GeriSavaş ÖZBEY Lucca’daki tecavüz skandalı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Lucca’daki tecavüz skandalı

Türkiye’nin en gözde mekanında akıl almaz bir olay yaşandı. Gözü dönen müdür, çalışanına tecavüze kalkıştı.

Havasından mıdır, suyundan mıdır; bu Lucca’da insanları tuhaflaştıran bir hâl var.

Taciz arşivi hayli kabarık.

Daha önce oyuncu Fırat Çelik mekan çıkışında bir grup kadın tarafından basın mensuplarının önünde “Boyu, posu da her şeyi de yerindeymiş” diye taciz edilmişti.

Daha serti var: Can Yaman da bir kadının tacizine uğramış, bardak kırılıp kadının eli kesilince bütün geceyi karakolda geçirmişti.

Hatta bir çiçekçinin şarkıcı Yalın’ı “Bir akşam beraber yemek yiyelim” diye zorlamışlığı bile var.

Ama böylesi ne görüldü, ne duyuldu.

Takvim gazetesinden Ufuk Özcan’ın gündeme getirdiği, Bebek’teki bir mekanda taciz haberi üzerine, Lucca’dan bir açıklama geldi.

Vakayı kabullenen Lucca, söz konusu olayın geçen hafta yaşandığını açıkladı.

Anlatılan şu: İstanbul’un hatta Türkiye’nin en ünlü mekanının müdürü, bir kadın çalışanı tuvalete kilitleyerek tecavüz girişiminde bulunmuş.

Kadın, içinde bulunduğu durumdan ancak çığlık kıyamet bağırarak kurtulabilmiş.

Bu nasıl bir cüret, nasıl bir gözü dönmüşlük; insanın aklı almıyor.

Ülkenin en kalburüstü yerinde bile bu yaşanabiliyorsa, vay bizim halimize...

Ya öncesi varsa?

Bir akşam gazeteye yazmak üzere tarihçi İlber (Ortaylı) Hoca ile İstanbul gece gezmesine çıkmıştık.

Gittiğimiz yerlerden biri de Lucca’ydı.

Ne demişti İlber Hoca Lucca ahalisi için?

Paralı sınıflar, Rumeli kökenliler, melezlerin çocukları... Kadın-erkek... Lucca’da gördüğüm, aşırı güzel bir ırk.

Ama ne paralı insanların bulunduğu bir yerde olman, ne iki kişiden birinin CEO olması, ne elini sallasan ünlüye çarpması seni Türkiye’nin sorunlarından azade ediyor.

Taciz, tecavüz her an, her yerde.

Lucca, yaptığı açıklamayla kötü bir durum karşısında, en doğru kararları aldığı algısını yaratıyor.

Şimdilik tamam.

Ama adam artık bunu dükkanın en kalabalık anında yapacak pervasızlığa kadar ulaşmış.

Bir de bunun ıssız zamanlarını, gece dükkan kapandıktan sonrasını, sabah ilk müşteri gelmeden önceki saatlerini düşünün.

Ya bu bir ilk değilse? #metoo hareketi gibi devamı sökün ederse?

O zaman büyük meseleniz var işte.

Ucuz ameleler ne yapsın Elçin?

Elçin Sangu bu sene dizi projesinin olmadığını açıklamış: “Çünkü şartlar iyi değil. 150 dakika çok uzun. Sanıldığı gibi parıltılı hayatlar yaşamıyoruz. Biz pahalı ameleleriz.”

Elçin Sangu haklı. Dizi sektörünün sorunları, korkunç çalışma koşulları herkesin malumu.

Ama amelelerden başka kendisini kıyaslayacak kesim bulamamış mı?

Asgari ücreti 2 bin 500 lira bile olmayan bir ülkede dizinin bir bölümünden 45 bin lira alıyordu.

İsterse bir sene, iki sene hatta ömür boyu çalışmayabilir. Oysa diğerleri öyle değil.

Evini, ailesini geçindirmek için insanların patır patır öldüğü koşullarda ömür boyu çalışmak zorundalar. Mesela Elçin inşaat işçisi, inşaat işçisi Elçin olsa...

Ve bu kıyaslamayı duysa... Acaba nasıl hissederdi?

 

 

 

 

 

 

X

Oynayan kaşlar, gülüp üzülebilen bir surat

Burcu Biricik’i bu kadar “biricik” kılan ne? Bence güzel görüneceğim diye diğer oyuncular gibi estetik yaptırmaması. Rolünün gereğini, bakışlarını mimiklerini suratına yansıtabilmesi. Tıpkı özlediğimiz Yeşilçam oyuncularındaki gibi.

Kanal D’nin efsaneleşen dizisi “Camdaki Kız”da “Nalan” karakteri...

Aslında bir fanusun içinde yaşıyor, hayatı bilmiyor, annesinin kendisine gösterdiği hayatı camdan izliyor.

Diziyi ve karakteri bu kadar fenomen yapansa bence başrol oyuncusu Burcu Biricik.

Dijitalde yayınlanan dizisi “Fatma” da onun sayesinde bu kadar ses getirdi.

Burcu Biricik zaten güzel.

Ekranda gördüğünüzde zaplamak falan mümkün değil, takılıp kalıyorsunuz.

Ama onun ötesinde oyunculuğuyla da döktürüyor.

Yazının Devamını Oku

Kış, kar, soğuk hava Sıcak ev, battaniye... Ohhh!

Çok güzel, aşırı zarif ve “ketum” denilebilecek kadar ölçülü. Ülkenin en popüler adamıyla evli ama sosyal medyada “#Kocişkom, #huzurum, #aşkın dibi” gibi paylaşımlarına asla rastlamazsınız. Ayaküstü sansasyon olacak demeçler vermez, zaten sokakta da çok göremezsiniz. İşinde, gücünde bir moda insanı. Kendini bu kadar çok geri çekmeyi sevdiği için daha da çok merak uyandırıyor tabii. Buyurun size ev hali, küçük keyifleri ve hayat felsefesiyle Başak Dizer Tatlıtuğ.

◊ Aşkın karşıtı: Nefret mi, kayıtsızlık mı?

- Kayıtsızlık tabii. Âşık olduğunda tüm hücrelerinle tek noktadasın. İster belli olsun, ister olmasın... En fazla “mış gibi” yapıyorsundur (Gülüyor).

◊ Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-YouTube-sosyal medya mı pijama-terlik-televizyon mu?
- PTT! Çünkü daha sosyal. Bütün aile birlikte yapabilirsiniz. Kış, kar, soğuk hava, sıcak ev, battaniye... Ohhh.

◊ Gündoğumu mu günbatımı mı?

- Her zaman günbatımı. Görsel bir şölen yahu. Bir de ben en çok geceleri seviyorum.

◊ Hangisi çok iç gıcıklar: Göz kırpmak mı göz kaçırmak mı?

- Göz kaçırmak daha gizemli (Gülüyor).

Yazının Devamını Oku

Meryem Uzerli’nin taht oyunları

DNA dizilimine göre Meryem Uzerli yüzde 6-8 oranında Rusmuş.

Halbuki babası Türk, annesi Alman’dı. Yeterince karışık değil mi?
Aslında dizilimi geçen sene yaptırmış ama biz şimdi öğrendik.
Açıklamayı yaptığı yer Rusya’nın başkenti. Moskova Film Festivali’nde gösterilen “Kovan” için orada.
“Muhteşem Yüzyıl”daki “Hürrem” rolüyle bu ülkede zaten sempatisi yüksekti. Güzel bir hamleyle tribünlere iyice oynadı.
Bakalım bu zekice PR adımları Rus pazarını kendisine açacak mı?

AÇIKLAMA KARNESİ

◊ Yerindelik: 10

Yazının Devamını Oku

Pandemi günlüğü... Eski normali geri getirmek elimizde

Sadece aşı olmak yetmiyor. Etrafımızda aşılanmamış birileri kalmışsa onlarla da ilgilenmek gerekiyor. Arayıp sorsak... Özellikle de yaşlılarımızı.

Sayılar delirdi, tam kapanmanın eşiğine geldik ama iyiye giden şeyler de var.

Aşının işe yaradığının ortaya çıkması umutları güçlendiriyor.

Mesela bu konuda en cevval ülke İsrail’de ilk kez korona ölüm vakasız gün yaşandı. 

Bizde de fire büyük olmasına rağmen aşılama gittikçe daha alt yaşlara doğru ilerliyor.

Aşı tedarik etmenin kolaylaşacağı konusunda Rus aşısının Türkiye’de de üretileceği haberi düştü ekranlara. Hepsi içe su serpen gelişmeler.

Yalnız şu fire mevzuu fena.

Sadece aşı olmak yetmiyor.

Etrafımızda aşılanmamış birileri kalmışsa onlarla da ilgilenmek gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Doğuma saatler kala röportaj: Erkek olacağını öğrenince bu fikre alışmam gerekti ama şimdi Tamamım!

Hamile olduğunu bilmiyordum. Röportaj için aradım, doğuma 12 saat kalmasına rağmen “olur” dedi. Müzisyen Aylin Aslım, “Dreamer” gibi ABD listelerinde 1 numaraya oturan şarkılar, albümler, konserlerden sonra Kaş’a yerleşti. Evlenip hayatının yeni bir dönemine geçti. Hamilelik için “kaza kurşunu” diyor. Şimdi oğul sahibi bir lohusa, ikisi de gayet sağlıklı. Allah analı-babalı büyütsün...

Geçen yıl yaşamını yitiren müzik yazarı Çağlan Tekil ile yakın arkadaş olan Aylin Aslım, 23 Nisan’da dünyaya gelen oğluna Orman Umut Çağlan adını verdi.

◊ Öğrenciliğinizin hangi dönemi daha şamatalıydı: BAAL mi, BOUN mu?
- Açıkçası ben kendimi daha Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi’ndeyken müzik ve edebiyat çalışmalarıyla buldum. Boğaziçi Üniversitesi yılları çift vardiya çalışmak, geçim derdi ve ilk albüm sürünmeleri ile geçtiği için, sanırım BAAL daha eğlenceliydi.
◊ 90’larda tam olarak ne yaşadık biz: Pop rönesansı mı, tüp patlaması mı?
- Şimdi bakınca kesinlikle popun rönesansı derim. Hatta 80’ler sonu ile. Sebebi, hâlâ yerleri dolmayan ve bence dolamayacak olan Onno Tunç, Melih Kibar, Çiğdem Talu, Aysel Gürel gibi dehâlar.
◊ Kaş’a yerleştiniz: Kaçış mı, varış mı?
- Kaş bence ne olursa olsun bir yerlerden, bir şeylerden kaçış. Varış olabilir mi? 5 senenin sonunda hâlâ emin değilim bundan. Anlayana kadar da acelem yok.

Yazının Devamını Oku

Böyle kaçamak mı olur

Hande Erçel ve Kerem Bürsin’in Maldivler tatilinin kaçamak falan olmadığı kesin. Hande Erçel’in ablası da ailesiyle orada. Üç olasılık var: Ya reklam anlaşması, ya beleş tatil ya da Kerem o kadar damat oldu ki ailece tatillere gidiliyor.

Aralarında ilişkiyi hep muallakta bırakıyorlar. Ama bir yandan da sürekli kuşkuları artıracak mizansenler yapıyorlar.
Hande Erçel ve Kerem Bürsin’in Maldivler tatili de bu yüzden ilgi görüyor.
Oradan paylaştıkları her karede aynı temcit pilavının altı tekrar yakılıyor. Soru şu: Acaba Türkiye’nin en ünlü ikilisi tatil kaçamağı mı yapıyor?
Aralarında gerçekten bir ilişki var mı yoksa bizi mi trollüyorlar, bilmiyorum.
Ama çıktıkları bu son Maldivler seferinin kaçamak falan olmadığı kesin.
Hande Erçel’in ablası da ailesiyle orada. Ablalı/yeğenli kaçamak mı olur?
Üç olasılık var...

Yazının Devamını Oku

Hasarın boyutu şaşırtıcı

200 metrelik mesafede kapanmış 20 mekân... Arnavutköy’ün pandemide bu kadar hasar almış olması şaşırtıcı. Çünkü içinde aynı zamanda kendi ahalisi yaşayan Moda, Cihangir gibi yerler nispeten kendini koruyabildi.


Onca garson, şef, barmen kim bilir nerelere dağılmış durumda. Bir daha nasıl toparlanıp ayağa kalkar, orası muamma.

Cihangir’in kedileri varsa Arnavutköy’ün de köpekleri var. Arnavutköy vapur iskelesinin baktığı Ömer Yılmaz Güven Parkı’nda sokak köpeklerine tavuk döner veren hayvanseverle karşılaşıyoruz. Küçük meydandaki Fıstık Kebap açık. Dönerleri köpeklere vermeden önce orada ısıttırıyorlar.

İnsanı mutlu eden bu şefkatten sonra ilk şok: Semtin en popüler mekânlarından Any kapalı. Sadece Any mi? Çaprazındaki Alexandra kokteyl bar, karşısında Haleti Ruhiye, onun yanındaki Jain, komşusu Xunta Kafe, Angelo Grande, yine karşı sırada Yalı Balıkçısı ve Zıpkın, Hakan, Barboon, Mira balıkçıları, karşısında Angelo, aynı sokaktaki F’roses çiçek-kafe, Levendiz meyhanesi, az ilerideki Arnavutköy Balıkçısı, Level Kulüp, nutellalı profiterol yapan Linz Cakery, Krepen krepçisi: Kapalı, kapalı, kapalı.

Yazının Devamını Oku

Kendi düşen ağlamaz

Kripto para borsası Thodex’in kurucusu Faruk Fatih Özer’in bütün yatırımları söğüşleyip...


2 milyar dolarla yurtdışına kaçtığı iddiası hanelere ateş gibi düştü.
Kimi bütün birikimini, kimi çoluk çocuğunun rızkını, kimi de eşinin dostunun parasını yatırdı bu işe.
Sebep: Kazanma hırsı. Tıpkı Tosuncuk’ta, çok daha eskiden Banker Kastelli’de olduğu gibi.
“1 koyup 10 alayım, tek seferde köşeyi döneyim” düşüncesi.
Mağdur olanlar için üzülmemek elde değil tabii. Ama kahrımdan da ölemeyeceğim.
Çünkü bu bir çeşit kumar. Kumarda kazanmak kadar kaybetmek de var.

Yazının Devamını Oku

Maldivler’e bir-iki...

Öykü Karayel’in “Bir Başkadır”daki meşhur 24 numaralı otobüsü Maldiv’den geçer mi bilmiyoruz ama böyle bir hat olsa akbil basacaklara gelin: Serenay Sarıkaya, Aleyna Tilki, Ceren Hindistan ve şimdi de Kerem Bürsin ile Hande Erçel...

Hindistan’ı bildiniz. Hemen altında Sri Lanka var, hani gözyaşı şeklinde olan. Oradan da 750 kilometre güneybatıya uçarsanız, alın size Maldivler.

1200 adadan oluşuyor.

Öyle bakir ki 100 tanesinde hiç insan yaşamıyor.

Cennet parçası...

Tek mesele... Küresel ısınmadan buzullar erimeye devam ederse, 100 sene içinde hepsinin sular altında kalacak olması...

Hiç gitmedim.

Bir gün imkân olursa çok merak ediyorum.

Ama sağ olsun ünlülerimizin paylaşımları sayesinde gidip görmüş, o bembeyaz kumlarda yürümüş, masmavi plajlarda yüzmüş kadar oluyoruz.

Yazının Devamını Oku

Film gibi dava

10 sene önce yazılan “Kalbime Gömerim O Zaman” şarkısı üzerinden “Gerçek Gökçe Kırgız kim?” polemiği yürüyor. Taraflardan biri hem şarkısının hem de isminin çalındığını iddia ediyor.

Bir arkadaşımın işaret etmesiyle bir davaya odaklandım.

Geçen hafta duruşması yapıldı. O kadar ilginç ki...

Bir taraf öbürünü şarkısını ve sonra da ismini çalmakla suçluyor.

The Beatles’tan John Lennon’un trajik şekilde öldürülmesi gibi: Asıl John Lennon benim!

Bu davada da Gökçe Kırgız adında bir kadın var. Daha doğrusu iki tane Gökçe Kırgız var.

İlki orijinali. Yani doğma-büyüme Gökçe Kırgız.

Şu anda 32 yaşında.

2006’da, daha lise öğrencisiyken “Kalbime Gömerim O Zaman” adlı bir şarkı yapıyor.

Yazının Devamını Oku

6-7 sene önceki halime bir bardak su veresim gelmiyor

Bayılıyorum İrem Derici gibi ünlülere. Menajerinin sözünden çıkmayan, etliye sütlüye karışmayanlardan değil. Kendisiyle ve hayatla derdi var. Bu dertleri de, onları izah etme biçimleri de onu komik, zeki, farklı ve aslında “hepimiz” yapıyor. Keşke herkesin kafasını böyle dağıtabileceği bir tanıdığı olsa telefon rehberinde. Ara bak, neler diyor...

Reklamcı babanız Hulusi Derici’ye en benzettiğiniz yönünüz: Argo mu, PR vizyonu mu?

- Ben minyatür bir Hulusi Derici’yim. PR vizyonu da, argo da, hazır cevap olmam da onun DNA’sından. Ama bunların hiçbiri umurumda değil.

Ben Hulusi’nin asıl merhametini almışım, o yeter.

Bir sürü dizi ve filmde rol aldınız ama hep kendinizi canlandırdınız: İrem Derici’yi oynamak kolay mı, zor mu?

- İrem Derici 34 senedir gerçek hayatında da inanılmaz gerçek olduğu için zor olmuyor. Hatta şu an kendimden 3. tekil şahıs olarak bahsettiğim için kendime sinir oldum (Gülüyor). Senaristler de benim jargonumu çok iyi bildikleri için her şey çok yerinde ve tadında geçti bugüne kadar.

Okuduğunuz okullardan Mimar Sinan Piyano mu daha şamatalıydı, Bilgi Sosyoloji mi?

- Bilgi Sosyoloji daha şamataydı çünkü ayıla bayıla girdiğim bir bölüm olmadı. Babamın yönlendirmesiyle ite kaka bitirdim. Ama MSÜ Devlet Konservatuvarı’nı aşkla bitirdim. O sene yüzlerce kişi arasından sadece beş kişi mezun olduk ve aralarında en yüksek puanı ben aldım. Bana Durkheim’le değil, Mozart’la gelin kardeşim.

Yazının Devamını Oku

Erkek milleti evde çok kalmamalı

Ünlü model Ebru Şancı futbolcu eşi Alpaslan Öztürk için “Benim eserim” dedi. Ofsayt kuralını bir türlü anlamadığını söylüyor ya... İşte tam da bu Ebru.

Ebru Şancı, özel hayatıyla ilgili dobra dobra konuştuğu çok ilginç bir röportaj verdi Behlül Aydın’a.
Her satırından mutlu bir birlikteliğin ayrıntıları ve samimiyet akıyor.
Futbolcu eşi Alpaslan Öztürk’ün milli takıma seçilince yaptığı zıplamalı sevinç gösterisinin videosunu anlatıyor mesela:
“Kızdığı zaman çok kızar. Sevindiğinde de çocuk gibidir. Çok duygusal bir insan. Yengeç burcu. Her şeyi en uçta yaşıyor. İzleyince gözlerim doldu. O kadar iyi biliyorum ki nasıl emek verdiğini... Hiçbir zaman ‘Onu aldılar, beni almadılar’ demedi. Hep ‘Allah bana ne zaman nasip ederse o zaman olacak’ dedi. Nasip bugüneymiş...”
İnsan onlarla birlikte seviniyor.
Karı-koca birlikte atlattıkları zor günlerden bahsediyor Şancı:
“Alpaslan, 6 ay top oynayamadı. Televizyondan arkadaşlarının maçını izleyip çocuklarının gazını çıkarıyordu. 1 sene boyunca 1 lira bile kazanmadı. Arkasında durmam gerekiyordu. En ümidi kestiği zaman bile ‘Sen yaparsın, sende yetenek var’ dedim...”

Yazının Devamını Oku

Bu kaçıncı salgın?

Yeryüzündeki en kadim meydanlardan biri... 35 yüzyıl önceden kalma Dikilitaş’tan Halide Edip’e kadar koca bir geçmiş... İster kısıtlamalarda vakit geçirmeye gidin, ister pandemi sonrası için şimdiden nokta atışı adreslerinizi belirleyin... Şu sıra biraz buruk tabii. Ama duymaya hevesli kulaklara her adımda başka bir şey fısıldıyor.

Sultanahmet’in en şenlikli sokağı İncili Çavuş. Atmeydanı’nda Ayasofya’ya sırtınızı verin, sağ çaprazınızda Yerebatan Sarnıcı kalıyor. Sarnıcın hemen yanından girilen sokak. Yol boyunca tepenizden rengârenk avizeler sarkıyor; sağlı sollu kafeler, barlar... Normalde bu mevsimde gürültücü İspanyol gençleri çoktan doldurmuş olurdu buraları. Şimdi şamatacı İspanyollar yerine korona kol geziyor sokaklarda. Üstelik ramazanın birinci günü.

Garsonlar, şefler, müdürler, ellerinde telefon, Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı ramazan tedbirlerini takip ediyor. Ohh... Neyse ki şimdilik tam kapanma yok. En azından paket servise devam edebilecekler.

Ne salgınlar, ne vebalar, ne koleralar gördü bu meydan. Bunu da atlatır elbette.

Kendi bölümündeki avizeleri limon kasalarını boyayarak yapan Fuego Kafe’de soluklanmaya karar veriyoruz.

“Americano biraz uzun sürer. Kahve makinesinin ısınması lazım. Malum, müşteri az, bu makine de çok elektrik yakıyor. Kapatıp tasarruf yapıyorum” diyor işletmeci Heybet Bey. 10 senedir bu sokakta. Şimdiye kadar hiç böyle bir dönem yaşamadığını anlatıyor: “Kısıtlamalar gelir, sonra gevşer. Bizim asıl korkumuz uçuşların iptali. Rus turist çekilirse asıl o zaman biteriz” diyor.

ÖNERECEĞİM AMA UTANIYORUM...

Hakikaten de yürüdükçe fark ediyorsunuz: Eğer koca sokakta 10 masa doluysa bunun 8’i Rus. Yalnız fiyatlar uçmuş, her şey çok pahalı. Pizzalar 46-54, iskender 65 lira. Sadece Fuego’da değil, bütün Sultanahmet’te durum böyle. Herhalde dövizin delirmesiyle ilgili.

Yazının Devamını Oku

Hiç acımadı ki

Medya çalışanı olduğum için aşı hakkı çıktı. İlk dozumu yaptırdım. Aşı hakkınız gelince neler yaşandığını 14 adımda özetledim.

PANDEMİ GÜNLÜĞÜ

◊ Önce e-devlet’te kendinize bir e-nabız hesabı oluşturuyorsunuz. Uygulamayı telefonunuza da indiriyorsunuz.

◊ Uygulama size evde aşı olma hakkınızın olup olmadığını, aşıyı hastanede mi aile hekiminde mi tercih edeceğinizi soruyor.

◊ Bunları ve randevu tarihini/saatini ayarlıyorsunuz ve BioNTech mi Sinovac mı, hangi aşıyı tercih ettiğinizi belirtiyorsunuz.

◊ Ben BioNTech seçtim ama nedenini sormayın. Hiçbir tıbbi gerekçem yok. Çok yoruldum anlamadığım bu konuda izahat vermekten.

◊ Benim hastanem Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ydi.

Geç kalmıştım ama sorun çıkarmadan yardımcı oldular.

◊ Bir form doldurup imzalıyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Bütün beyaz yakalılar blogger mı olacak?

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, beyaz yakalıların çok tartıştığı “uzaktan çalışma” meselesine tıbbi açıdan girdi. Eğer insanların işyerine gitmesi elzem değilse uzaktan çalışmanın özendirilmesi, zorlanması gerektiğini söylüyor. Bakalım Ceyhan yine, daha doğrusu ne zaman haklı çıkacak?

PANDEMİ GÜNLÜĞÜ

Bundan sonra işe gider miyiz, gitmez miyiz?
Hiç mi gitmesek yoksa haftada iki gün gitsek mi daha iyi?
Peki normal ofis mi, yoksa günlük kiralanabilen ofisler mi?
İşletmenin ofis masrafları azalıyor... Evden çalışınca artan masraflar için personele ayrıca destek verilmeli mi?
İşe gidiş yok, dönüş yok, akşam trafiği, öğle tabldotu yok...
Bilgisayarın yanında olduğu sürece ister evden eşofman altıyla, ister tatil köyünden mayoyla katıl toplantıya...

Yazının Devamını Oku

Turizmde geri sayım

Günlük vaka sayısını 1-2 ayda 1000’ler düzeyinden 50’ye katladık. Kültürel kodlarımız da çok müsait. Pandemi olmasa da zaten birçok mekân Ramazan tatiline/tadilatına girişecekti. Şurada yapmamız gereken, 1 ay daha dişimizi sıkıp vaka sayılarını düşürmek, o sırada aşılayabildiğimiz kadar insanı aşılayabilmek. Yoksa bu yıl ülkemizi turistik açıdan pazarlamamız çok zorlaşacak.

Pandemiye muhteşem başlamıştık. Virüs bize geç gelmişti.

Önümüzde İtalya, İspanya gibi ülkelerin deneyimleri vardı, onlardan ders alıp 2 hafta önceden önlemler alabiliyorduk.

Yabancı haber kanalları Türkiye’ye gelip başarı sırrımızı araştırıyordu.

İnsanlarımız da daha ciddi, bu kadar bıkkın değildi. Evine aldığı suyun damacanasını bile dezenfekte ediyordu.

Sonra bütün tedbirlerimizi birer birer saldık.

Pandemiyi hayatın olağan bir parçası, açıklanan ölüm sayılarını akşam haberleri olarak algılamaya başladık.

Taziye benim, doğum günü senin, düğün benim, dernek senin gezdik dolaştık. 

Bütün uyarılara rağmen sokaklara çıktık, alışverişe, tatile gittik, kalabalık ortamlara girdik.

Yazının Devamını Oku

Horlayan misafiri bir daha eve sokmam

Seda Sayan’ı yıllardır “sabahtan akşama” kadar seyrediyoruz. Kavgasını da neşesini de, şarkılarını da danslarını da, estetiğini de nişanını da ekrandan canlı canlı izledik. O yüzden ikilemli sorularda onun biraz özel dünyasını eşelemeye, beyaz camın öbür tarafındaki gündelik halini anlamaya çalıştım. O taraf da “şenlik” çıktı. Bir kere ilişkilerde tam bir Oğlak. “Biriktiririm biriktiririm, bir anda o aşkı tanınmayacak hale getirebilirim” diyor; “Affetmem, bitti’ dediğimde artık unutmayı seçerim!” Biz diğer Oğlaklara da “Yürrü be abla, arkandayız” diye alkışlamak düşüyor.

◊ Hangisi daha gurur verici: Bir siyasi liderin “Bu halkın Seda Sayan’ı neden sevdiğini anladığımız gün, seçimi kazanacağız” demesi mi, üst üste en güvenilen yüz seçilmeniz mi?
- Üst üste en güvenilir isim seçilmem. Ağır bir yük aslında. Güvenilir erkek değil, güvenilir kadın değil, sanatçı değil, siyasetçi değil... En güvenilir yüz. Hem gurur verici hem iyi bir ego yani...
◊ Hayatınız film olsa nerede başlardı: Kadırga’da mı, assolist olarak ilk sahneye çıktığınız Stardust Kulübü’nde mi?
- Kesinlikle Kadırga’da. Çünkü ben Eyüpsultan’da doğdum ama çocukluğumun ve genç kızlığımın büyük bölümü Kadırga’da geçti.
◊ Altı kaynana sahibi oldunuz, gelin-kaynanaların yarıştığı bir programı sunuyorsunuz, şimdi oğlunuz Oğulcan’ın da bir ilişkisi var. Kaynana olmak mı, gelin olmak mı?
- Artık kaynana olmak. Ama benden çok iyi bir kaynana olur, ona inanıyorum.

Yazının Devamını Oku