‘Anladım ki onlar da bize öğretebilirler’

Bir kedi, bir köpekle aynı evi paylaşmak insanın hayatını nasıl değiştiriyor, bunu mevzuya uzak olanlara anlatmak kolay değil. Ama yılmak yok. Bu hafta da Galatasaray Kadın Basketbol Takımı oyuncularından Cansu Köksal’a soruyorum, bakalım bir köpekle aynı evi paylaşmak, yoldaş olmak nasıl bir his. Köksal, Şiva’yı anlatıyor: “Şiva’mı 5 sene önce bir barınaktan sahiplendim. Verdiğim en doğru kararlardan biriydi. Beraber büyüdük. Onu sahiplenmeden önce köpek bakımıyla ilgili birçok kitap okudum, eğitim videoları izledim fakat Şiva geldikten sonra bazı şeyleri yalnızca deneyimleyerek öğrenebileceğimi anladım. Onun canı yansa benim de canım acır, o üzülürse ben de üzülürüm. Çok güçlü bir bağımız var.”

Sarı-kırmızılı basketbolcu da hayvan sevgisini ailesi sayesinde edinmiş. Ailede başlayan sevginin ileride toplumu nasıl dönüştürebileceğini şu şekilde ifade ediyor: “Bana her zaman bizden farklı olana saygı duymayı, onları korumayı ve empati kurmayı öğrettiler. Hayvanlarla büyüyen çocuklar; kendileri dışındaki canlıların, üstelik kendilerine benzemeyen canlıların varlığını kabulleniyorlar.

‘Anladım ki onlar da bize öğretebilirler’

ŞİVA VE YEĞENİM

Hükmetme ve nesneleştirme temeli üzerine kurulmayan sağlıklı bir ilişki, çocukların hayvanları kendi varlıklarını bütünleyen canlılar olarak görmelerine neden oluyor. Çocuklar etrafındaki insanlardan ve ailelerinden örnek alıyor, onların davranışlarını takip ediyor. O yüzden çocuklara; bir hayvan türü olan insanın, diğer hayvanları sömürme, zarar verme, yok etme hakkı olmadığını öğretmemiz gerekiyor. Bunun da yolu ailelerde alınan eğitimden geçiyor. Ancak bu şekilde, daha sağlıklı, daha barışçıl, daha hoşgörülü, daha verici, daha paylaşımcı, daha anlayışlı, farklılığa daha açık nesiller yetişebilir diye düşünüyorum. Şiva’yı sahiplendikten sonra yeğenim dünyaya geldi. Şiva’nın bebeği görür görmez karakteri değişti, inanılmaz uysal ve sakin bir köpeğe dönüştü. Yeğenimin yanında sessizce duruyor, kibarca burnuyla ona dokunuyor ve onu koruyordu. Anladım ki bizim onlara öğrettiğimiz kadar onlar da bize öğretebilirler” diyerek anlattığı Şiva etkisi çok güzel. Peki Şiva nasıl?

‘Anladım ki onlar da bize öğretebilirler’

Dinliyoruz: “Çok enerjik ve neşeli. Zor olduğunu, onunla baş edemediğimi düşünebilirsiniz ama aksine beni en mutlu eden özellikleri bunlar. Ne kadar mutsuz ya da yorgun olursam olayım, Şiva’yı görür görmez neşem yerine gelir, onun yanında çok mutlu ve enerjik bir insan olurum. Beni mutsuz görünce yanıma gelir ve durumun düzelmesi için elinden geleni yapar. Bu gerçekten çok özel bir şey.”

‘Anladım ki onlar da bize öğretebilirler’

KEDİLER KÖPEKLER KAYBOLMASIN

30 Ekim’de Ege Denizi’nde meydana gelen ve İzmir’de yarattığı hasarla hepimizin canını yakan deprem, tekrar gösterdi ki kendi canımızı korurken, başta kedi-köpekler olmak üzere tüm canlıların güvenliğine dair de tedbirler almamız gerekiyor.

Depremin ardından enkaz altındaki aramaların yanı sıra, evlerinden kaçıp kaybolan kedi köpeklere ilişkin de çok sayıda haber, ihbar gördük. Bu alanda yardımcı olabilecek bir uygulama var, evcil hayvanlara dijital kimlik sağlayan Pati Tracker.

Kedi-köpeğinizin boynuna taktığınız dijital künye, üzerindeki barkod sayesinde kedi-köpeğinizin bilgilerini öğrenebiliyor. Bu, arama yapıldığında sizin telefonunuza da kedi-köpeğinizin bulunduğu konumu gösteren bir mesaj geliyor. Uygulamaya, www.patitracker.com üzerinden ulaşabilirsiniz.

‘Anladım ki onlar da bize öğretebilirler’

İZMİR’DE OLANLARIN DİKKATİNE

AFAD tarafından kontrollü şekilde yıkılan ilk binanın içinde Umut ve Dalin adında iki kedi bulunuyordu. Sahipleri bulmak için çok aradı ama bulamadılar. Sonrasında bina yıkıldı ama bir mucize oldu ve Umut isimli kedi bulundu. Dalin’in de yaşadığı düşünülüyor.

İzmir’de bu şekilde çok hikâye var ve insanlar kedilerini, köpeklerini arıyorlar. Bu yolda da bugün bir arama ekibi kuracaklar. Bugün saat 12.00’de Bölge Metro İstasyonu’nda buluşup fotoğraftaki canlılar başta olmak üzere, neler yapılabileceğine dair konuşacaklar. İzmir’de yaşayan hayvansever ve yardımseverlerin dikkatine...

Okur fotoğrafı
MIRMIR’LA TANIŞIN

OKURUMUZ Mustafa Vanlı, kedisi Mırmır’ın fotoğrafını paylaşıyor: “Mırmır ailemizin bereketi. Yıllardır ailemizin gazetesi olan Hürriyet gazetesinde fotoğrafın yayınlanması bizi sevindirecektir.” Okurlarımız fotoğrafları gönderirken bu notu görünce seviniyorum. İnsanların kedi-köpeklerine tıpkı çocuklarına duyduklarına benzer hisler beslemeleri hoşuma gidiyor. Sizden de kedi ya da köpeğinizin fotoğrafını bekliyoruz.

‘Anladım ki onlar da bize öğretebilirler’

NOT: Kediniz ya da köpeğinizin fotoğrafını #dunyagüzeli etiketiyle ve Hürriyet’i mention’layarak sosyal medyada paylaşın ya da sdemirel@hurriyet.com.tr adresine mail atın, seçip paylaşalım...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Kedilerin günahını almışız: Bu tutku narkotikle bağlantılı değilmiş

İnternetin en çok rağbet gören videoları arasında kedi videoları başı çekiyorsa, listenin tepesinde de kedilerin kedi nanesi (catnip), ‘nepea cataria’yla etkileşim görüntüleri yer alır:

Kendilerini kaybeder, sağa sola sürtünür, akrobatik hareketler, bilincini kaybedercesine komik tavırlar sergilerler. Bunun sebebini bunca zaman “narkotik” etkisi üzerinden açıklıyordu bilim insanları. Şimdi bir grup Japon ve İngiliz bilim insanı imdada yetişip “Durun” dedi: “Kedilerin kedi nanesiyle ilişkisi tahmin ettiğiniz gibi olmayabilir.”



KİMYASAL SAVUNMA

Neymiş sebebi? Iwate Üniversitesi’nden Masao Miyazaki, kedi nanesindeki nepetalactol’u ayrıştırıp sadece bunu kedilere sunduklarında da benzer tavrı gördüklerini açıklıyor. Bu nepetalactol’un sinekler üzerindeki etkisini de izlemişler ve nepetalactol ile etkileşime giren kedilere daha az sineğin konduğunu görmüşler. Miyazaki, “Sonuçlarımızdan şunu anlıyoruz: Kedilerin “silver vine” ya da kedi nanesi için gösterdiği etkileşim aslında sivrisinekler, virüs ya da parazit canlılar için karşı kimyasal bir savunma yaratmak içinmiş” diyerek çalışmalarının sonucunu açıklıyor. Gördünüz mü, kedilerin yine günahını almışız...


Yazının Devamını Oku

Bu nasıl bir havlama

Geçen haftalarda kedilerin miyavladıklarında aslında ne demek istediklerine dair çalışmalar yapıldığını, zeki köpekler için de bir iletişim araştırması olduğunu yazmıştım. Bu haftanın haberi de Güney Kore’den geldi.

The Petplus isimli start-up, geliştirdiği yapay zekâ destekli tasma sayesinde, köpeklerin ruh durumunu havlamalarından anlayacak. Beş duyguyu tespit edebileceklerini söylüyorlar: Mutlu, rahat, endişeli, kızgın ve üzgün. Tasmanın bir diğer faydası da köpeğinizin fiziksel aktivitesini ve dinlenme durumunu takip etmesi.



İsabet oranı yüzde 90’ı bulan tasmayı köpeğinde deneyen Moon Sae-mi, “Köpeğimin oyun oynadığı zaman mutlu, ben evde yokken de üzgün ve endişeli olduğunu zannediyordum. Bu şekilde öğrendim ki, tıpkı insanlar gibi o da oyun oynayıp kaybettiği zaman sinirleniyormuş” diyor.

The Petplus yöneticisi Andrew Gil, pandemi döneminde çok kişinin köpek sahiplendiğini ancak daha sonra köpekle anlaşamama nedeniyle onları terk ettiğini söylüyor. Bu tasma bu sorunu da çözebilir.

Bilimin ilerlediği bu yolu sevdim. Kusursuz bir iletişim kurma zamanımız yaklaşıyor, seviniyorum.

Yazının Devamını Oku

Evden çıkacağız peki ya onlar

Geçtiğimiz yıl bizleri eve hapseden COVID-19’un nihayet aşısı bulundu ve kısa süre içerisinde ülkemizde de kullanımına izin verilecek.

Bu sevindirici haberlerle birlikte 2021’den en büyük beklentimiz değişmemiş oldu: Herkesin hayatının güvende olduğu, hijyen-maske-mesafeye dikkat etmek zorunda olmadan sevdiklerimizle bir araya gelebileceğimiz bir yıl olması.

Aşı da bunu hızlandıracak diye ümit ediyoruz.

Bu konunun bu köşeyle alakasıysa şu: 2020’nin mart ayından beri kedi-köpekle evini paylaşanlar, hiç olmadığı kadar evde vakit geçirdiler. Ve normalleşme demek, eskisi gibi evlerinde daha az zaman geçirecekleri anlamına geliyor.

Bunun etkileri var tabii. Özellikle köpeklerde olumsuz etkiler yaratması muhtemel.



Yazının Devamını Oku

Olmasalardı bu yıl geçmezdi

Covid-19’la geçen bir yılı geride bırakıyoruz. 2020’nin hayatımızın en kötü yılı olmasını umarak ve yaşanan tüm kötü olayları bir daha yaşamamak temennisiyle 2021’in eşiğinde bekliyoruz.

Yeni yılda temiz bir sayfa açma klişesi, sanıyorum 2021’e kadar hiç bu denli önemli olmamıştı.

Evet, 2020 yılı çok zor geçti, tarifsiz acılar yaşandı, hayatta kalanlar olarak sevdiklerimizin hayatlarıyla ilgili endişe duyduk, maddi zorluklar, sıkıntılarla boğuştuk.



O da yetmedi, karantina ve sağlık tedbirleri nedeniyle birbirimizden uzak, bir araya gelemediğimiz bir yıl geçirdik. Bunca kötülüğün arasında belki de bahsedebileceğimiz tek iyi şey, evlerini bir hayvanla paylaşan insanların yaşadığı ayrıcalıktı. Köpekler, dış dünyadan habersiz, hayatlarının en iyi yılını yaşadı belki de. Çünkü ev arkadaşları onları hiçbir zaman yalnız bırakmadı, hep yanı başlarındaydı. Kediler belki bundan memnun kalmamış olabilir ama onlar da yine sürekli “hoşnut olmadıkları” ilgiye mazhar oldular.

Kısacası, evde kalanlar akıl sağlıklarını koruyabildilerse, bunu önemli ölçüde evlerini paylaştıkları evcil hayvanlarına borçlular.

Yazının Devamını Oku

Bağırdığınızda hiç de iyi şeyler olmuyor

Tamam, belki bazen gereğinden fazla yaramazlık yapıyor.

Diyelim bir dünya para verdiğiniz elektronik eşyanın kablosunu kemiriyor, alabilmek için indirime girmesini beklediğiniz o harika ayakkabınıza zarar veriyor veya çok heyecanlandığı bir sırada altına kaçırıyor ve koltuğunuzu mahvediyor. Hiçbiri esasında köpeğinize bağırmanız için bahane değil. Ben söylemiyorum, hakemli bilimsel dergi PLOS ONE’da yayımlanan araştırma söylüyor.

SALYA TESTİ YAPILDI

Araştırmanın sonucuna göre, bizim dünya güzellerinin, uygulanan olumlu ceza ve olumsuz pekiştirme yöntemleri nedeniyle uzun dönemde akıl sağlığı kötü etkileniyormuş. Daha önce benzer bir araştırmayla caydırıcı metotların olumsuz etkileri ortaya konmuştu. Ancak bu çalışma sadece polis köpekleri ve laboratuvar deneylerindeki köpekler üzerinde yapıldığından kapsamı sınırlıydı.



Yeni araştırmada bir grup köpek, ödüllendirme yoluyla (ödül maması ve oyun gibi) eğitilirken, diğer gruba bağırma ve fiziki manipülasyon gibi caydırıcı unsurlar uygulanmış. Köpekler eğitim sırasında kayda alınmış ve stres hormonlarının kontrol edilebilmesi için düzenli olarak salyaları alınarak teste tabi tutulmuş.

Yazının Devamını Oku

Yoksa...Köpekler duymayıp uyduruyor mu

Köpeklerle iletişim kurma hayalimizi elimizden almaya kalkan Budapeşte’deki Eötvös Iorand Üniversitesi’nden bilim insanlarına sitemle anonslayayım: Araştırmalarına göre köpekler aslında her söylediğimizi anlamıyormuş.

Yani insanlar gibi kelimeler arasındaki ince farklar onlar için anlam ifade etmiyormuş. Açayım: Köpeklerin bildikleri talimatları ve çok farklı anlamsız kelimeleri dinlediklerinde beyin aktivitelerinin farklı olduğu biliniyordu. Ama devamında beyin aktiviteleri incelenirken öğrendikleri komutlara benzeyen seslere de aynı tepkiyi verdikleri ortaya çıkmış. Yani “Otur” demek yerine “Otar” dediğinizde değişen bir şey olmuyor.



Ezcümle, işitme kapasiteleri yüksek olan köpekler konuşma seslerini ayırt edebiliyor ama tüm konuşma seslerine gerçekten dikkat etmiyor gibi görünüyorlar. Ve bu halleriyle de bizi üzüyorlar. Umarım zamanla farkları anlarlar da iletişimimiz kuvvetlenir.

Yazının Devamını Oku

İstedikleri bu kadar basit... Sevmek sevilmek yemek ve oyun

Kötü haberlerle gündelik hayatta mücadelemizi sürdürüyoruz.

Burada güzellikleri konuşalım. Bu hafta, CNN Türk spikeri, aynı zamanda ‘Kardeşini Doğurma’ kitabının yazarı Büşra Sanay’la, köpeği Dagu’nun hikâyesini konuştum. Lafı uzatmayayım, http://instagram.com/busrasanay adresinde de takip edebileceğiniz Dagu ve Büşra Sanay’ın dostluğunu dinleyelim:

‘ANNE-OĞUL YAŞIYORUZ’

“Dagu’nun hayatıma girmesiyle kalbimin kapasitesinin ne kadar sonsuz olduğunu öğrenmiş oldum. Bunu belirtmeliyim önce. 2 yıldır beraberiz. O şimdi 2 yaşında ve müthiş bir hikâye yazıyoruz bu hayatta. Adeta birbirimiz için çıldırıyoruz. Eve her girdiğimde beni en son 40 yıl önce görmüş gibi davranıyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. Beni sevdiğini ve bana güvendiğini görmek müthiş bir şey.”



“Hayvan sevgisi içimde hep vardı. Çünkü şefkat hissi yüksek bir insanım. Kendimi karşı tarafın yerine koyabilen biriyim. Bu her ne kadar hayatta bazen canımı yaksa da bu konuda harikalar yarattı. Önceden balık, kuş, tavuk, horoz ve bir ara baktığımız Sibirya kurdumuz oldu ancak Dagu ile bağımız bambaşka. Çünkü bebekken hayatıma girdi ve anne-oğul olarak yaşıyoruz. Gülüyor, konuşuyor ve bunu öyle net görüyorum ki! Birbirimize hep sahip çıkıyoruz. O leb demeden ben ne yapacağını biliyor onu ondan iyi tanıyorum.”

Yazının Devamını Oku

Bir düşünsenize köpeğiniz sizinle konuşuyor!

Geçen haftanın haberi, Amazon Alexa’nın mühendislerinin kedilerin miyavlamalarını anlayan bir uygulama geliştirmeleriydi.

Buna göre kısıtlı bir çerçevede kedilerimizin bizimle zahmet edip iletişime girdikleri sırada ne söylemek istediklerini anlama şansımız olacaktı.

Kedilerin ulusa seslenişini merakla beklerken, bu heyecanlandırıcı çalışmanın yanı sıra devam eden başka araştırmalar da var.

Bunun kapısını da muhteşem bir köpek ve sahibi araladı: Alexis Devine ve Bunny.



Her köpek sahibinin yaptığı gibi köpeğiyle konuşmaya çalışan Alexis Devine, köpeği Bunny’den cevap alabiliyor.

Yazının Devamını Oku

100 yıl sonra Beyaz Saray köpeksiz... Acaba değişecek mi

Haftaya ABD Başkanlık seçimini eda edeceğiz, tüm dünyanın merak ve endişeyle beklediği sonuç belli olacak.

Joe Biden ve Donald Trump arasındaki yarışta konu bir şekilde köpeklere de geldi. Çünkü Donald Trump, 100 yıl sonra Beyaz Saray’da köpeği olmayan ilk ABD Başkanı. Joe Biden’ın ise Champ adında bir Alman çoban köpeği var. Biden için sosyal medya kampanyasında, “İnsanınızı akıllıca seçin” ifadesiyle, eski bakan yardımcısı için oy isteniyor. ABD halkına sandıklara sahip çıkmasını önerirken bir not: “Siyasilerin kedi-köpek sevgileri, iyi yönetici olacakları anlamına gelmiyor” şerhini, Türkiye’de uzun süre siyasetin içinde yer alan kedi fanatiği siyasetçimizi anarak düşeyim.

BİZİM DUYGULARIMIZ VAR, PEKİ KEDİLERİN
CAHİT Kayra’dan kedilerin ruh dünyası üzerine harika bir pasaj paylaşacağım. 103 yaşındaki yazarımız, -Allah başımızdan eksik etmesin- 1999’da Boyut Kitaplar’dan çıkan ‘Çiçekleri Unuttular’ kitabında, ‘Kedi Hakları’ başlıklı bölümde şöyle demiş: “Biz kendi ilişkilerimize sevgi, aşk, özlem, hicran, elem falan filan gibi adlar takıyoruz. Şairler şiirler yazıyor, kemanlar ezgiler ağlıyor, ressamlar, resimler... Romantik ve kutsal aşklar... Feylesofların ve psikologların derin, gizemli açıklamaları... Derin ve anlaşılması güç teoriler... Neler neler (...) Ama üçüncü katın balkonundan aşağıda, bahçedeki tosun kafa tekire, heyecanlı, özlemlerle dolu melodiler inleten bizim kedinin saf, temiz duygularına gelince... İçgüdü... Oysa bu iki masum yaratığın ilişkisinde o tür uydurmaların hiçbiri yok. Her şey doyurucu hazlar ve gerçekten kutsal sonuçlarla biter bu oyunda... Tam feylesofların dedikleri gibi... Zındık mındık ama ne demiş Spinoza: ‘Doğada uygun olan şey iyidir!’” (Kaynak: Kedi Kitabı, Gökhan Akçura, OM Yayınevi)

KARA KEDİ MUAMMASI

Yazının Devamını Oku

O kadar da kedici değilmişiz

STATISTA verileri, çarpıcı bir sonucu ortaya koydu. Kedi başkenti olan ve ‘Catstantinople’ olarak anılan İstanbul’a rağmen, kedi sahiplenmede birinci ligde değiliz.

Araştırma diyor ki evlerini kedilerle paylaşma oranında Romanya, yüzde 47’yle lider. İkinci Letonya yüzde 38, onu Macaristan 34, Slovenya ve Polonya 33’le takip ediyor. Litvanya 32, Fransa ve Avusturya 31, Belçika yüzde 27, Danimarka yüzde 26. Kedisever ülke olsak da bizim kedilerle ev paylaşma oranımız İsveç gibi yüzde 19’da kalmış.

Yazın bittiği an yüzünü göstermeye başlayan kış geldiğine göre çağrımızı yineleyelim: Kedilerle evinizi paylaşmak harika. Bunun getireceği mutluluğu çok az şeyde bulabilirsiniz, o nedenle lütfen sokaktaki kedilere sevginizi sadece sokakta göstermeyin, evinizi de onlara açın.

BU DÜNYADAN DEĞİL GİBİ: MUHTEŞEM GÜZELLİK

İtalya’nın Sardinya adası, dünyaya bir güzellik daha sundu. Bölgede çiftçilik yapan Cristian Mallocci’nin köpeği Spelacchia’nin doğan beş yavrusundan bir tanesi biraz farklı. Anne karnında, yaralanmalarımızda cildimizde oluşan morluk ve yeşillikleri oluşturan ‘Biliverdin’ pigmentiyle temas etmesi sonucu tüyleri yeşil renkte doğdu. Bu dünya güzeline İtalyanca ‘fıstık’ anlamına gelen ‘Pistachio’ adını verdiler. İlerleyen zamanlarda Pistachio’nun tüylerinin normal rengine dönmesi bekleniyor. Doğuştan farkını gösteren Pistachio’nun kardeşleri sahiplendirilecek ama Pistachio, çiftçi Mallocchi’nin koyunlarına rehberlik yapacak.

‘SEMTPATİ’K YAKLAŞIM

Yazının Devamını Oku

İşin sırrı gözleri kısmaktaymış

2013 yılında yapılmış mükemmel bir araştırma vardı. Hatırlatayım: Tokyo Üniversitesi’nden Atsuko Saito ve Kazutaka Shinozuka, kedilerin söylediklerimizi anladıklarını ama bunu umursamadıklarını bulmuştu. Araştırma sonucunda tarihin en “kedilere yakışır” haberlerinden biriyle karşılaşmıştık. Ama kedilerin peşini bırakacağımız sanılmasın. Madem onlar bizi umursamıyor, biz onların dünyasına gireriz; ne olmuş yani?

BAĞ KURMAK İÇİN

Bu kez de Portsmouth Üniversitesi ve Sussex Üniversitesi’nden psikologlar kedilerle bağ kurma sanatı üzerine kafa yormuşlar. Araştırmanın başlığı ilgi çekici: “Kedi-insan iletişiminde kedi göz kısma hareketinin rolü.” Buna göre kedilere sanki miyopmuşuz gibi bakarsak onlarla bir iletişim kurmamız mümkün olacak.

Detaylara gelelim. Yavaş göz kırpma hareketi, kedilerde gülümseme olarak değerlendiriliyor. Yani insanlardaki içten gülümsemeyle eşdeğer görülüyor. Ve kediler kendilerine bu şekilde yaklaşan insanlara daha yakın davranışlar sergiliyor.

Üç detay var. Kediler, aynı evi paylaştıkları kişiler yavaşça göz kırpınca aynı şekilde cevap verme eğilimi gösteriyorlar. Tanımadıkları bir kişi yavaşça göz kırparsa, buna da cevap verebiliyorlar. Nötr şekilde duran kişilerdense kendilerine yavaşça göz kırpan kişilere daha yakın durabiliyorlar. Ne mutlu ki insanlık olarak kedilere daha çok yaklaşma şansı yakaladık.

SOKAKTA SELAM

Evdeki iki kedimiz üzerinde test etmeye kalktım: Biri değil göz kırpmak, dünyaları önüne sersem beni umursamıyor, diğeriyse o kadar hareketli ki göz göze gelemiyoruz. O nedenle ben sokağa çıkıp gördüğüm tüm kedilerde bu davranışı test edeceğim. Bu haber doğru çıkarsa çok sevineceğim. Sokakta gördüğünüz kedilerle selamlaşabildiğinizi düşünsenize...

Bir insan daha ne ister?

Yazının Devamını Oku

Azıyla yetinebilen kediler de varmış

Diyet için en çok duyduğumuz tavsiyelerden biri şu: “Sık aralıklarla, azar azar yiyeceksin.” Biz bunun sadece “sık aralıklarla” kısmına uyup “azar azar yeme” kısmını pas geçerek hayatımıza devam ediyoruz. Kedilerde de benzer bir durum varmış. Herkes evini paylaştığı kedisine bakarsa benzer manzara görecektir zaten. Eğer kediniz sabahın olabilecek en erken saatinde mama kabını doldurmanız için sizi uykunuzdan uyandırmıyorsa çok şanslısınız.

Geleyim sadede: Bu kez Kanadalı araştırmacılar, kedilerimizin lokmalarına göz koymuşlar. Sonuçlar ilginç ama. Demişler ki, her gün tek bir öğün yiyen kedilerde iştah düzenleyici hormonlar daha yüksek seviyede görülüyor ve bu kediler daha çok tatmin oluyor. Yağ depolarını eritip kas geliştirmek için de daha fazla proteine sahip oluyorlarmış.

Guelph Üniversitesi’nin araştırmasında yer alan Adronie Verbrugghe, sonuçların kedilerini her gün azar azar günde birkaç kez beslemelerini salık veren veterinerleri şaşırtacağını söylüyor. Yine de çalışmanın henüz tüm kediler için geçerli olmadığını belirtmekte yarar var.

KEDİNİN ZARARI YİNE KENDİNE

COVID-19 hayatımıza girdiğinden beri sürekli evcil hayvanların günahı alındı. Son araştırmalar, kedi ya da köpeklerin insanlara koronavirüs bulaştırmadıkları tezini doğruluyor. Henüz aksi bir tez çıkmadı zaten. Ama maalesef, kediler koronavirüsü birbirlerine bulaştırabiliyorlarmış. PNAS’te (Proceedings of The National Academy of Sciences) yayımlanan araştırmaya göre kedi ve köpeklere yeni tip koronavirüs bulaşabiliyor ancak hiçbiri hastalanmıyor. Kediler köpeklerden farklı olarak diğer kedilere virüsü bulaştırabiliyor. Ayrıca kedilerin virüse karşı güçlü ve koruyucu bir bağışıklık geliştirdiği ve aşı çalışmalarında bu bulgunun işe yarayabileceği düşünülüyor.

Köpeklerdeyse virüs üst solunum yolunda üremediği için köpeklerin virüsü hiçbir şekilde yaymadıkları ortaya çıkmış. Yani kedi ve köpekleri rahat bırakın, insanlardan koruyun.

Yazının Devamını Oku

Dünyayı kediler yönetiyor derlerdi de inanmazdık

En sadık dostumuzun köpekler olduğunu söylüyoruz ve bunu kabul ediyoruz. Bu konuda fazla itiraz eden yok. Köpeklerin, sevgilerini kedilere nazaran daha çok gösterdikleri ortada. Ama bu kedilerin ne kadar etkili yaratıklar olduğu gerçeğini gölgelememeli. Çünkü kedilerin dünyaya bıraktıkları izler, tahmin ettiğimizden fazla.

Tarihe geçen kedilerden bir kuple sunacağım şimdi.

FİZİĞİ ÖĞRETTİ BİZE

Michigan Üniversitesi profesörlerinden J.H Hetherington, 1975’te bir makale hazırladı ve ön okumasını yapması için bir arkadaşına gönderdi. Arkadaşı da makalenin birinci çoğul şahıs kipinde yazıldığını, bunu birinci tekil şahıs olarak düzeltmesi gerektiğini söyledi. Ama o tarihte, bu oturup makaleyi baştan yazmak demekti. Hetherington, onun yerine adının yanına bir imza ekledi: Felis Domesticus Chester Willard. Yani, kedisi Willard. Böylelikle fizik öğreten kediyle tanıştık.

BİLİNEN İLK EV KEDİSİ

Kıbrıs’ta yaklaşık 9500 yıllık bir mezarı kazan Fransız arkeologlar, kedi iskeleti bulmuşlar. Yanında tahminen sahibinin de mezarının bulunmasıyla tarihin ilk ev kedisine ulaşmışlar.

ADI OLAN İLK KEDİ

O güne kadar genellikle “mau” yani “miyavlayan” diye adlandırılan kedilere, Firavun III. Tutmosis zamanında yaşamış bir kedi vesilesiyle ilk kez isim konulmuş: “Necmi” demişler. Yani “sevgili” ya da “yıldız”.

Yazının Devamını Oku

2020 kötü bir yıldı, 2021’e şimdiden hazırlanmalı

Ne kadar can sıkıcı bir yıl olduğunu kalkıp anlatacak değilim elbette. Ama dünyanın iyiye gittiği yok, o yüzden “Çok şükür kötü günleri geride bıraktık, sırada daha kötü günler var” diyerek 2021’e şimdiden hazırlanmak gerek. Bu hazırlıkları sadece kendimize yapmayalım tabii. Kedi-köpekler için de tedbir almak şart.

Hatırlayalım:

Acil durum çantası: Evde yaşayan herkesin bir acil durum çantası olması gerektiği gibi, kedi ya da köpeğinizin de bir tane olması lazım. İçinde bir hafta yetecek kadar yemek, su, katlanabilir tabaklar, bir haftalık ilaçları, künyesi, belgeleri, tasması, taşıma çantası, oyuncakları, battaniyesi gibi eşyaları olmalı.

Hayvan dostu toplanma alanı: Etrafınızdaki toplanma alanlarını kontrol edin. Ayrıca hayvan dostu otelleri hatta hayvanınızla birlikte kalmanıza izin verecek arkadaş ve akrabalarınızı belirleyin.

Mikroçip: Kedi ya da köpeğiniz kaybolduğunda onu bulmanın en kolay yolu, mikroçipinin olması. İhmal etmeyin.

Dayanışma ağı: Şunu unutmayın, bir felaket yaşandığında evinizde olmayabilirsiniz, arkadaşınız ya da komşunuzun böyle bir durumda hayvanınıza göz kulak olabileceğinden emin olmak için böyle dayanışma ağlarına girip görev paylaşımı yapabilirsiniz.

KEDİLERİN MASAJ HAREKETİ NE ANLAMA GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Nedir bu kedilerin bizden çektiği

Vaka sayıları tekrar artıyor, yeni tedbirler açıklanıyor ve endişemiz yükseliyor. Koronavirüs haberlerine tekrar bakalım. Son haber, kedilere yapılan bunca kötülük yetmezmiş gibi koronavirüs konusunda can sıkıcı bir durum yaşandığını ortaya seriyor. Hayvanseverleri tenzih ediyorum, meğer nankör olarak adı çıkan kedilere insanlar bir nankörlük daha yapmış.

Şöyle: Koronavirüsün tüm dünyaya yayıldığı Çin’in Vuhan kentinde yapılan araştırma, tahmin ettiğimizden çok daha fazla kedinin koronavirüse yakalandığını ortaya serdi. Emerging Microbes&Infections dergisinde yayımlanan makale, Huazhong Tarım Üniversitesi’ndeki araştırmacıların ocak-mart arasında 102 kediden aldığı örneklerin sonucunu aktarıyor.

ANTİKOR GELİŞTİRMİŞ

Hayvan barınakları, hayvan hastaneleri ve COVID-19 geçiren kişilerle beraber yaşayan kedilerden alınan örneklerde 15 kedide koronavirüse karşı antikor tespit edildi. Yani kediler koronaya yakalanmış ama hastalığı yenmişler.

Hatta hastalığı geçiren 15 kediden 11’inde virüsü engelleyecek kadar güçlü antikor bulundu.

İNSANDAN GEÇİYOR

Kedilere insanların yaptığı nankörlüğe gelelim buradan: Koronavirüsle yaşamaya başladığımızdan beri kedilerin-köpeklerin bulaştırıcı olabileceği, bu hastalığı insanlara taşıyabileceği iddiasıyla mücadele ediyor hayvanseverler. Ve bu mücadelede haklılıklarını sürekli bilimsel araştırmaların desteğiyle kanıtlıyorlar. Vuhan’daki son araştırmada da kedilerin hastalığı ya birbirlerinden ya da insanlardan kaptıkları ortaya çıkmış.

Yazının Devamını Oku

Bu ne sevgi ah bu ne yolculuk

Zoe ve Guy Eilbeck, oğulları Cam ve Max’le beraber yelkenle dünya turundayken koronavirüs nedeniyle sınırların kapatılacağı haberini aldıklarında, sadece 48 saat süreleri vardı.

ABD’de Güney Carolina’da yelkenlilerini limana bağlayıp hemen ülkeleri Avustralya’ya dönüş için harekete geçtiler. Ama bir problem vardı: Avustralya’nın hayvanlarla ilgili katı kuralları.

ARKADAŞINA BIRAKTI

Bu nedenle 2018’de Sicilya, Messina’da bulup sahiplendikleri köpekleri Pipsqueak’i sınırdan bu kadar kısa sürede geçirmeleri mümkün değildi. Sınırların bu kadar uzun süre kapalı kalacağına dair bir öngörüleri yoktu ve dönüp tekrar buluşacaklarını düşünerek Pip’i bir arkadaşlarına emanet ettiler. Ama hayat öyle devam etmedi ve zorlu serüven başladı.

SERÜVEN BAŞLIYOR

27 Mart’ta köpekleri Pip’i, Güney Carolina’daki arkadaşlarına bırakıp yola çıktılar. Ama bu evde diğer köpekler yüzünden huzur bulamadı ve 4 Nisan’da aynı bölgede başka bir arkadaşlarının evine gitti Pip.

19 Temmuz’da, hayvan hakları aktivisti Melissa Young, Pip’le beraber önce Charlotte’a, ardından Los Angeles’a uçtu.

21 Temmuz’da Pip, Los Angeles’tan Yeni Zelanda Auckland’a 13 saatlik uçuş gerçekleştirdi.

24 Temmuz’da, Auckland’dan Melbourne’e gitti ve burada 10 günlük zorunlu karantinaya girdi.

Yazının Devamını Oku

Yoksa bizi kedi ilacı mı kurtaracak

Koronavirüs salgınından kelimenin tam anlamıyla bezmiş durumda, alabileceğimiz önlemleri alarak kendimizi korumaya çalışarak geçen günlerde, gözümüz sürekli haberlerde.

Aşı yarışında son noktaya gelen çalışmalar var, “Bulduk, yakında piyasada” diyenler var ama günün sonunda biz hâlâ maskelerimizle, dezenfektanımızla hayatımızı sürdürüyoruz.

Son ümit veren gelişme, Kanada’daki Alberta Üniversitesi’nden. Onlarınki aşı çalışması değil ama bir ilaç üzerinde yoğunlaşıyorlar.

Alberta Üniversitesi’nin kıymetli bilim insanları, GC376 adı verilen, kediler için üretilmiş bir ilacın insanları COVID-19’a karşı koruyabileceği ihtimali üzerinde duruyorlar.

Heveslendirici haberi deşeyim. Feline Infectious Peritonitis olarak bilinen, bir kedi koronavirüs hastalığının tedavisi için yapılan araştırmalarda, bu ilacın kedileri COVID-19’a karşı da koruduğu ortaya çıkınca “Acaba insanlarda da benzer sonucu alabilir miyiz” düşüncesiyle araştırmalar başladı.

Nature Communications’da yayımlanan makalede, “Bu ilaç insan koronavirüs rahatsızlığını tedavi etmek için güçlü bir aday çünkü hayvanlar üzerinde başarılı oldu bile”

Yazının Devamını Oku

Hak ettikleri sevgiyi almaya başladılar

Köpeklerinizin en güzel göründüğü fotoğrafları hazırlayın. Ya da maalesef artık aramızda olmayan eski can dostlarınızın fotoğraflarını sandıklardan çıkarın. Çünkü bu çarşamba Dünya Köpekler Günü’nü eda edeceğiz.

Bizde hayvan hakları yasası henüz kanunlaşmaktan çok uzakta. O yüzden Türkiye’de yaşayanlar olarak biz ancak kendi çevremizde, temas edebileceğimiz mesafedeki hayvanların hayatına olumlu etki bırakabiliyoruz. Ya da böyle günlerde fotoğraf paylaşmakla yetiniyoruz. Ama dünyada bu konuda ilerleme kaydetmiş ülkeler var tabii.

Almanya mesela, tam da bu günün muhteşemliğine yaraşır şekilde, karşılıksız sevgileriyle insanların hep yakınında olan köpeklerin hakkı olan ilgiyi görmesini sağlayacak bir düzenleme hazırladı.

Köpek sahiplerinin uyması gereken kurallar güncelleniyor. Buna göre evlerinde köpek bakanlar, köpeklerini günde en az 2 kez, toplamda 1 saatten az olmayacak şekilde yürüyüşe çıkarmak zorunda. Köpeklerin uzun süre bağlı tutulması yasak olacak. Bir de köpekler tüm gün yalnız bırakılamayacak. Dünyanın en güzel canlıları yavru köpekler için de bir kıyak yapılmış: Sosyalleşebilmeleri için günde en az 4 saat insanlarla vakit geçirmesi zorunlu olacakmış.

Biz daha meselenin abecesinde, “Köpekleri öldürmeyin, kötü davranmayın” feryatları ededuralım, dünyanın sonundaki ülkeler alfabeyi tamamlayıp ikinci tura başlamışlar. Düzenlemeye sebep olarak da Almanya Tarım Bakanı Julia Klöckner, “Evcil hayvanlar pelüş oyuncaklar değildir, karşılanması gereken ihtiyaçları vardır” demiş.

Tabii Almanlar buna biraz alınmış. Çünkü köpeklere yeterince iyi baktıklarına inanıyorlar. BBC Türkçe’nin haberinde, Almanya Köpek Derneği’nin (VDH) açıklaması yer alıyor. Buna göre birçok köpek sahibi bu düzenlemeye gülüp geçmiş. Çünkü zaten köpekleriyle yeterince iyi vakit
geçiriyorlarmış.

İnanışa göre kediler dünyayı ele geçirme planı yapıyorlardı. Acaba köpekler bu konuda kontrolü ele almış olabilirler mi?

Yazının Devamını Oku

Karantinada bizi onlar kurtardı

KEDİMİZİ her şeyden sakındığımız, köpeğimizi dışarı çıkardıktan sonra eve getirip patilerini köpeklere uygun dezenfektanlarla temizlediğimiz günleri unutmuş gibiyiz. Sanki normal hayata döndük. Bir tek yüzümüzde maske var. Ama bu dönüş sayılara yansıdığına göre yine tedbirli olmakta yarar var. Eskisi kadar keskin önlemler alır mısınız bilmem ama bir önceki “karantina” döneminden dersler çıkarmak gerekiyor.

Bu köşede, pandemi süresinde hayatında kedi, köpeklere özel yer ayırmış insanlarla konuştuğumda, karantinadaki umutsuzluğu bu ilişkiyle aştıklarını anlatmışlardı.

Bunun dünyanın öbür ucunda da aynı olduğunu gösteren bir araştırma yayımlandı ABD’de. Buna göre kedisi olanların dörtte üçü, eğer kedileri olmasa karantina sürecini atlatmalarının mümkün olamayacağını itiraf etmişler. Kedi sahiplerinin yüzde 66’sı kedileri hakkında yeni bir şey öğrendiklerini söylerken, yüzde 76’sı bu süreçte kedisiyle yakınlaştığını anlatıyor. Ayrıca yüzde 64’ü kedisinin evde saklanmayı sevdiği yeni bir yer keşfettiğini, yüzde 57’si yeni bir davranış fark ettiğini, yüzde 55’i de kedisinin sevdiği yeni bir yiyeceği öğrendiğini söylemiş. Ama kediler de yeni normale dönmek istiyorlar: Ankette, kedisi olanlar yüzde 73 oranında, kedilerinin biraz yalnız kalmak istediklerini gösteren hareketler sergilediklerini söylemişler.

Onlar olmasaydı zor zamanlarımızı daha fazla hasarla atlatırdık buna kuşku yok. Bugün onlara teşekkür eder, belki sevdikleri mamadan verir, daha fazla oyun oynamalarına yardımcı olabilirsiniz. Bunu hak ediyorlar.

KEDİ-KÖPEK SAHİPLERİNE DAİR İKİ RAKAM

ABD’de yapılan ankete göre kedi-köpek sahipleri bu ilişkiye dair şunu söylüyorlar:

Yüzde 41:Onlarla konuşuyorum, bu sayede yanımda konuşacak birisi oldu.

Yüzde 49: Onlar sayesinde daha az endişeli hissediyorum.

Yazının Devamını Oku