Kaskını takmadan gelene servis yapmıyorlar!

4. Levent’teki Cool Jr. motor tutkunlarının buluşup sosyalleşme yeri. Hele haftanın bazı gün ve saatleri var ki birbirinden güzel onlarca makine dükkânın önüne çekiliyor, ortalık motosiklet festivaline dönüşüyor.

Salıları ‘enduro’cular toplanıyor. Onların motorları uzun yol için; geniş, uzun ve konforlu. BMW ve Yamaha marka makineler.

Çarşambaları Goldwing’cilerin günü. Onların motorları daha sportif. Honda marka.

Akşam 19.30 gibi oldu mu, sıra sıra diziyorlar motosikletleri dükkânın önüne; kuruluyorlar stantlara; birbirini tanıyan tanımayan, başlıyorlar muhabbete.

Burası Goldwing Türkiye, Ducati Owners Club, Harley Owners Club, Vespa Club gibi motorcu kulüplerinin buluşma noktası Cool Jr.Kaskını takmadan gelene servis yapmıyorlar200 kişilik Cool Jr.’ın biri önde caddeye bakan, diğeri arkada iki bahçesi var. Haftanın her günü 12.00-2.00 arasında açık. (0212) 279 97 09
Kaskını takmadan gelene servis yapmıyorlar

Gezi programı yapıp yarışları konuşuyorlar

4. Levent’te, Sabancı Kuleleri’nin girişinde. Sahibi Hakan Lik de yıllardır motorcu olduğu için 2012’de açtığı bu pub zamanla motorcuların uğrak yeri haline gelmiş.

Sadece Türk motorcuların da değil, mesela geçen pazar Türkiye’ye gelen Polonyalı, Ukraynalı ve Rus motorculardan oluşan bir grup da soluğu Cool Jr.’da almış.

Bu tutkuya gönül verenler arasında böyle merkezler biliniyor. Bir ülkeye gittikleri zaman oranın motorseverleriyle bir araya gelmek için onların takıldıkları yerlere uğruyorlar. Bu işin ağababası Londra’daki efsanevi Ace Cafe.

Peki buluşup n’apıyorlar? Birbirlerine rotaları anlatıyorlar, birlikte gezi programları yapıyorlar, o rotalardaki restoranları, otelleri haber veriyorlar, yeni kıyafetleri, aksesuarları konuşuyorlar, öncesinde ve sonrasında yarışlardan bahsediyorlar.

Aralarında 18 yaşında olan da 50’sinde olan da var ama bu muhabbet sırasında yaş farkı ortadan kalkıyor. Hele de o sırada orada Burak Ercan, Halil Kılıç, Uğur Ertekin, Erkan Demirel gibi hocaların hocası eğitmenler varsa sohbet iyice onların etrafında çemberleşiyor. Aralarında çokça kadın da mevcut.

Şu anda aktif motorcu olmanız gerekmiyor. Eğer heveslisiyseniz de yeriniz hazır. Hatta boş masa olmasın, müdavimler ev sahibi gibi kendi yerlerini size veriyorlar.

Aralarına kabul edilmeyen, dışlanıp servis bile yapılmayan tek grup kasksız gelenler. Bu işin kurallarına uygun yapılması konusunda kesin tavırları var.

Duvarlar müze gibi

Cool Jr.’ın içi de konsepte uygun olarak döşenmiş. Kasklar, çeşitli motor etkinliklerinden toplanmış hatıra eşyalar, 2005 model pert bir BMW’nin motoru gibi ambiyansı tamamlayan bir dekorasyon yapmışlar. Duvarlardan birinde boylu boyunca Balkan Şampiyonu Şakir Şenkalaycı’nın hediye ettiği motor parçaları sergileniyor. Masaların çoğu ayaküstü sohbete daha uygun olduğu için stant şeklinde. Gündüzleri ve erken saatlerde chill-out, ilerleyen saatlerde 80’ler, 90’lar new wave çalıyorlar. Ama müzik yasağından sonra ortamda bir şey değişeceğini sanmıyorum çünkü muhabbet ortamını bastırmamak için zaten belli belirsiz, varla yok arası tıngırdatıyorlardı.

Yarım metrelik sosisKaskını takmadan gelene servis yapmıyorlar
Peki bu pub’a sadece motorcular mı gidiyor? Yoo, civardaki sitelerde oturanlardan ve plazalarda çalışanlardan da müşterileri var. Fiyatları makul tutmuşlar. Sekiz sigara böreği 20 lira mesela. Ezme, haydari, beğendi, peynir, domates ve salatalıkla doldurdukları rakı tabağı 35 lira. Makarnalar 34-45, burgerler
40-48 lira. Ama Cool Jr.’a gittiğiniz zaman mutlaka sosis yemelisiniz. Yarım metrelik sosis servis ediyorlar. Evet yanlış okumadınız, özel yapım yarım kiloluk sosis. 64 lira. Tabii en az iki kişi ortaklaşa sipariş etmek lazım.

BİR ÖNERİ
Uygun fiyatlarıyla klasikleştiKaskını takmadan gelene servis yapmıyorlar
Balık sezonu başladı. İstavrit, sardalya, palamut, tekir yemek isterseniz yolunuzu Takanik Balık İskele’ye düşürün. Fiyat-kalite dengesiyle İstanbul’un klasikleşmiş balıkçılarından birine dönüşen mekânın bahçesi hijyen, mesafe, maske kurallarına uygun düzenlenmiş. 1 incili restoran...

Adres: Yeniköy Mah. İskele Sokak. No: 3 Sarıyer/İstanbul

Telefon: (0212) 299 82 33Kaskını takmadan gelene servis yapmıyorlar

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Ünlü şefler masalarda, yemekleri menüde

Türkiye’nin en başarılı birkaç şefinden Maksut Aşkar ile şarap uzmanı Levon Bağış’ın Nişantaşı’nda açtığı Foxy, gastronomi dünyasının yeni müdavim mekânı. Şefler sadece gitmekle kalmıyor; menüde Şemsa Denizsel, İnanç Baykar, Burçak Kazdal, Mustafa Otar gibi isimlerin kendi imza yemekleri de var.

Efsane lokanta Kantin’in şefi Şemsa Denizsel’in dillere destan ekşili dili... Reşitpaşa Amanda Bravo’nun şefi İnanç Baykar’ın pekmezli ciğeri... Apartıman Yeniköy’ün şefi Burçak Kazdal’ın pekmezli patlıcanı... Beymen Brasserie’nin şefi Mustafa Otar’ın çiğ rezene salatası... Nişantaşı’nın yenisi Foxy’de menü böyle uzayıp gidiyor.

Çeşit çeşit gelsin, herkes biraz tatsın

Bu isimlerin ortak yanı, Maksut Aşkar ve Levon Bağış’ın yakın arkadaşları olmaları. Ve bu arkadaşlıkları da sahipleri oldukları Foxy’yi kent gastronomisinin en ünlü isimlerinin müdavim mekânı haline getirmiş.

Maksut Aşkar ve Levon Bağış (sağda).

O yüzden imza yemeklerinin Foxy’de servis edilmesine izin vermişler. Mesala çarşamba akşamı ben karides mücvere elimle girişirken Mustafa Otar da yan masada keyif yapıyordu.

Beyin tava, humus ve karides mücver.

Ama menüyü sadece başka şeflerin yemeklerinden ibaret sanmayın. Kuzulu patatesten beyin tavaya, lorlu ot salatasından topiğe seçenek çok. Karar vermesi biraz zor. Dert etmeyin, hiçbiri ne başlangıç, ne ara ne de ana yemek. ‘Çok çok söylensin, çeşit çeşit gelsin, herkes biraz tatsın’ kafasında tabaklar.

Yazının Devamını Oku

Kadir Şeker’in düşündürdükleri

Kadına şiddete müdahale etmeye çalışırken çıkan arbedede ölüme sebebiyet veren Kadir Şeker’in cezası 12 yıl 6 ay olarak açıklandı. Karar, sosyal medyanın gündeminden düşmüyor, ünlüler de açıklama üzerine açıklama yapıyor. Bense ne hissedeceğimi biliyorum ama nasıl düşüneceğim konusunda kafam çok karışık.

Nasıl hissettiğim çok net: Çok üzgünüm.

Okuyan, pırıl pırıl bir gencin, kendisinin hiç dahli olmadığı bir kavgaya müdahale edeyim derken hayatının kararması... Keşke bir 10 dakika önce ya da bir 10 dakika sonra geçseydi oradan da başına hiç böyle bir şey gelmeseydi.

Seda Sayan, Şevval Sam, Bengü, Sevim Emre, Gaye Su Akyol, Didem Soydan gibi kadınlar başta olmak üzere, birçok ünlü tepkisini dile getiriyor. Hatta Şevval Sam, Kadir Şeker’in beraatini istedi; Seda Sayan kendisinden özür diledi: “Bizi affet, senin için bir şey yapamadık.”  

Hukukçu olmayanın beraat falan gibi konularda ahkâm kesmesi zor. Ama mahkemenin verilebilecek en az ceza konusunda hassas davrandığı kanısı yaygın. En büyük endişeyse bundan sonra benzeri başka olaylarda insanların müdahale etmekten çekineceği kaygısı.

Şöyle bir paylaşım gördüm: “Demek ki bu ülkede çocuklarımıza ‘Aman yavrum, sokakta bir kadına, bir çocuğa bir şey yapıldığını görürsen kafanı çevir, yürü, git. Sakın yardım etmeye falan kalkma’ diyeceğiz. Ne acı! Bugün insanlığımızdan vazgeçme günü...”

Zaten bunu telaffuz eden de çok: “Asla karışmam, sonra bir de kadın karakolda ‘Kocamdır. Sever de döver de’ diyecek...” Bununla birlikte şunu söyleyenler de var: “Bir şiddet olayına müdahale etmekle o kişinin ölümüne sebep olmak ayrı şeyler. Oyalayın, vakit kazanın, polis çağırın.”

Verilen cezayı doğru bulanlar da mevcut:

“Kadir Şeker dayak yiyen bir kadını kurtardığı için değil, kurtarırken adamı bıçakla öldürdüğü için hapis yatmaktadır. Şiddetle karşı çıkanlar da: “Filanca gibi adamlar elini kolunu sallaya sallaya gezsin, Kadir 12 sene yesin!”

Yazının Devamını Oku

@Sheyliee bilmecesi

Türkler gerçekten başka bir ülkenin fenomenini tacizleriyle bezdirip Türkçe “Beni rahat bırakın” diye mesaj yazacak hale getirmiş olabilir mi? Öyle şeyler yaşıyoruz ki uydurma bir haber de olsa insan dikkat kesiliyor. Bakalım, akla kara çok yakında çıkar meydana...

ABD’li fenomen... Sheyenne Shea... Instagram’da @sheyliee olarak biliniyor. 108 bin takipçisi var.

İddia o ki Instagram’ın hikâyeler bölümünden hem İngilizce hem Türkçe bir paylaşım yaparak Türk erkeklerinin tacizinden şikâyet ediyor.

Haberi okur okumaz @sheyliee hesabını kontrol ettim. Öyle bir paylaşım bulamadım.

Ama hikâye paylaşımları 24 saatte siliniyor.

Belki ben yakalayamadım. İnternette dolaşan ve farklı saatlerde ekran görüntüsü alınmış fotoğraflardaysa fenomenin şöyle yazdığı görülüyor:

“Bu konuya son kez değineceğim. Türkiye’ye karşı bir nefretim yok ama tacizlerden bıktım usandım. Aylardır Türk erkeklerinden ölüm tehditleri ve fazlasını içeren taciz mesajları alıyorum. Lütfen beni rahat bırakın ve kişisel alanıma saygı duyun. Sevginizi böyle belli edebilirsiniz. Teşekkürler.”

Haber uydurma olabilir. İnternet asparagası falan... Hatta hesap toptan sahte olabilir. Yine de Türkiye’de öyle şeyler yaşıyoruz ki insan böyle şeyler karşısında pürdikkat kesiliyor.

Yazının Devamını Oku

Ivana Sert’in 15 bin liralık nafaka davası

Ivana Sert başarılı bir işkadını olabilir, hatta çok iyi para kazanıyor da olabilir. Ama sırf çalışıyor diye müşterek çocuğun masrafları niçin sadece anneye ait olsun ki?

Ivana Sert, oğlu Ateş için eski eşi Yurdal Sert’e açtığı nafaka artırma davasıyla gündemde.
Aylık 5 bin lira olan nafakanın yüzde 300 artırılarak 15 bin lira olmasını istiyor.
Olaya tepkiler çığ gibi. Hatta şarkıcı Hatice (Çarpar), bu olayla ilgili “Ticari evliliklerden midem bulanıyor. Zaten çalışan bir kadın. Ne bu erkekleri haraca bağlamak? Biraz idare ve irade...” dedi.
Davada telaffuz edilen rakamlara, şarkıcı Hatice’nin “erkek tribünleri”ne oynamasına, “idare” ve “irade” gibi uyumlu, laf cambazlığına uygun kelimelere bakıp Hatice için “Ivana’ya füze atmış” diyebilirsiniz.
Ama benim katılmadığım, hatta ciddi itiraz ettiğim birkaç nokta var. Hatice Çarpar, Ivana Sert ve eski eşi Yurdal Sert’in 9 yıllık evliliğini neye dayanarak “ticari” ilan etti bilmiyorum.
Ama söylenen lafa bakmak lazım, bir de söyleyenin kim olduğuna.
İlle de “ticari” bir hareket arıyorsak Hatice’ye ne oluyor?

Yazının Devamını Oku

Haftanın en komikleri

Gündemden içimiz daralıyor bazen. Ne pandemisi bitti, ne iklim krizi, ne kadın cinayeti, ne siyasi gerilimi... Ciddiye alacak yerlerimiz ağrıyor. Neyse ki imdadımıza insani haller yetişiyor. “Anı yaşamak” derler ya, biz fukaralar da iki kıkırdayıp böyle “an”ı unutuyoruz. 

◊ Can Yaman’ın gece kulübünde uyuyakalması
İddia o ki Ortaköy’de bir gece kulübünde eğleniyor, o sırada bir kızla flört etmeye başlıyor. Fakat kapıda paparazziler var... Diyor ki “Aynı anda çıkmayalım, sen önden çık, sonra buluşuruz.” Kız çıkıyor. Kapıda bekleyen gazetecilere “Bu akşam yeni tanıştık” diyor.
Ama Can yok... Bekle, bekle çıkmıyor. Meğer içeride uyuyakalmış.
A) Siz kızın yerinde olsanız n’aparsınız?
B) Can Yaman ne yapmaya çalıştı?
A’nın cevabı basit: Engellersin, bir daha telefonlara bile çıkmazsın. Ha sırf Can Yaman’a istisna yapmak istiyorsan, o ayrı.
B’nin cevabı daha karmaşık: Birkaç olasılık var...

Yazının Devamını Oku

Minyatür mantı tepsisi

Kocaman bir mantı tepsisi düşünün... Sonra alın onu künefe tabağı boyutuna kadar küçültün. İçindeki mantılar da minnak minnak olana kadar tepsiyle beraber küçülsün... Balat Meze’nin en ilginç yemeği işte böyle bir şey...


Balat’ta yeni açılan Balat Meze’de ilgimi en çok çeken yemek Kayseri tepsi mantısıydı. Tepsi mantısı ama koca tepsiyi meze tabağına dönüşecek şekilde ufaltmışlar. Tabii onunla birlikte içindeki mantı taneleri de minyonlaşmış. Kemik suyuyla pişiriliyor, üstüne yoğurdunu kendiniz döküyorsunuz; normalde iki kişilik ama biraz zorlarsanız tek başınıza bitirebiliyorsunuz.

Malzemeler Anadolu’dan...

Onun dışında tarama, humus, cercerun, öcce (Antakya mücveri), levrek marin, patlıcan ruloları, atom, kokoreç denemeye değer. Malzemelerin her biri Anadolu’nun farklı bir yerinden geliyor. Mesela atomu Karaman’ın yanık yoğurdundan yapıyorlar. Çünkü mekânın işletmecisi ve şefi Savaş Ergen yıllarca yemek programı yapımcılığı yapmış ve bu sayede neyi, nereden, nasıl tedarik edeceğinin güzel bir arşivini oluşturmuş.

Terastan yer bulmaya çalışın

Mekân ilginç bir yerde: Haliç Köprüsü’nün Ayvansaray ayağında, geçmiş yüzyıllara gitmişsiniz hissi yaratan mimariyle yapılmış ultramodern bir sitenin içinde. İkinci katta olduğu için akşamüzeri kızıllığında Haliç’e bakan güzel de bir manzarası var. Gitmeye niyetlenirseniz önündeki terastan yer bulmaya gayret edin.

Mezeler 27-43, salatalar 30, ara sıcaklar 31-43 lira. (0554) 167 70 06.

Yazının Devamını Oku

Buradan çıkınca lança giderim

Biz acaba “Türkiye Güzeli” diye yanlışlıkla başka bir ülkenin kızını mı seçtik? Bu hanımın Türkçesi yetersiz değil. Belli ki İngilizcesi yetersiz. Konuşurken zorlanıyor, aralara Türkçe kelimeler serpiştiriyor.

Türkiye’de yaşayan İngiliz arkadaşımız var. Özbeöz İngiliz, Helen. Bir Türkçe konuşuyor, inanamazsınız. Paketi açılmamış argosuna kadar. En son ağzından “kâfi” lafının çıktığını duyduk. Ama layıkıyla. İncelterek falan.
Hadi Helen yıllardır aramızda. Güzel Türkçe konuşup düzgün yazmaya özen gösteren insanlardan öğreniyor dilimizi.
Yahu Türk dizisi izleyerek Türkçeyi söken Araplar, İranlılar, Balkanlılar, Latin Amerikalılar var.
2018’de Türkiye’nin en güzel kızını seçmişiz: Şevval Şahin. Adını o zaman duymadıysanız son dönemde insanlara korona bulaşan partileriyle çalınmıştır kulağınıza.


“Moda ve Sosyete” isimli programa katıldı.

Yazının Devamını Oku

Devlet Ayşo’ya sahip çıksa

Aklı biraz gel-git, fenomen olduğundan bile haberi yok. İnternete “Ayşo” diye yazın, şak diye çıkacak karşınıza. Dünya şekeri. Gülmekten ölürsünüz. Bir onun, bir bunun yanında kalıyor. Şu kadıncağız güvenli bir yere yerleştirilemez mi?



Düğünüm var benim anlamıyon mu?” lafıyla fenomen olan Ayşo’yu sosyal medya meraklıları yakından tanıyor.

Sosyal medyadan uzak olanlara hızlı özet: Adına açılmış, bol takipçili onlarca hesap var ama kendisinin fenomen olduğundan haberi yok.

Çiçekçilik yaparak hayatını devam ettiren, sokaklarda yaşayan bir kadıncağız.

Yaşadığı zorluklardan dolayı aklı biraz gel-git.

Ama dünya şekeri.

Kafayı evlenmeyle bozmuş, zaten bu kadar tanınmasının nedeni de

Yazının Devamını Oku

Gına getiren medyatik hareketler

Dejavu gibi, kendinizden şüphe edersiniz. Belirli aralıklarla durup durup aynı şeyleri okuyoruz. Kimilerine “medya maymunu” derler ya, kimi de medyayı maymun gibi parmağında oynatıyor. En kıdemlisinden en masumuna sıralayalım.

◊ Hülya Avşar’ın adası:

Avşar, ara ara basına bu tür gayrimenkul haberleri sızdırmayı seviyor. Sonra bir bakıyorsunuz her yerde “Hülya Avşar Riva’da çiftlik yaptırıyor, inek sağacak”, “Hülya Avşar ada satın aldı” haberleri...

Halbuki ortada fol yok, yumurta yok.

Adı geçen Çiçek Adası’nın hissedarı böyle bir görüşmenin dahi olmadığını açıkladı.

Şöyle bir arşiv tarıyorsunuz meğer aynı ada, “Hülya Avşar alıyor” diye, 2007’de de yazılıp çizilmiş. Fakat medyaya konuşmayı, başlık vermeyi bu kadar seven Avşar, sonra çıkıp “Yok arkadaşlar öyle bir şey” diye düzeltme de yapmıyor. 17 yıldır Çiçek Adası’nda yaşayan ve Robinson Ailesi olarak bilinen çift, taşı gediğine koymuş en sonunda: “Bunları durup durup gündeme gelmek için yapıyor.”  

◊ Nesrin Cavadzade’nin sergisi:

Medyaya başlık vermek, neyin başlık olacağını bilmek konusunda henüz Hülya Avşar’ın eline su bile dökemez. Ama iddialı geliyor, bakarsınız ileride boynuz kulağı geçer. Oyuncu Nesrin Cavadzade’nin terennümü de sosyal medyadan kendisine gönderilen müstehcen fotoğraflar...

Efendim, erkekler hanımefendiye durmadan çıplak fotoğraflarını gönderiyormuş, o da fotoğrafları silmeyip biriktiriyormuş. İfşa etmek için hepsini toplayıp sergi açacakmış... Valla o sergiyi kim gezer bilmiyorum ama Nesrin Hanım bu sapıklardan birini avukatına verip ceza aldırsa belki arkası zaten kesilecek.

Yazının Devamını Oku

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

Her gün gazetelerde görüşlerini okuyor, televizyonda tavsiyelerini dinliyoruz. Hürriyet Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan için ‘pandeminin yüzü’ desek yanlış sayılmaz. İkilemli sorularıma konuk olmaya onu şöyle ikna ettim: “Hocam, şimdi sırası mı diye kızabilirsiniz ama sağlık çalışanlarının da özlemlerinin, sevgilerinin, hasret kaldıkları küçük keyif ve tercihlerinin olduğunu, ezcümle insan olduklarını hatırlamaya ihtiyacımız var...”

◊ Kütüphanenizde hangi ödül önde durur: Cihat Tahsin Gürson birincilik ödülünüz mü TÜBİTAK teşvik ödülünüz mü?

- Hiçbiri. Kütüphaneye ödül koymayı sevmem.

◊ Yangında hangisini kurtarırsınız? Mona Lisa tablosunu mu, koronavirüs aşısını mı?

- Koronavirüs aşısını.

◊ İmkân olsa hangisiyle kahve içmek isterdiniz? Einstein mı Pasteur mü?

- Louis Pasteur’le tanışmak isterdim. Aşı bulunmasına öncülük etmenin, insanlığa hizmet açısından izafiyet teorisinin geliştirilmesinden daha önemli olduğunu düşünüyorum.


Yazının Devamını Oku

Kocasını aldatan kadın polemiği

Kadının birinin kocasını aldattığı ve çocuğun babasının başka biri olduğu canlı yayında ortaya çıktı. Geri kalan 80 milyon taşı kuyudan çıkaramıyoruz, tartışma gündemden düşmüyor. Cuma başladığımız konuya bugün de devam ediyoruz.

Cuma günü, Esra Erol’un programında ortaya çıkan son rezaleti yazdım.
Canlı yayını görmemiştim. Sonradan izledim, hakikaten asap bozucu görüntüler.
Kadının biri, çocuğunun kocasından olmadığı tıbbi raporla ortaya çıkınca pişkin pişkin gülüyordu ekranda. Bu olayla birlikte sadece o kadına değil; programın kendisine karşı da tepkiler yükseldi, devam da ediyor.
İş o insanların özelinden çıktı, genel bir ahlak tartışmasına dönüştü; hatta programın kaldırılmasını isteyenler oldu.
Ben de “Esra Erol olmasa her şey düzelecek mi?” diye sormuş, hangisinin sebep, hangisinin sonuç olduğundan emin olamadığımı; bu konuda sizin ne düşündüğünüzü merak etmiştim.
Ortaya çıkan görüşlerden şöyle birkaç ana başlık beliriyor...

‘Sana ne’ciler...

◊ Sana ne? Sanki sen Esra Erol izleyicisi misin?

Yazının Devamını Oku

Esra Erol olmasa her şey düzelecek mi?

Soru şu: Esra Erol mu, program mı, kanal mı yoksa oraya çıkan insanlar mı ahlaksız? Hangisi sebep, hangisi sonuç? Sanki bu program olmasa, bu olup bitenler yaşanmamış mı olacak? Esra Erol bu ahlaksızlığı sadece yüzümüze vuruyor. Hem de biraz sert bir tokat gibi.

Sosyal medya neredeyse dördüncü kuvvet... Hukukun geç, yetersiz ya da eksik kaldığı düşünülen alanlarda vicdanların adaletini sağlamada inanılmaz bir etkisi var.
Örneği o kadar çok ki. Şule Çet cinayetinden tutun hani şu araba tekmeleyen “baklavacı kardeşlere”...
Heyecan duymamak mümkün değil. Çağımızın en büyük ilerlemelerinden biri.
Ama her ilerleme gibi kendi sorunlarını da beraberinde getiriyor.
Tozu dumanı biraz geçtiğine göre ters köşeden bakarak bir örnek vermek istiyorum: “Esra Erol olayı”.
Bilmeyenlere kısaca hatırlatalım: Esra Erol, “reality show” denilen bir sabah kuşağı programı yapıyor. Programında evli bir kadının çocuğunun kocasından olmadığı ortaya çıktı. Adam canlı yayında yıkıldı, kadınsa neredeyse kahkaha atacaktı.
Hemen herkesin tüylerini diken diken eden bir sahne.

Yazının Devamını Oku

Patlıcana ‘patlıcan’ demek...

Karabağ’da işgalden kurtarılan köyler haberi...

Azeri kadın spiker haberi önce düzgün düzgün sunmaya çalışıyor, sonuna doğru kendini tutamayıp sesi titreyerek ağlamaya başlıyor:
“Bazı torpahlarımız işgaldan azad olundu. Gözünüz aydın olsun.”
Kadın ağlıyor, seyredip ben de ağlıyorum. O anda ne gazeteciyim, ne objektif...
Tarafsız ne demek? İliklerime kadar tarafım. Lise talebesiyken para biriktirip Azerbaycan’a gittiğim günkü kadar taraf. Karabağ krizinin ardından önceki gün bir başka kadın spiker; Ece Üner, bu kez Türkiye’den sunuş yaptı.
Çatışmaların Azerbaycan’ın saldırılarıyla başladığını ve Türkiye’nin bu konuda uyarılması gerektiğini savunan Kim Kardeşyan’ı (Kardashian) yaptığı yorumla ekranda gömdü.
Oyuncu Deniz Çakır, bu yoruma sert biçimde karşı çıktı.
“Bu nasıl avam yakışıksız bir üsluptur. Pes yahu... Bu üslup ile ana haber bülteni sunuyor. İnanılır gibi değil” dedi.

Yazının Devamını Oku

Araba kullanamayan erkekler-2

Yazar Emrah Serbes trafikte hiç tanımadığı üç kişinin canını aldı. Ödeyeceği tazminat belli oldu, infaz yasasından faydalanarak çıkması gerekenden daha erken çıkacak. Kendi başıma geldiğini düşünüyorum. İyiyim ben böyle ya. İnsanın peşini hukuk bıraksa, vicdanı rahat bırakmaz. Ne bu dünyada ne öbüründe...

Daha önce de yazmıştım, resmi olarak araba kullanabiliyorum, ehliyetim var. Ama onu da iki kerede mi, üç kerede mi ne vermişlerdi.

En sonunda sınava giren hocaya şunu dedim:

Beyefendi ehliyetsiz olmak ağırıma gidiyor, sadece onun için alıyorum. Benim bunu kullanacağım yok zaten.

Bu lafın sınavı geçmemde etkisi oldu mu, bilmiyorum.

Ama sözümü tuttum, sonra bir daha hiç direksiyon başına geçmedim.

Geçemem de zaten.

Bana çok karmaşık geliyor.

Nasıl yapabiliyorsunuz anlamıyorum:

Yazının Devamını Oku

Efsaneyle baş başa

Yüksek mimar ama mesleğini yapmadı. Gazetecilik ve sonra sinema eleştirmenliğine yöneldi ve bu alanda Türkiye’nin tartışmasız en saygın ismi. Legion d’Honneur nişanı sahibi. Bugüne kadar 60’a yakın kitap kaleme aldı, şu anda sağlık sorunları nedeniyle sinemaya gidemiyor ama hâlâ 4-5 yeni proje var kafasında. Duayen Atilla Dorsay’ı bu hafta ikilemli sorularda fena sıkıştırdım. Hiçbir soruya itiraz etmeden, politik cevaplara kaçmadan samimiyetle cevap verdi.

◊ Hangisine daha çok gülersiniz: Şener Şen mi, Kemal Sunal mı?
- Kemal Sunal hiç kuşku yok ki bu halkın en gözde komedyeni. Bugün, yarın ve daima! Ama kendi adıma, çok daha az filmde oynamış olsa da her birini bir mücevher gibi işleyerek birer karaktere dönüştüren Şener Şen’i tercih ederim.
◊ Nuri Bilge Ceylan mı, Zeki Demirkubuz mu?
- İkisini de çok severim. Nuri Bilge bir adım önde.
◊ Gelmiş geçmiş en iyi film seçmesinde finale bunlar kalsa... Oyunuz “Casablanca”ya mı olurdu, “Yurttaş Kane”e mi?
- Öyle iki filmi karşı karşıya getirmişsiniz ki... “Yurttaş Kane”, anlatım özellikleriyle sinema sanatına yollar açmış. Öbürüyse en klasik ögeleri kullanarak tüm duygularımızı ayaklandırmış. Yine de “Casablanca” dersem şaşmayın. Çünkü iflah olmaz bir romantiğim!

Yazının Devamını Oku

Sarı yazınız kutlu olsun

Aslında tam bir tarihi yok. Eylül ortası gibi başlıyor, ekim sonuna kadar yolu var. Sadece deniz-kum-güneş değil, kültür ve gastronomi gezileri için de biçilmiş kaftan... Gidemeseniz bile şöyle arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapayın, bir 15 dakikacık olsun kendi astral sarı yaz tatilinize ışınlanın.

Bugün Seyahat ilavemizde harika bir “pazar haberi” var.
Melis Yılmaz imzalı yazıda “sarı yaz”ı en güzel değerlendirmek için 10 seyahat uzmanından 10 öneri sıralanmış: Kaleköy, Yedigöller, Cunda...
Gidemeseniz bile okuyup okuyup hayal kurun, içiniz açılacak.
Bilmeyenler için hemen sarı yaz nedir, kısaca anlatalım...
Aslında tam bir tarihi yok. Eylül ortası gibi başladığı varsayılıyor; yerine, coğrafyasına göre ekim sonuna kadar yolu var.
Yazın o bezdirici harareti elini ayağını çekmiş... Hatta akşamları hafif hafif ısırıyor.
Okullar açıldığı için çocuklu aileler şehirlere dönmüş... Etraf size kalmış, sessiz sakin.

Yazının Devamını Oku

Neslican bu polemiği hak etti mi?

1 yıl önce kansere yenik düşen Neslican Tay’ın filmi, daha çekimlere bile başlanmadan çirkin polemiğin konusu oldu. Neslican’ı canlandıracağı söylenen Neslihan Atagül’ün rolü reddettiği ortaya çıktı. Yapımcılar PR yapmakla suçlanıyor.

Kansere karşı verdiği umut dolu mücadelesiyle bütün Türkiye’nin sevgilisi olmuştu Neslican Tay.
Bacağını kaybetmesine rağmen hayat dolu mesajlar veriyor, “Ben bir bacaktan ibaret değilim ki... Çok daha fazlasıyım!” diyerek başka kanser hastalarına ve yakınlarına da umut oluyordu.
Fakat kansere çalım atan, ölüme nanik yapan bütün o hallerine rağmen hastalığı ilerledi ve 1 yıl önce kaybettik Neslican’ı.
İnsanlar öyle sevmiş ki onu, pazar günkü ölüm yıldönümünde sosyal medyanın gündeminden düşmedi.
Çevresine, yaşadığı topluma böyle ilham veren insanlar dünyanın her yerinde popüler kültürün ilgisini çeker.
Nitekim hayatının film olacağı duyuruldu: Demir Kadın Neslican. Neslican’ı da oyuncu Neslihan Atagül canlandıracak denildi.
Sadece isimleri benzeşmiyor.

Yazının Devamını Oku

Severek evlendik saygıyla ayrıldık

Gizem Salkım’ın eşinden ayrıldıktan sonra sarf ettiği dört sihirli kelime. Boşanmayı beceremeyen bir toplumda, şiddet ya da rezillik yaşanmadan yolları ayırmanın formülü gibi.

Yeşim Salkım’ın kızı Gizem Salkım, 3 yıllık eşi Ozan Düzdaş’tan boşandı.
İkisine de geçmiş olsun.
Bunlar zor ve hırpalayıcı kararlar. Her iki taraf için de. Hatta aileleri, yakınları, arkadaşları için bile.
Kim bilir o sürece gelene kadar neler, neler yaşandı aralarında...
Ama bazı ilişkilerin de bir miadı var işte.
O gün geldi mi tükeniyor.
Üstelik o sırada bir gönül artık gitmek isterken, bir gönül hâlâ sevebiliyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın tüm tiyatrocuları, birleşin!

Bir sabah uyandığımızda, artık şehirlerimizde tiyatro yapacak hiçbir kumpanya, müzik yapacak hiçbir mekân kalmamış olabilir. Aylardır dükkânını açmayan yerler, “perde” demeyen tiyatrolar var. Şimdi el ele verip bu zorlukları aşmaya çalışıyorlar.

Bu pandemi elbet bir gün bitecek. Ömrümüzün sonuna kadar maskelerle yaşamayacağız.
Ya belli bir sürenin sonunda toplumun önemli bir kısmı bağışıklık kazanmış olacak ya da bir aşı bulunacak.
Fakat salgın bittiğinde can ve ekonomik kayıpların dışında, kendimizi çok ciddi bir kültürel hasarla da karşı karşıya bulabiliriz.
Bir sabah uyandığımızda, artık şehirlerimizde tiyatro yapacak hiçbir kumpanya, müzik yapacak hiçbir mekân, eğlenecek hiçbir işletme kalmamış olabilir.
Aylardır dükkânını açmayan yerler, “perde” demeyen tiyatrolar var.
Zaten onlar dese kim gidecek? İnsanlar tedirgin, toplu yapılan etkinliklere katılmak istemiyor. Hele de kapalı alandaysa.
Bazı iyi niyetli girişimler başlatıldı.

Yazının Devamını Oku