. Filmde başarılı bir yazar olma hayalleri kuran karakterimiz 1920’lerin Paris’ine bir şekilde ışınlanır ve dönemin yazar, şair, yayıncı ve sanatçılarıyla tanışır… Ama yine de kendi dönemine dönüp kendi hayatını, kaderini yaşamaktan mutluluk duyar. Yani geçmişe özlem iyidir hoştur ama kendi dönemimizin de hakkını vermek en güzelidir.

90’lara dönecek olursak, dönemin şarkılarını, ruhunu çok seviyoruz. Her hafta bir yerlerde 90’lar partisi yapılıyor. Dönemin şarkıcıları konserler veriyor, radyo/TV programları ve söyleşiler yapılıyor. Biz de bunları seve seve takip ediyoruz. Hatta bu köşeden 90’ların çok sevilen isimleriyle yapacağım röportajlar olacak çok yakında.

Peki n’olmuştu 90’larda, bakın neler olmuş. Bir kere mobil telefonlar ve özel televizyonlar hayatımıza girmişti. Herkes daha çok konuşur ve görünür olmuştu. Kültür sanat adeta rönesans çağını yaşıyordu. İstanbul Film Festivali şu an dünyada marka olmuş bir festivaldir 90’lardan çıkıp gelen. Dünya starları ülkemize konser vermeye geliyorlardı. Sosyal medya hayatımıza henüz girmediği için ilişki ve iletişim modelleri bugünden daha farklıydı. Bu farkın içini herkes kendisi doldursun.

Ama ben 90’ları ve 90’ların gideceği yeri kendi evrenimden bakarak yazdım buyrun herkes bu evrene davetlidir.

Yıl olmuş 3000 ve arkadaşlarla gece dışarı eğlenmeye 90’lar partisine gidiyoruz. Çelik söylüyor ‘Dumkakaka dumkakaaka ateşyetim ateşte ateşte aklım gitti bir kıza işte hayır mı şer mi bilmem ama…’  Gerçekten de sene olmuş 3000’ler ve birilerinin 90’lar dinleyip eğlenmesi hayır mı şer mi kestiremiyoruz… Bir ihtimal de Black Mirror sahnesi içindeyizdir. Olsun fark etmez her ne olursa olsun bildiğimiz bir şey var ki 90’lar çok ama çok eğlendiriyor.

Üstelik bunun için 90’ları yaşamış olmanız da şart değil. Elbette bir ‘dönemi’ sevmek ya da sevmemek için illa o dönemlerde yaşamak şart değil. Ama ülkemizde 90’lar sevgisi bir başka. Üstelik bunu ulu orta göğsümüzü gere gere söyleyebiliyoruz. Gizli gizli arabesk dinleyip ancak ortamlarda arabesk müziğe üstten bakan kitle gibi değil 90’lar sevenler. Açık açık dümdüz seviyor ve güzellemeler yapıyor. Ben de seviyorum diyerek tarafımı belli edeyim. Yalnız bir şeyin nostaljisini yaparken ya da sevgisini taşırken pek katlanamadığım, komiğime giden, ‘Offf tamam içimi baydı’ dediğim tek şey buğulu bir ses tonuyla adeta bildiğimiz bir gerçekliği değil de sanki bir masal diyarının anlatılması…

Size bir canlandırma yapayım hemen (Hafif kısık ve sanki dokunsalar ağlayacak bir ses tonuyla): ‘Ne güzeldi o yıllar, sokakta salçalı ekmeğimizi yerken arkadaşlarımızla yakar top oynardık’J Bildiniz mi?

Yazının devamı...