GeriSefer LEVENT Bankacıların ‘efsane’ analizleri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bankacıların ‘efsane’ analizleri

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türk bankacıların yabancılara Türkiye’yi anla-tırken kullandığı, onların da inandığı ‘reel sektörün açık pozisyonu’, ‘bankalar borçlarını roll eder mi’ söylemlerinin hiçbir sayısal veriye dayanmadığını söyledi.

ASLINDA zaman zaman çok duyarız. Hele de dolar kurunda kıpırdanmalar yaşandığı dönemlerde... ‘Reel sektörün açık pozisyonu’, bankalar borçlarını roll eder mi (çevirir mi)’ cümleleri analistlerin dilinden düşmez. Peki ya bu kavramlar gerçekten ekonomik verilere mi dayanır? İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali’nin bu konuda Gürcistan’ın Tiflis kentinde yaptığı yorum ekonomi dünyasında yeni bir tartışma başlatacağa benzer.
Türk bankacıların yabancılar nezdinde kendilerini daha objektif hissettirebilmek için Türkiye’ye dair konuları subjektif bir şekilde yabancılara taşıdığını belirten İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali onların da buna göre yorum yaptığını söyledi. Gürcistan’ın başkenti Tiflis’teki şube açılışı öncesinde basın mensupları ile bir araya gelen Bali inşaat yatırımlarının finansmanında çekince yaşayıp yaşamadıkları sorusu üzerine şunları söyledi:
“Biz risk belirlemede kendi metodolojimiz çerçevesinde yürüyoruz. Yapılan değerlendirmelerde işaret edilen olumsuzlukların portföyümüzde karşılığının olmadığını görüyoruz. Ben şahsen bu tür konuların da çok yeteri kadar sayısal veriye, analize imkân verecek kadar donanımlı yapıldığı kanaatinde değilim. İkide bir türeyen bir tartışmadır. Mesela biri “reel sektörün açık pozisyonu”, bir tanesi ‘bankalar roll edebilir mi borçlarını’… Bunlar böyle dönem dönem servis olur yeniden konuşulur. İçinde rakam yoktur, doğru dürüst bir tahlil yoktur. Severiz o konuları. Türk bankacıların da yabancılar nezdinde kendilerini daha objektif hissettirebilmek için memlekete dair ne varsa, aslında kendilerinin de bir kısım subjektif olan algılarını çırılçıplak taşırlar oraya. Onlar ‘Türk bankacılar böyle söylüyorsa doğrudur’ der onlar bize söyler biz yeniden inanmaya başlarız. Böyle çoğaltıla çoğaltıla yürür.”

Bankacıların ‘efsane’ analizleri

YÜKSEK FAİZ BİZE ZARAR

Adnan Bali son dönemde tartışma konusu haline gelen faiz lobisinin olup olmadığı ile ilgili olarak da şunları söyledi:
”Türkiye’de kredi talep edenler daha uzun vadeli kredi kullanmak isterler. Buna karşılık yüksek enflasyon dönemlerinden kalma hafıza yüzünden de mevduatların vadesi bir türlü uzamaz. Faizler aşağıya doğru giderken bankacılık sistemi en yüksek kârları yazar. Ben matematiğini anlattım. Bunun üzerine lobi olur mu olmaz mı onu da size bırakıyorum.”

HAVALİMANI FİNANSMANI

Adnan Bali 3. havalimanının finansmanı içinse şu bilgiyi verdi: “Finansman görüşmeleri sürüyor., Biz bir teklif verdik zamanında ama verdiğimiz tekliften daha cazip koşullar öneren bankaların olduğu bilgisi ulaştı bize. Aldığımız bilgi, bundan daha cazip koşullarda bir paketin, başkaca bankalarca sağlanabildiği yönünde, süreç devam ediyor.”

5 AYDA 10 KİLO VERDİREN BALİ DİYETİ

ADNAN Bali ile Tiflis’te nehir kenarında bir restoranda yemekteyiz. Karşılıklı sohbet sırasında söz verdiğimiz kilolara ve diyet uygulamalarına geliyor. Ben karbonhidrat diyeti ile yaklaşık 10 kilo verdiğimi anlatırken Adnan Bali’nin de 5 ayda 10 kilo birden eridiği öğreniyoruz. Onun diyeti kendine has çünkü bizzat kendisi hazırlamış.

Bali, kilo vermeye karar verdiği anda bankacılık refleksiyle analizlere dalmış. Kitap, internet, haftalarca mesai harcadıktan sonra özel BALİ DİYETİ ortaya çıkmış. Yüzlerce yiyeceğin tek tek araştırılması sonucunda ‘kırmızı, sarı ve yeşil’den oluşan bir liste oluşur. Glisemik endeks ve kan şekerinde yükselme temalı ‘Bali Diyeti’ne göre pizza, sushi, patates, bira, ekmek ve daha birçok yiyecek hiç dokunulmayacak ürünler listesine giriyor. Beş aydır bu diyeti sıkı sıkıya uygulayan ve listeye uygun beslenen Bali, diyete yürüyüşleri de ekleyerek bu sürede 10 kilo vermiş.
Aşağıdaki listedeki değerler 100’e yaklaştıkça yenilecek ürünün kilo aldrma tehlikesi de artıyor. Bazı ürünlerin değeri az olmasına rağmen insülin yükselmesine yol açtığı için tüketilmesi sakıncalı.

Bankacıların ‘efsane’ analizleri

Bank of Georgia ile işbirliği

TÜRKİYE İş Bankası ile Gürcistan’ın aktif büyüklüğü açısından en büyük bankası Bank of Georgia arasında, işbirliğine yönelik bir mutabakat belgesi imzalandı. İmza töreni, İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali ve Genel Müdür Yardımcısı Yılmaz Ertürk ile Bank of Georgia Genel Müdürü Irakli Gilauri ve Genel Müdür Yardımcıları Nikoloz Gamkrelidze ve Sulkhan Gvalia’nın katılımlarıyla gerçekleşti. İşbirliği mutabakatı içeren belge, iki banka müşterileri için karşılıklı olarak geniş kapsamlı bankacılık hizmetlerinin geliştirilebilmesine imkan tanıyor.

Bankacıların ‘efsane’ analizleri

Gürcistan’da banka kuruyor

ALMANYA ve Rusya’da iki bankası olan İş Bankası, Gürcistan’da da banka kuracak. İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali “Şu anda Batum ve Tiflis’te birer şubemiz var. Ancak Gürcistan bizi banka olarak görmek istiyor. Şu andaki raporlamaları da banka olarak kabul ediyor. Biz de şu anda BDDK’dan bu yönde iznimizi, onayımızı almış durumdayız. Aynı olayı buradaki yerel otoriteden de almak suretiyle burada bir bankaya dönüşerek faaliyetlerimizi sürdüreceğiz” dedi. Bali, İş Bankası’nın Tiflis şubesinin resmi açılışı için gittiği Gürcistan’da stratejilerine ilişkin bilgiler verdi. Bali “Arkadaşlarımız 5 yıllık bir senaryo hazırladılar. Epeyce iddialı. Tabii artış oranları çok yüksek. Ama 2019 yılına vardığımızda bu projeksiyonlara göre, 800 milyon dolarlık aktif büyüklüğü, 490 milyon dolarlık kredi büyüklüğü, 200 milyon dolara yakın da mevduat büyüklüğü olan ilk 10 bankanın arasında yer almayı hedefliyoruz. 2019’a kadar 5-6 şubeye ulaşmayı planlıyoruz” dedi.
Gürcistan’da 19’u yabancı sermayeli 21 banka bulunduğunu belirten Bali, şunları söyledi: “Biz bu tablonun içinde kendimizi ayrıştıran bir piyasa pozisyonu elde etmeye çalışacağız. Ülkenin bir başka özelliği de kayıt dışı olmaması. Bu ne demek? Veriye dayanarak, şeffaf bilançolardan giderek iş yapacaksınız. Düzenlemelerin olduğu yerde İş Bankası’nın iş yapma stilinin avantajları çıkar ortaya. Çünkü bize düzen lazım, hukuk lazım. Biz kaostan fayda göremeyiz, Bali “Biz Türkiye’nin bankasıyız’ diyoruz ama bölge ülkelerinin hemen hemen tamamında yürüttüğümüz faaliyetlerimizle Türk işadamının, sermayedarının, girişimcisinin yanında olmak istiyoruz. İş Bankası’nın hiçbir zaman bu piyasalara gel geç politikalarla, kısa vadeli düşüncelerle, gördüğü fırsatı hemen bir an evvel realize edip sonra da elde ettiği kazançları transfer ederek çekilmeyi düşünen bir tarzı olmadı. Onun için de biz uzun dönem oyuncusu olarak, maraton koşucusu olarak ve o sırada da o uzun pistte neler oluyorsa onların hepsinin de sağlıklı bir şekilde yönetilmesine talip olarak bir politika izliyoruz” dedi. Azerbaycan’da banka alma sürecinin devam ettiğini belirten Adnan Bali “Uzunca bir süredin Azerbaycan’da bir banka alma maceramız da var, ama sabırlıyız, tahammüllüyüz, görüşmelerimiz sürüyor. Daha ileri safhalara geldiğini söyleyebilirim bu aşamalarda, ama kamuoyuna özellikle mevzuat açısından deklarasyon yapmayı gerektirecek aşamada değiliz” dedi.

X

Deniz sihirbaz değil!

Geçtiğimiz yazın ortasındaydık. Türkiye bir taraftan dünyayı sarmalayan pandemi ile boğuşurken bir taraftan da Marmara’yı kaplayan müsilaj sorunuyla karşı karşıya kalmıştı. Üzerine çok konuşuldu, yazıldı, çizildi. Ancak yazın sonuna doğru ortadan kalkan müsilaj gündemden de düşüverdi. Peki ama sorun bitmiş miydi?

Marmara Denizi’nin son durumunu ve müsilaj tehlikesinin sürüp sürmediğini konuyu sıkı sıkıya takip etmeyi sürdüren Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı’ya sordum. Mustafa Hoca ile yazın sonunda görüştüğümüzde müsilajın nedenlerini ve alınması gereken tedbirleri sıralamıştı. Dün kar yağışına rağmen son durumu anlamak için saat 12:00’de Bandırma’da denize dalmaya hazırlanan Mustafa Hoca’dan elde ettiğim bilgiler tehlikenin sürdüğünü net bir biçimde ortaya koydu.

İşte “Deniz sihirbaz değil, tedbir, denetim şart” diyen Mustafa Hoca’nın mesajları:

MÜSİLAJ İÇİN BÜTÜN ŞARTLAR HAZIR

Müsilaj sonuç. Sebepler ortadan kalkmadığı sürece tehlike devam ediyor Geçtiğimiz yılki gibi yoğun bir müsilaj oluşumu yok ama bu olmayacağı anlamına gelmiyor. Denizin biraz dibine indiğinizde görüş çok düşüyor. Müsilaj için bütün şartlar hazır.

ATIK BIRAKMAYI SÜRDÜRÜYORLAR

Marmara Denizi ve çevresinde 4 bin 500’den fazla sanayi kuruluşu var. Atıkları doğrudan ya da dolaylı olarak denize gidiyor. Çok iyi arıtma yapanları tenzih ederiz ama atık bırakmayı sürdürüyorlar.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin cep telefonları!

Teknoloji dünyası onu iyi biliyor ama ben geçtiğimiz günlerde CES (Consumer Electronics Show) fuarı için gittiğim Las Vegas’ta tanışma fırsatı buldum.

Muzaffer Gölcü, Kahramanmaraş doğumlu... Teknik meslek lisesinde elektrik ve elektronik okumuş. 15 yaşından itibaren yazılım geliştirmeye başlamış ve soluğu yurtdışında almış. Bilgisayar mühendisliğini okul ikincisi olarak bitiren Gölcü, üstüne Georgia State University’de pazarlama yönetiminde master eğitimi almış. 2001 yılında Dubai’de iş yaşamına atılmış, 2006 yılında ise Türkiye’ye General Mobile kurucu ortağı ve genel müdürü olarak dönmüş. Şu anda Türkiye’de akıllı telefon konusunda en deneyimli isimlerden biri.

Gölcü şimdi Omix Türkiye’nin CEO’su. Omix, Türkiye’ye 100 milyon doların üzerinde yatırım yaparak giren Singapur merkezli bir teknoloji şirketi. Türkiye’de cep telefonu üretmeye başlayan Omix pazar payını dikkat çeken bir şekilde artırıyor.

DEVLER GELİYOR

ASLINDA Omix, Türkiye’de cep telefonu üreten ne ilk ne de son şirket. Türkiye’de cep telefonu üreten yaklaşık 15 firma var. Türkiye’de akıllı telefon üretimi yapan şirketlerin sayısı sessiz sedasız artıyor. Türkiye’de üretim yapmaya başlayan Xiaomi, OPPO, TECNO Mobile ve TCL, Realme, Vivo’ya geçtiğimiz günlerde Samsung ve Omix de eklendi. Sadece Samsung’un yılda 3 milyon adet cihazı Türkiye’de üreteceği belirtiliyor. Omix’in hedefi ise şartlar el verirse hızla 1 milyon adeti yakalamak. Türkiye’de yılda yaklaşık 10 milyon adet telefon satılıyor. Tahminler yaklaşık 6 milyon adedinin yerli üretime ulaştığı şeklinde.

AĞIRLIKLI BÖLÜMÜ MONTAJLANIYOR

TÜRKİYE’de üretilen cep telefonlarının büyük bölümü aslında parçalar halinde ülkemize ulaşıyor ve montaj ediliyor. Sıfırdan komple Türkiye’de üretilen cep telefonu yok. Bu aslında dünyada da kabul görmüş bir yöntem. Samsung, Xiaomi gibi dünya devleri cep telefonlarında ‘Türkiye’de montaj edildi’ ibaresini kullanıyorlar. Anakart ve diğer malzemelerini Türkiye’de üretmeye başlayan bazı firmalar ise yerlilik oranın artması nedeniyle ‘Made in Türkiye’ ibaresini tercih ediyor. Muzaffer Gölcü’nün verdiği bilgiye göre bu markalardan biri de Omix olacak.

VERGİ KAYNAKLI  AVANTAJ VAR

Yazının Devamını Oku

İnsansız kargo uçağı 2023’te havalanacak!

50 ülkeye ofis mobilyaları ihraç eden Nurus, şimdi de kendi kargo uçağını tasarlıyor. 300 kilo yük taşıma kabiliyetinde olacak uçak yaklaşık 10-12 metre kanat açıklığına sahip olacak. Uçak insansız çalışacak, fosil yakıtlı bir motora sahip olacak. Uçabilecek ilk model yaklaşık 16 ay içinde hazır hale gelecek.

GENÇ mühendisler, meslek lisesi mezunu şefler, usta kadınlar, kaynak robotları, dev kalıp makineleri, güler yüzlü işçiler, yöneticiler ve iki çılgın patron...

Geçtiğimiz pazartesi günü sıradan bir fabrika turuna katılacağımı düşünürken kendimi bir anda bambaşka bir alemin içinde buldum. Ankara’da 1927 yılında marangoz ustası Nurettin Kunurkaya tarafından marangoz atölyesi olarak kurulan Nurus’un son halini nasıl tanımlarsın deseniz cevabım ‘çılgınca’ olur. Nurus Yönetim Kurulu Başkanı Güran Gökyay ve ağabeyi Başkan Yardımcısı ve Baştasarımcı Renan Gökyay öyle bir dünya yaratmış ki... Bir tarafta en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş ofis mobilyaları üretiyorlar, diğer tarafta uçak tasarımı yapıyorlar, üretim robotları tasarlıyorlar, makine icat ediyorlar. İş hayatına yeni atılmış gençlerden değme şefler, kendine güvenen mühendisler yaratmışlar, düne kadar ev işi yapan tarlada çalışan kadınları ise birer ustaya çevirmişler.

Nurus’un davetlisi olarak gittiğimiz Ankara Sincan’daki fabrikanın hangi köşesine kafanızı çevirseniz ayrı bir hikâye var.

KARGO UÇAĞI ÜRETECEK

50 ülkeye ofis mobilyaları ihraç eden Nurus, şimdi kendi kargo uçağını tasarlıyor. Üretme ve yaratma heyecanı kendinden hızlı koşan patron olarak tanımlayabileceğim Nurus Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Renan Gökyay iddialı:

“Özellikle havacılıkta projelerimiz var, küçük uçaklar. Hayalimiz olan insansız büyükçe bir kargo uçağı projemiz var. Hayalimizdeki kargo uçağı yaklaşık 300 kilo yük taşıma kabiliyetinde olacak. Yaklaşık 10-12 metre kanat açıklığında olacak, insansız çalışacak, fosil yakıtlı bir motora sahip olacak. Sivil kargo taşıma amaçlı, çok kısa ve toprak pistlere inip kalabilen bir kargo uçağı olacak. Uçabilecek ilk modeli yaklaşık 16 ay içinde elimize alabileceğimizi öngörüyoruz.” Gökyay, kompozit malzemeler alanında yaptıkları çalışmaların dron imalatında, uçak gövdesi imalatında kullanıldığı gibi otomotiv sektöründe karavanlarda da kullanıldığına dikkat çekti.

Yazının Devamını Oku

Kripto’nun merkezi olabiliriz!

Eskiden hisse senedi, fonlar için çarpışan finans orduları şimdi tam teçhizat donanmış kripto dünyasından pay alabilmek için savaşıyor.

Sadece bu dünyanın oyuncuları değil ne olduğunu daha yeni yeni anlamaya başlayan ülkeler de kıyasıya bir hazırlık içinde. İşte bu ülkelerden biri de Türkiye. Geride bıraktığımız yılın son günlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı:

“Kripto para yasası hazır. Gecikmeden Meclis’e göndererek bu konuda adım atacağız.”

Çok önemli bir gelişme. 2021’de yaşanan dalgalanmalara rağmen 2 trilyon doların üstüne çıkan bir piyasa büyüklüğünden bahsediyoruz. Türkiye eğer hızlı ve doğru adımları atarsa kripto yatırımların merkezi olmaya soyunan Singapur, İngiltere, İsviçre gibi ülkelerle yarışabilir, hatta öne bile çıkabilir.

Ankara’da hazırlıklar sürerken ben de kripto dünyasındaki son gelişmeleri bir süre önce ABD’den Türkiye’ye gelen Prof. Dr. Emin Gün Sirer ile konuştum. Sirer kripto dünyasının sayılı isimlerinden biri. Cornell Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Ava Labs’ın kurucusu ve CEO’su...


Emin Gün Sirer, “İnsanlar gün boyu Wall Street’te çalışıyor hisse senetleriyle uğraşıyor. Ama evine gittiği zaman heyecanlı bir şekilde kriptolarla uğraşmaya başlıyor. Bu olay gerçekten finansın altyapısını değiştirecek. Bizi çok daha şeffaf çok daha temiz, çok daha net bir ortama oturtacak. Bu da çok heyecanlı bir süreç. Onun parçası olmak da çok güzel bir şey bizim için” şeklinde konuştu.

Emin Gün Sirer, önümüzde müthiş bir fırsat olduğunu anlatarak giriyor söze ve şu mesajları veriyor:

Yazının Devamını Oku

'Dedikodu doları' böyle zarar ettirdi!

Antalya’da yaşayan Ayşegül T.  18 Aralık Cumartesi akşamı eşi Faruk T. ile sıkı sıkıya bir tartışmaya tutuştu.

Ayşegül Hanım ısrarla bütün arkadaşlarının son günlerdeki kur yükselişini nasıl değerlendirdiğini anlatıyordu. Birçoğu bırakın elindeki TL’yi acil banka kredisi kullanmış oradan gelen parayı da dövize yatırmıştı. Kimi dolar 11 TL iken almıştı, kimi 13 kimi 14-15 TL iken... Hepsi kardaydı. Fatma şu kadar Gülgün bu kadar, anlattı, durdu Ayşegül Hanım. Bir bankaya 25 bin TL’lik kredi için başvurmuş, kredisi onaylanmıştı. Pazartesi ilk iş bu krediyi kullanıp dolar alacağını söyledi Faruk Bey’e. Faruk T. önce eşine direndi. Riskli olacağını kurların çok kısa sürede çok yükseldiğini anlattı ama nafile. Ayşegül T.’nin ısrarı karşısında pes etti.

20 Aralık Pazartesi günü 25 bin TL hesaplarındaydı. 3 aylık yüzde 1.95 faizle kredi kullanmışlardı. 3 ay sonunda bankaya 26 bin 300 TL ödeyeceklerdi.  25 bin lira ile de 17.86 TL’den toplam 1400 dolar aldılar. Dolar bir ara 18 TL’nin üzerine çıkmıştı. Ayşegül Hanım eşine döndü, “Gördün mü, şimdiden kazandık” dedi.

TL’YE DESTEK PAKETİ

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı TL’ye destek programı ve kur korumalı mevduat hesabı döviz fiyatlarında ani bir düşüşe neden oldu. Dolar 10-11 TL’ye, euro ise 11-12 TL’ye geri döndü.

Destek kararları her boyutuyla çok tartışıldı, tartışılacak. Ben işin bu boyutunu bırakıp Ayşegül Hanım’a geri dönmek istiyorum.

Ayşegül Hanım 25 bin liraya 1400 dolar almıştı. Şu anda 1400 dolar 10.99’TL’lik kur nedeniyle 15 bin 386 TL ediyor. Yani nereden baksanız Ayşegül Hanım kurdan 9 bin 614 TL zarara uğramış durumda. Üstüne bir de aldığı kredi için 3 ay sonunda ödeyeceği bin 300 TL’lik faizi eklersek, etti mi zarar 10 bin 914 TL? Kabaca 25 bin lira indi 14 bin liraya...Kayıp yüzde 44.

3 ay sonunda kur ne olur, yükselirse zarar telafi olur mu, Aşegül Hanım tekrar kara geçer mi, tabii ki bilemeyiz. 8 liradan dolar alanların son düşüşe rağmen yüzde 40 karda olduğu da bir gerçek.

Ama, tüm bunları kısır döviz tartışmalarına bir de ben dalayım diye yazmadım.

Yazının Devamını Oku

Göbeklitepe’ye sanal mağaza açıyor

Damat Tween markasının sahibi Orka Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu’nu tanıyanlar bilir. Yeniliğe, modernliğe çok açık biridir. En hafif kumaş, buruşmayan gömlek, atıktan kıyafet vs birçok inavotif ürüne imza atılmasını sağlamıştır.

Geçtiğimiz hafta bir araya geldiğimiz Orakçıoğlu’nun bu kez çıtayı yükselttiğini sanal evrene dev bir adım attığını öğrendik. Damat Tween 2022 yılında modada Türkiye’nin ilk metaverse (sanal evren) mağazasını Göbeklitepe’de açmaya hazırlanıyor. Dünya ticaretinde yepyeni bir çığır açan sanal evrene yönelik GoArt Metaverse ile iş birliği gerçekleştiren Damat Tween, böylece geleceğin yeni rekabet alanında ‘varım’ demiş oldu.

Orka Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu neden sanal evren sorumuzu şöyle cevapladı:

Geleceğin yeni ve en etkin rekabet alanı, hiç kuşkusuz ki metaverse olacak.

Metaverse evreninde yerini sağlamlaştıran markalar kazançlı çıkacak.

Damat Tween ile biz de geleceğin dünyasında yerimizi alıyoruz.

Orakçıoğlu ardından bu dünyada yapacaklarını da şöyle sıraladı:

Gelecek yıl açacağımız metaverse mağazamızla müşterilerimiz, artık ev, ofis gibi bulundukları mekânlardan çıkarak mağazaya gitmek ve vakit kaybetmek zorunda kalmayacak.

Yazının Devamını Oku

Asgari ücret neden önemli!

Uzun bir süredir tartışılan 2022 yılı asgari ücreti dün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından, net 4 bin 253 TL olarak açıklandı.

Türk-İş ve TİSK’in açıklamaları, kararın uzlaşma ile alındığı, beklentilerin büyük ölçüde karşılandığı yönünde. Asgari ücret her açıdan önümüzdeki günlerde tartışılmaya devam edecek. Ben bugün bu tartışmaları bir tarafa bırakıp asgari ücretin neden önemli olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

 SGK verilerine göre 2020 yılında Türkiye’de çalışan kayıtlı işçi sayısı 15 milyon 203 bin 423 oldu. Bunların 6 milyon 390 bini ise asgari ücretli. Asgari ücret sadece bu ücreti baz alarak çalışan/çalıştırılan yaklaşık 6 milyon 390 bin kişiyi ilgilendiriyor sanıyorsanız, aldanıyorsunuz. Asgari ücret sizi, beni hepimizi ilgilendiriyor. Hem de çok... Bakın niye...

ÇALIŞAN AÇISINDAN

Asgari ücretle çalışan özellikle, işveren karşısında kendini savunamayan, dezavantajlı kesim açısından önemli bir sosyal koruma aracı. Pazarlık gücü olmayan bu kesimin aldığı ücretin yoksulluk sınırının altına inmemesi için önemli bir güvence.

Asgari ücret sadece asgari ücretle çalışanları ilgilendirmez. Asgari ücret artışları bir işletmede ast-üst olarak çalışan herkesin maaşını aynı oranda olmasa da yakından ilgilendirir. Asgari ücret artışı üst kademedekilerin maaşına yansımadığı durumda makastaki daralmalar çalışanları huzursuz eder. Bu nedenle çoğu işyerinde maaş zamlarında yıllık enflasyon kadar asgari ücret artışları da denkleme dahil edilir.

Asgari ücret, işsizlik maaşını, yaşlılık yani 65 yaş aylığını, SGK borçlanma miktarlarını, bir kişinin sosyal yardım alıp almayacağını, sosyal yardım bedellerini de belirler.

Çalışanın gelir artışı harcamalarındaki artıştan daha fazlaysa refah artışı sağlanır. Bu durum ekonominin geneline yansır. Tüketimin artmasına, ekonominin canlanmasına neden olur. Tersi bir durumda yani çalışanın gelir artışı harcamalarındaki artışın altındaysa bu tüketimi azaltır, ekonomiyi durgunlaştırır.

İŞVEREN AÇISINDAN

Yazının Devamını Oku

Gün gelir tüketici hesabını sorar!

Geçtiğimiz pazartesi bu köşede ‘Şeytan aldı, götürdü’  başlıklı bir yazı kaleme almış, stokçuluk yapanlara, biz tüketicilere kasıtlı olarak ‘yok’ diyenlere dikkat çekmiştim. Yollarda TIR’lar üzerinde seyahat eden, İstanbul’da E-5 kenarında boğazına kadar dolu otoparklardaki ‘sıfır araç’lara vurgu yapmıştım. Otomotiv sektöründe çip, nakliye özellikle tedarik sıkıntısı olduğu bir gerçek. Ama bu sektörde stokçuluk olduğunu, fazladan kâr elde etmek için bin türlü numara çekildiğini de göz ardı edemeyiz.

Gelin şimdi, bu sektördeki durumu adım adım analiz edelim.

ÇİP KRİZİ: Otomotiv sektörü yıla aslında oldukça pozitif başladı. Sene başındaki hedefler iç pazardaki satışların 1 milyon adede ulaşacağı yönündeydi. Ancak, işler beklenildiği gibi gitmedi. Otomotiv dışındaki tüketici elektroniği talebinde patlama yaşanması, başta Uzakdoğu ve ABD olmak üzere meydana gelen küresel felaketler, ‘mikro çip’ üretimini durma noktasına getirdi. Üzerine pandeminin yol açtığı nakliye sıkıntıları ve magnezyum gibi hammaddelere ulaşma zorlukları da eklenince, dünyada otomotiv sektörü yılın ikinci yarısında durma noktasına geldi. Çip bulamayan fabrikalar kapandı, kısacası hedefler şaştı.

MATRAH TELAŞI: Yılın son aylarına doğru piyasadaki sıfır araç sayısı azaldı. Özellikle vatandaşın ulaşabileceği ekonomik sıfır otomobillerde bu durum daha derin hissedildi. Döviz kurlarındaki artışa bağlı olarak yüzde 50 ve yüzde 80 ÖTV matrahında tutanamayan sıfır araçlara bir an evvel ulaşmak isteyen vatandaş bayilerin yolunu tuttu ancak ‘araç yok’ yanıtıyla karşılaştı. Tüketiciler gelen az sayıda aracın nerede olduğunu bir türlü anlayamadı. Çünkü, her krizin kendine göre fırsatçıları vardı. Bu dönemin fırsatçıları ise galeriler ve buradaki ‘fırsat’ı görerek otomobil alım-satım işi yapmaya başlayan bir takım kötü niyetli kişilerdi.

PLAKA OYUNU: Galericiler ve söz konusu kötü niyetli kişiler, uzun süreli ilişkileri bulunan bazı bayileri devreye sokarak gelen az sayıda aracı çekmeye başladı. Bu araçların satın alınma işlemleri yapılıyor, plakalanarak ikinci el sitelerinde sıfırından yüksek fiyata satışa konuluyordu. Kasım-aralık aylarında arzdaki sıkıntı o kadar arttı ki, bu kişiler fırsatçılığın bile dozunu kaçırdı. Ederi 300 bin lira olan otomobiller 500-600 bin liralara satışa konulmaya başlandı.

STOKÇULARA SOBE: Sonucunda devlet artık devreye girdi. Önce İzmir’deki bir bayiye üst sınırdan stokçuluk cezası kesildi. Şimdi de Karabük merkezli 50 ilde, tekel oluşturdukları ve araç fiyatlarındaki artışı etkiledikleri iddiasıyla 51 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Tabii ki tüm markalar ve tüm bayiler bu şekilde davranmıyor. Ama bu bazı bayilerin bu tarz  işlere karıştığını ve tüm sektör adına kötü örnek oluşturduğu gerçeğini de değiştirmiyor. Gelen araç sayısının ise kasım ve aralık aylarında çok çok az olduğu, teslim edilen araçların büyük bölümünün ise geçtiğimiz aylardan (yaz başından) satışı yapılan araçlar olduğu bildiriliyor.

Otomotiv sektörü dernekleri başta olmak üzere tüm markalar konunun üzerine titizlikle eğilmeli. Özellikle markalar, böylesine hassas bir dönemde bayileri sürekli olarak kontrol etmeli. Denetimlerini arttırmalı. Aksi halde ‘birkaç’ bayinin yaptığı bu hareket Türkiye ihracatının lokomotif sektörü olan otomotiv sektörüne her geçen gün daha fazla mâl edilecek.

Son sözüm şu...

Yazının Devamını Oku

‘Bankalar faiz indirimine direniyor’

İstanbul’a Next Level markası ile giriş yapan Pasifik, kurduğu gayrimenkul yatırım ortaklığını halka açıyor.

Pasifik Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, için 9-10 Aralık tarihlerinde talep toplandı. Hisse önümüzdeki günlerde borsada işlem görmeye başlayacak.

Özellikle gayrimenkule yönelik talep patlamasının yaşandığı ve borsanın sürekli rekor tazelediği bir döneme denk gelen halka arz sürecini sohbet toplantısında bir araya geldiğimiz Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Erdoğan’dan dinleme fırsatı yakaladık.

Erdoğan önce halka arzla ilgili genel bilgiler verdi:

Bireysel yatırımcıya, hem gayrimenkule hem borsaya yatırım yapma fırsatını bir arada sunuyoruz. Pasifik Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, portföy yapısı ile sektördeki bir çok şirketten ayrışıyor.

Tamamen proje geliştirmeye odaklı bir GYO yapıyoruz. Sonuçta Pasifik geliştirici bir şirket ve biz onu halka açıyoruz. Portföyümüzde şu anda geliştirdiğimiz iki proje var, Merkez Ankara ve Next Level İstanbul.

Sermaye piyasası katılımcıları ve geniş yatırımcı kitleleri, Pasifik GYO halka arzını bir fırsat olarak görüyor.

Halka arzdan elde edilecek gelirin yüzde 30’u ile şirket borçlarını kapatıp işletme sermayesine destek sağlamayı hedefliyoruz. Halka arz gelirinin yüzde 70’lik bölümünü ise devam eden ve gerçekleşecek yeni projelerin geliştirilmesinde kullanacağız.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin 'tek yaldızlı' şirketi

Türkiye’nin gündeminde ihracat ve üretim var. Yükselen kur nedeniyle özellikle dış pazarlarda Türkiye’nin daha da rekabetçi olacağına şüphe yok.

Türkiye’de halen faaliyette olan yabancı şirketlerin başarı öyküsü en az yüksek seyreden kurlar kadar yeni geleceklere ilham olacak nitelikte. İşte bu şirketlerden biri de İzmir’de sıra dışı bir iş yapıyor.

Geçtiğimiz hafta ülkemizde sessiz sedasız yıllardır üretim yapan Alman-Türk ortaklığındaki Heraeus Tokmak şirketini ziyaret ettik. Türkiye ve Ortadoğu’da tekler. Hatta dünyada bu işi yapan 8 şirketten biri konumundalar. Peki ya ne yapıyorlar derseniz basit bir şekilde anlatmaya çalışayım. İleri seviye teknolojiyle geliştirdikleri reçeteleri uygulayarak yaldız yapıyorlar. Hani şu kahve fincanı, bardak, tabaklarda gördüğünüz yaldızlar var ya... İşte o yaldızlar bu şirketin ürünü.

1950’DE ALMANYA’YA

1950 yılında 18 yaşındaki Nedim Tokmak’a kendiden önce Almanya’ya çalışmaya giden arkadaşından davet gelir: “Seni Almanya’ya bekliyorum. Burada iş, çalışma fırsatı çok.” Alman demiryollarında başlayan iş yaşamı sonrasında ticarete uzanır. İzmir seyahatlerinin dönüşünde Ege’den yerel dokunan halıları Almanya’da satmaya başlar. 1964’te Paşabahçe’ye yaldız yapan bir kişiye Heraeus adlı firmadan 1 kilo boya getirir. Boyanın içinde ‘yaldız’, yaldızın içinde de o tarihlerde Türkiye’ye ithalatı yasak olduğunu sonradan öğreneceği ‘altın’ olduğunu öğrenen Nedim Tokmak önce bozulur sonra bu olayı bir fırsata çevirir. Yaldızı Türkiye’de üretmeyi kafasına koyar.

1969’DA İZMİR’E

1969 yılında İzmir’de küçük bir atölye açan Nedim Tokmak, Almanya’dan ‘1 milyon mark’a aldığı yaldız reçeteleriyle şirketin bugünlere gelmesini sağlar.  İzmir’de Türkiye’nin tek yaldız üreticisi olarak üretim yapan şirketin yüzde 90 hissesini 1999’da Alman Heraeus satın alır. Heraeus, 2020 mali yılında 40 ülkede 14.800 çalışanı ile 31.5 milyar Euro gelir sağladı. Almanya’daki en büyük 10 aile şirketinden biri.

Yazının Devamını Oku

Yol kısaldı Erdek kıpır kıpır

Yeni İstanbul-İzmir Otobanı sayesinde Erdek artık İstanbul’a 2.5 saat, Bursa’ya ise sadece 1 saatlik mesafede... Erdek’e bu iki büyük kentten özellikle son iki yıldır akın var dersek yanlış olmaz. Bayramda otellerdeki doluluk yüzde 85’e ulaştı. Gecelik fiyatlar 200-300 TL arası.

Bodrum, Alaçatı, Çeşme, Datça, Kaş... Hiçbiri gündemde değilken İstanbulluların akın ettiği, ünlülerin mekan tuttuğu Erdek yıllardır o eski ihtişamlı günlerinden çok uzaktaydı.

Marmara Denizi’ne adeta gözcülük yapan Kapıdağ Yarımadası’nın eteklerinde uzanan o eskinin ihtişamlı, ünlü sahil kenti bugünlerde tekrar kıpır kıpır. Bunun en büyük nedeni Yeni İstanbul-İzmir Otobanı sayesinde Erdek’in Bursa ve İstanbul’a uzaklığının önemli ölçüde kısalması. Erdek artık İstanbul’a 2.5 saat, Bursa’ya ise sadece 1 saatlik mesafede... Erdek’e bu iki büyük kentten özellikle son iki yıldır akın var dersek yanlış olmaz. Erdek özellikle pandemi yasaklarının ardından kısa sürede ulaşılabilecek güvenli bir liman olarak görülüyor.



OKSİJEN DEPOSU

Alp Dağları, Kaz Dağları gibi Kapıdağ Yarımadası da kalın yapraklı orman bitkilerinin bir arada olduğu bir doğa özelliğine sahip. Bu yüzden Erdek için de oksijen deposu tanımını kullanabiliriz. Şehir boyunca uzanan plajları, bu plajlara paralel denize sıfır otelleri, restoranları, tarihi çınar ağaçları, zeytinlikleri, düşük tuz oranı ve berrak denizi ile Erdek misafirlerini cezbediyor.

Yazının Devamını Oku

‘Malzeme fiyatlarındaki artış suni’

“Ben uzun süre Çin’de yaşadım.

Burada yıldan yıla fabrika çıkış fiyatlarında yüzde 9 fiyat artışı söz konusuydu. Hiç fiyatların bu yılki kadar yükseldiğini görmedim. Bunun iki sebebi var. İlki pandemi nedeniyle artan talep. Şu anda adeta talep patlaması var. Tedarikçiler de bunu fırsat olarak görüyor. Malzeme fiyatlarındaki artışın da suni olduğunu düşünüyoruz. Geçen yıldan bu yıla baktığımız zaman dolar ve Euro bazında bazı malzemelerin iki katına çıktığını görüyoruz. İkincisi petrol başta olmak üzere hammadde girdi fiyatlarında da ciddi artışlar var. Bu bizim gibi fabrikalara maliyet artışları getiriyor. Kapasite yatırımları ve öne çekilen talebin azalmasıyla yılın sonuna doğru fiyatlarda gevşeme bekliyoruz.”

Arçelik CEO’su Hakan Bulgurlu’nun sözleri böyle. Dün internet üzerinden düzenlediği basın toplantısında bir ara geldiğimiz Bulgurlu şirketteki son gelişmelerle ilgili bilgiler verdi. 9 ülkede 26 üretim tesisi bulunan Arçelik pandemi döneminde de büyümesini sürdürdü. Japonya merkezli Hitachi’nin beyaz eşya bölümünün yüzde 60 hissesini 300 milyon dolara satın alan şirket ayrıca ABD merkezli beyaz eşya üreticisi Whirlpool’un Türkiye operasyonu olan Manisa’da kurulu soğutucu ve çamaşır makinesi üretim tesislerini 78.3 milyon Euro yatırımla bünyesine katmıştı.

BÜYÜME İŞTAHI

Hakan Bulgurlu, “Büyüme iştahımız her zaman devam ediyor. Sürekli her fırsatı değerlendirerek ilerliyoruz. Coğrafi olarak büyümeye devam ediyoruz. Son 5-6 yıllık satın alma ve ortaklık bunu gösteriyor. Bir taraftan organik olarak büyüyoruz. Diğer yandan satın almalar devam edecek” diye konuştu. Hitachi ve Whirlpool satınalma işlemlerinin online olarak gerçekleştirildiğine dikkat çeken Bulgurlu, “İlişkiler aslında yüz yüze başladı. Ama zor bir süreçti. Hiç görmediğiniz fabrikayı satınalmak da kolay değildi” derken Arçelik Genel Müdür Yardımcısı Polat Şen de “Sürekli toplantılar yaptık. Satın almadan önceki son 2 ay çok yoğun geçti. Özellikle Hitachi’nin kaliteli üretim ve marka hassasiyeti vardı. Adeta markayı pamuklara sararak yönetmemizi istediler. Onlardan daha fazla hassas olduğumuzu görünce süreç hızla ilerledi” değerlendirmesinde bulundu.

1 SAATTE TESLİMAT HARVARD’DA VAKA OLDU

Pandemi döneminde tüketicilerin davranışlarının da değiştiğine dikkat çeken Bulgurlu “Evlerde geçen vakit arttığından biraz daha büyk buzdolabı, fırın talebi arttı. Hiç bulaşık makinesi satılmayan Hindistan’da bile bulaşık makinesi satışları yüksek seviyeye çıktı. E-ticarette çok hızlı bir dönüşüm yaşadık. Siparişleri bu dönemde internetten almaya başladık ve rekor hızda ürün teslim eder hale geldik. Örneğin; Mardin’in küçük bir ilçesinde kendi internet sitemizde bir buzdolabı alındığında bunu 1 saatte teslim edebiliyoruz. Bu projemiz Harvard Business School’da vaka oldu” dedi.

Yazının Devamını Oku

Yarının yaratıcıları bugünün çocukları

“Türkiye Tasarım Vakfı olarak, son yıllarda farklı yaş gruplarından çocuklarla gerçekleştirdiğimiz atölyeler sayesinde eleştirel ve yaratıcı düşünmede tasarımın iyi bir yol gösterici olduğuna işaret ediyoruz. Buradaki temel amaçlarımız çocukların özgün metotlarla kendilerini ifade etmelerini sağlamak, potansiyellerini keşfetmeleri konusunda onları motive etmek, hayal güçlerini kullanabilecekleri bir ortam hazırlamak ve tasarım bakış açısı ile çevrelerini algılamalarını sağlamaktır.”

Bu sözlerin sahibi Türkiye Tasarım Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kalyoncu. Finlandiya temelli “Arkki” eğitim programlarına 7 Temmuz itibariyle “Yeniden Bauhaus” atölyeleriyle başlayan Türkiye Tasarım Vakfı’nın Kuzguncuk İskelesi’nde gerçekleştirdiği lansmandayız. İskele’nin üst katında eşsiz bir Boğaz ve İstanbul manzarası var. Atölyeye dönüşen mekânın çocukların tasarım becerilerinin gelişmesi için ekstra ilham sağlayacağına hiç kuşkum yok.



‘FAALİYETLER EĞİTİM İÇİN ÖRNEK OLACAK’
Türkiye Tasarım Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kalyoncu, sohbettimizde “Dünyanın neresinde olursa olsun tasarım konusunda cocuklarımızın gelişmesine faydalı olacak bir eğitim programı varsa Türkiye’ye getirmekte kararlıyız” dedi. Kalyoncu lansmandaki konuşmasında ise Finlandiya kökenli tasarım okulu Arkki ile bir işbirliklerini anlattı. Kalyoncu “Çocukların tasarım becerilerinin geliştirilmesi için yaratıcılık, tasarım odaklı ve yenilikçi düşünebilme gibi alanlarda 28 yıldır çalışmalar yürüten Arkki, bu tecrübe ve birikimini Türkiye Tasarım Vakfı işbirliğiyle ülkemizdeki çocuklarla paylaşma fırsatı buluyor. Arkki Türkiye kapsamında yapılacak tüm faaliyetlerin ülkemizdeki eğitim ortamı için örnek oluşturacağına inanıyoruz ve Türkiye Tasarım Vakfı olarak tasarımın etkisini toplumun her kesimi için faydalı ve görünür kılma adına çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bu projenin gerçekleşmesi için iş birliği teklifimizi kabul eden Arkki Finlandiya ekibine, bugün aramızda bulunan sayın Finlandiya büyükelçisi Ari Mäki’ye, süreci titizlikle ve hevesle yürüten Arkki Türkiye ekibi ve eğitmenlerine, lansmanımıza katılım gösteren tüm davetlilere vakfımız adına teşekkür ederim‘’ diye konuştu.

PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ ARTACAK

Yazının Devamını Oku

'Çöl değil enerji vahası'

Konya Karapınar’dayız. 2 bin 600 futbol sahası büyüklüğündeki güneş santralı sahasındayız.

Henüz yüzde 30’una güneş santrallarının montajı yapılmış ama bu haliyle bile uçsuz bucaksız görünüyor. Kalyon Karapınar Güneş Enerjisi Santralı 271 MW kapasiteyle şimdiden Türkiye’nin en büyüğü konumunda. Bittiğinde 1000 MW kapasiteyle, Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise 5’inci büyük güneş enerjisi santralından biri olacak. Santral 2 milyon kişinin evsel elektrik ihtiyacı kadar üretim yapacak.

KURUM’DAN VARANK’A İTİRAZ

Dün santralın SCADA (otomasyon ve veri) merkezinin temel atma törenine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum katıldı. Mustafa Varank konuşmasında “Konya’nın çölüne yapılmakta olan bu santral” deyince ön sırada oturan ve Konya Karapınarlı olan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, memleketinin bir bölgesi için yapılan bu tabire şakayla karışık karşı çıktı. “Çöl değil vaha.” Bakan Kurum’un vurguladığı gibi Konya Karapınar’daki verimsiz çöl kıvamındaki bir bölüm toprak, hızla enerji vahasına dönüşüyor.




Yazının Devamını Oku

Denizlerin Fatih’ini kaybettik

Sevmezdi kendini anlatmayı. Hatta ketumdu. Bandırma’da aynı kolejde okuduk Fatih Dönmez ile.

Sonrasında her birimiz farklı alanlarda farklı yerlere savrulsak da hiç kopmadık. Sosyal medya grubumuzdan yıllardır yazıştık durduk, arada bir biraraya geldik, görüştük. En son geçen yıl babasının cenazesi toplamıştı bizi.

İki hafta önce öğrendik hastalandığını. Sonrasında kahrolası Covid, sinsice yerleştiği ciğerini söndürdü gün gün... Biz kendi çapımızca çırpındık, dağ gibi Fatih’imiz direndi... Ama olmadı..

Bandırma’da küçük bir topluluk geçtiğimiz hafta toprağa verdi Fatih’i. Pandemi yasakları engel oldu, bir ikimiz hariç, yanında olamadık.

Biz arkadaşımız Fatih’i bilirdik tanırdık, ama Mühendis Fatih’i çok bilmezdik. Babasının Bandırma’daki ünlü Dönce yoğurdunun sadeliğinde iki kelimede anlatırdı yaptığı işi: “Gemi tasarlıyoruz”



Yazının Devamını Oku

8 soruda kripto paralar ve tehlikeler

Türkiye iki gündür kripto para borsası Thodex’te yaşananları konuşuyor. İddialara göre Thodex’in sahibi Faruk Fatih Özer, binlerce kişiye ait milyonlarca dolarla yurtdışına kaçtı. Yaşanan bu durum “Kripto paralara yatırım yapmak tehlikeli mi” sorusunu akıllara getirdi. Biz de kripto paraların güvenli olup olmadığını, barındırdığı tehlikeleri 8 soruda mercek altına aldık.

1- Kripto para nedir?

KRİPTO para hiçbir merkezi otoriteye ya da aracı kuruma bağlı olmayan, sanal para birimini ifade ediyor. İnternet aracılığıyla kullanılan kripto paralar ancak belirli şifreler kullanılarak yerleştirildiği sanal cüzdanlardan yine şifreler aracılığıyla çıkarılıp kullanılabiliyor. Kripto para birimleri dolar, Euro veya TL gibi basılı halde bulunmuyor. Günümüzde bitcoin, ethereum, binance, ripple, dogecoin birçok piyasada işlem gören kripto paralar arasında sayabiliriz.

2- Kripto paranın değeri nasıl belirleniyor?

KRİPTO paraların değeri kullanıcılardan gelen arz-talep dengesi içinde belirleniyor. Tıpkı hisse senedi veya emtialar gibi değiş tokuş sırasında anlık arz-talep fiyatlamasından değerleniyor ya da değer kaybediyorlar. Bir başka deyişle bir kripto para birimi ne kadar çok talep görürse o kadar değerli oluyor.

3- Blockchain nedir?

BLOKCHAIN ağı, tüm para alışverişlerinin kaydının tutulduğu bir sistem. Kayıtlar birden fazla yerde yani bir ağda tutuluyor. Amaç kayda alınmış bilgilerin güvenilirliğini arttırmak. Bilgilerin kaydedildiği yerler, özel şifrelemelerle korunuyor. Sadece kripto paralarda değil bankacılık gibi alanlar başta olmak üzere birçok alanda yüksek güvenlikli bir sistem olarak kullanılabiliyor.

4- Kripto paralara güvenilir mi?

MERKEZ

Yazının Devamını Oku

TMSF şirketleri para basıyor!

Bugün itibarıyla 796 şirketleri olduğunu söyleyen Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Muhiddin Gülal, “Bunların 640 tanesi aktif. 42.5 milyar lira aktif büyüklükle devraldığımız bu şirketlerde 70.2 milyar lira seviyesine ulaştık. 18 milyar lira olan özkaynak büyüklüğü 29.1 milyar lira seviyesine ulaştı. Geçen yıl kârlılıkta yüzde 36, ciroda yüzde 12, aktif büyüklükte yüzde 19 artış yakaladık” dedi.

Hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren Aydınlı Grubu hariç şirketlerimizin hepsi 2020’de ortalama yüzde 20 büyüdü ve ciroları yüzde 12 arttı. Basiretli tüccar felsefesinde yönetiyoruz. 313 kayyumumuz var, 159 tanesi fon personeli. Bu yapıyı aslında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) personeli ile yönetiyoruz.” Bu sözlerin sahibi TMSF Başkanı Muhiddin Gülal.



Gülal her toplantıda veya buluşmamızda TMSF’nin asli işi olan sigortacılığa dikkat çekse de fon bünyesindeki 796 şirketin performansı benim diyen holdinglere parmak ısıttıracak nitelikte. Dile kolay, pandemi döneminin tam anlamıyla hissedildiği 2020’de 796 şirket 37.2 milyar lira ciro, 3.4 milyar lira kâra ulaşmış. Aktif büyüklük ise 70.2 milyar lirayı bulmuş.

OLAĞANÜSTÜ PERFORMANS

Dün ekonomi basınının temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıda açıklamalarda bulunan Gülal, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ iltisaklı kurumlarla ilgili şu bilgileri verdi: “Bugün itibarıyla elimizde 796 şirketimiz var. Bunların 640 tanesi aktif. Bu şirketlerde şu an itibarıyla 40 bin 61 kişi çalışıyor. 42.5 milyar lira aktif büyüklükle devraldığımız bu şirketlerde yüzde 65 büyüme sağlayarak 70.2 milyar lira seviyesine ulaştık. 18 milyar lira olan özkaynak büyüklüğü yüzde 61 artışla 29.1 milyar lira seviyesine ulaştı. Şirketlerimiz 2020’yi olağanüstü bir performansla kapattı. Geçen yıl karlılıkta yüzde 36, ciroda yüzde 12, aktif büyüklükte yüzde 19 artış yakaladık.”

Yazının Devamını Oku

Bugün aldığınız hangi ürün sahteydi acaba!

Adidas’lar, Nike’lar, Makita’lar, Dell’ler, Fahrenheit’lar, Dolce&Gabbana’lar... Liste uzayıp gidiyor. İnternet alışveriş platformları, ikinci el ürün satış siteleri sahte ürün cennetine dönüştü. İhbar üzerine çalışan denetim mekanizmasının sahte ürünü daha satışa çıkmadan yakalaması için ise çaba şart.

Şikayetlerin sonu gelmiyor. Sözde ünlü markaların ürünleri... Onlarca satıcının hesabından, hepsi piyasa fiyatının onda birine satılıyor. Almayana kızarlar misali. Haydi en çok suistimal edilen markaları da vereyim. Adidaslar, Nike’lar, Makita’lar, Dell’ler, Fahrenheit’lar, Dolce&Gabbana’lar... Liste uzayıp gidiyor. İnternet alışveriş sitelerinde, ikinci el ürün satış sitelerinde sahte ürünler cirit atıyor. Piyasada 450 TL’ye satılan bir ayakkabı 99 TL’ye, şişesi gerçekte 350 TL olan bir parfüm 45 TL’ye, 750 TL’den aşağı fiyata bulamayacağınız bir matkap 225 TL’ye satılıyor. Adını sanını duymadığınız arama motorlarından ulaşılan internet siteleri klavyeden parfüme, nalbur ürünlerinden elektrikli el aletlerine online sahte ürün cennetine dönüşmüş durumda.

HER ŞEYLERİ SAHTE

İşin ilginç yanı bu bilinmedik sitelerin yanı sıra ünlü alışveriş siteleri de sahte ürün satıcıları ile boğuşmak durumunda. Her gün isim değiştiren sahtekârlar, sahte ürünleri bu alışveriş siteleri üzerinden satmaya çalışıyor. Yakayı ele verene kadar avladıkları tüketiciler üzerinden binlerce liralık haksız kazanç elde ediyorlar. Her ne kadar bu alışveriş siteleri tüketiciyi mağdur etmemek için çeşitli mekanizmalar oluştursa da, olan tüketiciye oluyor. Aldıkları ürünün sahte olduğunu anlasalar bile çeşitli yazışmalar, geri ürün gönderme süreçleri ve nihayetinde paralarını geri almaları önemli bir zamanlarını alıyor. Adı sanı duyulmadık internet siteleri üzerinden sahte ürün alanların ise işi daha da zor. Ne ulaşılabilecek bir telefon, ne gerçek bir e-posta ne de ortada bir muhatap var. Elde sahte ürün, yapabilecek hiçbir şey yok. Tüketici dernekleri ve diğer merciler de çaresiz. Sahte ürün satıcılarının adresleri, hesapları, iletişim bilgileri kısacası her şeyleri zaten sahte.

PLATFORMLAR NE DİYOR?

GEÇTİĞİMİZ dönemde bu köşede internet siteleri üzerinden sahte deterjan satışına dikkat çekmiştim. Online alışveriş siteleri sahte ürün satışına karşı denetim mekanizmalarını özetle şu şekilde açıklamıştı:

“Taklit ürün sattığından şüphelendiğimiz satıcılara ait mağazalardan ürünler alınarak kontrolleri gerçekleştirilmektedir. Buna ek olarak taklit ürünler konusunda tarafımıza ulaşan tüketici şikâyetlerini ya da adli mercilerin tarafımıza ulaştırdığı vakaları titizlikle takip ediyoruz. Taklit ürün olduğu tarafımızca tespit edilen ürünlerin satışını yapanlar hakkında hızla suç duyurusunda bulunarak yasal süreci başlatıyoruz. Taklit ürün satışı gerçekleştiren mağazaların bulunduğu elektronik ticaret platformlarını da ilgili mağaza ve konu hakkında bilgilendiriyoruz.”

DENETİM TEKNOLOJİSİ ŞART

Yazının Devamını Oku

Petek temizliği ve bakımının püf noktaları

Basınç makinesini kapan petek ve kombi temizliği yaptığını iddia ediyor. Ancak yanlış uygulamalar ve kimyasallar hem kalorifer sistemine hem de kombilere zarar veriyor. Isı kaybı ve yüksek yakıt faturaları da cabası...

ASLINDA daha kış gelmeden kombi, petek bakımlarını yapmak gerek ama çoğumuzun aklına soğuk kapıya dayanınca gelir. Kombi bakımını işin ehli yetkili servis veya ustaya yaptırmakta fayda var. 2 Ekim 2020’de bu konuyla ilgili ayrıntılı bir yazı yazmış, arama motorlarında üst sıralarda çıkan sözde yetkili servislerin tüketiciyi mağdur ettiğine dikkat çekmiştim. Bir kez daha uyarmamda fayda var. Kombi markanızın internet sitesinden ya da müşteri hizmetlerinden, gerçek yetkili servisleri öğrenmeden sahte firmalarla muhatap olmayın. Hem fahiş ücretler ödemek zorunda kalabilir hem de kombinizin zarara uğramasına neden olabilirsiniz.

Kombiniz verimli çalışsa da petek bakımını zamanında ve doğru şekilde yapmamanız durumunda, hem ısı kaybına uğrayıp hem de yüksek yakıt faturası ödemek zorunda kalabilirsiniz.

YETERİNCE ISINMIYOR

Piyasada petek temizliği yaptığını belirten yüzlerce şahış ve firma var. Piyasa araştırması yaptığımda, temizlik için petek başına 10 TL’den 35-40 TL’ye kadar ücret talep edildiğini öğrendim. Petek temizliği neden önemli. Yıllar içinde suyun doğal halinden biriken tortular, kireçler ve petek içinde oluşan döküntüler tıkanmalara neden oluyor. Tıkanıklıklar suyun dolaşımına engel olduğu için de kirli tabir edilen petekler yeterince ısınmıyor. Bu soruna özellikle alüminyum peteklerde daha çok rastlanıyor.

ZARAR VERİYOR

Peki petek temizliği nasıl yapılıyor? Basınçlı bir pompa ile peteklere sıcak su hattından su basılıyor, bu su soğuk su hattından tahliye ediliyor. Bu işlem yapıldığında yoğun olarak hatlarda ve petek içlerinde oluşan pisliğin nasıl boşaldığına şahit olabilirsiniz. Ancak bu işlem ehil eller tarafından yapılmadığında birçok sorunu da beraberinde getiriyor. Öncelikle basınçlı makine satın alan herkes kendini petek temizleme ustası ilan etmiş durumda. Tecrübesiz elamanlar tarafından sisteme gelişi güzel basılan su tıkalı olmayan hatların ya da peteklerin tıkanmasına neden oluyor. Son yıllarda moda haline gelen ilaçlı yıkama ise içerdiği kimyasallar nedeniyle hem peteklere ve vanalara hem de kombinin ekipmanlarına zarar veriyor.

Yazının Devamını Oku

Fıstık gibi dolandırıcılık

Son yıllardaki fiyat artışıyla en pahalı tarım ürünü haline gelen çam fıstığına şekil olarak çok benzeyen küçük yer fıstıkları ya da işlemden geçirilerek benzetilen yer fıstıkları, dolmalık çam fıstığı adı altında piyasaya sürülüyor.

GEÇMİŞ yıllarda da haberleştirilen konu son olarak okurum Mustafa Bilgehan’ın dikkatini çekmiş. Satın aldığı fıstığı kattıkları hamsili pilavın lezzetinde bir farklılık oluşmuş. Bunun üzerine Bilgehan, satın aldıkları fıstığı incelemiş. Bilgehan gönderdiği e-postada “Fişe tekrar bakınca fiyatının çok ucuz olduğunu gördüm. Ertesi gün satın aldığımız bakkala gidip dikkatli baktığımda etikette “dolmalık yerfıstığı” yazdığını fark ettim. Ama fıstıklar tamamen çam fıstığı görünümünde... Üretici aslında etikete yazmış ama yine de yerfıstığının çam fıstığı görünümüne nasıl dönüştürüldüğünü merak ettim. Ancak bilmeyenin bunu anlaması imkansız. Dolmalık çam fıstığın kilosu 600-640 TL’ye satılıyor. Yerfıstığının kilosu ise 40 TL. Arada fiyat uçurumu var.

ALDATMAYA YÖNELİK

Her ne kadar bazı üzeriticiler paket ürünlerin üzerine sattıkları fıstığın yerfıstığını yazsa da tüketicinin satın aldığı ürünü ayırt etmesi çok zor. Piyasada satılan paketleri inceledim. Bazısında ‘dolmalık çam fıstığı’ yazıyor. Bunların fiyatları diğerlerine göre çok pahalı. Bazı paketlerin üzerinde ‘dolmalık yerfıstığı’ yazıyor. Bu ürünlerin fiyatları ise yerfıstığına göre pahalı ancak çam fıstığına göre ucuz. Siz yan yana duran iki paketin üzerinde de dolmalık ifadesi görünce eliniz ister istemez ucuz olana gidiyor. Bir de üzerinde sadece ‘dolmalık fıstık’ yazan ürünler var ki bunların tamamen tüketiciyi aldatmaya yönelik olduğuna şüphe yok. Bu arada bazı çam fıstığı ürünlerinin de yerfıstığı ile karıştırıldığı öne sürülüyor.

DİKKAT EDİN

Peki ama dolmalarda kullanılan gerçek çam fıstığı ile ona benzetilen yerfıstığını nasıl ayırt edebiliriz... Daha sert olan yerfıstığı dik olarak iki parçaya ayrılabiliyor. Dolmalık çam fıstığını dik olarak ikiye ayıramıyorsunuz.

Özetle... Sahtekârlar dolmalarınıza da dadandı. Aldığınız fıstığa dikkat edin!

Yazının Devamını Oku