"Selim Türsen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selim Türsen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selim Türsen

Ve gemi dönüyor

30 Eylül 2019

Yıllardır uğramayan lüks kruvaziyer gemileri gelecek yıldan itibaren rotalarını tekrar İzmir’e çeviriyor. Her biri binlerce yolcu taşıyan bu gemiler terör olayları ve darbe girişimi sonrası Türkiye kıyılarından uzaklaşmışlardı.
O yıllarda Hürriyet EGE’nin web sitesinde yayımlanan bir haber, içler acısı durumu tek bir kare ile çok güzel özetliyordu. İzmir’e gemiyle 2012 yılında tam 510 bin turist gelmişken, terör olaylarındaki artışa paralel 2016 yılında sıfıra inmişti.
Geçtiğimiz günlerde Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Oğuz Özkardeş’in Cenova’da katıldığı imza töreni ile artık gemiler rotalarını yine İzmir’e çeviriyor. Her ne kadar 2020 yazına yetişmese de gelecek yıl 12 Aralık’ta ilk geminin Alsancak Limanı’na yanaşması ile şeytanın bacağı kırılmış olacak. Daha sonra 2021 yılı için şimdiden 25 sefer görülüyor. Böylece en az 100 bin turistin gelmesi garanti görülüyor. Başkan Soyer, her biri yaklaşık 3 bin yolcu taşıyan kruvaziyer gemilerle İzmir’e 2023 yılında ek 1 milyon yolcu daha geleceğini söylüyor.
Özellikle İstanbul Galataport’un çalışmaya başlamasından sonra, İzmir’in liman trafiğinin de hareketlenmesi bekleniyor. Bu gemiler geldiğinde Kordon’dan Kemeraltı’na İzmir’de yaşamın ve ticaretin nasıl renklendiğini çok iyi biliyoruz. Ancak, gemi geldiğinde ortaya çıkan alt yapı eksikliklerini de unutmamak gerek. Özellikle Alsancak Limanı’na daha çok sayıda büyük gemi yanaşabilmesi için yapılan projeler vardı. Hatta kruvaziyer limanının Bayraklı’ya yapılması tartışmaları bile vardı. Bunların hiç birinden uzun süreden beri ses çıkmıyor. Sanırım bu projeleri raflardan indirme zamanı geldi. Önümüzdeki bir iki yıl iyi değerlendirilirse 2023’ü bambaşka bir İzmir’le karşılayabiliriz.

 
VW müjdesi iki hafta içinde

GEÇEN hafta Türkiye’nin gözünün kulağının İstanbul depreminde olduğu saatlerde Alman yayın kuruluşu Deutsche Welle, Türkçe twitter hesabından Manisa ve İzmir için çok önemli bir haber geçiyordu. Haberde, “Alman otomotiv devi VW, yeni üretim tesisinin adresi olarak Türkiye’yi işaret etti. VW Yönetim Kurulu Üyesi Andreas Tostmann, konuyu şu an Türkiye ile neticelendirmeye yoğunlaştıklarını açıkladı” bilgisi vardı.

Yazının devamı...

VW gelmek zorunda

23 Eylül 2019

Kararın ekonomik tarafının tamam olduğu anlaşılıyor. Belki işin siyasi tarafı vardır. Rakip ülke Bulgaristan’ın AB üyesi olması, Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri, Rusya’ya yakınlaşmamız, NATO ve ABD’ye rağmen S-400 füzelerinin alınması gibi...
Buna karşın, belki 100 yıl yaşayacak bir otomobil fabrikasının yatırım kararını güncel politik gelişmelerin etkilemeyeceği biliniyor. Nitekim, VW Yönetim Kurulu Üyesi Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı da kararın politik değil, ekonomik olacağını söylemişti.
Diyelim ki, politik sıkıntılar var, Volkswagen’in yüzde 17 hissesine sahip Katar’ın da fabrikanın Türkiye’de kurulması için Yönetim Kurulu’nda baskı yaptığını biliyoruz.


SURİYELİ YERİNE YATIRIM GELSİN
Haydi diyelim zorlamayla da olsa politik gelişmeler de yatırım kararında etkili olmaya başladı. O zaman da Merkel’le anlaşarak 4 milyon Suriyeli göçmeni Avrupa’ya göndermeyen Türkiye’nin politik olarak da böyle bir yatırımı herkesten fazla hak ettiğini söylemeye gerek yok... Görüldüğü gibi VW hem ekonomik hem de politik nedenlerle Türkiye’ye gelmek zorunda...


Yazının devamı...

İzmir Fuarı’nın yükselen yıldızı

16 Eylül 2019

Bu yıl da birbirinden güzel çim konserleri, özellikle gençleri akın akın fuar alanına çekti. Bence çim konserleri sadece fuar zamanı değil, daha sık yapılarak Kültürpark’ın önemli sembollerinden biri olabilir. ‘Kültürpark Çim Konserleri’nde sahne alabilmek sanatçılar için İstanbul Açıkhava Konserleri ya da eski fuar gazinoları gibi önemli prestij unsurlarından biri haline gelirse, fuar yeni bir marka kazanmış olur.

KOCAMAN BİR İŞPORTA ÇARŞISI

Bunun yanında güzelim fuarın, kapısından çıkınca karşıdaki ilk marketten ya da az ileride Kemeraltı’ndan alınabilecek ürünlerin satıldığı tezgahlarla doldurulmasını neden kocaman bir işporta çarşısına çevrildiğini hala anlayamadım. Satıcılar hiç olmazsa eski güzel günlerde olduğu gibi çevre duvarlarına doğru yerleştirilse de fuarın güzellikleri ortaya serilsin derim.

 

Alaçatı’nın
yeni mübadilleri

ARADA sırada eski yıllardan kalma gazetelere, dergilere göz atıp nostalji turu yapmak büyük keyiftir. Geçenlerde National Geographic dergisinin 2003 Temmuz sayısı elime geçti. İçinde Alaçatı’nın o yıllardaki halini, yorum ve gözlemleriyle kaleme alan Ece Temelkuran’ın bir yazısı vardı. Mübadele ile gelenlere devletin 20’şer dönüm arazi vererek yerleştirdiği ilk mübadiller ile yazarın “Alaçatı’nın yeni mübadilleri” dediği İstanbul’dan yeni yeni kaçmaya başlayanlarla sohbetlerini anlatmış. O yıllardaki tahminlerle bugün gerçekleşenlere bakınca hayal kırıklığı yaşamamak mümkün değil. Zaten o günlerin Alaçatı’sı için şu birkaç değerlendirme bile her şeyi anlatıyor:

Yazının devamı...

Destan İzmir’de başladı

9 Eylül 2019

 İstanbul’da başlayan İzmir’in işgalini protesto mitingleri Damat Ferit hükümetini düşürmüş, o tarihe kadar dağınık bir şekilde süren protestolar Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılmıştı.
Mustafa Kemal, İzmir’in işgalinden dört gün sonra 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Örgütlenme ve mücadeleyle geçen üç yılın sonunda 26 Ağustos’ta Büyük Taarruz başladı. 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’daki Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferinin ardından 1 Eylül 1922 günü Atatürk tarihi emrini verip, “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir ileri” dedi.

3 YIL, 3 AY, 25 GÜN SONRA

Türk Ordusu, 1 Eylül’de Uşak ve Kütahya, 4 Eylül’de Alaşehir, Buldan, Kula, Söğüt, 5 Eylül’de Bilecik, Bozöyük, Simav, Demirci, Ödemiş, Salihli, 6 Eylül’de Akhisar, Balıkesir, 7 Eylül’de Aydın, 8 Eylül’de Kemalpaşa ve Manisa’ya girdi. Böylece Hasan Tahsin’in ilk kurşunu attığı, Milli Mücadele’nin fitilinin ateşlendiği İzmir’de işgalden tam 3 yıl, 3 ay, 25 gün sonra zafer bayrağı Hükümet Konağı’nın balkonunda göndere çekiliyordu. Türk birliklerinin 9 Eylül sabahı saat 10.00’da İzmir’e girişiyle uluslararası siyasette kartlar yeniden dağılmış, Türkiye’de ve dünyada yeni bir dönem başlamıştı.
İzmir’in kurtarılışını Belkahve’den izleyen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Yaveri Salih Bozok ile birlikte 10 Eylül 1922 günü kente girdi. Sadece cesareti değil, askeri dehasıyla da düşmanlarını bile hayran bırakarak Kurtuluş Savaşı destanını yaratan Mustafa Kemal İzmir’e girdiğinde 3 bin kişilik Yunan kuvveti esir alınmış, “4-5 ayda parçalanamaz” denen Yunan cephesini 15 günde 600 kilometre yol alan Türk Ordusu birkaç günde dağıtmış, 150 bin kişilik düşman ordusu yok olmuştu. Bu zaferin ardından 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Anlaşması imzalandı. Ardından, 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Anlaşması imzalandı.

97 YIL SONRA DURUM

Bugün, 9 Eylül 2019. İzmir’in işgalden kurtarılışının 97’nci yılı. Atatürk, İzmir’in kurtuluşundan sonra, “İzmir bu kadar derin bir tarihe sahip olmakla beraber coğrafi durumu sebebiyle ekonomik ve siyasi açıdan çok büyük bir öneme sahiptir. İşte bunun içindir ki, Türkiye’yi mahvetmek isteyen düşmanların her şeyden evvel gözleri bu tarihi, bu önemli beldeye döner. Çeşitli görüş noktalarından çok değerli olan İzmir, elbette düşmanların elinde bırakılamazdı ve nitekim bırakılmadı” demişti.

Yazının devamı...

Çince tabela asın

3 Eylül 2019

İstanbul’dan bir grup gazeteci yeni kurulan Türki Cumhuriyetlere gitmiştik. Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan gibi ülkeleri kapsayan bir inceleme gezisiydi. Turgut Özal’ın bile gitmediği, Türk şirketlerinin henüz keşfetmediği bu ülkelerde yoksulluk öylesine büyüktü ki, kaldığımız otel ya da misafirhanelerde odalarda havlu yerine bez parçaları vardı, sabun zaten yoktu.
Bu ülkelerden ilk gittiğimiz Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te kenti daha yakından tanıyıp fotoğraf çekmek istedik. Bir araba bizi pazar yerine götürüp bıraktı. Gerçekten çok ilginç, tezgahlarda kesik domuz başlarının bile satıldığı bir yerdi.


SAĞIR, DİLSİZ OLDUK
Dönüşte bir arabaya bindik, ama Rusça bilmediğimizden şoförle anlaşmak mümkün değildi. Kiril alfabesi kullanıldığı için tabelalar, yazılar bizim için garip şekilli çizgilerden başka bir anlam ifade etmiyordu. Akıl edip konakladığımız yerin Kiril alfabesiyle yazılı bir adresini de almamıştık. Neyse ki, tren istasyonunun yanındaki bir binada kaldığımız aklıma geldi. Şoföre “Çuh, çuh. Düüt, düt” gibi tren istasyonunu çağrıştıran sesler çıkararak adres tarifi yaptık da sonunda dönebildik.


FUARDA BÜYÜK FIRSAT

Yazının devamı...

Bu kafayla kül oluruz

27 Ağustos 2019

Yüksek dağları, dik yamaçları, yemyeşil bitki örtüsüyle Avusturya Alplerinden farksız bir görünümü olan bu bölge asırlık kızılçam ve meşe ağaçlarıyla doludur.
Özellikle Kızılçam, sıcak ve kurak iklime dayanıklı olduğu için Ege’nin önde gelen bir ağaç türüdür. Kozalaklardan toprağa düşen tohumların önce fide, sonra fidan, daha da sonra genç bir ağaç haline gelebilmesi için bile en az 25 - 30 yıl geçmesi gerekir. Ama örneğin mobilya sektöründe kullanılabilecek 25 - 30 metre yüksekliğinde 1 – 2 metre kalınlığında bir çam ağacı olgunluğuna kavuşması için yarım asırdan fazla zaman gerek.


EN AZ 200 BİN AĞAÇ YANDI
Bölge köylüleri, Menderes üzerinden Seferihisar’a doğru yayılan yangının yolu üzerinde bulunan ormanın 150 - 200 yaşında çok eski ve yüksek ağaçlarla kaplı olduğunu söylüyor. Bir hektarlık alanda ortalama 300 ile 400 çam ağacı olduğu hesaplanıyor. Bu durumda 500 hektar olduğu belirtilen alanda 150 ile 200 bin ağacın yandığını söyleyebiliriz. Eğer yanan alan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in iddia ettiği gibi 5 bin hektar ise o zaman 1.5 - 2 milyon adet ağacın yanmasından söz ediyoruz, ki bu korkunç bir rakam...
Çam ağacı toz tuttuğu için havayı en iyi temizleyen ağaç türlerinden biri. Bir hektar çam ormanının yılda 30 ton toz tuttuğu hesap ediliyor. Bu durumda 500 hektarlık alanı yanan İzmir, yılda 15 bin ton tozunu yutup oksijen olarak veren müthiş bir orman varlığını kaybetmiş oldu.


Yazının devamı...

Sağlık turizminde tren kaçmasın

19 Ağustos 2019

Öyle ki, İzmir EXPO adaylıklarına bile sağlık teması ile katılmıştı. Yapılan çalışmalarda hem yeterli sağlık personeli ve alt yapısı, hem de deniz, kum, güneşin yanı sıra termal su kaynaklarıyla, İzmir’in sağlık turizminde dünya başkenti olabilecek potansiyele sahip olduğu ortaya çıkmıştı.
Ancak, bayram öncesi çıkan bir haberle kendi payıma hayal kırıklığına uğradım. Resmi Gazete’de yayımlanan sağlık turizmi için yetki belgesi verilen vakıf üniversiteleri listesinde İzmir’den sadece bir üniversitenin adı vardı. O da Ankara’dan bir üniversitenin İzmir uzantısıydı. Bunun yanında yetki belgesi alan toplam 21 üniversiteden neredeyse tamamının İstanbul’dan olması dikkat çekiciydi. Ekonominin başkenti İstanbul sağlığın da başkenti olmaya hazırlanıyordu.


İZMİR YARARLANAMAYACAK
İzmir’de sağlıkla ilgili bölümü olan vakıf üniversitesi sayısı mı az ya da sağlık turizmi yetki belgesi için başvuru mu yapılmadı, bilemiyorum. Ama bunun önemli bir kayıp olduğu açık. Sağlık Bakanlığı önümüzdeki aylarda sağlık turizmi için uluslararası bir tanıtım kampanyasına başlayacak.
Türkiye’de tedavi, bir çok Avrupa ülkesine göre yüzde 60 daha ucuz. Örneğin İspanya’da 39 ile 43 bin dolar olan kalp by-pass operasyonu Türkiye’de 8 bin 500 ile 21 bin dolar arasında. Çok rağbet gören saç ekimi de yüzde 60 daha ucuz. Bütün dünya tanıtım kampanyalarında bunları öğrenecek. Türkiye’ye gelmek isteyenler doğal olarak bakanlığın yetki verdiği kuruluşlara yönelecek. Bakanlığın bu girişiminden İzmir’in payına düşen de hayli az olacak.
Halbuki, sağlık turizmi her yıl ortalama yüzde 25 büyüyerek dünyada en hızlı gelişen sektörlerden biri. Bütün ülkelerde ortalama yaşam süresinin uzayıp nüfusun giderek yaşlanması sağlık turizminin önemini artırıyor. Dünyada her yıl 30 milyon kişi ameliyat, tedavi, terapi gibi nedenlerle sağlık turizmi kapsamında başka ülkelere gidiyor. Harcadıkları para ise tam 500 milyar dolar. Bu rakamın 2023 yılında 1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.


Yazının devamı...

Bu bayram, başka bayram

12 Ağustos 2019


Bir de bu bayramın geçmiştekilerden bir farkı var. İzmir bayrama yeni otoyolla girdi. Artık İstanbul’dan 3,5, Bursa’dan 2, Balıkesir’den 1 saatte İzmir’e ulaşmak mümkün. Bu gelişmeyle iç turizmde büyük bir hareketliliğin başlaması kaçınılmaz.
Ancak, bu köşede yıllardan beri dile getirdiğimiz sorun bundan sonra Ege’deki tatil beldelerinin de kabusu olabilir. Bu bayramda da gördüğümüz gibi Bodrum, Çeşme gibi yerlere başlayan otomobil hücumu İstanbul’u aratmaz hale geliyor. Bundan sonra yılın büyük bölümünde otomobiline atlayıp birkaç saatte İstanbul ve diğer illerden gelenlerin sayısında ciddi artış olacak. Bu da turizm merkezlerindeki sıkışıklığın kalıcı hale gelmesi demek...
Umarım; Bodrum’dan, Çeşme’ye, Foça’dan, Seferihisar’a, Urla’ya ve Karaburun’a şehir plancıları ile yerel yönetimler en azından gelecek sezona kadar bu soruna çözüm bulabilir. Huzur aramak için İstanbul’dan kaçanlar Ege’de daha kötüsüne yakalanırsa otoyolun avantajı dezavantaj olur.

 
Altın mı daha değerli, yeşil mi?

MİLYARLARCA yıldızın bulunduğu uçsuz bucaksız evrende çok şanslı bir gezegende yaşıyoruz. Bilim insanları bir yıldızın etrafındaki yaşanabilir bölgeyi, sıcaklığın, suyun sıvı olarak kalabilmesine olanak tanıdığı dar bir kuşak olarak tanımlıyor. Güneş sisteminin yaşanabilir bölgesi oldukça küçük. Ama, dünya bu küçük alanda yer alıyor. Bunun için çok şanslıyız.

Yazının devamı...