Sokaklar çıkılamayacak kadar tehlikeli

GEÇEN hafta İzmir’de çok yakın bir doktor arkadaşım sosyal medyadaki grubumuza, “Aşı oldunuz diye otellerde filan toplanmayın. Durum çok ciddi” diye bir uyarı mesajı gönderdi. Yasakları delmek için otellerde güle eğlene yemek yedikten sonra, oda paralarını ödedikleri halde kalmayan arkadaş grupları olduğunu duyuyoruz. Bizim grupta da, “Otelde buluşalım” teklifi gelmeye başlayınca doktor arkadaş uyarma ihtiyacını hissetti.


Prof. Dr. Esin Şenol, bir TV programında, “Sokaklar çıkılamayacak kadar tehlikeli hale geldi” alarmı verdi. Hala işin ciddiyetini anlayamayanlar için de, “Her 4.5 dakikada bir kişi koronavirüsten ölüyor” dedi. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu ise her şeyin devletten beklenmemesini isteyip, “Yalvarıyorum bir şeyler yapın” diyerek, TOBB ve TÜSİAD gibi kuruluşlarla işçi sendikalarına salgının durdurulması için işbirliği yapmaları çağrısında bulundu.

TAM KAPANANLAR ŞİMDİ ÖZGÜR
Salgın İngiltere’de 3 ay tam kapanma ve toplumun büyük bölümü aşılandıktan sonra kontrol altına alınabildi. Bugün İngilizler eski hayatlarına döndü. Türkiye’de de doktorlar çok kritik sektörler dışında üretimin durdurulması çağırısı yapıyor. Toplu ulaşımla iş-ev arasında gidip gelenlerin, fabrikalarda kapalı ortamlarda aynı havayı soluyup virüsü kapmaması mümkün değil.
Belki devletin kaynakları üretim durduğunda doğacak açığı kapatamayabilir. O zaman işverenler başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin elini taşın altına sokması gerekecek. Eğer bu yapılmazsa salgın ekonominin tamamını tehdit eder boyutlara ulaşabilecek. Tarih, veba salgınlarında kırılan toplumlarda tarlalarda çalışacak işçi bulunamadığı için yaşanan açlık krizleri örnekleriyle dolu.
Bugünkü bilimsel çalışmalar da ekonomi açık olduğu zamanki günlük kazançların salgın önlenemezse orta vadede daha büyük zarara dönüştüğünü gösteriyor Bütün mesele birkaç ay dişi sıkmaktan geçiyor.


Selahattin de gitti

İLK tanıdığım gün dün gibi aklımda. 80’li yılların başı. O zamanlar günlük tirajı 1 milyonu geçen Günaydın gazetesindeyiz. Şimdiki gibi basın plazaları yok. Cağaloğlu’ndaki bir binanın en üst katında haber merkezi, ekonomi, istihbarat, bütün servisler orta büyüklükte bir salonda dip dibe oturuyor. Haberleri baskıya yetiştirme saatlerinde tempo artıyor, bazı anlar daktilo tıkırtılarından insanlar birbirlerini duyamaz oluyor.
O günlerden birinde bizim ekonomi servisinin karşı köşesindeki haber merkezinin masasında Zafer Mutlu’nun yanında biri hızla tıkır tıkır bir şeyler yazıyordu. Sonra kağıdı daktilodan çıkarıp yazı işleri müdürü Aydın Öztürk’e veriyordu. Bir, iki, üç aynı olay tekrarlandı. Sonunda yazı işleri müdürü, “Kaç defa yazdırttım. Her defasında daha hızlı, daha güzel geldi haberler. Tamam başlasın” dedi.
Sanırım Zafer Mutlu aracılığıyla Ankara’dan İstanbul’a gelen Selahattin Duman böylece Günaydın gazetesi yazı işlerinde çalışmaya başlıyor ve kısa sürede gönülleri fethediyordu.

Sokaklar çıkılamayacak kadar tehlikeli

İKİSİ DE YOK
Basında herkes ayrı bir yerlere gidip gelir ama arkadaşlıklar bitmez. Selahattin’le yıllarca aynı ortamlarda bulunduk. Haberi duyunca aklıma bir yurtdışı gezisinde Hikmet Bila’yla birlikte üçümüzün kahkaha ve bilgi dolu birkaç günü geldi. Ne yazık, bugün ikisi de yok.

X