Türkiye ile ABD arasındaki Suriye geriliminin arka planına bakınca

ABD’deki Demokrat Obama yönetimi, 2014-2015 döneminde Türkiye ile ilişkilerinde önemli bir yol ayrımına geldi. Yönetimin karşısındaki soru şuydu: ABD, Irak’ın ardından Suriye’de geniş bir alan hâkimiyeti kazanan, kuzeyde geniş bir coğrafyaya yerleşen DEAŞ’a (IŞİD) karşı mücadelesinde yanına müttefik olarak kimi alacaktı?

Haberin Devamı

Washington’un önünde iki seçenek vardı. Birincisi, müttefiki Türkiye ile işbirliğine girerek bu tehdidin üstüne gitmesiydi. Bu durumda TSK’nın yanı sıra, sahada büyük ölçüde Türkiye’nin denetimi altındaki ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) unsurlarına dayanmak durumunda kalacaktı.

İkinci seçenek, PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan PYD’nin askeri kanadı YPG’den yararlanmaktı.

*

ABD yönetimi, geniş bir zamana yayılan bir karar alma süreci içinde hareket etmiştir. Buradaki önemli bir nokta, ikinci seçeneğin Türkiye’ye dönük mutlak mahzurları nedeniyle yönetim içinde ciddi tartışmalara yol açmış olmasıdır.

Bu süreçte yönetim bir ara Türkiye ile işbirliği seçeneğine de yönelmiştir. Hatta, Suriye’de DEAŞ’a karşı yürütülecek mücadelenin esaslarını belirlemek üzere Türk tarafıyla bir mutabakat muhtırası müzakere edilmiş, 2015 mayıs ayında bir metin üzerinde önemli ölçüde ilke anlaşmasına da varılmıştır.

Haberin Devamı

O dönemde Türkiye’de “Kürt Açılımı”nın yürütülmekte olduğunu, ancak bu sürecin de 7 Haziran 2015 genel seçiminden sonra kesildiğini hatırlayalım.

Ancak Başkan Obama son aşamada, tercihini PYD/YPG’den yana kullanmıştır. Araplar dahil başka etnik grupları da bünyesine almakla birlikte, ana omurgasını PYD/YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kuruluşu 10 Ekim 2015 tarihinde duyurulmuştur.

*

Barack Obama’nın koltuğunu 2016 kasım ayındaki başkanlık seçiminden sonra Cumhuriyetçi Donald Trump’a bırakmasıyla birlikte yönetimden ayrılan birçok yetkilinin daha sonra o döneme ilişkin yazdıkları, karar alma sürecinde önemli tartışmaların yaşandığını ortaya koyuyor.

Bu yazılardan öğreniyoruz ki, PYD/YPG ile işbirliğinin Türkiye ile ilişkilerde ciddi bir tahribata yol açabileceği konusunda önemli uyarılar da yapılmıştır. Örneğin, PKK ile YPG arasında bir farkın olmadığı, bu durumda YPG’nin silahlandırılmasının ilişkileri sarsabileceği kuvvetli bir şekilde kayda geçirilmiştir.

Dönemin üst düzey Pentagon yetkililerinden Andrew Exum, bu durumun Türkiye ile ilişkileri “zehirleyebileceğini” söylüyor 2017 yılında ‘The Atlantic’ dergisi için kaleme aldığı yazısında.

Haberin Devamı

ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarında Türkiye’ye bakan kadrolarla DEAŞ ile mücadeleye odaklanan kadroların karşı karşıya geldiği durumlar yaşanmıştır. Örneğin, ABD’nin o dönemde Ankara’daki büyükelçisi John Bass’ın birinci grupta yer alarak Washington’u bu tercihin sakıncaları konusunda sıkça uyardığı anlaşılıyor.

Burada ABD’nin Avrupa Müttefik Kuvvetleri Komutanlığı’nın Ankara’yla işbirliğine yakın dururken, Ortadoğu’dan ve bu çerçevede Suriye’den de sorumlu olan Merkez Komutanlığı (Central Command) kanadının ise kuvvetli bir şekilde desteğini PYD/YPG seçeneğinden yana koyduğu bir sır değildir.

*

Peki bu kanat nasıl baskın çıkabilmiştir? O dönemin ABD’li karar vericilerine bakılırsa, burada kritik bir nokta DEAŞ’ın 2014 sonbaharındaki Kobani kuşatması sırasında Ankara’nın mesafeli bir tutum almış olmasıdır.

Haberin Devamı

Başkan Obama’nın asker kökenli Suriye özel danışması Frederic Hof’un 11 Mayıs 2017 tarihinde ‘The Atlantic Council’ isimli düşünce kuruluşu için kaleme aldığı makaleye bakılırsa, bu duruş ABD askeri çevrelerinde Türkiye’nin tutumunun problemli olduğu yolundaki endişeleri derinleştirmiştir.

Buna karşılık, Kobani’deki çatışmalar sırasında havadan müdahale eden ABD Hava Kuvvetleri ile sahada DEAŞ’a karşı savaşan YPG unsurları arasında yürütülen etkin işbirliği önemli bir emsal yaratmış, ABD’li karar vericilerde pekâlâ YPG’den etkili bir şekilde yararlanılabileceği yolundaki kanaati güçlendirmiştir. DEAŞ’ın Kobani’den püskürtülmesiyle sonuçlanan hamlesi, ABD Merkez Komutanlığı ile YPG arasındaki işbirliğinin başlama vuruşu olmuştur.

Haberin Devamı

Kabul edelim ki PKK uzantısı PYD/YPG kadroları 2014 sonbaharında ortaya çıkan bu durumu ABD’yi yanlarına çekebilmek açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirmiştir. PYD/YPG, bu çerçevede ABD’ye sahaya dönük askeri talepleri karşısında bir “açık çek” politikası izlemiştir.

Örgüt, ABD’nin desteğini yanına alarak hem Türkiye karşısında kendisine koruma sağlamak hem de Suriye’nin geleceğiyle ilgili denklemde söz sahibi olup Fırat’ın doğusundaki bölgede egemenliğini yaymak, kendi yönetimini yerleştirmek hesaplarıyla hareket etmiştir.

Tabii bu değerlendirmede muhakkak vurgulanması gereken bir nokta, biraz daha geriye giderek o dönemde başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın 16 Mayıs 2013 tarihinde Washington ziyareti sırasında Beyaz Saray’da Başkan Obama ile yaptığı görüşmedir. Bu görüşmede ikisinin Suriye’ye bakışları arasında ayrışmanın belirginleşmeye başladığı söylenebilir.

*

Haberin Devamı

Tabii 2015 yılında YPG tercihine yönelirken ABD yönetimi açısından temel bir sorun vardı. YPG ile işbirliği PKK faktörünü gündeme getireceği için bir formül bulunması gerekiyordu. ABD’nin eski Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas’ın, videosu internetten kolaylıkla izlenebilecek olan 21 Temmuz 2017 tarihli açıklaması bu bakımdan çarpıcıdır.

Orgeneral Thomas, bu açıklamasında YPG yöneticilerine Türkiye’nin kaygıları nedeniyle isimlerini değiştirmelerini kendisinin önerdiğini ve onların da süratli bir şekilde kendilerine “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG) adını verdiklerini anlatıyor.

Keza dönemin Savunma Bakanı Ashton Carter’ın ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi’nde 28 Nisan 2016 tarihindeki oturumunda sorular karşısında YPG’nin PKK ile “kuvvetli bağları” olduğunu kabul etmesi, aynı zamanda hem Türkiye hem de ABD’nin PKK’yı terör örgütü olarak gördüklerini belirtmesi de bir başka dikkat çekici örnek olarak gösterilebilir.

Bir başka anlatımla, ABD yönetimi, YPG’nin PKK ile bağlarını kabul ederek bu işbirliğine girmiştir.

*

Bu noktada ABD’nin kararında rol oynayan mülahazalarla ilgili pek çok faktör tartışılabilir. ABD’li askeri planlamacılarda YPG’nin sahada ÖSO’ya kıyasla daha etkili olabileceği, ayrıca bu örgütü daha kolay kendi kontrolleri altında tutabilecekleri yönündeki değerlendirmeler  de ağırlık kazanmış olabilir.

Ancak bu tercih kullanılmış olsa bile, ABD’nin en azından PYD/YPG ile bu ölçüde kapsamlı bir işbirliğine girmesinin Türkiye cephesinde yol açabileceği mahzurları giderebilecek, mümkün olduğu oranda asgariye çekecek politikalar da geliştirmesi gerekirdi.

Üstelik o noktada, ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinde S-400 krizi, 15 Temmuz darbe girişiminin Ankara’da yol açtığı güvensizlik gibi sorunlar henüz gündeme girmiş değildi.

Türkiye cephesinde belirmesi kaçınılmaz olan sorunları hafifletebilmek açısından, ABD yönetiminin YPG’nin Türkiye’yi hedef almamasını sağlaması, keza PKK’nın nötralize edilmesine dönük bir arayışa girmesi gerekirdi. ABD cephesinde bu yönde ciddi bir çabanın sarf edildiğini söyleyebilmek güçtür.

Ayrıca, Suriye’de Fırat’ın doğusunda PYD/YPG liderliğinde oluşturulan özerk yönetimin ABD’nin himayesi altında giderek kurumsallaşmaya başlamış olması, Suriye’nin toprak bütünlüğünün tehdit ettiği noktasında Ankara cephesindeki kaygıları daha da derinleştiren bir sonuç doğuruyor.

Son günlerde Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yapması muhtemel askeri harekâtla ilgili tartışmaların ABD ile ilişkilerde yol açtığı gerginliği değerlendirirken, bu arka planı da hatırlamakta yarar var.

Tabii ABD’nin PYD/YPG tercihine yöneldiği dönemde ABD Merkez komutanı olan Orgeneral Lloyd Austin’in bugün ABD Savunma Bakanı olarak görev yaptığını da...

Yazarın Tüm Yazıları