GeriSayım Çınar Hababam’ı yüzümüze gözümüze bulaştırdık
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hababam’ı yüzümüze gözümüze bulaştırdık

Bayram vesilesiyle Ferdi Eğilmez’le buluştuk, dünden bugüne sinemayı, projelerini, hayatını ve son sürprizi otelciliğini konuştuk. Ders niteliğinde bir röportaja, bayram anılarına, bir dönem tanıklığına hazır olun!

Ertem Eğilmez’in oğlu olmanızdan dolayı yaptıklarınız ya da yapamadıklarınız sürekli babanızla kıyaslanıyor. Bu durum sizi nasıl etkiliyor?

- Bu etkinin bir değil, birçok bölümü var. Psikolojik bölümü var, fiziki bölümü var...

Öncelikle hayatta her şeyde olduğu gibi film yapmak da bir antrenman meselesi. Aradaki farkı anlayabilmek adına filmlerin çekildiği döneme dair de iyi tahlil yapmak gerektiğine inanıyorum.

Şimdi Arzu Film’in ürettiği, 70’li, 80’li yılların ürünü filmlerdir. Günümüzde ise milyon dolarlar konuşuluyor.

Şöyle söyleyeyim, birinci “Hababam Sınıfı” 11 kişilik teknik ekiple çekilmişti. Benim son çektiğim filmde ise kameranın açısını değiştirdiğim anda arkamda yer değiştiren ekibin sayısı 240 kişiydi.

Şimdi ben işin zorluğundan ötürü “Aynı başarıyı yakalayamıyoruz” demiyorum. Antrenman meselesi olduğunu söylüyorum. Üretmek meselesi olduğunu, hatalarınızı ancak yanıtları aldığınız zaman görebileceğiniz bir süreç olduğunu söylüyorum.

Bunun bir de psikolojik boyutu var dedim. Baba-oğul ilişkisidir bu da. Şimdi şöyle bir şey var; benim artık yaşım 57-58. Ben bu meseleyi aşalı, Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim edeli çok zaman geçti. Ertem Eğilmez kim, ben kimim!

Hababam’ı yüzümüze gözümüze bulaştırdık

Ertem Eğilmez’in son filmi “Arabesk”ti. Siz de o filmde asistanıydınız. Babanız hasta yatağındayken, filmi siz tamamladınız...

- Ertem Eğilmez’in lafıdır; “İyi yönetmen filmini uzaydan bile çeker!” O dönem öyle bir koşullama vardı ki... Ertem Eğilmez’i tanıyanlar iyi bilir, insanı öyle bir koşullar, sizi öyle bir gönderir ki, siz artık o işin milimetresine varana kadar her şeyini biliyorsunuzdur, işe hakimsinizdir. Onun isteği doğrultusunda yaparsınız. Hastalandığında da öyle oldu. Ondan duyduğumuz, öğrendiğimiz şeylerle, onun yapmayı hayal ettiklerini gerçekleştirmeye çalıştık.

Tabii ki sonradan kendine gelip izlediğinde aradaki farkı görmüştür zavallım. Ama hani kibarlığından da ses etmemiştir. Yani “Ah keşke şöyle olsaydı, böyle olsaydı” diye düşünmüştür ama hiçbir zaman bunu telaffuz etmedi. Fakat filmin bütününün o kadar doğru önermesi olan bir yapısı vardı ki, absürdün de yükselen değerlerindeydi.

BANA ARZU FİLM’İ EMANET ETTİ, “SATMA” DEDİ

Ertem Eğilmez, sinemanın imparatoruydu...

- Sinema imparatorluğu kurmuş ve o kadar hâkim ki... Arzu Film’in en büyük başarısı, beyin takımıydı. İnanılmaz bir beyin takımı vardı. Sadık Şendil’den tutun Yavuz Turgul’a, Kartal Tibet’ten Zeki Alasya’ya, Atıf Yılmaz’dan Tunç Başaran’a... Hep böyle sinemayı bilen bir kadroyla çalışırdı. Şimdi siz bu kadronun film yaptığını düşünebiliyor musunuz? Bir de o dönemin en büyük avantajlarından biri, reklam, televizyon ve dizi sektörünün olmamasıydı. Dolayısıyla herkes sinemadan geçinmek zorundaydı.

Ben 7 yaşındayken Melodi Sineması’nın önüne gidip “Köyden İndim Şehire” filmini beklerdim...

- Çok başarılı bir süreçti o. Türkiye adına, sinema üretimi adına çok başarılı yıllardı. Maalesef biz o şansa, o güce haiz olamadık. Ertem Eğilmez’le vedalaşırken, Arzu Film’i emanet etti bana. “Satma” dedi. Şu anda bizim sektörümüzde kendi filmlerini satmamış tek firma Arzu Film’dir.

Hababam’ı yüzümüze gözümüze bulaştırdık

“Arabesk” filminin setinden...

CEM UZAN 78 MİLYON DOLAR NAKİT TEKLİF ETTİ

Sizce Arzu Film ekolü Türk sinemasında devam ediyor mu?

- Etmiyor. Arzu Film’den öğrendikleriyle yoluna devam edenler, ona öykünüp bir şeyler yapmaya çalışanlar var elbette. Fakat Arzu Film’i Arzu Film yapan değerleri demin anlattım. Ertem Bey’in Gümüşsuyu’nda bir evi vardı. Alman Konsolosluğu’nun orada, tam parkın karşısında. Sabah 9’da o kapı açılırdı. Filmlerin tüm oyuncuları, yönetmenleri ve yazar ekibi o evde toplanırdı. Küçük, 70-80 metrekarelik bir ev, içinde 30-40 kişi. Aklınıza kim geliyorsa, Adile Naşit’ler, Kartal Tibet’ler, Münir Özkul’lar, Zeki Alasya’lar, Metin Akpınar’lar, Halit Akçatepe’ler... Herkes o evde sabahtan akşama kadar. İşleri güçleri bu senaryoları oluşturmak.

Aaa pardon bir de Ergin Orbey! Nasıl unuturuz böyle bir ismi? Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü yapmış, yönetmenlik yapmış, “Hababam Sınıfı” filmlerinde müfettişi oynayan Ergin Orbey...

Arzu Film’in işleri senaryoları doğru yazılmış ve o dönem insanlarını kalbinden vurmuş filmlerdi...

- Evet. Çok güzel içselleştirilmiş, çok iyi üretilmiş işlerdir. Bakın bu insanların hepsi gerçekten kendi alanlarında çok başarılı, çok okuyan, çok araştıran insanlar. Şimdi böyle bir beyin takımının olduğu bir iş var mı şu anda ki ben diyeyim Arzu Film ekolünün devamıdır? Esinlenmeler oluyor... Ben en büyük gücümü bu filmleri kaybetmemek üzere harcadım. Çok çarpıcı bir örnektir... 1992-93 yılıydı. Filmler Show TV’deydi. Bir gün Cem Uzan aradı beni Star televizyonundan. Dedi ki, “Ben Şampiyonlar Ligi maçı koyuyorum, Show TV karşıma ‘Hababam Sınıfı’ koyuyor, reytingleri benden yüksek çıkıyor. Kendimi keseceğim! Ben dünyanın parasını ödüyorum. Bunlar bilmem kaç para. Ben bir hesap yaptım, nakit 78 milyon dolar veriyorum, bana satın.” Biz aile firmasıyız. Hemen aileme gittim söyledim. İki ablam bir abimle oturduk, konuştuk. “Böyle bir teklif var, ne diyorsunuz?” dedim. Oyunbozan bir teklif tabii. Dediler ki, “Bize babamız ne vasiyet etti? Bunlara sahip çıkın.”

“HABABAM SINIFI”NI YENİDEN ÇEKMEK BENİM FİKRİM DEĞİLDİ

Bu filmleri yeniden çevirmeyi düşünüyor musunuz?

- “Hemşo” filmini çekiyordum. O gün sette Okan Bayülgen ve Mehmet Ali Erbil’le sohbet ederken yanımızda iki gazeteci vardı. “Şimdi Hababam Sınıfı yeniden çekilse kim hangi rolü oynar” diye konuşuyorduk. Mehmet Ali Erbil “Ay ben Güdük’ü oynarım” falan dedi. Ertesi sabah gazeteleri bir açtık; “Hababam Sınıfı çekiliyor, Cem Yılmaz ‘İnek Şaban’ı oynuyor!” diye haber. Büyük rezalet. “Eyvah!” dedik, başımıza bomba düştü.

Sürekli zaten tekzip yayınlıyorsunuz bu konuda...

- Evet... Sonra arkasından bir telefon geldi. “Reha Muhtar kavuk devrettiriyor” diye. “Kim kime kavuğunu devrediyor?” dedim. “Halit Akçatepe ‘Güdük Necmi’ rolü için televizyonda Mehmet Ali Erbil’e kavuğunu devrediyor” dediler. Hemen Halit Abi’yi aradım. “Halit Abiciğim aman gözünü seveyim ne yapıyorsun?” dedim. Halit Abi de Kartal Tibet’le beraber geldi, “Ok yaydan çıktı, bu iş boynumuzun borcu Ferdi, bu iş yapılmalı” dedi. Yani “Hababam Sınıfı”nı yeniden çekmek benim fikrim değil, serinin son filminin yönetmenliğini yapmış Kartal Tibet’le eski oyuncularından Halit Akçatepe’nin fikridir.

“Peki” dedik, formüle etmeye çalıştık. Dedik ki bir İnek Şaban koyarsak çok suçlanırız. Ne yapabiliriz? Eserin sahibi ortada yok, varisleri var. İyi bir ekip kuralım. Teknik kalitesi, standardı düzgün olsun. Baktık ilk filmde biraz böyle yüzümüze gözümüze bulaştı, Kartal Abi’nin de biraz yaşlılık dönemine denk geldi, ikinci filmde karakterleri dışarı çıkaralım dedik. Aldık onları askere götürdük. Sonra üçüncü bir rezalete soyunduk. Angajmanlar vardı, filmin ortağı vardı. Tarihler almış. Tarihler aldığı için yetişmesi gerekiyor.

“Hababam Üç Buçuk”u saçma sapan, sete gelmeyen senaryoyla bitirmek zorunda kaldık. Bu da benim açımdan o kayıktan inmem için son viraj oldu zaten. Bu işten ayrıldım ve devrettim. Rüçhan hakları vardı Arzu Film’in. Yani 10’uncu film çekilse gene Arzu Film çekecekti. O kadar kızdım, o kadar sinirlendim ki bir kalemde imzaladım.

Hababam’ı yüzümüze gözümüze bulaştırdık

15 SENEMİ OKUMAYA, YAZMAYA, ÖĞRENMEYE AYIRDIM

En son kaç yılında film çektiniz?

- 2007. Ama bu kararı alırken şöyle bir şey dedim; Arzu Film’in mucizesi aynı oyuncu kadrosuyla çalışmak değil, aynı beyin takımıyla çalışmak. Arkadaki fabrika önemli.

Ben bunu oluşturmazsam, önce kendim edebiyatı öğrenmezsem, arkadaşlarımızla bunun üstüne tahliller yapmazsak, güzel senaryolar yazmazsak asla ve asla yaptığımız işler takdir görmez. 15 senemi ben okumaya, yazmaya, öğrenmeye ayırdım. Bir talebe gibi. O gün bildiğimiz Arzu Film’in şifrelerini deşifre ederek bugün bir senaryo ekibi oluşturduk.

Bu süreçte 5-6 proje oluşturduk. Arzu Film’in o eski lezzetini alabilecekleri, saygı duyabilecekleri, sevecekleri filmler bunlar. Ben Kabak Koyu’ndaki bu yeri aslında kendime büyük bir ev olarak düşündüm. Bu beyin takımı gelsin, kısa filmler çeksin. Bir sanat tatil köyü gibi düşünün. Bir kale gibi. Arzu Film’in bir kalesi gibi burası.

Şimdi Fethiye’de, Kabak Koyu’ndayız. Burası sizin terapi odanız gibi bir yer olmuş. Manevi boşluğunuzu doldurmak için mi böyle bir yol seçtiniz?

- Çok doğru. Genelde müşteri portföyümüzle gelen arkadaşlarımız da bu minvalde olacaktır. Buradan çok sinerjik şeyler doğacağına eminim.

ULAŞIMI ZOR BİR YERDE TEKNOLOJİDEN UZAĞIZ

Burada siz doğa otelciliği yapıyorsunuz. Doğa, deniz ve de sanat iç içe. Bunları birleştirmek hiç kolay değil. Diğer otellerden sizi ayıran şeyler var...

- En önemlisi, içinde bulunduğumuz mekâna saygı. Netice itibarıyla biz burada çok bakir bir yerdeyiz. Fazla teknoloji sokmayalım, beton sokmayalım istedik. Bunlar bizim zorunluluklarımızdı. Bölge, yolu olmayan, ulaşımı çok zor olan, maliyetlerin çok yüksek olduğu bir bölge. Biz burada mümkün olduğunca teknolojiden uzağız. Bakın odalarımızda televizyon, telefon bile yoktur.

Pekâla burada ne gibi etkinlikler yapmayı düşünüyorsunuz?

- Yılın 12 ayı burayı evimiz gibi algılamak ve dolayısıyla dediğiniz Arzu Film’le ilgili bilgilendirmeleri ve seminerleri yapabileceğimiz, sinema âşıklarını ağırlayabileceğimiz, film gösterimleri yapabileceğimiz, oyunculuk üstüne eğitimler düzenleyebileceğimiz bir ortam yarattık. En önemlisi de en büyük eksiğimiz olduğuna inandığım senaryo kısmı. Senaryo eğitimleri üstüne burada bir yer oluşturabilmek istiyoruz.

ÖDÜLLERİ DAĞITIR, “BUNLARI YERSİNİZ ARTIK” DER

◊ Kurban Bayramı’ndayız. Arzu Film’in filmlerinde de işlediğiniz motiflerden biri. Bayram filmleri denince aklınıza hangi filmler geliyor?
- “Bizim Aile”, “Neşeli Günler”, “Gülen Gözler” gibi aile filmleri vardır. Bunun yanı sıra “Mavi Boncuk” ve “Yalancı Yarim” de o lezzette, o tarzda işler. Hepsi bayram şekeri tadında filmledir.
Ertem Eğilmez’in hayatında bir tane mutsuz sonla biten filmi vardır. O da “Canım Kardeşim”. “Senin hiç ödülün yok” derler Ertem Eğilmez’e. Sinirlenir, der ki; “Ödül almak çok kolay iş. Bana vermeyin, bakın Arzu Film’i zor duruma sokarsınız.” Dinlemezler, yapalım derler. Tarık Akan’ın o değişim sürecinde baskısı vardır. “Canım Kardeşim” filmini yapar. Ve gerçekten de o film batar, fakat çok ödül kazanır. Adana’yı kazanır, Antalya’yı kazanır, orada kazanır, burada kazanır. Yazıhanede oturuyorlarken babam o ödülleri dağıtır. “Arkadaşlar maaşlarınızı dağıtamıyoruz, para veremiyoruz, buyurun heykelleri. Ben size hediye ediyorum. Bunları yersiniz artık” der. Yani nefret ederdi o filmden.

Hababam’ı yüzümüze gözümüze bulaştırdık

La Boheme, Fethiye’deki Kabak Koyu’nda hizmet veriyor.

BURADAKİ EVLERE FİLMLERİN İSİMLERİNİ VERECEKTİM

◊ Siz Kabak Koyu’nda değişik bir otelcilik anlayışıyla hizmet veriyorsunuz. Otel nasıl reaksiyonlar alıyor?
- Şu anda çok kapalı kutu gidiyorum. Ne deklarasyonunda bulundum bugüne kadar ne söyledim. Çünkü bu iş doğarken bazı sancılar vardı. İşin içine Arzu Film’i dahil edeyim mi, etmeyeyim mi...
İşe başlarken buradaki evlere bizim filmlerin isimlerini vermeyi düşünüyordum. Aşağıda bir bar var. O bara mesela “Mavi Boncuk Gazinosu” diye bir tabela yaptırdım başta. Giriş kapısının üstüne de “Biz güzel bir aileyiz” diye koca bir yazı yazdırdım. Sonradan hepsini kaldırttım. Dedim ki bu kadar tema park yapmaya lüzum yok.
Bu arada inanır mısınız, böyle doğru düzgün, geniş spektrumlu bir röportajı inanın 30 senedir ilk defa yapıyorum.

◊ Gerçekten mi?
- Tabii ki. Bize gelirler, “Babanızla fotoğrafınız var mı?” diye sorarlar. Alır giderler. Bir daha da geri gelmezler.

Hababam’ı yüzümüze gözümüze bulaştırdık

BABAM “ARABESK”TE BENİ İSTEMEZ DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜM

◊ Kardeşleriniz Canan Saban, Alev Çevikalp, Ferit Eğilmez ve siz el ele verdiniz. Ve birbirinizi destekliyorsunuz...
- Ben çocukken babam eve gelip gitmezdi. Hafta sonları gelirdi. Diğer kardeşlerime nazaran ben biraz torun gibi olmuştum herhalde. Ben rakip firma Erler Film’de çalışıyordum. Orada bir sürü yönetmene asistanlık yaptım. Babamı kaybettikten sonra öğrendim ki, bunu Türker Abi’den rica eden babammış. Sonra Erler Film ve Arzu Film bir firma kurdular. Oraya dört film yapma kararı aldılar. “Zengin Mutfağı”, “Kaçamak”, “Selamsız Bandosu” ve “Arabesk” yapıldı. Ben üçünde Erler Film elemanı olarak çalıştım. “Arabesk”te çalışamam diye düşünüyordum. Çünkü onu Ertem Eğilmez çekecekti. Beni istemez diye düşünüyordum. Bir gün bir telefon geldi. “Ben baban! Evi biliyor musun?” diye sordu. “Biliyorum” dedim. Gittim. “Sen iyi asistanmışsın. Okuldan mezun oldun mu, şu diplomanı bir getir” dedi. Baktı, “Bir film çekeceğim, asistanlık yapmanı istiyorum. Kaç para haftalık alıyorsun” dedi. “Bin lira” dedim. “Yalan söyleme ulan. Türker bin lira haftalık vermez kimseye” dedi. Dedim, “Vermiyor zaten. Ben senden istiyorum!” “Niye benden istiyorsun?” diye sordu. “E sen zor yönetmensin” dedim. “Vay, ticareti de öğrenmişsin. Bakayım sinemayı öğrenmiş misin?” dedi. Biz öyle başladık “Arabesk” filmine. Sonra zaten bütün Arzu Film’i devretti, “Kardeşlerinin haklarını koru. Film çekeceğim diye panik yapma, önce yapımcılığı öğren. Kimsenin parasını batırma” dedi.

BİZ GÜZEL BİR AİLEYİZ 

◊ Son olarak Kurban Bayramı mesajınızı alalım...
- Bayramlarla ilgili görüşüm, hem benim hem de Arzu Film’in görüşü aslında. Şöyle ki, bayramlar, dargınlıkların unutulduğu, insanları barıştırıp yakınlaştıran, kardeşçe kucaklaşmaların olduğu, büyüklerin hatırlandığı zamanlardır. “Biz güzel bir aileyiz” cümlesi Arzu Film işlerinin temasını oluşturur. Aile olabilmenin, hem de güzel büyük bir aile olabilmenin en kıymetli gelenek ve göreneklerinden biridir bu bayramlar. Önemi kıymeti çok büyüktür. Kurban Bayramımız kutlu olsun.

 

 

 

 

 

X

Edebiyat tarihimizden bir anı

Edebiyat dünyamızda 1960’ların ünlülerinden şair, öğretim görevlisi ve çevirmen Teo’nun (Teoman Aktürel) bir şiir kitabına ilişkin ilginç bir anekdotu vardır.

Teo’nun kitabının adı “Devinek”tir.

A Dergisi Yayınları, dosyayı dizgiye verir ve kitap tertiplenir. Mürettipler (yayınevi ve matbaalarda kurşundan güzelim harfleri dizen kişilere denirdi) biraz kitaptaki şiirlere bakarlar.

Kitapta, dilde özleşme akımının uç örnekleri vardır. Zaten kitabın adı ‘Devinek’ de buna örnektir.

Baskı görevlilerinin aklına bir şaka gelir.

Kitabın 3. sayfasına kocaman bir yazı oturturlar: ‘DEV İNEK!

Basımevindeki çalışanların bu azizliği bir hayli tebessüme yol açar.

İlk kahkahayı Kemal Özer ile Teo atar.

Not:

Yazının Devamını Oku

Vicdanlı kalplere iyi gelecek

Yeni bir dosya, yeni bir yazar.


Zeynep Taşdelen Tenteoğlu’nun “Bağ” adlı romanı birçok vicdanlı kalbe iyi gelecek.
Romanın konusu kısaca şöyle:
Kemal, geçmişinde ciddi bir trajedi yaşamıştır. Uzun yıllar sonra da tüm bağlarını kopardığı Çınar Kasabası’na döner. Bir başka trajedisi olan parti kızı Mila ise hayatındaki kötü gidişata son vermek için eski hayatıyla bağlarını tamamen koparıp Çınar’a gelir. Burada Mila ve Kemal’in yollarının kesişmesiyle heyecan verici bir aşk başlar.
Kitabı okurken hayatınızı da ciddi anlamda sorguluyorsunuz.
Son olarak kitabın yazarıyla ilgili bir edebiyat magazini vereyim. Kitabın yazarı, eski Çankaya Belediyesi Başkanı rahmetli Doğan Taşdelen’in kızı Zeynep Taşdelen Tenteoğlu. Yetenekli bir kalem. “Bağ” romanı bu yıl içinde yayımlanacak.

Prof. Münci Kalayoğlu’nun yaşamı kitap oluyor

Yazının Devamını Oku

İTO’dan prestijli bir eser

Osmanlı Arşiv Kayıtlarında Gürcistan ve Gürcüler adlı geniş araştırma kitabı İstanbul Ticaret Odası Kültür ve Sanat Yayınları etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Alanında bir ilk olma özelliği taşıyan araştırma, Mümin Yıldıztaş tarafından hazırlandı.


Kitap iki dilli baskısıyla; hem Gürcüce hem de Türkçe okurlarının karşısında. Gravür, harita, resim ve arşiv kayıtlarının fotoğraflarıyla zenginleştirilmiş kitap, önemli bir boşluğu doldurma iddiasında. Gürcistan sevdiğim destinasyonlardan biridir, Tiflis de Gori de eskiyi hatırlatarak günü yaşamayı öğütleyen şehirlerdir...
Başta İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç’i ve tüm ekibi bu kıymetli çalışma için kutluyorum, hem araştırmacılar hem de meraklılar için önemli bir başucu kitabına imza atmışlar.

Dünyaya göklerden bakan kız

Önemli bir kitapla karşıyayız. Biyografik bir roman olan “Madelet” tamamen belgelere, gerçeklere, tecrübelere ve tanıklıklara bağlı kalınarak yazılmış...
Kitap, Anadolu’da zor şartların arasından azmi, sabrı, zekası, çalışkanlığı ve hiç dinmeyen yaşama tutkusuyla sıyrılan Madelet Grabbe Başusta’nın hikayesini anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Mevlânâ’nın Mesnevi’sinden süzülen bir kitap

Çocuk ve gençlik edebiyatımızın üretken kalemi Yalvaç Ural, okurlarını bu kez Mevlânâ’yla buluşturuyor.



1945’te, Konya-Karatay’da, bir Mevlânâ torunu olan Gülendam nenesinin ve annesinin doğduğu evde dünyaya gelen Ural, çocukluğunu anneannesinin dilinden dökülen bu öncesiz kültürün masal, öykü, fabl, fıkra, şiir ve tekerlemelerini dinleyerek geçirdi.
“Gülendam Nenem, Rumi Annem ve Ben” kitabında Ural, Mevlânâ’nın Mesnevi’sinden süzülen masal öykülerini, özgün yapısı içinde okurlarına sunuyor. Yazarın, aile tarihini de besleyen kültürel birikimin bir parçası olan kitap, Yapı Kredi etiketiyle raflarda...

Kitabın ilhamı kızlarından

Hikayelerin çocuklar üzerindeki mucizevi etkilerini yakından bilen bir anne olan gazeteci ve köşe yazarı Özlem Bay’ın ilk kitabı “İçimdeki Çocuktan Masallar” okuyucularla buluştu.
Pandemi şartlarında kızları Zeynep ve Nehir ile geçirdiği zamanlar, 20 yıllık gazeteci Özlem Bay’ın uzun süredir planladığı masal kitabını tamamlanması için ilham olmuş.

Yazının Devamını Oku

Alatlı’dan sinemanın perde arkası

Film piyasasına hangi gizli örgütler hâkim, hangi ABD başkanının genelev işleten dedesi aynı zamanda film sektörüne can verdi, Hollywood’un CIA ile işbirliği yaptığı filmler hangileriydi...



Ya da ABD’de 1950’lerde yaşanan büyük “cadı avı” sırasında meslektaşlarını ihbar ederek paçalarını kurtaran “solcu” bildiğimiz yazarlar kimlerdi?
Günümüzün önde gelen düşünce insanlarından Alev Alatlı, yeni kitabıyla okur karşısında. “Suç Ortağı Hollywood”, sarsıcı bir tarih kitabı.
Sıra dışı bilgiler, fotoğraf ve belgelerle zenginleştirilmiş “Suç Ortağı Hollywood” adlı bu kitap, görünenin gerisindeki gerçeği keşfetmek isteyenlere.
Şahsen okurken şuna kanaat getirdim: Hollywood söz konusu olduğunda hiçbir film sadece film değildir.

Kim ne okuyor?

∆ Oyuncu Serpil Çakmaklı, Gülseren Budayıcıoğlu’nun “Camdaki Kız” adlı kitabını okuyor.

Yazının Devamını Oku

İzmirli Dario’yla tanışın

Remzi Kitabevi’nden Erkan Özerman imzalı “İzmirli Dario” adında önemli bir kitap çıktı. Özerman kitapta Dario Moreno’nun Türkiye’den yola çıkıp yıldız olma hikayesini anlattı...

Dario Moreno, 1950’lere müzik alanında sivrilen ve sevilen, dünya çapında bir sanatçı. Erkan Özerman’ın kaleme aldığı “İzmirli Dario”, bilinmeyen yönlerini, sıkıntılı çocukluk dönemini, yeteneklerinin keşfedilmesini ve başarıyı ülke dışında yakalamasına dair olan serüvenini anlatıyor.

Trajik olaylarla dolu bu serüveni yakın dostu Özerman’dan okumak ayrı bir keyif. Moreno, İzmir’de yetişen, vatani görevini Türk ordusunda yapan, sanat hayatına Türkiye’de başlayan ve başarıya ulaştıktan sonra da Avrupa’ya giderek dünyada popüler bir isim.

Dario’nun plaklarını satın alan hayranları onun Türk olduğunu çoğunlukla bilmiyor.

Oysa İzmirli Dario, hiçbir zaman başka bir ülkenin vatandaşlığını kabul etmedi ve yaşamı boyunca da Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu gururla taşıdı.

Şarkıcılığını biliyoruz, oysa sinemada da ünlü. Zamanının önde gelen birçok şöhretiyle film çekti.

Kimler yok ki bu isimler arasında; Yves Montand, Brigitte Bardot...

Yazının Devamını Oku

Çarpıcı bir roman

Yazdığı kurgu romanlarda okuyucularını, gerçek kadın kahramanlarının iç dünyalarıyla mest eden ve çok satanlar listelerinde yer alan Demet Altınyeleklioğlu’nun son romanı “Nihavent Hıçkırık”, yanık bir kadın sesinden dinlediği “Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime...” şarkısıyla düşüvermiş aklına.


Yazar, “Bu nihavent şarkıyı o akşama kadar belki yüz kere dinlemişimdir. Ama ilk defa o akşam bu tarifsiz isyana nasıl bir hayatın sebep olduğu sorusu takıldı aklıma” diyor.
Altınyeleklioğlu, “Nihavent Hıçkırık”ta İhsan Raif’in yaşadığı çileleri anlatırken çocuk gelinlere, aile namusu adına kurban verilen kızlara, kadın olmanın çaresizliğine, yalnızlığına da göndermeler yapıyor.

Felsefi bir el kitabı

Yeşim Demir, “Zerdüşt-Bende Olan Ne Varsa Sizin Elinizde de Gizli” adlı felsefe kitabını yayına hazırladı.
Zerdüşt’ü anlamak için bir el rehberi bu kitap. Zerdüşt, “Herkes ektiğini biçecektir”, “İyi düşünün! İyi konuşun! İyi yapın!”, “Dünyada tek bir yol vardır, o da doğruluktur” der.

Yazının Devamını Oku

Tanrım bana vasat erkek güveni ver!

Erkekleri sorgulayan ve Fransa’da olay yaratan bir düşünce kitabından bahsedeceğim bugün size. Adı “Erkeklerden Nefret Ediyorum”. Pauline Harmange’in bu kitabı, ülkede çok satanlara girdi.

Okurken işaretlediğim bu bölüm, eminim sizin de dikkatinizi çekecek: “Yetersizlik Sendromuna Karşı Günlük Telkin: Tanrım bana vasat erkek güveni ver. Ne zaman şüpheye düşsem, kibir denen hokkabazlıkla bayağılıklarını ‘yeterlilik’ diye yutturmayı başarmış, tüm o vasat erkekleri hatırlıyorum.”

Pauline Harmange, The Guardian gazetesine kitapla ilgili bir röportaj vermiş ve şöyle demiş: “Erkekleri sevmeme hakkımız olmalı.

Yazar, genel anlamda kadınların erkeklerden hoşlanmama ve onlara güvenmeme hakkına sahip olması gerektiğini savunuyor.

Erkeklere karşı nefret duygusu beslemenin yanlış olmadığına inanan Harmange, kitabında bu görüşünü “Erkek düşmanlığı, sistematik şiddetin kökü olan kadın düşmanlığına bir tepki olarak var” sözleriyle dile getiriyor.

104 sayfalık kitabı okurken eminim sizin de sosyal çevreniz gözünüzün önüne gelecek.

Bakan danışmanından dava tehdidi

Fransa’da toplumsal cinsiyetten sorumlu bakanlığa danışmanlık yapan Ralph Zurmély, kitabın toplatılmasını istedi. Zurmély, kitabı yayınlayan Monstrograph Yayınevi’ne bir mektup yolladı ve “toplumsal cinsiyet temelinde nefreti teşvik etmenin suç teşkil ettiğini” belirterek yayınevini dava açmakla tehdit etti.

Bakanlık ise bu durumun danışmanın kişisel girişimi olduğunu, tamamen bağımsız bir şekilde yapıldığını açıkladı. Yayınevi de Fransız medyasına yaptığı açıklamada kitabın nefreti teşvik etmediğini savundu.

Yazının Devamını Oku

Demet Cengiz’den “Adımı Deniz Koydular”

Demet Cengiz’in romanı “Adımı Deniz Koydular”, haziran sonunda okurla buluşuyor.

 Roman, Türkiye ve İngiltere’den iki ayrı çocuk öyküsünü anlatıyor. Biri Doğu’dan bir kardelenin, diğeri Batı’dan ihmal edilmiş bir oğlanın öyküsü... Roman, aile içi sevgisizliğin sonuçlarına dikkat çekiyor. İki öykünün satır aralarında Türkiye’den ve dünyadan haberler gizli... Türkan Saylan, Fazıl Say, Deniz Gezmiş, Bedri Baykam roman boyunca karşımıza çıkıyor.

Vurucu dizeler

Geçenlerde Redd solisti Doğan Duru’yla tanışma fırsatı buldum. Yıllardır şarkı sözleri yazdığını biliyordum...
Bir şiir kitabından bahsetti. Daha sonra yayımlanmamış şiirlerini okuyunca kendimden geçtim. Sonra düşündüm iyi bir şiir müzikle ruh bulur zaten.
Şiir yaşamak için güzeldir. Müziktir. Okuyanı başka yerlere götürür, farklı duygular yaşattırır, herkes için farklı anlamlara sahiptir. Doğan’ın şiir kitabını merakla bekliyorum. İşte kitaptan tadımlık dizeler...
Ölmüyor öldürmüyor bu aşk niye

Yazının Devamını Oku

Zamana yenik düşmeyecek roman

Pandemi dönemi yazılan romanları yakından takip ediyorum.

Bütün aşkların ortak kaderidir ayrılık. Âşık olduğu adamdan ayrılmış bir kadının ruh halini okumak bizi hayata daha çok yaklaştırıyor.

Aslı Perker’in yeni romanı “Ayrılığın İlk Günü”, aşka ve ilişkilere dair büyük bir hesaplaşmayı konu ediniyor.

Sevgisizlikten şikayet eden onlarca insanlar var çevremizde. Onların şikayetlerinin temelinde yatan durumu hakiki bir şekilde sorgulamak yürek ister. Her ayrılık, kısa süre içinde şaşırtıcı şekilde özüne dönme gerçekliğini yaşatıyor. Aslı Perker’in kahramanlarını hepimiz çok yakından tanıyoruz.

“Ayrılığın İlk Günü”, popüler kültür göndermeleriyle de gülümsetiyor. Soluk soluğa okunabilecek kaç roman var ki? “Ayrılığın İlk Günü”, zamana karşı yarışan ama zamana yenik düşmeyecek bir roman.

Okuyun çünkü iyi kitap okumak, akıllı insanlarla konuşmak gibidir.

Sinema yazarından...

Sinema yazarı Suat Köçer’in “Münferit Bir Olay” isimli romanı, Ketebe Yayınları etiketiyle okurla buluştu.

Bir grup kartonpiyer işçisinin yaşam kavgasına odaklanan kitap, üniversiteli bir gencin Bursa’dan İstanbul’a kaçarak bu işçilerle yolunun kesilmesi ve sonrasında yaşadıklarını konu ediyor.

Yazının Devamını Oku

Dorsay’lardan 2 kitap haberi

Atilla Dorsay’ın yeni kitabı “Hayatımızı Aydınlatan Muhteşem Kadın Dostlarım” hafta başı kitapçılarda yerini aldı. Tiyatrodan sinemaya, yazarlıktan gazeteciliğe, müzikten müzeciliğe çağımıza damgasını vurmuş, Dorsay’ın yakından tanıma şansı bulduğu ve birlikte anılar edindiği 30 kadının ayrıntılı portreleri. Kimler yok ki...

SAHNENİN DİVALARI:

Yıldız Kenter
Gülriz Sururi
Gencay Gürün
Dilek Türker
Dikmen Gürün

Yazının Devamını Oku

Zamanın eskitemediği bir film

Yıllar önce Mahmut Cevher’le Frankfurt Türk Filmleri Festivali’nde tanışmış ve röportaj yapmıştım.

Geçenlerde oynadığı bir filmini tekrar izleme fırsatı buldum. Yaşar Kemal’in romanlarından sinemaya uyarlanan filmler arasında en çok “Yılanı Öldürseler”i beğendiğimi söylemek isterim.
Bu film, Yaşar Kemal’in doğup büyüdüğü Osmaniye’nin Hemite Köyü’ndeki Esme’nin hikâyesini anlatıyor.
Esme’yi Türkan Şoray görkemli bir şekilde oynuyordu.
Filmdeki Abbas karakterini de Mahmut Cevher canlandırıyordu. Filmi bitiminde hemen Mahmut Cevher’i aradım, sohbet ettik. Filmi de bu vesileyle tekrar hatırlatmak istedim. Yeni sakallı hali Cevher’e ayrı bir hava katmış ve ciddi de kilo vermiş.

Soluk soluğa bir polisiye

Melih Esen Cengiz, edebiyatımızın özel kalemlerinden biri.
“Bir Osmanlı Yazı”, “Terk Edilmiş Manalar Cenneti”, “Kudüs’ün Güvercinleri”, “Marlene’in Yetimi” ve “Paylaşılamayan Cinayet” kitaplarının yazarı Cengiz’den bu kez “Bir Kadın Bir Cinayet” geldi.

Yazının Devamını Oku

Usta kalemden aşkın halleri

Profil Yayıncılık aşk estetiği alanında yeni bir çalışmayı dikkatimize sunuyor...

Ümit Yaşar Gözüm, uzun yıllar bürokraside yönetici olarak görev yaparken bir düşünce insanı olarak da yayın dünyasında yazar, editör ve yönetici olarak bulunmuş.
Yayınlanmış 4 sanat kitabının yanında 20’yi aşkın dergide eleştirel denemeleri yayınlanmış. Son kitabı “Aşkın Estetik Halleri/Kamruşepa’nın Büyüsü”nde kavramsal anlamda aşk ve sevgi ayrımını ironik felsefi sorgulamalara tabi tutuyor.

Sıra dışı bir polisiye

Suadiye sahilinde yazar dostlarımla buluşmayı bir gelenek haline getirdim.
Geçen hafta da, polisiye edebiyatının izinden giden yazar Çağatay Özkan’la buluştum.

Yazının Devamını Oku

Polisiyemize yeni bir katkı

Tuna Kiremitçi’nin polisiye roman yazdığını öğrendikten sonra hemen kendisini aradım.

Kiremitçi’ye “Neden polisiye roman?” diye sordum. İşte yanıtı:
“Polisiye yazmak aslında emeklilik projemdi. Bir gün müzik yapmaz olursam tenha bir köye yerleşip yazmayı hayal ediyordum. Aklımda bir suç romanı konusu vardı. Ne var ki pandemi geldi ve hayatlarımızı altüst etti. Her müzisyen gibi ben de kendimi boşlukta hissettim. O zaman sözüne kıymet verdiğim bazı yazar arkadaşlarım ‘Hadi artık, otur şunu yaz!’ dediler. Arkadaş sözü dinledim yani.”
Kiremitçi ilk polisiye romanı “Mezun Cinayetleri”nde yeni bir kadın başkahramanla tanıştırıyor okuru:
Vahşi cinayetleri aklı, tecrübesi, sakinliğiyle çözen Başkomiser Perihan Uygur...

Geçmişten günümüze “Çöküş”

“Çöküş: Finansal Krizlerle Dolu Bir On Yıl Dünyayı Nasıl Değiştirdi?”, Financial Times ve The New York Times gibi uluslararası yayın organlarında görüşlerine yer verilen Columbia Üniversitesi Avrupa Enstitüsü Direktörü Prof. Adam Tooze’un yeni kitabı.

Yazının Devamını Oku

Bir nefeslenme durağı

Edebiyatseverlerin çok iyi bildiği Penguen Kitabevi, benim de en çok ziyaret ettiğim mekânlardan... Raflarındaki yeni çıkan kitapları gayet iyi seçiyorlar.

Birkaç gün önce, yeni açılan Suadiye Penguen’e gittim.
7 katlı yeni bir kitabevini caddede görmek keyifli. Bunun yanında kitabevi, yapacağı söyleşi etkinliklerini de planlamaya başlamış.
Kitapçılar bize yaşamak istediğimiz bir hayatı hediye ediyorlar. Kitapları sakince inceleyip keşfettirecek adreslerinden biri olmuş Penguen Suadiye. Okuru bol olsun...

Erkeksiz bir dünya mümkün mü?

İngiliz Angela Chadwick dünya çapında tanınan bir yazar ve şöhretini “XX” adlı romanına borçlu. The Guardian’ın yılın kitabı seçtiği “XX” müthiş bir soru soruyor: “Erkek kromozomları olmadan, yalnızca kadınlardan olan ve yalnızca kız çocukların dünyaya geldiği bir deney başarıya ulaşsa ne olurdu?”
Feminist distopya türündeki roman kurgusunu gerçek tıbbi çalışmalardan alıyor. Soluk soluğa bir macera arayan, başka türlü bir dünyayı hayal etmek isteyen okurlara hararetle tavsiye!

Edebiyattan sahneye

Geçen hafta yazar Fadime Uslu’ya edebiyattan tiyatroya uyarlanmış en sevdiği oyunu sordum.

Yazının Devamını Oku

“İstanbul’un Hayaletleri” aramızda

Yonca Eldener’in yeni yayımlanacak macera romanı “İstanbul’un Hayaletleri”, okuru yaratıcılığın sırlarını çözmeye davet ediyor. Kapalıçarşı ile bilim adamlarının yollarını kesiştiren Eldener, okuyucuyu davetlerdeki zenginlerin ve dehlizlerdeki evsizlerin dünyasına misafir ediyor, kalabalıkların gözü önündeki kuytulara dalıyor.


Eldener romanını, aramızda hayalet gibi dolaşan ve bakmadığımız için fark etmediğimiz tüm evsizlere, aşkı hayalet gibi gizlenerek yaşamak zorunda kalan tüm sevdalılara adamış.
Bu arada Savaş Özbey’in Hürriyet’te çıkan, evsizleri konu edindiği yazı dizisi için sokaklarda üç gün geçirmesinin Eldener’e kitap için ilham olduğunu da belirteyim.

Büyük sorulara bilimsel yanıtlar

Tarihte ilk estetik ameliyat ne zaman yapıldı?
Sıcak hava balonunu ilk kim uçurdu?

Yazının Devamını Oku

Başak Sayan’dan yeni roman

Başak Sayan, yeni romanının geçtiği yerleri görmek için Diyarbakır ve Mardin’e gitmiş. Yazara, “Yazmak için yaşamak gerekli mi” diye sordum, o da samimi bir şekilde anlattı:

“Romanlarımda hep iyi bildiğim ya da gidip gördüğüm gerçek mekanları ve yerleri kullanmayı tercih ediyorum.
Her taşı iyi ya da kötü ayrı bir hikayeyi saklayan bu kadim şehirlerde Dilan ve Barış’ın peşinde dolaşırken kimi zaman hüzünlendim, ağladım, kimi zaman gülümsedim, sevindim. Buraya kafamda yarattığım karakterlerimi tanımak için geldim ama sadece onları tanımakla kalmadım, ömür boyu yanımda kalmasını isteyeceğim insanlarla da tanıştım. 2022 başında bu kitap, büyük ihtimalle İnkılap Yayınları’ndan yayımlanacak.”

Hangisi gerçek hangisi doğru?

“Yok Etme Planı”, Tuna Serim’in yeni kitabı... Bize bugünlerde hiç de yabancı olmayan büyük salgını konu alıyor.
Tuna Serim’e kitabı yazma sürecini sordum:
“Pandemiyle tanıştığımız gün bu işin yapay bir virüsle sağlandığını düşündüm. Sonrasında ‘rüyada mıyım yoksa yaşadıklarımız gerçek mi’ düşüncesi takıldı aklıma. Farkında mısınız, zaman eskisinden daha hızlı geçiyor. Ölenler sanki ölmemiş gibi geliyor... Masal dinliyoruz sanki. Hangisi gerçek, hangisi doğru bilen var mı? Bu roman, duygularımın dışa vurumuydu.”

Neşe Karaböcek’e yeniden tutulmanın zamanı

Reha Erdem’in yeni filmini nihayet izleme fırsatı buldum.

Yazının Devamını Oku

Büyük imtihanın romanı

Lütfiye Pekcan’ın yeni romanı “İmtihan 2020”, yaşadığımız salgın sürecini ve roman kahramanlarının kendi içine yaptığı yolculuğu gerçekçi, sarsıcı ve akıcı bir şekilde dile getiriyor. Kitabı yazarken neler hissettiğini sordum kendisine, bakın neler anlattı:

“‘İmtihan 2020’de yaşadığımız pandemi sürecini bir gazeteci olarak gerçek olaylarla ama kurgu kahramanlarla dile getirirken, salgının büyük acıların taşıyıcısı olduğunu ve bizi sarsarak bazı gerçekleri yüzümüze tokat gibi çarptığını anlatmak istedim. Romanda, virüs artıp yayıldıkça dar alana sıkışan bireylerin varoluşlarını sorgulamalarına, doğaya, hayata bakışlarının ve önceliklerinin değişmesine tanık oluyoruz. 2020 herkesin hakikat aynasında kendisi ile yüzleştiği, yaptığı seçimlerle hesaplaştığı, yapılan hataların, ıskalanan mutlulukların su yüzüne çıktığı bir şekilde hayatının altüst olduğu bir yıl oluyor.”

Edebiyattan beyazperdeye

Bir süredir yazarlara edebiyattan sinemaya uyarlanmış en sevdiği filmleri soruyorum. Bu haftaki konuk yazarım, Müge İplikçi...
“Ian McEwan ve onun şahane kitabı ‘Atonement-Kefaret’in filmini izlerken, neredeyse bu yetkin kitabı okurken ki keyfi aldığımı söyleyebilirim. Yönetmen Joe Wright ve oyuncularının performansı ‘ödenmesi gereken kefaretler ve affedilebilecekler’ konusunda bir kez daha düşündürür bizleri. Keira Knightley ve özellikle James McAvoy’a ise canlandırdıkları karakterler özelinde sadece hayranlık duymayız; onların kanlı canlı gerçek insanlara dönüşmüş halleriyle, savruldukları o büyük tutkularında da kayboluruz.”

İstanbul’un şiirleri “Şiirlerde İstanbul”

Şair, yazar, edebiyat eleştirmeni Ahmet Bozkurt’un hazırladığı “Şiirlerde İstanbul” kitabı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ. yayını olarak okuyucularıyla buluştu. Bugüne kadar yapılmış İstanbul antolojilerinden pek çok yönüyle ayrılıyor “Şiirlerde İstanbul”. Şehrin kültür sanat belleğine bugüne kadar yapılmış en önemli katkılardan biri.
MÖ 300 yılından, İstanbul’un ilk şairi olan Byzantion’lu Moiro ile açılıyor kitap. Bizans, divan, halk ve cumhuriyet dönemi şiirinde İstanbul imgesinin oluşumu ve dönüşümü üzerine gözden kaçmaması gereken bir yazı. “Şiirlerde İstanbul”, 2300 yıllık bir şiir birikimine yaslanıyor. 792 sayfalık bu kapsamlı kitabın önemli özelliklerinden biri de şiirlere eşlik eden resimler. İstanbul’un şiirli yolculuğuna eşlik eden çizimleri illüstratör Selçuk Ören’in fırçasından hayat bulmuş.

Kültürün belediyesi Zeytinburnu

Yazının Devamını Oku

Hayat devam ediyor

Geçen hafta Bahar Feyzan’ı aradım, neler yaptığını sordum.

İşte bana anlattıkları:
“Pandemi sürecinde beni büyüten hem anneannemi hem de dedemi koronadan kaybettim. Bu durum, hayatı algılayış biçimimi çok değiştirdi. Sadece benim değil elbette çok insan bir şekilde hasar aldı. Lakin hayat böyle de tuhaf...
Yeni kitabım için notlar alıyorum, YouTube kanalımda farklı işlere yer vermeye gayret ediyorum. Tv100’de ‘Karşı Mahalle’ isimli, cumartesi akşamları haftalık tartışma programı sunuyorum.
Kendi yemeklerimi kendim yapıyorum. Şeker ve karbonhidrat dışı besleniyorum.
Bol yürüyüş ve kendim spor yapıyorum. Herkese sağlık diliyorum.”

Yıldız geri dönüyor

Daha önce “Seni Koruyan Kadınlar Var bu Dünyada!” adlı öykü kitabını çıkaran oyuncu senarist ve yazar kimlikleriyle tanınan Gül Gülsün Yıldız, bir romanla 2021’de okurlarıyla buluşuyor.

Yazının Devamını Oku