O kadar da kedici değilmişiz

STATISTA verileri, çarpıcı bir sonucu ortaya koydu. Kedi başkenti olan ve ‘Catstantinople’ olarak anılan İstanbul’a rağmen, kedi sahiplenmede birinci ligde değiliz.

O kadar da kedici değilmişiz

Araştırma diyor ki evlerini kedilerle paylaşma oranında Romanya, yüzde 47’yle lider. İkinci Letonya yüzde 38, onu Macaristan 34, Slovenya ve Polonya 33’le takip ediyor. Litvanya 32, Fransa ve Avusturya 31, Belçika yüzde 27, Danimarka yüzde 26. Kedisever ülke olsak da bizim kedilerle ev paylaşma oranımız İsveç gibi yüzde 19’da kalmış.

Yazın bittiği an yüzünü göstermeye başlayan kış geldiğine göre çağrımızı yineleyelim: Kedilerle evinizi paylaşmak harika. Bunun getireceği mutluluğu çok az şeyde bulabilirsiniz, o nedenle lütfen sokaktaki kedilere sevginizi sadece sokakta göstermeyin, evinizi de onlara açın.

O kadar da kedici değilmişiz

BU DÜNYADAN DEĞİL GİBİ: MUHTEŞEM GÜZELLİK

İtalya’nın Sardinya adası, dünyaya bir güzellik daha sundu. Bölgede çiftçilik yapan Cristian Mallocci’nin köpeği Spelacchia’nin doğan beş yavrusundan bir tanesi biraz farklı. Anne karnında, yaralanmalarımızda cildimizde oluşan morluk ve yeşillikleri oluşturan ‘Biliverdin’ pigmentiyle temas etmesi sonucu tüyleri yeşil renkte doğdu. Bu dünya güzeline İtalyanca ‘fıstık’ anlamına gelen ‘Pistachio’ adını verdiler. İlerleyen zamanlarda Pistachio’nun tüylerinin normal rengine dönmesi bekleniyor. Doğuştan farkını gösteren Pistachio’nun kardeşleri sahiplendirilecek ama Pistachio, çiftçi Mallocchi’nin koyunlarına rehberlik yapacak.

O kadar da kedici değilmişiz

‘SEMTPATİ’K YAKLAŞIM

İŞİNSANI İpek Kıraç tarafından geliştirilen, Koç Sistem’in hayata geçirdiği SemtPati isimli uygulama, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Veteriner Hekimler Odası’nın katkılarıyla hizmete girdi. Jenerik cümlenin ardından gelelim bu uygulamanın faydalarına... Uygulamayı ücretsiz ediniyorsunuz (Android ve iOS için mevcut), çevrenizde yaşayan köpeklerin fotoğraflarını çekip sisteme kaydediyorsunuz. Bu esnada kayıt ettiğiniz köpeği durumunu ve ihtiyaçlarını da belirtiyorsunuz. Uygulamayı kullanan diğer kişiler bu envanterdeki köpekleri görüyor ve dilerlerse ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar.

Koronavirüs vaka sayıları artıyorken ve ileride ne olacağı belli değilken, olası bir sokağa çıkma yasağı durumunda zorlu kış şartlarında sokaktaki köpekleri sahipsiz bırakmamamız için güzel bir çalışma.

O kadar da kedici değilmişiz

ORTA YAŞ BUNALIMI KÖPEKLERDE DE VARMIŞ

TAMAM, en sadık dostumuz ama bizim tüm kötü özelliklerimizi almaları şart mıydı? Zaten bakışlarıyla içimizi parçalayan köpeklerin bir özelliği daha ortaya çıktı. Macaristan’daki Eötvös Loránd Üniversitesi’ndeki araştırmacılar Border Collie cinsi 217 köpeği incelemişler ve bu köpeklerin orta yaş bunalımı yaşadıklarını ortaya koymuşlar. Araştırmayı Scientific Reports dergisi yayımlamış. Araştırmada diyorlar ki köpekler, insanlar gibi orta yaşa ulaşınca yorgun hale gelip yeni deneyim ve faaliyetlere ilgilerini yitiriyorlar. Yani bu köpekler, üç yaşına geldiklerinde yenilik arayışını durdurma eğilimi gösterip altı yaşından sonra kişilik değişiklikleri yaşıyorlar.

O kadar da kedici değilmişiz

OKUMA TAVSİYESİ
SARMAŞIK’LI HALLER

YEKTA Kopan’ın 2009’da yayımlanan ödüllü kitabı ‘Bir de Baktım Yoksun’un ilk öyküsü Sarmaşık, Levent Gönenç’in çizimleriyle çizgi roman olarak karşımızda. İri tekir Goncagül’ü ararken bir anda bir baba-oğul hikâyesiyle karşılaşacaksınız. Okumadıysanız ilk kez, okuduysanız bu kez çizgi roman olarak okumanız için tavsiye ederim.

SARMAŞIK
Yekta Kopan,
Levent Gönenç
Can Yayınları, 2020
160 sayfa, 32 TL

O kadar da kedici değilmişiz

OKUR FOTOĞRAFI
MİNİK’İN İYİLEŞEN BÜYÜK ACILARI

KÜÇÜKKUYU’dan okurumuz Süleyman Tosun, kedisi Minik’in fotoğraflarını bir şükran notuyla paylaştı: “Sahiplendiğimiz bu hasta sokak kedisini iyileştiren Küçükkuyulu veterinerimize çok teşekkür ederiz.” Küçükkuyulu isimsiz kahraman veterinere bir teşekkür de benden.

O kadar da kedici değilmişiz

NOT: Kediniz ya da köpeğinizin fotoğrafını #dünyagüzeli etiketiyle ve Hürriyet’i mention’layarak sosyal medyada paylaşın ya da sdemirel@hurriyet.com.tr adresine mail atın, seçip paylaşalım...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

100 yıl sonra Beyaz Saray köpeksiz... Acaba değişecek mi

Haftaya ABD Başkanlık seçimini eda edeceğiz, tüm dünyanın merak ve endişeyle beklediği sonuç belli olacak.

Joe Biden ve Donald Trump arasındaki yarışta konu bir şekilde köpeklere de geldi. Çünkü Donald Trump, 100 yıl sonra Beyaz Saray’da köpeği olmayan ilk ABD Başkanı. Joe Biden’ın ise Champ adında bir Alman çoban köpeği var. Biden için sosyal medya kampanyasında, “İnsanınızı akıllıca seçin” ifadesiyle, eski bakan yardımcısı için oy isteniyor. ABD halkına sandıklara sahip çıkmasını önerirken bir not: “Siyasilerin kedi-köpek sevgileri, iyi yönetici olacakları anlamına gelmiyor” şerhini, Türkiye’de uzun süre siyasetin içinde yer alan kedi fanatiği siyasetçimizi anarak düşeyim.

BİZİM DUYGULARIMIZ VAR, PEKİ KEDİLERİN
CAHİT Kayra’dan kedilerin ruh dünyası üzerine harika bir pasaj paylaşacağım. 103 yaşındaki yazarımız, -Allah başımızdan eksik etmesin- 1999’da Boyut Kitaplar’dan çıkan ‘Çiçekleri Unuttular’ kitabında, ‘Kedi Hakları’ başlıklı bölümde şöyle demiş: “Biz kendi ilişkilerimize sevgi, aşk, özlem, hicran, elem falan filan gibi adlar takıyoruz. Şairler şiirler yazıyor, kemanlar ezgiler ağlıyor, ressamlar, resimler... Romantik ve kutsal aşklar... Feylesofların ve psikologların derin, gizemli açıklamaları... Derin ve anlaşılması güç teoriler... Neler neler (...) Ama üçüncü katın balkonundan aşağıda, bahçedeki tosun kafa tekire, heyecanlı, özlemlerle dolu melodiler inleten bizim kedinin saf, temiz duygularına gelince... İçgüdü... Oysa bu iki masum yaratığın ilişkisinde o tür uydurmaların hiçbiri yok. Her şey doyurucu hazlar ve gerçekten kutsal sonuçlarla biter bu oyunda... Tam feylesofların dedikleri gibi... Zındık mındık ama ne demiş Spinoza: ‘Doğada uygun olan şey iyidir!’” (Kaynak: Kedi Kitabı, Gökhan Akçura, OM Yayınevi)

KARA KEDİ MUAMMASI

Yazının Devamını Oku

İşin sırrı gözleri kısmaktaymış

2013 yılında yapılmış mükemmel bir araştırma vardı. Hatırlatayım: Tokyo Üniversitesi’nden Atsuko Saito ve Kazutaka Shinozuka, kedilerin söylediklerimizi anladıklarını ama bunu umursamadıklarını bulmuştu. Araştırma sonucunda tarihin en “kedilere yakışır” haberlerinden biriyle karşılaşmıştık. Ama kedilerin peşini bırakacağımız sanılmasın. Madem onlar bizi umursamıyor, biz onların dünyasına gireriz; ne olmuş yani?

BAĞ KURMAK İÇİN

Bu kez de Portsmouth Üniversitesi ve Sussex Üniversitesi’nden psikologlar kedilerle bağ kurma sanatı üzerine kafa yormuşlar. Araştırmanın başlığı ilgi çekici: “Kedi-insan iletişiminde kedi göz kısma hareketinin rolü.” Buna göre kedilere sanki miyopmuşuz gibi bakarsak onlarla bir iletişim kurmamız mümkün olacak.

Detaylara gelelim. Yavaş göz kırpma hareketi, kedilerde gülümseme olarak değerlendiriliyor. Yani insanlardaki içten gülümsemeyle eşdeğer görülüyor. Ve kediler kendilerine bu şekilde yaklaşan insanlara daha yakın davranışlar sergiliyor.

Üç detay var. Kediler, aynı evi paylaştıkları kişiler yavaşça göz kırpınca aynı şekilde cevap verme eğilimi gösteriyorlar. Tanımadıkları bir kişi yavaşça göz kırparsa, buna da cevap verebiliyorlar. Nötr şekilde duran kişilerdense kendilerine yavaşça göz kırpan kişilere daha yakın durabiliyorlar. Ne mutlu ki insanlık olarak kedilere daha çok yaklaşma şansı yakaladık.

SOKAKTA SELAM

Evdeki iki kedimiz üzerinde test etmeye kalktım: Biri değil göz kırpmak, dünyaları önüne sersem beni umursamıyor, diğeriyse o kadar hareketli ki göz göze gelemiyoruz. O nedenle ben sokağa çıkıp gördüğüm tüm kedilerde bu davranışı test edeceğim. Bu haber doğru çıkarsa çok sevineceğim. Sokakta gördüğünüz kedilerle selamlaşabildiğinizi düşünsenize...

Bir insan daha ne ister?

Yazının Devamını Oku

Azıyla yetinebilen kediler de varmış

Diyet için en çok duyduğumuz tavsiyelerden biri şu: “Sık aralıklarla, azar azar yiyeceksin.” Biz bunun sadece “sık aralıklarla” kısmına uyup “azar azar yeme” kısmını pas geçerek hayatımıza devam ediyoruz. Kedilerde de benzer bir durum varmış. Herkes evini paylaştığı kedisine bakarsa benzer manzara görecektir zaten. Eğer kediniz sabahın olabilecek en erken saatinde mama kabını doldurmanız için sizi uykunuzdan uyandırmıyorsa çok şanslısınız.

Geleyim sadede: Bu kez Kanadalı araştırmacılar, kedilerimizin lokmalarına göz koymuşlar. Sonuçlar ilginç ama. Demişler ki, her gün tek bir öğün yiyen kedilerde iştah düzenleyici hormonlar daha yüksek seviyede görülüyor ve bu kediler daha çok tatmin oluyor. Yağ depolarını eritip kas geliştirmek için de daha fazla proteine sahip oluyorlarmış.

Guelph Üniversitesi’nin araştırmasında yer alan Adronie Verbrugghe, sonuçların kedilerini her gün azar azar günde birkaç kez beslemelerini salık veren veterinerleri şaşırtacağını söylüyor. Yine de çalışmanın henüz tüm kediler için geçerli olmadığını belirtmekte yarar var.

KEDİNİN ZARARI YİNE KENDİNE

COVID-19 hayatımıza girdiğinden beri sürekli evcil hayvanların günahı alındı. Son araştırmalar, kedi ya da köpeklerin insanlara koronavirüs bulaştırmadıkları tezini doğruluyor. Henüz aksi bir tez çıkmadı zaten. Ama maalesef, kediler koronavirüsü birbirlerine bulaştırabiliyorlarmış. PNAS’te (Proceedings of The National Academy of Sciences) yayımlanan araştırmaya göre kedi ve köpeklere yeni tip koronavirüs bulaşabiliyor ancak hiçbiri hastalanmıyor. Kediler köpeklerden farklı olarak diğer kedilere virüsü bulaştırabiliyor. Ayrıca kedilerin virüse karşı güçlü ve koruyucu bir bağışıklık geliştirdiği ve aşı çalışmalarında bu bulgunun işe yarayabileceği düşünülüyor.

Köpeklerdeyse virüs üst solunum yolunda üremediği için köpeklerin virüsü hiçbir şekilde yaymadıkları ortaya çıkmış. Yani kedi ve köpekleri rahat bırakın, insanlardan koruyun.

Yazının Devamını Oku

Dünyayı kediler yönetiyor derlerdi de inanmazdık

En sadık dostumuzun köpekler olduğunu söylüyoruz ve bunu kabul ediyoruz. Bu konuda fazla itiraz eden yok. Köpeklerin, sevgilerini kedilere nazaran daha çok gösterdikleri ortada. Ama bu kedilerin ne kadar etkili yaratıklar olduğu gerçeğini gölgelememeli. Çünkü kedilerin dünyaya bıraktıkları izler, tahmin ettiğimizden fazla.

Tarihe geçen kedilerden bir kuple sunacağım şimdi.

FİZİĞİ ÖĞRETTİ BİZE

Michigan Üniversitesi profesörlerinden J.H Hetherington, 1975’te bir makale hazırladı ve ön okumasını yapması için bir arkadaşına gönderdi. Arkadaşı da makalenin birinci çoğul şahıs kipinde yazıldığını, bunu birinci tekil şahıs olarak düzeltmesi gerektiğini söyledi. Ama o tarihte, bu oturup makaleyi baştan yazmak demekti. Hetherington, onun yerine adının yanına bir imza ekledi: Felis Domesticus Chester Willard. Yani, kedisi Willard. Böylelikle fizik öğreten kediyle tanıştık.

BİLİNEN İLK EV KEDİSİ

Kıbrıs’ta yaklaşık 9500 yıllık bir mezarı kazan Fransız arkeologlar, kedi iskeleti bulmuşlar. Yanında tahminen sahibinin de mezarının bulunmasıyla tarihin ilk ev kedisine ulaşmışlar.

ADI OLAN İLK KEDİ

O güne kadar genellikle “mau” yani “miyavlayan” diye adlandırılan kedilere, Firavun III. Tutmosis zamanında yaşamış bir kedi vesilesiyle ilk kez isim konulmuş: “Necmi” demişler. Yani “sevgili” ya da “yıldız”.

Yazının Devamını Oku

2020 kötü bir yıldı, 2021’e şimdiden hazırlanmalı

Ne kadar can sıkıcı bir yıl olduğunu kalkıp anlatacak değilim elbette. Ama dünyanın iyiye gittiği yok, o yüzden “Çok şükür kötü günleri geride bıraktık, sırada daha kötü günler var” diyerek 2021’e şimdiden hazırlanmak gerek. Bu hazırlıkları sadece kendimize yapmayalım tabii. Kedi-köpekler için de tedbir almak şart.

Hatırlayalım:

Acil durum çantası: Evde yaşayan herkesin bir acil durum çantası olması gerektiği gibi, kedi ya da köpeğinizin de bir tane olması lazım. İçinde bir hafta yetecek kadar yemek, su, katlanabilir tabaklar, bir haftalık ilaçları, künyesi, belgeleri, tasması, taşıma çantası, oyuncakları, battaniyesi gibi eşyaları olmalı.

Hayvan dostu toplanma alanı: Etrafınızdaki toplanma alanlarını kontrol edin. Ayrıca hayvan dostu otelleri hatta hayvanınızla birlikte kalmanıza izin verecek arkadaş ve akrabalarınızı belirleyin.

Mikroçip: Kedi ya da köpeğiniz kaybolduğunda onu bulmanın en kolay yolu, mikroçipinin olması. İhmal etmeyin.

Dayanışma ağı: Şunu unutmayın, bir felaket yaşandığında evinizde olmayabilirsiniz, arkadaşınız ya da komşunuzun böyle bir durumda hayvanınıza göz kulak olabileceğinden emin olmak için böyle dayanışma ağlarına girip görev paylaşımı yapabilirsiniz.

KEDİLERİN MASAJ HAREKETİ NE ANLAMA GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Nedir bu kedilerin bizden çektiği

Vaka sayıları tekrar artıyor, yeni tedbirler açıklanıyor ve endişemiz yükseliyor. Koronavirüs haberlerine tekrar bakalım. Son haber, kedilere yapılan bunca kötülük yetmezmiş gibi koronavirüs konusunda can sıkıcı bir durum yaşandığını ortaya seriyor. Hayvanseverleri tenzih ediyorum, meğer nankör olarak adı çıkan kedilere insanlar bir nankörlük daha yapmış.

Şöyle: Koronavirüsün tüm dünyaya yayıldığı Çin’in Vuhan kentinde yapılan araştırma, tahmin ettiğimizden çok daha fazla kedinin koronavirüse yakalandığını ortaya serdi. Emerging Microbes&Infections dergisinde yayımlanan makale, Huazhong Tarım Üniversitesi’ndeki araştırmacıların ocak-mart arasında 102 kediden aldığı örneklerin sonucunu aktarıyor.

ANTİKOR GELİŞTİRMİŞ

Hayvan barınakları, hayvan hastaneleri ve COVID-19 geçiren kişilerle beraber yaşayan kedilerden alınan örneklerde 15 kedide koronavirüse karşı antikor tespit edildi. Yani kediler koronaya yakalanmış ama hastalığı yenmişler.

Hatta hastalığı geçiren 15 kediden 11’inde virüsü engelleyecek kadar güçlü antikor bulundu.

İNSANDAN GEÇİYOR

Kedilere insanların yaptığı nankörlüğe gelelim buradan: Koronavirüsle yaşamaya başladığımızdan beri kedilerin-köpeklerin bulaştırıcı olabileceği, bu hastalığı insanlara taşıyabileceği iddiasıyla mücadele ediyor hayvanseverler. Ve bu mücadelede haklılıklarını sürekli bilimsel araştırmaların desteğiyle kanıtlıyorlar. Vuhan’daki son araştırmada da kedilerin hastalığı ya birbirlerinden ya da insanlardan kaptıkları ortaya çıkmış.

Yazının Devamını Oku

Bu ne sevgi ah bu ne yolculuk

Zoe ve Guy Eilbeck, oğulları Cam ve Max’le beraber yelkenle dünya turundayken koronavirüs nedeniyle sınırların kapatılacağı haberini aldıklarında, sadece 48 saat süreleri vardı.

ABD’de Güney Carolina’da yelkenlilerini limana bağlayıp hemen ülkeleri Avustralya’ya dönüş için harekete geçtiler. Ama bir problem vardı: Avustralya’nın hayvanlarla ilgili katı kuralları.

ARKADAŞINA BIRAKTI

Bu nedenle 2018’de Sicilya, Messina’da bulup sahiplendikleri köpekleri Pipsqueak’i sınırdan bu kadar kısa sürede geçirmeleri mümkün değildi. Sınırların bu kadar uzun süre kapalı kalacağına dair bir öngörüleri yoktu ve dönüp tekrar buluşacaklarını düşünerek Pip’i bir arkadaşlarına emanet ettiler. Ama hayat öyle devam etmedi ve zorlu serüven başladı.

SERÜVEN BAŞLIYOR

27 Mart’ta köpekleri Pip’i, Güney Carolina’daki arkadaşlarına bırakıp yola çıktılar. Ama bu evde diğer köpekler yüzünden huzur bulamadı ve 4 Nisan’da aynı bölgede başka bir arkadaşlarının evine gitti Pip.

19 Temmuz’da, hayvan hakları aktivisti Melissa Young, Pip’le beraber önce Charlotte’a, ardından Los Angeles’a uçtu.

21 Temmuz’da Pip, Los Angeles’tan Yeni Zelanda Auckland’a 13 saatlik uçuş gerçekleştirdi.

24 Temmuz’da, Auckland’dan Melbourne’e gitti ve burada 10 günlük zorunlu karantinaya girdi.

Yazının Devamını Oku

Yoksa bizi kedi ilacı mı kurtaracak

Koronavirüs salgınından kelimenin tam anlamıyla bezmiş durumda, alabileceğimiz önlemleri alarak kendimizi korumaya çalışarak geçen günlerde, gözümüz sürekli haberlerde.

Aşı yarışında son noktaya gelen çalışmalar var, “Bulduk, yakında piyasada” diyenler var ama günün sonunda biz hâlâ maskelerimizle, dezenfektanımızla hayatımızı sürdürüyoruz.

Son ümit veren gelişme, Kanada’daki Alberta Üniversitesi’nden. Onlarınki aşı çalışması değil ama bir ilaç üzerinde yoğunlaşıyorlar.

Alberta Üniversitesi’nin kıymetli bilim insanları, GC376 adı verilen, kediler için üretilmiş bir ilacın insanları COVID-19’a karşı koruyabileceği ihtimali üzerinde duruyorlar.

Heveslendirici haberi deşeyim. Feline Infectious Peritonitis olarak bilinen, bir kedi koronavirüs hastalığının tedavisi için yapılan araştırmalarda, bu ilacın kedileri COVID-19’a karşı da koruduğu ortaya çıkınca “Acaba insanlarda da benzer sonucu alabilir miyiz” düşüncesiyle araştırmalar başladı.

Nature Communications’da yayımlanan makalede, “Bu ilaç insan koronavirüs rahatsızlığını tedavi etmek için güçlü bir aday çünkü hayvanlar üzerinde başarılı oldu bile”

Yazının Devamını Oku

Hak ettikleri sevgiyi almaya başladılar

Köpeklerinizin en güzel göründüğü fotoğrafları hazırlayın. Ya da maalesef artık aramızda olmayan eski can dostlarınızın fotoğraflarını sandıklardan çıkarın. Çünkü bu çarşamba Dünya Köpekler Günü’nü eda edeceğiz.

Bizde hayvan hakları yasası henüz kanunlaşmaktan çok uzakta. O yüzden Türkiye’de yaşayanlar olarak biz ancak kendi çevremizde, temas edebileceğimiz mesafedeki hayvanların hayatına olumlu etki bırakabiliyoruz. Ya da böyle günlerde fotoğraf paylaşmakla yetiniyoruz. Ama dünyada bu konuda ilerleme kaydetmiş ülkeler var tabii.

Almanya mesela, tam da bu günün muhteşemliğine yaraşır şekilde, karşılıksız sevgileriyle insanların hep yakınında olan köpeklerin hakkı olan ilgiyi görmesini sağlayacak bir düzenleme hazırladı.

Köpek sahiplerinin uyması gereken kurallar güncelleniyor. Buna göre evlerinde köpek bakanlar, köpeklerini günde en az 2 kez, toplamda 1 saatten az olmayacak şekilde yürüyüşe çıkarmak zorunda. Köpeklerin uzun süre bağlı tutulması yasak olacak. Bir de köpekler tüm gün yalnız bırakılamayacak. Dünyanın en güzel canlıları yavru köpekler için de bir kıyak yapılmış: Sosyalleşebilmeleri için günde en az 4 saat insanlarla vakit geçirmesi zorunlu olacakmış.

Biz daha meselenin abecesinde, “Köpekleri öldürmeyin, kötü davranmayın” feryatları ededuralım, dünyanın sonundaki ülkeler alfabeyi tamamlayıp ikinci tura başlamışlar. Düzenlemeye sebep olarak da Almanya Tarım Bakanı Julia Klöckner, “Evcil hayvanlar pelüş oyuncaklar değildir, karşılanması gereken ihtiyaçları vardır” demiş.

Tabii Almanlar buna biraz alınmış. Çünkü köpeklere yeterince iyi baktıklarına inanıyorlar. BBC Türkçe’nin haberinde, Almanya Köpek Derneği’nin (VDH) açıklaması yer alıyor. Buna göre birçok köpek sahibi bu düzenlemeye gülüp geçmiş. Çünkü zaten köpekleriyle yeterince iyi vakit
geçiriyorlarmış.

İnanışa göre kediler dünyayı ele geçirme planı yapıyorlardı. Acaba köpekler bu konuda kontrolü ele almış olabilirler mi?

Yazının Devamını Oku

Karantinada bizi onlar kurtardı

KEDİMİZİ her şeyden sakındığımız, köpeğimizi dışarı çıkardıktan sonra eve getirip patilerini köpeklere uygun dezenfektanlarla temizlediğimiz günleri unutmuş gibiyiz. Sanki normal hayata döndük. Bir tek yüzümüzde maske var. Ama bu dönüş sayılara yansıdığına göre yine tedbirli olmakta yarar var. Eskisi kadar keskin önlemler alır mısınız bilmem ama bir önceki “karantina” döneminden dersler çıkarmak gerekiyor.

Bu köşede, pandemi süresinde hayatında kedi, köpeklere özel yer ayırmış insanlarla konuştuğumda, karantinadaki umutsuzluğu bu ilişkiyle aştıklarını anlatmışlardı.

Bunun dünyanın öbür ucunda da aynı olduğunu gösteren bir araştırma yayımlandı ABD’de. Buna göre kedisi olanların dörtte üçü, eğer kedileri olmasa karantina sürecini atlatmalarının mümkün olamayacağını itiraf etmişler. Kedi sahiplerinin yüzde 66’sı kedileri hakkında yeni bir şey öğrendiklerini söylerken, yüzde 76’sı bu süreçte kedisiyle yakınlaştığını anlatıyor. Ayrıca yüzde 64’ü kedisinin evde saklanmayı sevdiği yeni bir yer keşfettiğini, yüzde 57’si yeni bir davranış fark ettiğini, yüzde 55’i de kedisinin sevdiği yeni bir yiyeceği öğrendiğini söylemiş. Ama kediler de yeni normale dönmek istiyorlar: Ankette, kedisi olanlar yüzde 73 oranında, kedilerinin biraz yalnız kalmak istediklerini gösteren hareketler sergilediklerini söylemişler.

Onlar olmasaydı zor zamanlarımızı daha fazla hasarla atlatırdık buna kuşku yok. Bugün onlara teşekkür eder, belki sevdikleri mamadan verir, daha fazla oyun oynamalarına yardımcı olabilirsiniz. Bunu hak ediyorlar.

KEDİ-KÖPEK SAHİPLERİNE DAİR İKİ RAKAM

ABD’de yapılan ankete göre kedi-köpek sahipleri bu ilişkiye dair şunu söylüyorlar:

Yüzde 41:Onlarla konuşuyorum, bu sayede yanımda konuşacak birisi oldu.

Yüzde 49: Onlar sayesinde daha az endişeli hissediyorum.

Yazının Devamını Oku

Bu hayatta kazandığım en erdemli davranışlardan biri hayvan sevgisi

İnsanların kedi, köpekleriyle oluşturdukları bağ çok kuvvetli. Bunu hayvan hakları için mücadele eden insanların çabaları, sosyal medyada karşımıza çıkan ülke fark etmeksizin hikâyelerde görüyoruz. Kimisi günümüzü güzelleştiriyor, kimisi kötü haberler nedeniyle canımızı sıkıyor. Ama her halükârda bu ilişki hepimize iyi geliyor.

Bireysel hikâyeler, bütün bunların arasında en ilham verici olanları. Oyuncu Gonca Vuslateri’nin evini paylaştığı, hayat yolunu beraber yürüdüğü 2 kedisi ve 2 köpeğiyle ilgili serüveni size de iyi gelecek.

Vuslateri’nin 11 aylık 2 kedisi, 2 de köpeği var: Pekinez cinsi çok yaşlı olan Cissy ve Tuzla barınağından sahiplendiği 9 yaşındaki Duma.

Oyuncu, “Hayvan sevgimi en çok babam bana aşılamıştır” diyerek başlıyor anlatmaya: “Babam askeriyedeyken, çocukluğumuzda çok zaman birdenbire eve yavru kedi-köpek getirirdi. Özellikle yavru köpek. Çocukluğumdan beri hayvanlarla yaşadım ben.”

İlk aşkın tadı bir başkaymış, Puppy adındaki köpekleri için çok mücadele etmişler ama “Köpek bakımı konusunda biraz da cahilliğimize denk gelmişti, çok kahrımızı çekti” diyerek nitelediği dönemde ne yaptılarsa beraber bir hayat kuramamışlar. Hep kaçmış Puppy. Nitekim İzmir’den İstanbul’a gelirlerken son kaçışı olmuş, bir daha onu bulamamışlar hiçbir yerde. “Hep Puppy’yi düşünür, üzülürüm” diyor: “Bize çok şey öğretti. Ondan sonra çok hayvan sahiplendik. Daima hayvanımız oldu onun
sayesinde.”

Barınaktan sahiplendiği ilk hayvan Duma. Gecenin bir saati arkadaşı Lal Denizli’yle otururken ilanı görüp aramışlar, onu kurtarmışlar. “Reklamlarda bile oynadı. Türkiye’nin tanıdığı bir hayvan oldu. Eğittim onu. Dans eden, ağlama taklitleri yapan, taklalar atan köpek oldu. Allah uzun ömür versin ki kurtarmaya devam edelim” diye anlatıyor kısaca. Ama iş Duma’yı derinlemesine anlatmaya gelince, tıpkı evladını anlatan ebeveynler gibi tüm özelliklerini döküyor. Anlatıyor: “Duma çok enteresan bir köpek. Başka bir frekansımız var onunla. Küsmelerimiz, barışmalarımız var. Evde birini istemediği zaman bunu çiş-kaka yapmadan bana anlatma şekli var mesela: Gidip çamaşır makinesi gibi saçma sapan bir yer seçip orada oturuyor. Neden orada oturabileceğine bir anlam veremediğimde, ‘Umarım aldın mesajı Goncacığım herhalde’ diyor bakışlarıyla sanki. Başka hayvana tahammülü yok. Ama kedilerle ilgili de sorunu yok. Görmezden gelmeyi öğrendi. Mükemmel dans eder. Bir şey mırıldanırsam arka ayakları üzerine oturup el çırpar gibi dans eder. Çok kaçar ama kaybolduğunu anladığında eve gider. Bir gün Taksim Meydan’da kaçtı, kurtuldu elimden. Fıtık ameliyatı olduğumdan peşinden koşamadım, aradım bulamadım. Sonunda sinirimden eve yürüdüm. Bir baktım evin önünde. İşini bitirmiş beni bekliyor, ‘Nerede kaldın’ der

Yazının Devamını Oku

Mama su, kum tamam. Peki sevgi?

Bir süre öncesine kadar evden kafamızı çıkarmaya korkan bizler, yaz rehaveti ve uzun resmi tatiller sağ olsun, salgın sürse de bulunduğumuz şehirleri terk edip tatillere çıkmaya başladık. 

Köpeği olan insanlar zaten çözümü epey önce buldular: Ya köpekleriyle beraber gidiyorlar tatile ya da dönüşte ‘büyük bir trip yemeyi’ göze alma pahasına, köpeklerini otel ya da bakıcılara bırakarak tatile gidiyorlar.

Kedi sahipleri içinse durum farklı. Bir yere giderken kedinizi götürecekseniz, kedinizin ortamını da taşımanız gerekiyor. O nedenle iş çetrefil hale geliyor. Bunun yerine kedi sahipleri, evlerinin anahtarını yakınlarına ya da arkadaşlarına bırakarak zaman zaman kontrol etmelerini istiyor.

Kedisi olan arkadaşımın tatile giderken anahtarı bıraktığında, “Mama, su ya da kumuyla ilgili bir ihtiyacı olmayacak. Siz geldiğinizde biraz onu sevseniz çok iyi olur. Sevilmek çok hoşuna gidiyor” demesi, beni bu uyarıyı yapmaya itti.

Kediler biraz aynı evi paylaştıkları insanları umursamıyor görünseler de yokluğunuzu anlıyorlar. Şu sıralar, tatile giden arkadaşlarının kedisini günlük olarak kontrol etmeye gidenlere seslenmiş olayım: Kumuna, suyuna, mamasına bakıp dönmeyin. Biraz oturup onları sevin. İyi bayramlar.

KÖPEĞİNİZLE BERABER FİT KALMAK İÇİN

Yaz vücudu için geç kalmış olabilirsiniz ama sağlıklı yaşama başlamak için geç kalmadınız. Ne zaman başlarsanız başlayın kârdır. Köpeğiniz varsa şanslısınız, çünkü köpekler hem oynamayı, koşturmayı seven hayvanlar, hem de koşuculara iyi yoldaşlar. Ama uzman uyarılarına dikkat verin, sonra kaza olmasın.

Dikkat edeceğiniz unsurlar şöyleymiş:

Yazının Devamını Oku

"Depresyonla köpeğimin yardımıyla mücadele ettim"

İnsanın en iyi dostu olarak anılmaları boşuna değil. Hayvan sevgisi, çoğu zaman insanı duygu dünyasındaki en derin çukurlardan çekip çıkarabiliyor. Böyle bir örneği aktaracağım bugün. Geçen hafta, ülkemizde yazar olarak tanınan ama aynı zamanda gazeteci ve senarist olan Jojo Moyes, depresyonla mücadelesini kaleme aldı The Times gazetesi için.

2019’da yazar Jojo Moyes, arkadaşı Sarah Phelps’in Twitter’a koyduğu bir fotoğraftan çok etkileniyor. “Hayatımda gördüğüm en üzgün köpeğin fotoğrafıydı” diye tanımlıyor bu karşılaşma anını. Hayatının nasıl kötü bir döneminde olduğunu, “Hayatım tamamen harap haldeydi. Ailemizden biri ciddi şekilde hastaydı ve hayatımda ilk kez depresyonla mücadele ediyordum” şeklinde anlatıyor. Fikrin hayata geçişi çok hızlı gerçekleşmiş ve Saraybosna’daki bir barınakta yaşamını sürdüren köpeği sahiplenmiş Moyes.

Maalesef hemen hemen her barınak köpeği gibi tedirgin, başkalarına güvenemeyen, rahat hissedemeyen köpek, eve geldiği ilk gün, aynı zamanda Moyes’un iptal edemeyeceği bir yemeğe gittiği akşam evden kaçmış. Ve onu bulabilmeleri ancak bir köpek dedektifi sayesinde olmuş. 13 gün sonra kavuşmuşlar. Bu kavuşma 10 gün sürebilmiş, çünkü 10 gün sonra tekrar kaçmış. Bu ayrılık da 11 gün sürmüş. Bütün bu tavır onun adının ‘Sisu’ olmasına yol açmış. Fincede ‘dışarıya düşkün, bağımsız’ anlamına gelen kelimeyi seçmişler. Moyes onun başından ayrılmayarak, onun hayatındaki tüm ilkleri bir kenara not ederek, duygusal olarak aralarındaki bağın günden güne kuvvetlenmesinin de büyük yardımıyla depresyonunu geride bırakmış. Şimdi Sisu için her şey tamamıyla kusursuz hale gelebilmiş değil ama Moyes’in iki köpeği Alfie ve BigDog’la beraber mutlu bir hayata adım adım ilerliyor.

Jojo Moyes, yazısını hepimize öğüt olacak şu ifadelerle tamamlıyor ki hepimizin hayatında bu sözlerin mutlaka yeri olmalı: “Bütün hayvanlar size bir şeyler öğretirler. Ama bunu en çok barınak hayvanları yapar. Bu onların bilinmeyen yeteneğidir. Sisu, bazen etrafınızdaki dünyayı değiştiremeyeceğinizi ama neredeyse her zaman bir şeyleri değiştirebileceğinizi hatırlatıyor bana. Ve bu küçük değişim bazen de tek ihtiyacınız olabiliyor.”

Sokaktaki canlılara yapılan zulümler maalesef her gün karşımıza çıkıyor. Kanunları bekliyoruz ki tablo düzelsin. O güne kadar yapabileceğimiz, bir hayvanın hayatınızı ne kadar güzel yönde etkileyebileceğini anlatmak. Bu sevginin özel taraflarını aktarmak. Jojo Moyes’in deneyimi, size güzel bir yol olur ve barınaklarda yuva arayan kedilere-köpeklere yoldaşlık etmeyi düşünürsünüz umarım.

OKUR FOTOĞRAFI

Yazının Devamını Oku

Köpekler vegan olabilir mi

Formula 1’de altı kez dünya şampiyonu olan Lewis Hamilton geçen hafta köpeği Roscoe’nun ‘tamamen vegan’ ve ‘çok mutlu’ olduğunu açıkladı.

Hamilton, İngiliz Bulldog cinsi köpeğini bir süredir vegan beslediğini Instagram hesabından duyururken de “Vegan olduğu için tüyleri çok daha yumuşak, patilerindeki şişlikler indi, artık artrit ağrısı nedeniyle topallamıyor ve daha kolay nefes alıyor. Sonuçlardan ikimiz de çok mutluyuz” dedi.

İngiliz Bulldog cinsi köpekler solunum sorunları, kalp rahatsızlıkları ve bazı otoimmün hastalıklardan mustaripler. Bu örnekte olumlu sonuç alınmış görünüyor.

Malum, veganlık söz konusu olunca, veganlar “Ama et yemeden yeterli protein alamazsınız” argümanıyla yıllardır karşı argümanlar sunarak mücadele ediyor.

Şimdi köpeklerini vegan yapmak isteyen kişilere geldi sıra. Peki gerçekten köpekler vegan olabilir mi?

Hayvan hakları kuruluşu PETA, ‘doğru planlama ve bakım’ sonucunda köpeklerin bitki temelli beslenmeyle sağlıklı yaşayabileceğini söylüyor. Köpekler genellikle vegan köpek mamasına takviye olarak eklenebilen iki amino asit, L-karnitin ve taurin takviyesiyle sağlıklı kalabiliyorlarmış. Vegan beslenen köpeklere en iyi örnek 2002’de dünyanın yaşayan en yaşlı köpeği olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Bramble isimli köpek. Border collie cinsi Bramble’ın vegan diyetindeki yiyecekler pilav, mercimek ve organik sebzelerdi.

Köpeklerde ve kedilerde vegan beslenme bir süredir devam eden bir tartışma. Bu konuya karşıt görüşlerle tekrar değineceğiz.

Yazının Devamını Oku

Köpeğimizle yollara düşelim ama nasıl

Normalleşmede parka gitme sınırını aşıp yollara düşüp tatile çıkma eşiğini geçtik. Planlarını yapanlar gittiler bile. Gitmeyenler arasında kısıtlama olmazsa, Kurban Bayramı tatilinde yollara düşme hayalleri kuranlar olabilir. O zaman bu hafta, yollara düşme planı içerisindekilere yönelik önerileri paylaşayım.

Kediyle seyahat etmek kolay bir şey değil. O nedenle genelde tatile gidenler kedilerini evde bırakıp tanıdıklarından bakıcılık ricasında bulunurken, köpeği olanlar da ya köpek otellerine bırakıyorlar köpeklerini ya da yanlarına alıyorlar.

Önce köpekle yolculuk... Pandemi yüzünden insanlar toplu şekilde seyahat etmektense imkânlar elveriyorsa arabayla seyahat ediyorlar. Peki, köpeğinizle arabada seyahat nasıl olacak? Şöyle:

CAMDAN SARKMASIN

Köpeğinizin aracın içinde gezinmesine izin vermeyin. Hem dikkat dağıtmasının önüne geçersiniz, hem de istemeyiz ama olası bir kaza durumunda herkesin emniyette olması için önlem alırsınız.

Yola çıkmadan hemen önce yemek vermeyin. İdeal olanı, yola çıkmadan 3-4 saat önce hafif bir öğün.

Köpeğinizin camdan sarkmasına izin vermeyin, bu şekilde bir anda kendini dışarı atma riskini ortadan kaldırırsınız..

İlk kez yola köpeğinizle çıkacaksanız öncesinde alıştırma yapın. Böylece

Yazının Devamını Oku

Bir gölge gibi peşimde

Karantina bitti, vaka sayılarını korkulan seviyelere çıkarırcasına bir normalleşme içerisinde ‘maskeli normal’ hayatımıza döndük. “İkinci dalga olacak mı” sorusu kafamızın bir yerinde duruyor ama yine de artık evde daha az vakit geçiriyoruz. Bu değişimin sonrasında karantinada bize eşlik eden kedilerimiz, köpeklerimiz de eski normallerine döndüler.

Bu köşenin amacı onları unutturmamak. ‘Kedime, köpeğime övgü’ denebilecek serimizde bu hafta da oyuncu Gözde Mutluer’le kısa bir görüşme var. 2009’da ‘Melekler Korusun’la hayatımıza giren oyuncu, son olarak ‘4N1K Yeni Başlangıçlar’da yer aldı.

4 YILDIR BENİMLE

Anlatıyor Mutluer: “İlk sahiplendiğim kedim, Tahsin adını verdiğim, tekir cinsi arkadaşımdı. İlk kez eve çıktığımda, Beşiktaş’ta ilk günden beri benimle beraberdi. Şu an benimle değil, başka bir yerde yaşıyor. Ama hep aklıma geliyor ve onu çok özlüyorum. Bu seneyse üç tane kedim oldu. Gölge adında bir kedim var, 4 yıldır benimle beraber. Onun dışında Kaan’ın iki kedisi var: Kedibey ve Sarıkedi. Şimdi yeni düzenimizde üçü bir arada yaşıyorlar. Çok da iyi anlaşıyorlar üç kardeş.”

Karantinada işler biraz değişmiş: “Karantinada dönem dönem hiç dibimizden ayrılmadılar ama sonrasında sıkılmalar oldu. Herkes artık ayrı odalarda takılıyor. Bu dönemde şunu gözlemledim, tıpkı insanlarda olduğu gibi onların da aralarındaki iletişim çok daha güçlendi. Artık kedilerimiz çok daha iyi anlaşıyorlar.”

ÖZEL BİR BAĞ

Kedisi Gölge’yle ilişkisini, “Benim Gölge’yle aramda özel bir bağ var önceden beri. Dengeli bir karar vermeme vesile oluyor, öyle bir yere konumlandırdım onu. Hep destek oluyor, hep yanımda. Ne zaman enerjimi düşük hissetse yanıma gelir, guruldar, beni çok sever. Ben de onu çok severim” diye anlatırken, son sözünü şöyle ekliyor: “Birbirimizin dilini çok iyi anlıyoruz, derdimiz olduğunda da anlıyoruz artık. Hayvanlarla iletişim çok zor tabii ama o kanalı açınca, bambaşka bir sevgi boyutuna dönüşüyor. Bambaşka bir anlayış şekline dönüşüyor. İki kız, bir erkek kedimizle hayatımız çok güzel.” Herkese böyle bir hayat diliyorum.

UZMAN GÖRÜŞÜ

Yazının Devamını Oku

Bir kedi bir hayatı nasıl değiştirir

BU hafta dünyada büyük etki yaratan bir hikâyenin ana kahramanı aramızdan ayrıldı. Geriye de ilham verici bir serüven bıraktı.

Anlatayım.

2007 yılında, uyuşturucuya saplanmış hayatında bir çıkış yolu arayan James Bowen, sokak çalgıcılığıyla para kazanmaya çalışıp barınakta yatarken, bir gün sakat halde bir basamakta sarman bir kedi bulur.

Bowen, o sırada hayatını idame ettirebilmek için hem sokak çalgıcılığı yapıyor, hem de evsizlerle dayanışma için bizzat evsizler tarafından hazırlanan The Big Issue dergisini satıyor. Kedisi Bob da günlük işlerinde ona eşlik ediyor.

KENDİ FİLMİNDE OYNADI

Bir süre sonra ikili haline geliyorlar ve dikkat çekmeye başlıyorlar. Ve yayıncıların dikkatinden de kaçamıyorlar. Bir yayıncı, teklifini yapıyor ve 2012 yılında ilk kitap yayımlanıyor: ‘Bob Adındaki Bir Sokak Kedisi ve Hayatımı Nasıl Kurtardığının Hikâyesi’. Bu kitap 2016’da Yabancı Yayınevi tarafından ‘Sokak Kedisi Bob’ adıyla Türkçeye de çevrildi.

Dünyada 40’tan fazla dilde okuyucuyla buluşan, sonra 5 kitapla devam eden seri, sadece İngiltere’de 1 milyondan fazla sattı. Hikâye 2016’da filme de uyarlanırken, Bob bu filmde kendisini canlandırdı. Tabii, filmde ona benzeyen 6 tane dublörü de oynadı.

Ve James Bowen’ın hayatı değişti. Bob onu uyuşturucudan kurtarıp çok satan bir yazar haline getirdi.

Yazının Devamını Oku

‘Onlar varken evde mutsuz olmak yasak’

Karantina günleri geride kaldı, normalleşmeye eski normali aratacak bir hızda dönüş yaptık. Artık sokaklardayız, evde geçirdiğimiz vakit iyiden iyiye azaldı.

Ama karantina günleri zordu. Bu hafta da “Nasıl geçirdiniz karantinayı” sorusunun peşindeyim.

‘Yasak Elma’ ve ‘Sevgili Geçmiş’ dizilerinde oynayan genç oyuncu Sevda Erginci de bu dönemi kedi ve köpekleriyle geçirenlerden.

Onun hikâyesini deşelim şimdi.

‘BEN DOĞURMUŞUM GİBİ HİSSEDİYORUM’

Hayvanseverliğinin başlangıcını şöyle anlatıyor: “Kendimi bildim bileli hep hayrandım hayvanlara. Babamın çok etkisi oldu bunda, onun sayesinde de hep hayvanlarla geçirdim çocukluğumu. Çok sevmeme rağmen kedilerden korkardım ama ilk kedimi sahiplendiğimde çok hızlı yendim korkumu.” İlk hayvanı bir su kaplumbağasıymış. Adı da Hıdır’mış. “Astımım olduğu için her gece onun yaydığı kokudan nefesim tıkanırdı ama yine de fanusunu başka bir odaya koymalarına izin vermezdim. Bir gün ben okuldayken Hıdır’ı başka birine vermişler. Eve dönüp onu göremeyince çok ağlamıştım. Uzun bir süre acısını çektiğimi hatırlarım” diyor. Şimdiyse durum farklı. 3 kedisi, 1 de köpeği var.

Kedilerinin adlı Leyla, Kaju ve Casper. Köpeğinin adı Bitter: “Hayatıma girdiklerinden beri geçirdiğimiz her an çok özel o ayrı. Sahiplenmek istedim ve biraz araştırarak buldum.”

Yazının Devamını Oku