TÜRK Hava Yolları (THY), bugün yolcu ve kargo dahil 531 uçaklık filo ile 132 ülkede 356 noktaya uçuyor. Şirket yeni uçak alımları, yeni destinasyonlar ve birçok proje ile her alanda ilk 3’ü hedefliyor.
Önceki gün iftarda bir araya geldiğimiz THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat hem 2025 bilanço sonuçlarını değerlendirdi hem de önümüzdeki dönemdeki projelerini anlattı. Geçen yıl 100 bin istihdam rakamını geçtiklerine dikkat çeken Bolat, “2018 yılıyla kıyasladığımızda istihdamda yüzde 70’lik artış oldu. Yine o zaman 10 milyar dolar olan ihracat gelirimiz bugün 19 milyar dolara çıktı. Ülkemizde kalan döviz 9.1 milyar dolara yükseldi” dedi. 2026 yılı hedeflerine değinen Bolat, şunları söyledi: “2025’te taşıdığımız 92.6 milyon yolcu sayısının 100 milyona çıkmasını bekliyoruz. Kargoda ise 2.3 milyon tonluk taşıma ve gelirlerde artış bekliyoruz.”
5 YILDA 20 MİLYAR DOLAR YATIRIM
2025 yılında toplam gelirlerinin 2024 yılına göre toplam yüzde 6 arttığını belirten Bolat yolcu gelirlerinin 19.8 milyar dolar, kargo gelirlerinin ise 3.4 milyar dolar olduğunu söyledi. Bolat “2025 yılında da jeopolitik gerilimler (12 gün savaşları gibi) oldu, üreticilerdeki teslimat sıkıntıları devam etti. Aynı zamanda üreticilerin gecikmesi nedeniyle motor sıkıntıları sürüyor. Şimdi buna bir de iniş takımları eklendi. İniş takımlarının yedek parçalarının temininde sıkıntılar var. Bunlar büyüme planlarımızı etkiliyor. Buna rağmen 2025 yılında 2.2 milyar dolar kâr sağladık. Geçen yıl 6 milyar dolarlık yatırım yaptık. Son 5 yılda ise yatırımımız 20 milyar dolara ulaştı. 12 yıl aradan sonra 2025’te 225 milyon dolarlık temettü ödemesi yaptık” diye konuştu.
2028’de uçak sayısının 600’e, 2031’de 700’e, 2033’te 800’e, 2036 yılında ise 1000’e ulaşacağını söyleyen Bolat bu yıl THY ve AJet filosuna 79 yeni uçağın katılacağını da açıkladı. Bolat, uçak sayısı bakımında dünyada şu anda 9’uncu olan THY’nin, 2036 yılında 3 ya da 4’üncü sıraya yükseleceğini ifade etti. AJet’in şu anda 83 uçağı olduğunu ve bu yıl sisteme sokulacak uçak sayısının buna yakın olduğunu belirten Bolat, “Bu yıl sisteme girecek uçaklar Airbus ve Boeing’e sipariş ettiğimiz uçaklar değil. İhalelerle kiralık bulduğumuz uçaklar. 72 tanesi böyle. Ortalama kiralama maliyeti uçağın değerinin yüzde 10’dur” bilgisini verdi.
65 YAŞ ÜSTÜ AVRUPALIYA YÜZDE 15 İNDİRİM
ALMANYA, Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, Danimarka ve İsveç dahil olmak üzere 8 ülkeden Türkiye’ye gelip gidecek 65 yaş üstü yolculara yüzde 15 indirim yapacaklarını belirten Ahmet Bolat ilk uygulamanın Almanya’da önceki gün başladığını söyledi. Bolat, “Amacımız 65 yaş üstü Avrupalı yolcuları (gurbetçiler dahil) turizmin düşüş sezonlarında da Türkiye’ye getirmek. Bunu bağlantılı yolculara da yapacağız. Zaten düşük sezonda biletler ucuzluyor üstüne yüzde 15 indirim yapacağız. AJet de 1 Haziran-31 Ekim arasında Türkiye’ye gelmek isteyen vatandaşlara indirim yapacak. 5 kişilik ailenin 1 bileti bedavaya gelecek” diye konuştu.
Bugün küresel enerji sisteminin kalbi tam da bu dar su yolunda atıyor.
İran’ın güney kıyısındaki dar su yolu olan Hürmüz Boğazı’ndan her gün yaklaşık 80 petrol ve doğalgaz tankeri geçiyor. Dile kolay dünya petrolünün 5’te 1’inden bahsediyoruz.
New York Times tarafından yapılan analizine göre pazartesi günü boğazdan iki petrol ve doğalgaz tankeri geçmiş. Sonraki günlede ise sadece bir tanker daha... İran geçişin tamamen durduğunu iddia ediyor. Hatta 10 petrol tankerinin imha edildiğine ilişkin haberler de var.
Tahran’dan gelen sert tehdit etkisini göstermiş gözüküyor:
“Hürmüz’den geçen petrol tankerleri hedefte...”
Bu noktada ABD Başkanı Donald Trump’ın boğazdan geçecek gemilere iki vaadini hatırlatalım.
1. Gerekirse ABD Donanması’nın boğazdan geçen tanker konvoylarına refakat eder.
2.
Bir tarafta savaş tamtamları çalmaya devam ederken diğer tarafta teknolojinin evrilmeye, hem de çok büyük bir hızla evrilmeye devam etmesi o kadar birbirine tezat ki... Böyle bir ortamda yeni dünyanın nasıl bir dengeye oturacağını tahmin etmemiz hayli zor.
Türkiye 1 Nisan itibarıyla 5G’li yeni bir döneme başlayacak. Bu konudaki gelişmeleri aktaracağım ama önce Türk Telekom’un davetlisi olarak katıldığımız fuardan çıkardığım notları aktarayım:
* Etkinliğe 100’ün üzerinde ülkeden 100 binin üzerinde ziyaretçi ve 2 bin 900 civarında firma katıldı.
* Etkinliğin ana teması yapay zekâ oldu; yazılım odaklı değil, gerçek dünyaya etki eden AI uygulamaları ve robotlar göze çarptı.
* Honor, yapay zekâ destekli “Robot Phone” ve ultra ince tasarımlı Magic V6 katlanabilir telefon gibi dikkat çekici ürünleri tanıttı; tablet (MagicPad 4) ve dizüstü bilgisayar gibi AI odaklı ürünler de sahnede oldu.
* Samsung, Galaxy S26 serisi ile Galaxy AI özelliklerini, yeni ekosistem ürünlerini ve bağlantı çözümlerini sergiledi.
* Xiaomi ve Leica işbirliği gibi premium kamera odaklı telefonlar fuarın öne çıkanları arasında yer aldı.
* Motorola ve Nothing
Bu sözlerin sahibi RePie Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Emre Çamlıbel. 10 yıl önce hayatımıza sıradan bir yatırım şirketi olarak giren RePie bugün 3 milyar dolarlık fon yöneten bir deve dönüşmüş durumda. RePie Portföy, Fonmap, Big Media, Goldtag, Colendi Menkul Değerler ve RePie GSYO gibi iştirakleri bünyesinde barındıran RePie’ın büyüme yolculuğunu özetleyen Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mehmet Ali Ergin, “10 küsur yıl önce 1 milyon dolar sermaye ile yola çıktık. Bugün RePie Yatırım Holding’in toplam varlık büyüklüğü 700 milyon dolara ulaştı. Bu büyüme sadece kendi kaynağımızla değil, yatırımcılarımızın güveni ve ortaklık kültürümüzle gerçekleşti” dedi.
Şirket yüzde 50 gibi olağanüstü bir büyüme hedefi ile fon büyüklüğünü bu yıl 3 milyar dolardan 4.5 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Re-Pie’ın bugüne kadar ki büyüme hikâyesi ve stratejik yatırımları dikkat çekiciydi. Bu yüzden şirket yöneticilerinin önceki gün düzenlediği basın toplantısı geleceğe yönelik stratejik ipuçlarını paylaşmaları açısından önemliydi.
BELİRSİZLİKLER SÜRER
2025’in hem küresel hem de yerel ölçekte gümrük tarifeleri, siyasi gerginlikler ve sürpriz müdahalelerle dolu, oldukça hareketli bir yıl olduğunu belirten Çamlıbel, 2026’nın da çok farklı olmayacağını, belirsizliklerin devam edeceğini öngörüyor. Çamlıbel, seçimler ve piyasa beklentileriyle ilgili şu ifadeleri kullandı: “Biz bu durumu bir ‘cam tavan’ olarak adlandırıyoruz; yani ne karar alırsanız alın, tepede jeopolitik dengelerden oluşan bir sınır var. Ancak Türkiye bu tavanın altında yüzde 4 büyüme ile iyi bir iş çıkardı. 2026’da da belirsizlik ve sürprizler devam edecek. Biz planlarımızı ‘hiç seçim olmayacakmış’ gibi yapıyoruz; ancak sadece Türkiye’de değil, İran’dan ABD’ye kadar her ülkede siyasi değişikliğin piyasaları doğrudan etkileyeceği bir konjonktürdeyiz.”
Kaan Şakul - Salih Tuncer Mutlucan - Dr. M. Emre Çamlıbel - Mehmet Ali Ergin - Caner Bingöl - Onur Yücekal
LİKİDİTE İÇİN ADRES BORSA
Küresel siyasi gerginliklerin ve ekonomik müdahalelerin yatırım iştahı üzerindeki baskısına dikkat çeken Dr. Emre Çamlıbel, dış kaynak akışı konusunda temkinli bir tablo çizdi. 2026 yılında doğrudan yabancı yatırımlarda (FDI) istenen seviyelerin yakalanmasının zor olduğunu belirten Çamlıbel şu değerlendirmeyi yaptı: “Jeopolitik cam tavan nedeniyle 2026 yılında kayda değer büyüklükte bir dış sermaye girişi öngörmüyoruz. Günlük, kısa vadeli sıcak para akışları her zaman olduğu gibi yaşanacaktır ancak Türkiye’ye girip kalacak uzun vadeli kaynak girişi bugünkü şartlarda istenen ölçüde olmayacak gibi gözüküyor. Bu şartlarda şirketlerin ve yatırımcıların likidite arayışında borsaya yöneleceğini düşünüyorum.”
Makine ihracatının 1.5 milyar dolar olduğu yıllar... Sektörü kimsenin tanımadığı, strateji kelimesinin neredeyse lüks sayıldığı bir dönemde Makine İhracatçıları Birliği Başkanı olan ve en genç birlik başkanı unvanı alan Adnan Dalgakıran sonrasını şöyle anlattı:
“Bir hedef koyduk: 500 milyar dolar ihracat. Söylem güçlüydü. Ama metodoloji yoktu. Sektörler arası rekabet, işbirliği yerine yarışa dönüştü. 21. yüzyıl organizasyon ve işbirliği yüzyılıdır. Ancak biz kültürel olarak bu işbirliği modeline yatkın değiliz. Egosantrik bir yapı hâkim. Bir yere çağrılan herkes hızlı çözüm bekliyor. “Bir hap verelim, hemen düzelsin” yaklaşımı var.”
Geçtiğimiz günlerde Ekonomi gazetesinden Vahap Munyar ile birlikte Adnan Dalgakıran’la bir araya geldiğimizde sanayinin en temel sıkıntılarını böyle aktardı, ardından önemli tespitlerde bulundu. Özetleyerek devam ediyorum:
* Bugün yaşadığımız tablo bir ekonomik kriz değil. Düşük gelirden orta gelire çıkış modelimizin sonuna geldik. Tüketimle büyüdük. Hizmetle büyüdük. Finansla büyüdük. Ama üretimde sıçrayamadık. Orta gelirden üst lige çıkmak başka bir ekosistem ister: Eğitim, insan kaynağı, teknoloji ve sabır.
* Açık konuşalım. Seri üretimde Çin’le rekabet edemiyoruz. Onlar ölçek ekonomisiyle çalışıyor. Biz parçalı yapıdayız. Almanya’da aynı sektörde 5 firma varsa bizde 55 firma var. Bu model teşvikle ayakta tutulamaz. Çözüm ne? Az adet – yüksek teknoloji – mühendislik + hizmet modeli. Makineyi satmak yetmez, komple çözüm satmak zorundayız. Afrika’da kurulacak bir fabrikanın anahtar teslimini verebilen kazanır.
SORUN TEŞVİKTE DEĞİL
* Türkiye teşvikte dünyanın en cömert ülkelerinden biri. Sorun teşvik olmaması değil, teşvikin verimliliğinin ölçülmemesi. Rakibiniz 8 dolara üretiyorsa siz 10 dolara üretirken fabrikayı bedava verseler yatırım yapmazsınız. Ucuz finansman yoksa, nitelikli insan kaynağı yoksa teşvik sadece pansuman olur.
* Son dört yılda dolar bazında maaşlar yükseldi. Ama alım gücü düştü. Sanayici maliyet baskısında. Çalışan memnun değil. Bu denklem sürdürülebilir değil. Ürün fiyatı Euro bazında yerinde sayarken yemek, servis, enerji üç kat artıyorsa sorun rekabet gücüdür.
Ülkenin en büyük suç örgütlerinden birine liderlik eden “El Mencho” lakaplı Nemesio Oseguera’nın, düzenlenen askeri operasyon sonrası ölmesi ve ardından çıkan çatışmalar dünyanın gündeminde. Dün bir tarama yaparak Meksika ekonomisinin son durumunu anlamaya çalıştım. Çeşitli kaynaklarda okuduklarımdan sonra kendine has benzersiz bir ülke ve ekonomi ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim.
Ülkenin iki ayrı yüzü var. Bir yüzünde otoyollarla ABD’ye bağlanan sanayi koridorları, diğerinde ise devletin zayıf kaldığı bölgelerde kurulan kartel düzeni hakim.
Harıl harıl çalışan, üretim yapan fabrikalar ülkenin beyaz yüzünü; fiili olarak vergi toplayan suç örgütleri ise karanlık yüzünü oluşturuyor.
BEYAZ YÜZDE FABRİKALAR
Meksika’nın büyüme modeli tamamen ABD’ye endeksli durumda. ‘Üretim yap, dolar kazan’ formülünü benimseyen Meksikalılar ihracatlarının yaklaşık yüzde 80’ini bu ülkeye gerçekleştiriyor. Yani Meksika dibine kadar ABD’ye bağımlı durumda. Ne üretiyorlar derseniz... Yakın olsun diye ABD sınırı boyunca kurulu olan fabrikalarda otomotivden beyaz eşyaya, elektronik ve medikal cihazlardan mobilyaya kadar aklınıza ne geliyorsa üretiliyor. Üstelik bu fabrikalar Maquiladora adındaki bir sistemle, yani bir ürünü imal etmek için herhangi bir tarife olmaksızın hammadde ithal edip, daha sonra hammaddeyi aldıkları ülkeye yani ABD’ye ihraç ediyorlar. Monterrey’den Chihuahua’ya uzanan hat, bugün dünyanın en dinamik sanayi bölgelerinden biri durumunda. Bu sistemin Çin-ABD gerilimi sonrasında daha da güçlendiğini belirtmekte fayda var. Küresel markalar için ülke, düşük maliyetli ama aynı zamanda ABD pazarına entegre bir üretim üssü. Özetle üretim için ABD’nin arka bahçesi tanımını yapmak sanırım yanlış olmaz.
Petrol var ancak artık ekonominin lokomotifi konumunda değil. Ulusal petrol şirketi Pemex’in borçları nedeniyle üretimi iyice azalmış durumda. Bu arada ABD’de oldukça fazla sayıda Meksikalı çalışıyor. Onların her yıl gönderdiği yaklaşık 60 milyar dolarlık para, iç talebi ayakta tutan görünmez bir destek. Ayrıca turizm de 30 milyar dolarla önemli bir gelir kalemi.
KARANLIK YÜZDE KARTELLER
Ülke ekonomisinin beyaz yüzü böyle. Gelelim karanlık yüzüne yani kartellere.
Denizde bağlanacak yer bulmak, karada ise kışlama yapmak gün geçtikçe daha zor hale geliyor. Madalyonun bir yüzü bu... Diğer yüzünde ise koyların adeta istila altında olması, gelişi güzel demirleyen tekneler, kaos ve hepsinden önemlisi çevre kirliliği var.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) geçen hafta bir basın bülteniyle Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde hayata geçirdiği ‘DERİA Mapa-Şamandıra Yönetim Sistemi’ni duyurdu.
Bültende, Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Nurullah Öztürk’ün görüşlerine de yer verildi. Öztürk, demecinde projenin kâr amacı gütmeyen, tamamen ekosistem odaklı bir model olduğunu vurgulayarak, TÜÇA tarafından işletilecek olduğunu ve sistemden elde edilen tüm gelirin yine denizlerin ve çevrenin korunması için kullanacağını söyledi.
ÖNCELİK DENİZLER
Öztürk, “Mapa-Şamandıra sistemiyle deniz tabanındaki fiziksel tahribata ‘dur’ diyoruz. Geliştirdiğimiz DERİA platformu ile doğa koruma faaliyetlerini dijitalleştiriyor; şeffaf, izlenebilir ve sürdürülebilir bir yönetim modeli sunuyoruz. Bizim önceliğimiz denizlerimizin temizliği ve ekolojik dengenin sürekliliği” dedi.
Yeni sistemin her yönüyle tartışılmasında, artılarının eksilerinin gündeme taşınmasında büyük fayda var. En önemlisi hem amatör denizciliğin desteklenmesi hem de denizlerin korunması gerekiyor. İkisini bir arada yapabilmek için elbirliği ile çalışmalıyız.
Hadi, gelin şimdi Fethiye-Göcek’te devreye girecek yeni sistemi yayınlanan bülten ışığında bir inceleyelim:
* Pilot bölge olarak seçilen Göcek ve Dalaman koylarında kurulan modern sistem, kontrolsüz demirlemeye bağlı deniz tabanı tahribatını durdurmayı amaçlıyor.
Bu sözlerin sahibi TEPAV Kalkınma Programı Direktörü H. Ekrem Cunedioğlu.
Ankara’da British Amerikan Tobacco’nun (BAT) davetlisi olarak OmniTM Science platformu tarafından ‘Dumansız Bir Dünya İçin Vizyoner Yaklaşım’ sloganıyla düzenlenen toplantısındayız.
Sahnedeki konuşmacılar Türkiye’de sigara tüketiminin nasıl arttığından, yasal olmamasına rağmen likit, ısıtmalı sigaraların yaygınlığından, vergi kayıplarından bahsediyor. Toplantının bir sigara şirketi tarafından düzenlenmesi ile verilen mesajlar aslında çelişiyor gibi gözüküyor.
DÜNYAYI SOLLADIK
Geleneksel tütünlü mamullerinin sağlığa daha zararlı olduğunun öne sürülmesi, satış miktarlarının azaltılmaya çalışılması, yerine modern sigara ürünlerinin yasallaşması kuşkusuz sigara devlerinin hayatta kalmalarını, para kazanmaya devam etmelerini sağlayacak. Ben olayın bu yönünü, lobi vs tartışmalarını bir tarafa bırakıp TEPAV gibi çok ciddi bir kuruluşun bize aktardığı bazı sigara olgularına dikkatinizi çekmek istiyorum.
Türkiye’de 15 yaş üzeri nüfusta tütün kullanım oranı yüzde 30’lar seviyesinde. Global ortalama ise yüzde 22.7.
Türkiye, kadınlarda tütün kullanımının arttığı az sayıda ülke arasında. 45 yaş ve üzeri gruplarda da belirgin artış dikkat çekiyor.